18. bölüm / 39
UMBRAE18.BÖLÜM
Bölümler 39Şu an: 18.BÖLÜM
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime
- 21 BÖLÜM 21768 kelime
- 22 BÖLÜM 22637 kelime
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Akademinin ana kapısına uzanan devasa asma köprünün üzeri, ölümcül bir sessizlikle sarsılıyordu.
Gökyüzü kurşun rengi bulutlarla kaplanmıştı. Akademinin devasa demir parmaklıklarının ardında, yüzlerce zırhlı Konsey askeri mızraklarını yere vurarak bekliyordu. En önde ise kızıl ve siyah işlemeli zırhıyla Divan Reisi Lord Malakor duruyordu. Yanındaki Suret; üç metre boyunda, sırtından zehirli dumanlar tüten, demir zırhlarla kaplanmış devasa bir kara panterdi. Panterin pençeleri altındaki taşları eritiyor, kırmızı gözleri akademinin kapılarına kilitlenmiş halde hırlıyordu.
Demir kapıların üzerindeki surlara ilk olarak Başbüyücü Valerius, yanında Kaelen ve kıdemli üstatlarla çıktı.
"Malakor!" diye gürledi Valerius, asasını surların siperine dayayarak. "Akademinin özerk sınırlarına ordu sürmek vatana ihanettir! Hangi hakla kapımıza dayandın?"
Malakor atının üzerinde dikleşti, yüzündeki kibirli ve acımasız sırıtışla başını kaldırdı. Elinde tuttuğu altın mühürlü parşömeni havaya kaldırdı. "Hangi hak mı, ihtiyar? Kül Vadesi'nde görev yapan üç Konsey avcısının kalıntıları küller halinde bulundu! Şehrin sınırlarında yasaklı bir karanlık tohumu yeşeriyor ve sen o ucubeyi fildişi kulelerinde saklıyorsun! Teslim et o kızı! Yoksa bu akademiyi taş üstünde taş kalmayana dek dümdüz ederiz!"
Kaelen öne çıktı, göğsündeki taht veliahtı mührünü göstererek bağırdı: "Elira benim ve kraliyet hanedanının doğrudan himayesi altındadır! Konsey tek bir adım daha atarsa bunu krala karşı bir isyan sayarım!"
Malakor kahkaha attı. "Prens Kaelen... Kanın asil olabilir ama aklın çocukça. Bir köylü melezin büyüsüyle büyülenmişsin! O kız bir insan değil, krallığı felakete sürükleyecek bir salgın. Kraliyet mührün bile onun idam fermanını yırtamaz!"
Malakor elini kaldırdı, arkasındaki yüzlerce büyücü ve okçu aynı anda yaylarını ve asalarını gerdi.
"Son kez söylüyorum Valerius! Kapıları açın ya da—"
Cümlesi havada dondu.
Rüzgâr aniden yön değiştirdi. Dağlardan aşağı esen o dondurucu hava kesildi; yerini, ciğerleri yakan ve yerçekimini büken mutlak bir boşluk aldı.
Surların üzerindeki demir kapının küçük kanadı ağır bir gıcırtıyla açıldı.
Dışarı tek bir kişi çıktı.
Elira.
Üzerinde ne bir zırh ne de koruyucu bir büyü kalkanı vardı. Sade koyu renkli tuniği, omzundaki pelerini ve göğsünde o kırık obsidiyen taşla asma köprünün tam ortasına doğru ağır adımlarla yürüdü. Yüzlerce mızrağın, gerilmiş yayların ve büyüyle parıldayan kargıların hedefi tam göğsüydü; fakat adımlarında tek bir tereddüt, tek bir hızlanma yoktu.
Malakor’un kara panteri bir anda hırlamayı kesti. Hayvanın sırtındaki zehirli dumanlar içe doğru çekildi, kulakları kafasına yapıştı.
"İşte geldi," dedi Malakor alayla ama sesindeki o ilk özgüven hafifçe titredi. "Kendi ayaklarınla ölüme yürümek akıllıca, melez."
Elira köprünün tam ortasında durdu. Yüz metre ötesindeki koca bir orduya, tek başına baktı.
"Kül Vadesi'ndeki evimi yıktınız," dedi Elira. Sesi bir bağırma değildi; fakat vadideki her bir askerin, her bir zırhın içinde yankılanan ölümcül bir fısıltıydı. "Anneme el uzattınız. Beni bir böcek gibi ezebileceğinizi sandınız."
"Sen sadece haddini aşmış bir köylüsün!" diye haykırdı Malakor, panterini ileri sürmeye çalışarak. Fakat panter tek bir adım bile atmadı, taşlara pençelerini geçirip geriledi. "Okçular! Vurun şunu!"
Yüzlerce gölge oku ve ateş büyüsü aynı anda gökyüzüne fırlatıldı. Gökyüzü bir anda ölümcül bir yaylım ateşiyle aydınlandı; yüzlerce ölüm oku doğrudan köprünün ortasındaki kıza doğru inişe geçti.
Kaelen surlardan çaresizce bağırdı: "ELİRA!"
Elira gözlerini bile kırpmadı. Sadece göğsündeki çatlak taşa elini koydu ve nefesini bıraktı.
O an, gökyüzündeki kurşun bulutlar ortadan ikiye yarıldı.
Aşağıya inen yüzlerce ok havada asılı kaldı. Tek bir milim bile ilerleyemediler; zaman durmuş gibi havada donup çatırdayarak kömüre dönüştüler ve külleri rüzgârda savruldu.
Köprünün zeminindeki taşlar çatırdadı. Elira’nın arkasındaki zifiri gölgeden, kanatları tüm vadiyi kaplayan devasa bir silüet göğe yükseldi. Morvath’ın o kozmik yırtıcı kuşu, sağır edici bir sesle kanat çırptı. Kanatlarından dökülen dumanlar köprüyü sardı ve bir saniye sonra, o dumanın içinden bembeyaz bir parıltı doğdu.
Morvath iki ayak üzerinde, Elira’nın hemen sol arkasında belirdi.
Mermer kadar pürüzsüz açık teni, omuzlarına dökülen bembeyaz saçları ve gözlerindeki o dipsiz gümüşi fırtınayla köprünün üzerinde dikildi. Yüzündeki ifade bir insanın taşıyamayacağı kadar kusursuz, kibirli ve acımasızdı. Elini uzatıp Elira’nın omzuna koydu. İki gücün birleştiği o temasla birlikte köprüden tüm vadiye doğru görünmez bir şok dalgası yayıldı.
Fakat asıl mucize tam o salisede, Elira'nın sağ tarafında koptu.
Elira’nın ve arkasındaki Morvath'ın yaydığı o kadim akıntı, görünmez bir bağla Kaelen'ın üzerindeki Ares'i, o Altın Kartal’ı bir kez daha tetikledi. Bu kez Elira ona dokunmamıştı; ama Kök Kaynak’ın uyanışı, o bağı kendi kendine çekmişti. Ares, Kaelen'ın omzundan bir fırlayışla gökyüzüne yükseldi ve havada süzülürken bir anda devasa bir güneş patlaması gibi parıldadı.
Sadece bir kartal değil, gökyüzünden dökülen alevli ve altından bir fırtınaydı. Kanatlarını tıpkı Morvath gibi kendi bedenine doğru kapattığı an, o alevli ve göz alıcı ışıltının tam ortasından yeni bir silüet doğdu.
Bu, Morvath'ın zifiri karanlığına ve bembeyaz mermer tenine tam bir tezat oluşturan, saf altından ve ışıktan dokunmuş gibi parıldayan bir kızdı.
Görkemli kanatları, omuzlarından dökülen ipeksi saçları ve uçuşan hafif giysisi tamamen erimiş altından bir alev gibi parıldıyordu. Bakışları güneşin en yakıcı anı kadar keskindi. Morvath’ın yanındaki gölgeleri ve dumanı, onun etrafından fışkıran o kutsal ve kör edici sıcaklık dengeliyordu. İki ayak üzerinde, Elira'nın sağ arkasında belirdi; kanatlarını açarak havayı altın rengi kıvılcımlarla dalgalandırdı. Gece ve Gündüz, Karanlık ve Işık, Elira’nın iki omuz başında iki kadim insan silüetine bürünmüştü.
Konsey ordusundaki yüzlerce büyücünün Suretleri—kurtlar, ayılar, akbabalar ve Malakor’un o dev kara panteri—aynı anda acı dolu çığlıklar atarak sahiplerinin bağlarını kopardı ve yerlere kapandı.
Malakor atından yuvarlandı. Zirvelerden sızan o mermer gölgenin ve gözleri kör eden altın alevlerin baskısı altında, zırhının ağırlığıyla güçlükle doğrulurken gözleri dehşetle büyüdü. Karşısında duran şey bir melez kız ve onun Sureti değildi; karşısında duran şey, asırlardır Konsey'in yasaklı arşivlerinde kilitli tutulan, uyanmasından ödlerinin koptuğu o kadim felaketin, her şeyi kendi saf başlangıcına çeken o kutsal gücün ta kendisiydi.
"Sen..." diye kekeledi Malakor, sesi titreyerek toprağa yapışırken. "Sen bir Umbrae değilsin... Sen Suretlerin atasısın..."
Elira bir adım daha attı. Her adımında altındaki taşlar siyaha boyanıyor, bastığı yerlerde çatlaklardan gümüşi dumanlar ve altın rengi kıvılcımlar tütüyordu. Yanındaki Morvath ve altın parıltılı kız soğuk, ezici bakışlarını Malakor’un üzerine dikti.
"Ordunu al ve defol Malakor," dedi Elira, zifiri siyah gözlerinin etrafındaki mor fırtına alev alev yanarken. "Bugün canınızı bağışlıyorum. Ama Konsey’e şu mesajı ilet: Artık avlanan biz değiliz. Eğer annemin kılına, bu akademiye ya da benim yoluma tek bir gölge daha düşürürseniz... başkentinizin surlarını başınıza yıkar, tahtlarınızı küle çeviririm."
Morvath dudaklarında ince, ölümcül bir tebessümle hafifçe eğildi, adamın sesi Malakor’un doğrudan zihnini yardı:
"Dua et ki bugün kızın merhameti bizim açlığımızdan daha ağır bastı."
Morvath ve altın kız tek bir hamle yaptı. Vadideki hava basıncı öyle bir şiddetle patladı ki, Malakor ve Konsey’in yüzlerce zırhlı askeri köprünün önünden savrularak metrelerce geriye uçtu.
Ordu dağılmıştı. Tek bir kılıç darbesi vurulmadan, tek bir büyü patlamadan; sadece varlığın saf ağırlığı koca bir lejyonu dize getirmişti.
Surların üzerindeki Valerius ve Kaelen, köprünün ortasında dumanların ve alevlerin arasında duran o siyah saçlı kız ile onun iki yanında yükselen beyaz saçlı gölgeye ve altın parıltılı kıza bakarken donakalmıştı.
Elira arkasını döndü, kapıya doğru yürüdü.
Artık sadece bir öğrenci, bir melez ya da bir kurban değildi. Bu topraklara yeni bir çağın şafağını getiren, krallıkların kaderini parmaklarının ucunda tutan mutlak güçtü.
Bölüm etkileşimi
