21. bölüm / 39
UMBRAEBÖLÜM 21
Bölümler 39Şu an: BÖLÜM 21
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime
- 21 BÖLÜM 21768 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 BÖLÜM 22637 kelime
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Büyük Ziyafet Salonu, asırlardır süregelen "Güz Gündönümü Kutlaması" için altın şamdanlar ve büyülü sarmaşıklarla donatılmıştı. Salonun ortasındaki uzun masalar kristal kadehler, egzotik meyveler ve soylu hanedanların en nadide şaraplarıyla dolup taşıyordu. Fakat bu gece masalardaki ihtişam değil, salonun başköşesinde yan yana oturan iki figür konuşuluyordu: Kaelen ve Elira.
Kaelen, omzundaki pelerininde parıldayan taht armasıyla her zamanki asaletini koruyordu; yanındaki Elira ise gece mavisi sade bir elbise giymiş, boynundaki o çatlak obsidiyen kolyeyi açıkta bırakmıştı. Salonun tüm fısıltıları, bakışları ve hatta Suretlerin çekingen hırıltıları bile bu ikilinin etrafında dönüyordu.
Salonun diğer ucundaki yüksek masada oturan Seraphina, tırnaklarını avuçlarına batırarak bu tabloyu izliyordu.
Göğsünün altında sakladığı o minik kristal şişenin soğukluğunu teninde hissedebiliyordu. Parmakları titriyordu ama gözlerindeki kıskançlık sisi korkusunu çoktan boğmuştu. Yanındaki beyaz kar parsı huzursuzca kuyruğunu sallıyor, sanki sahibinin ruhundaki o çürümüşlüğü sezip geriliyordu.
"Hemen şimdi," diye fısıldadı Seraphina kendi kendine. "O köylünün saltanatı bu gece bitecek."
Hafif adımlarla ayağa kalktı. Yüzüne yıllardır ustalıkla taktığı o sahte, büyüleyici dükalık tebessümünü yerleştirdi. Hizmetkârların şarap doldurduğu gümüş tepsiye doğru yaklaştı; cüppesinin geniş kolunun altından kaydırdığı kristal şişenin tıpası sessizce açıldı. Kızıl, kokusuz ve gözle görülmeyen o zehir damlası, Elira için hazırlanan kadehin tam ortasına aktı. Sıvı şarabın rengine karışıp saniyeler içinde eridi.
Seraphina kadehi bizzat kendi elleriyle tepsiye aldı, salonun ortasından süzülerek baş masaya doğru yürüdü.
Gözler ona çevrildiğinde adımlarındaki zarafeti hiç bozmadı. Elira ve Kaelen’ın durduğu masanın önüne geldiğinde başını hafifçe eğerek durdu.
"Elira," dedi Seraphina, sesi ipek gibi pürüzsüz ve tatlıydı. "Aramızda geçmişten kalan bazı... tatsızlıklar oldu. Ancak köprüde gösterdiğin kudret hepimize haddimizi bildirdi. Bir dük kızı olarak, akademinin yeni koruyucusuna kadeh kaldırmak ve bu barışı mühürlemek isterim."
Kaelen kaşlarını çattı. Seraphina’nın bu ani alçakgönüllülüğü genç prense hiç inandırıcı gelmemişti; elini masaya koyup araya girmek üzereydi.
Fakat Elira bir el hareketiyle Kaelen’ı durdurdu.
Zifiri siyah gözlerini Seraphina’nın masmavi, sahte parıltılar saçan gözlerine dikti. "Barış mı, Leydi Seraphina?"
"Elbette," dedi Seraphina, kadehi Elira’ya doğru uzatarak. Parmakları bardağın gümüş ayağını öyle sıkıyordu ki eklemleri beyazlaşmıştı. "Bu gece eski defterleri kapatalım."
Elira kadehe doğru elini uzattı. Narin parmakları kadehin kenarına değdiği an...
Kadehin içindeki şarap buz tuttu.
Donan sıvının üzerinden ince, iğrenç bir mor duman yükselmeye başladı; kadehin gümüş gövdesinde siyah, çürümüş çatlaklar açıldı. Kokusuz sanılan zehir, Elira’nın tenine değdiği saniyede Kök Kaynak’ın saf varlığıyla çarpışıp gerçek yüzünü kusmuştu.
Salondaki tüm müzik ve kahkahalar aniden kesildi.
Seraphina dehşet içinde bir adım geri çekilmeye çalıştı ama yapamadı. Çünkü ayaklarının altındaki taş zemin bir anda zift gibi kaynamaya başlamıştı; ayakkabılarının tabanına yapışan kara gölgeler onu olduğu yere mıhladı.
"Bu... bu bir iftira!" diye haykırdı Seraphina, sesi panikle titreyerek. "Ben hiçbir şey yapmadım!"
"Gerçekten mi?"
Elira yerinden bile kalkmadı. Sadece donmuş kadehi masaya bıraktı. Göğsündeki çatlak taştan sızan soğukluk, tüm salonun meşalelerini aynı anda titreterek söndürdü; geriye sadece ay ışığının ve Elira’nın arkasında beliren o silüetin parıltısı kaldı.
Gölgeler yükseldi.
Morvath iki ayak üzerinde, Seraphina’nın tam arkasında belirdi.
Mermer kadar pürüzsüz beyaz teni, omuzlarına dökülen saf kar beyazı saçları ve gümüşi gözlerindeki ölümcül parıltıyla kadının tepesine dikildi. Soğuk nefesi Seraphina’nın kulağına çarptığında dükün kızı korkudan nefes almayı bile unuttu. Morvath buz gibi parmaklarını Seraphina’nın omzuna hafifçe koydu.
"Ruh bağı koparan bir zehir..." dedi Morvath. Sesi salondaki her bir büyücünün, her bir soylunun kafatasının içinde aynı anda yankılandı. "Engizisyon’un en sefil cellatlarından miras kalan bir çaresizlik. Gerçekten o küçük aklınla beni bu bedenden koparabileceğini mi sandın, süslü kukla?"
Seraphina’nın kar parsı acı bir iniltiyle yere kapandı, burnunu patilerinin arasına sokarak titremeye başladı.
Kaelen ayağa fırladı, gözlerindeki öfke kılıç gibi keskindi. "Seraphina... Sen Konsey’in cellatlarıyla mı anlaştın? Akademiye Engizisyon zehri sokmak idam suçudur!"
"Ben yapmadım... Vane... Lord Vane verdi!" diye ağlamaya başladı Seraphina, kibirli maskesi gözyaşları ve dehşetle yerle bir olurken. Artık bir kraliçe değil, canını kurtarmaya çalışan zavallı bir çocuk gibiydi.
Elira yavaşça ayağa kalktı. Bakışları Seraphina’nın üzerinde değil, salonun gölgeli sütunlarının ardında gizlenen ve kaçmaya hazırlanan o cüppeli silüete kilitlendi.
"Vane kaçamayacak," dedi Elira sakince.
Tek bir parmak hareketiyle salonun devasa demir kapıları gürültüyle kapandı ve kilitlendi. Göğsündeki taştan fırlayan binlerce gölge kuş kütüphaneye ve kulelere doğru bir fırtına gibi havalandı.
Elira gözlerini ağlayan Seraphina’ya çevirdi.
"Seni öldürmeyeceğim Seraphina," dedi kız, sesi kadehteki buzdan daha keskindi. "Çünkü sen bir düşman bile değilsin; sadece kıskançlığının içinde boğulan bir zavallısın. Ama o dükalık tacın, o kibirli ailen ve bu akademideki yerin... az önce o kadehin içine döktüğün zehirle birlikte küle döndü."
Morvath kadının omzundaki elini hafifçe sıktı; Seraphina’nın bedenindeki tüm büyü akışı o an kilitlendi. Genç kadın dizlerinin üzerine çöküp bayılırken, Elira pelerinini savurdu ve salonun ortasında donup kalmış soylulara döndü.
"Şimdi..." dedi Elira, zifiri siyah gözleri alev alev yanarak. "...aranızda Konsey'in cellatlarına hizmet eden başka kim varsa çıksın. Çünkü bu gece hiçbir gölge benden saklanamayacak."
Bölüm etkileşimi
