35. bölüm / 39
UMBRAEBÖLÜM 35
Bölümler 39Şu an: BÖLÜM 35
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime
- 21 BÖLÜM 21768 kelime
- 22 BÖLÜM 22637 kelime
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Toprağın altından gelen ses, bu kez bir makine gürültüsü değildi.
Bu, bir gezegenin ciğerlerinden kopup gelen asırlık, boğuk ve aç bir iniltiydi. Yıkılan Sıfır Çekirdeği Kulesi’nin tam altında, yüzlerce metre genişliğinde devasa bir krater açılmaya başladı. Kraterden fışkıran şey lav ya da duman değildi; saf, bilince sahip, temas ettiği her taş parçasını siyaha dönüştüren kadim bir zift fırtınasıydı.
Başkentin surlarındaki zafer çığlıkları bir anda boğazlarda düğümlendi.
Kraterin merkezinden göğe doğru yükselen o zift sütununun içinden, tarihin bile adını anmaktan korktuğu o varlık belirdi: Karanlık Suretlerin İlk Efendisi: Nihilus.
Nihilus bir insana ya da hayvana benzemiyordu. O, gökyüzünü kaplayan binlerce gölge koldan, her bir kolunun ucunda sönmüş yıldızlar gibi parıldayan kızıl gözlerden ve biçimsiz, devasa bir karanlık girdabından ibaretti. Suretlerin insanlarla bağ kurmasından önceki çağda, bu dünyanın ilk gecesini var eden o mutlak boşluktu. Bin yıldır Sis Dağları’nda Vaelen’ın mührüyle uyutulmuş; ardından Demir İmparatorluk’un negatif enerjisiyle beslenerek son uyanışına ulaşmıştı.
"Sonunda..." diye fısıldadı Nihilus.
Bu fısıltı tek bir dilde duyulmadı; ovadaki her bir askerin, her bir büyücünün ve bizzat Elira’nın kafatasının içinde aynı anda yankılandı.
"Kök Kaynak uyandı... Ve beni besleyecek o kusursuz meyve olgunlaştı."
Nihilus’un göğsünden fırlayan yüzlerce gölge dokunaç, aynı anda tüm ovaya yayıldı. Dokunaçların çarptığı akademi büyücüleri tek bir çığlık bile atamadan ruhlarını yitirerek taş kesildi. Suretler acı içinde kıvranarak efendilerinin göğsünden kopup o zift fırtınasının içine doğru çekilmeye başladı. Nihilus, yaşayan her bir Suretin özünü emerek devasa boyutunu daha da büyütüyordu.
"Geri çekilin!" diye haykırdı Elira, göğe yükselerek.
Genç kız iki elini birden kraterin üzerine doğru uzattı. Kök Kaynak’ın tüm kozmik akıntısını serbest bıraktı; havada devasa bir gümüş ve mor ışık kalkanı örerek Nihilus’un kollarını engellemeye çalıştı. Kalkan ile gölgelerin çarpışması, gökyüzünde nükleer patlamaları andıran şok dalgaları yarattı.
Morvath da Elira’nın yanına geçti. Kar beyazı saçları rüzgârda vahşice savrulurken, altı dev kanadını açıp doğrudan Nihilus’un kalbine doğru gölge bıçakları savurdu. "Senin çağın bin yıl önce bitti, kadim artık!"
"Benim çağım hiçbir zaman bitmedi Morvath!" diye gürledi Nihilus.
Devasa bir gölge kol, havayı yırtarak Morvath’a çarptı. Çarpmanın şiddetiyle Morvath savrularak kraterin kenarındaki kayalıklara çakıldı; mermer beyazı bedeninde derin kara çatlaklar açıldı. Morvath ilk kez acıyla inledi.
Elira’nın dikkati bir anlığına dağıldı. "Morvath!"
O tek saniyelik zaafiyet, Nihilus için yeterliydi.
Nihilus’un göğsündeki devasa kızıl göz açıldı. Gözden çıkan ölümcül, siyah bir ışık huzmesi, doğrudan savunmasız kalan Elira’nın kalbine doğru fırlatıldı. Bu ışık, Kök Kaynak’ı bedenden söküp alacak, Elira’yı anında yok edecek nihai bir ruhi idamdı.
Elira gözlerini açtı. Işığın hızından kaçması imkânsızdı. Kalkanı düşmüştü, enerjisi tükenmişti. Ölümün o dondurucu nefesi tam göğsüne çarpmak üzereydi.
Ve tam o anda, araya altın bir alev girdi.
Bölüm etkileşimi
