14. bölüm / 39
UMBRAE14.BÖLÜM
Bölümler 39Şu an: 14.BÖLÜM
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime
- 21 BÖLÜM 21768 kelime
- 22 BÖLÜM 22637 kelime
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıkları akademinin fildişi kulelerini kızıla boyarken, koridorlar dünkü fırtınanın tedirgin tortusuyla çalkalanıyordu.
Elira, amfiye çıkan geniş mermer kemerin altında durdu. Pelerininin yakasını düzeltirken adımlarını yavaşlattı. Kaelen’ın teklifi mantık sınırları içinde kusursuzdu; arkasındaki hanedan kalkanı, Konsey’in cellatlarını ve fermanlarını kapıda durduracak tek resmi güçtü. Elira bunu bir zırh olarak görüyordu. Ancak henüz kendi damarlarındaki o dipsiz kuyunun tam derinliğini bilmiyordu; Morvath’ın varlığı bir korumaya ihtiyaç duymayacak kadar mutlak bir yıkımı ve yeniden doğuşu taşıyordu. O kendini kalkan arayan bir melez sanırken, taşıdığı güç aslında kalkanları un ufak edecek asıl kudretti.
"Erkencisin."
Kaelen sütunların gölgesinden ayrılıp yanına geldi. Üzerindeki altın sırmalı siyah üniforma kusursuzdu; ancak gözlerinin altındaki hafif koyuluklar, geceyi parşömenlerin arasında uykusuz geçirdiğini ele veriyordu. Ares kolunda tünemişti; Elira’yı görünce kartalın kanatları hafifçe gerildi, yakut gözleri saygıyla kısıldı ama bu kez yere kapanmadı. Alışıyordu.
Elira duraksamadı, gözlerini doğrudan Kaelen’a dikti.
"Teklifini düşündüm," dedi kız, sesi koridorun serinliğinde fısıltı gibi ama net yankılandı. "Konuşacağız. Bu gece, kütüphanenin yasaklı kanadının altındaki eski kulede. Kimsenin görmeyeceği bir yerde."
Kaelen’ın dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi, başıyla onayladı. "Orada olacağım."
Birlikte amfinin kapısından içeri adım attılar.
Dünkü dehşetin ardından sınıfın atmosferi baştan aşağı değişmişti. Artık köşelerden fırlatılan o iğneleyici fısıltılar, alaycı kıkırdamalar yoktu. Elira basamakları çıkarken salona çöken sessizlik korkudan ziyade çekingen bir hayranlığa dönüşmüştü.
Ders başladığında Üstat Keith kürsüdeydi. Dünkü şokun izlerini saklamaya çalışarak parşömenlerini açtı; konu, elementlerin maddesel bedenlere mühürlenmesi ve büyüsel rezonanstı. Soyluların nesillerdir üzerinde çalıştığı en karmaşık büyü kuramlarından biriydi.
"Büyüyü taşa ya da metale aktarırken iradenizi bölmelisiniz," dedi Keith, sesi hala dünkü kadar gür çıkamıyordu. "Aksi takdirde Suretiniz ile nesne arasındaki frekans çatışır, büyü geri teper."
Öğrenciler önlerindeki gümüş levhalara büyülerini işlemeye çalışırken amfiden cızırtılar ve patlama sesleri yükseliyordu. Julian iki kez denemiş, levhayı eritmekten başka bir şey yapamamıştı; vaşağı ise öfkeyle kuyruğunu sallıyordu.
Elira ise önündeki kaba demir parçasına elini bile sürmedi. Sadece nefesini ayarladı; göğsündeki çatlak taştan sızan o serin, sakin akıntıyı zihniyle yönlendirdi.
Tek bir parmak hareketiyle, havadaki gölge zerrecikleri demir parçasının üzerine indi. Ne bir cızırtı koptu ne de alev çıktı. Metal, sanki asırlardır o büyüyü bekliyormuş gibi yumuşadı; üzerine kusursuz, gümüşi parıltılarla kaplı kadim bir rün kazındı. Büyü o kadar saf ve zahmetsizce mühürlenmişti ki, demir havada bir santim kadar asılı kalıp kendi ekseninde dönmeye başladı.
Üstat Keith basamakların ortasında donakaldı. Gözlerini o levhadan alamadı. "Bu... bu ikinci seviye bir kadim mühür. Üstelik Suretini dışarı çağırmadan, sadece iç rezonansla..."
Ders bittiğinde yaşananlar Elira için bile şaşırtıcıydı.
Düne kadar ona "Boşkan" deyip kuyudan su almasını engelleyen, pazar yerinde yolunu değiştiren zihniyetin buradaki yansımaları; şimdi sırasının etrafında toplanıyordu.
Daha birkaç gün önce Doğu Avlusu’nda ona hava bıçakları savuran Julian, omzundaki vaşağı geride tutarak çekingen bir adımla yaklaştı. "Elira... rünün kıvrımını yaparken iradeni nasıl o kadar dengede tuttun? Benim levham hemen çatlıyor, yardım edebilir misin?"
Diğer kız öğrenciler, ipek elbiselerinin eteklerini toplayıp yanına yaklaştı: "Kolyendeki taş nereden? Büyüyü o kadar pürüzsüz emiyor ki, daha önce başkentteki hiçbir mücevhercide böylesini görmedik."
Yıllarca onu bir leke gibi gören kibir, şimdi onun gölgesinde parıldamak, onun gücünden bir kırıntı kapabilmek için sıraya girmişti. İnsanların doğası böylesine basitti: Anlamadıklarından korkarlar, yenemediklerine ise yaranmaya çalışırlardı.
Elira kimseye sert çıkışmadı ama tek bir gülücük de bahşetmedi. Kitaplarını sakin adımlarla topladı, sırasından kalktı. Önünde eğilmeye çalışan o sahte yüzlerin arasından başı dik geçti.
Merdivenlerin başında bekleyen Kaelen ile bir anlığına göz göze geldiler. Genç adamın bakışlarında hem derin bir saygı hem de gecenin getireceği o konuşmanın sabırsızlığı vardı. Elira pelerinini savurup koridora süzülürken, göğsündeki Morvath zihninde keyifle fısıldadı:
"Sürü, çobanın kim olduğunu çabuk anladı."
Bölüm etkileşimi
