38. bölüm / 39
UMBRAEBÖLÜM 38
Bölümler 39Şu an: BÖLÜM 38
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime
- 21 BÖLÜM 21768 kelime
- 22 BÖLÜM 22637 kelime
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elira’nın göğsünden fırlayan o nihai güç, ne büyüydü ne de karanlık.
Bu, varoluşun her şeyi sıfırlayan o ilk yaratılış patlamasıydı.
Elira gökyüzüne doğru yükseldiğinde, bedeni fani formunu tamamen yitirdi. Saçları saf bir yıldız tozuna, teni ise şeffaf bir ışık zırhına dönüştü. Morvath’ın Nihilus’un gözüne sapladığı pençelerinden içeriye, Elira’nın yönlendirdiği o devasa kozmik nehir aktı.
Nihilus acıyla kıvranarak göğü inleten bir çığlık attı.
Binlerce gölge kolu tek tek erimeye, zift kıvamındaki bedeni gümüşi alevlerle tutuşmaya başladı. "Durdur bunu! Sen de yok olacaksın! Bu güç bir faniyi kül eder!"
"Ben fani değilim," dedi Elira, gözleri tamamen saf bir ışık sütununa dönüşmüşken. "Ben Kök’üm. Ve kökler... çürümüş dalları beslemez."
Elira iki avcunu birbirine çarptı.
O an, Kuzey Ovası’nda zaman ve mekân tamamen çöktü.
Görünmez bir şok dalgası, Nihilus’un devasa gövdesini içe doğru büktü. Morvath, o asırlık kadim suret, son nefesinde Elira’ya doğru baktı; mermer yüzünde ilk kez huzurlu, bir babanın kızına bakışını andıran o tatlı gurur parıldadı. Morvath, Nihilus ile birlikte o kör edici beyazlığın içine çekilerek tamamen dağıldı.
Kör edici bir ışık fırtınası tüm krallığı kapladı.
Saniyelerce süren o patlamada ne yer ne gök kaldı; sadece saf, arındırıcı bir aklık tüm ovayı, tüm çürümüşlüğü ve savaşın izlerini yıkadı geçti.
Işık yavaş yavaş çekildiğinde...
Savaş sona ermişti.
Nihilus yok olmuştu. Gökyüzündeki o katran rengi bulutlar dağılmış, Demir İmparatorluk’un donup kalmış makineleri paslı birer heykel gibi yerlerinde kalmıştı. Başkentin surlarındaki büyücüler ve Suretler derin bir nefes alarak gökyüzüne baktılar; güneş, asırlar sonra ilk kez bu topraklara böylesine sıcak ve berrak doğuyordu.
Zafer kazanılmıştı. Krallık kurtulmuştu. Suretler özgürdü.
Fakat Kuzey Ovası’nın ortasındaki o dev kraterin kenarında tek başına duran Elira için dünya tamamen yıkılmıştı.
Genç kız, parçalanmış zırhı ve yırtık peleriniyle dizlerinin üzerine çöktü.
Önünde Kaelen’ın cansız bedeni yatıyordu. Altın saçları sabah rüzgârıyla hafifçe dalgalanıyor, yüzündeki o dingin ifade sanki sadece derin bir uykudaymış gibi duruyordu.
Elira elini göğsüne götürdü.
Obsidiyen mühür... artık yoktu.
Taş, Nihilus’u yok ederken tamamen erimiş, Elira’nın damarlarındaki o vahşi, tanrısal kudreti de beraberinde götürmüştü. Kök Kaynak görevini tamamlamış ve kendi kabuğunu kırmıştı. Elira artık Suretleri insana dönüştüren bir tanrıça değildi; o sadece içi bomboş kalmış, ruhunun yarısını Sis Dağları’nda babasına, diğer yarısını ise bu ovada Kaelen’a bırakmış yaralı, yapayalnız bir kızdı.
Morvath yoktu. Zihnindeki o asırlık fısıltı tamamen susmuştu.
Ares yoktu. Gökyüzünde süzülen tek bir altın kanat kalmamıştı.
Babasının mezarı bile yoktu; Vaelen sadece rüzgârda savrulan bir avuç tozdu.
Ve Kaelen... Hayatında ilk kez elini tutan, onunla amfide, köprüde, kulede yan yana duran o prens, taşların üzerinde bir daha uyanmamak üzere yatıyordu.
Başkentin kapıları açıldı; Valerius, muhafızlar ve halk sevinç çığlıklarıyla ovaya doğru koşmaya başladı. "Kurtulduk! Kök Kaynak bizi kurtardı! Yaşasın Elira!"
O çığlıklar Elira’nın kulaklarına birer lanet gibi çarptı.
Genç kız Kaelen’ın soğuk elini son bir kez sıktı, dudaklarını genç adamın alnına dokundurdu.
"Kazandık Kaelen..." diye fısıldadı Elira, gözyaşları genç prensin zırhına damlarken. "Ama ben... her şeyimi kaybettim."
Bölüm etkileşimi
