22. bölüm / 39
UMBRAEBÖLÜM 22
Bölümler 39Şu an: BÖLÜM 22
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime
- 21 BÖLÜM 21768 kelime
- 22 BÖLÜM 22637 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ziyafet salonunun devasa demir kapıları dışarıdan gelen rüzgârla değil, içeride patlayan gölge fırtınasının basıncıyla zangırdıyordu.
Baygın haldeki Seraphina muhafızlar tarafından salondan sürüklenerek çıkarılırken, Elira tek bir saniye bile duraksamadı. Adımları mermer zemini dövüyor, her adımında altından ince siyah çatlaklar yayılıyordu. Kaelen hemen onun bir adım gerisindeydi; elini kılıcının kabzasına koymuş, zihnindeki Ares'in altın alevlerini hazır tutuyordu.
"Vane batı kulesine, çan kulesinin gizli geçidine doğru kaçıyor!" dedi Kaelen, nefes nefese. "Orada Konsey'in eski kaçış tünelleri var. Dağın arkasına süzülürse onu vadide bulamayız!"
"Benden hiçbir gölge kaçamaz," dedi Elira.
Salondan fırlayan yüzlerce gölge kuş, akademinin yüksek vitraylı koridorlarını zifiri bir girdap halinde yarıyordu. Kuşların kanat sesleri taş kemerlerde gök gürültüsü gibi yankılanırken, kütüphanenin yasaklı kanadından yukarı tırmanan döner taş merdivenlere ulaştılar. Merdivenlerin üzerindeki taşlar, Vane’in aceleyle attığı adımların ardından bıraktığı zehirli asit izleriyle tütüyordu.
En üst sahanlığa, rüzgârın çılgınca içeri dolduğu açık balkonlu çan kulesine çıktıklarında Lord Vane köşeye sıkışmıştı.
Engizisyon cüppesi rüzgârda dalgalanıyor, göğsündeki kırmızı göz arması karanlıkta uğursuzca parıldıyordu. Arkasında uçurum, önünde ise iki ölüm meleği gibi dikilen Elira ve Kaelen vardı.
"Geri çekilin!" diye tısladı Vane. Elindeki kemikten oyulmuş asayı öne uzattı. Asanın ucundan katran kıvamında, çürümüş büyü tüküren iki gölge kurdu fırladı. Kurtlar havayı yırtarak ileri atıldı; fakat Elira elini bile kaldırmadı.
Arkasındaki Morvath tek bir adımda öne süzüldü.
Mermer beyazı eli havada hafifçe kıvrıldı; Vane’in gönderdiği o zehirli yaratıklar daha Elira’nın pelerinine yaklaşamadan havada dondu, toza dönüşerek rüzgârda savruldu. Morvath’ın kar beyazı saçları rüzgârda dalgalanırken, gümüşi gözlerinde saf bir tiksinti vardı.
"Efendilerinin artıklarıyla bana mı saldırıyorsun, solucan?" dedi Morvath. Sesi kuleden aşağı yankılanarak tüm dağ yamacını titretti.
Vane korkuyla bir adım geri çekildi, sırtı taş korkuluğa çarptı. Yüzündeki o kibirli cellat maskesi tamamen parçalanmıştı. "Beni öldürürseniz... Malakor bunu yanınıza bırakmaz! Başkent çoktan harekete geçti! Kraliyet ordusu değil, bizzat Engizisyon'un kadim mühürleri açılıyor!"
Kaelen kılıcını çekti, altın alevler kılıcın çeliği boyunca çıtırdadı. "Başkentin ne açtığı umurumda değil Vane. Akademiye zehir soktun, öğrencileri kullandın. Konsey'in kokuşmuş düzeni burada bitti."
"Dur Kaelen," dedi Elira sakince.
Elira öne çıktı. Vane’in birkaç adım ötesinde durdu. Zifiri siyah gözleri, Vane’in cüppesinin altında gizlediği son nesneye kilitlenmişti: Kara taştan oyulmuş, üzerinde Konsey’in Başkent Divanı ile doğrudan bağlantı kuran bir iletişim küresi.
"Malakor’a bir mesaj göndermek istiyordun, değil mi?" dedi Elira.
Parmaklarını şıklattı. Vane’in cüppesinin altındaki kara küre bir anda adamın elinden fırlayarak Elira’nın avucuna kondu. Kürenin içindeki kırmızı dumanlar çalkalandı ve ardından Lord Malakor’un hiddet dolu yüzü kürenin yüzeyinde belirdi:
"Vane! Zehir işe yaradı mı? Melezin bağı koptu mu?!"
Elira küreyi hafifçe havaya kaldırdı, yüzüne yaklaştırdı. Malakor’un küredeki görüntüsü, karşısında zerre kadar zarar görmemiş, gözlerinde kozmik bir fırtına dönen Elira’yı görünce kaskatı kesildi.
"Zehir kadehte dondu, Malakor," dedi Elira, sesi fısıltıdan hallice ama tüm başkenti titretecek kadar keskin çıkarak. "Gönderdiğin cellat dizlerimin dibinde titriyor."
"Sen... Lanet olası melez ucube—"
"Sözümü kesme," dedi Elira. Göğsündeki çatlak taştan sızan soğukluk kürenin yüzeyini çatlatmaya başladı. "Sana son uyarımı köprüde yapmıştım. Masumları kalkan yapıp gölgelerin arkasına saklanma devriniz bitti. Eğer tahtını, Konseyini ve canını kurtarmak istiyorsan bütün o kokuşmuş cellatlarını topla. Çünkü bu kez biz kapınıza geliyoruz."
Elira elini sıktı.
Kara iletişim küresi parmaklarının arasında un ufak olarak siyah bir toza dönüştü ve uçurumdan aşağı döküldü.
Vane taşlara yapışmış, dehşetle yukarı bakıyordu. "B-beni bağışlayın... Ben sadece emir kuluyum—"
"Seni bağışlamak benim değil, Valerius'un zindanlarının görevi," dedi Elira.
Kaelen bir işaret yaptı; kuleye tırmanan kraliyet muhafızları Vane’i büyü mühürleriyle bağlayarak karga tulumba aşağı indirdiler.
Kulede yalnızca Elira, Kaelen ve yanlarındaki iki Suret kaldı.
Kaelen kılıcını kınına soktu, derin bir nefes alarak Elira’ya döndü. "Başkente yürüyeceğiz, değil mi? Artık geri dönüşü olmayan bir yola girdik."
Elira başını kaldırdı. Gece gökyüzündeki kurşun bulutlar dağılmış, yıldızlar parıldamaya başlamıştı. Yanındaki Morvath’ın mermer beyazı silüeti ile Kaelen’ın yanındaki o altın ışıktan dokunmuş kız aynı anda ufka doğru baktılar.
"Geri dönüş hiçbir zaman yoktu Kaelen," dedi Elira, rüzgâr siyah saçlarını savururken. "Onlar karanlıktan korkuyorlardı. Şimdi onlara gecenin ne kadar derin olabileceğini göstereceğiz."
Bölüm etkileşimi
