26. bölüm / 39
UMBRAEBÖLÜM 26
Bölümler 39Şu an: BÖLÜM 26
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime
- 21 BÖLÜM 21768 kelime
- 22 BÖLÜM 22637 kelime
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sis Dağları’nın ardındaki gökyüzü, gün ortasında bile kurumuş kan kırmızısına dönmüştü.
Başkentin saray meydanındaki mermer çatlaklarından sızan o çürük buhar, şehrin rüzgârına karışarak halkın ciğerlerine işliyordu. Meydandaki Suretler—az önce özgürlüklerini kazanan kurtlar, kartallar ve aslanlar—huysuzca homurdanıyor, burunlarını havaya dikip güneye doğru kısık iniltiler çıkarıyordu. Havada, ölümün bile ötesinde asırlık bir çürümenin kokusu vardı.
Kaelen kılıcının kabzasını sıktı. Yanındaki altın ışıktan dokunmuş kız silüeti, huzursuz bir alev gibi dalgalanarak Kaelen’ın zihnine fısıldadı: "Eski kan uyanıyor Kaelen. Bizi var eden ilk ışığın düşmanları, kökleri kurutmak için toprağı yarıyor."
"Nedir bu uyananlar, Valerius?" diye sordu Kaelen, bakışlarını çatlaklardan yükselen kızıl sise dikerek. "Engizisyon'un bile adını anmaya korktuğu o yaratıklar mı?"
Valerius titreyen parmaklarıyla asasını kavradı; asanın ucundaki kristal, yerin altından gelen frekansı ölçmeye çalışırken zangır zangır titriyordu. "Büyük Çöküş’ten önce, Suretler insanlarla henüz bu bağı kurmamışken... karanlığın saf biçimleri vardı. Onlar bir ruha sığınmaz, sadece ruhları yutarak beslenirdi. İlk büyücüler onları Sis Dağları’nın altındaki Kızıl Uçurum
Yaşlı adam başını kaldırıp Elira’ya baktı. Gözlerinde ne bir suçlama vardı ne de pişmanlık; sadece kaçınılmaz kaderin getirdiği ağır bir kabulleniş okunuyordu.
"Sen uyandığında Elira, evrenin dengesi sarsıldı. Suretler hakiki formlarına kavuştu ama o kadim canavarlar da üzerlerindeki o bin yıllık ağırlığı fırlatıp attı."
Elira bir adım öne çıktı. Boynundaki çatlak obsidiyen taşa dokunduğunda taş buz gibiydi; içindeki çatlak damar damar mor bir ışıkla parıldıyordu. Göğsündeki o yabancı sızı, binlerce kilometre ötedeki o yırtıcı açlığı doğrudan kalbinde yankılıyordu.
"Beni istiyorlar," dedi Elira, sesi rüzgârın uğultusunu bastıracak kadar netti. "Suretleri değil; beni tüketip o ilk kaynağı ele geçirmek, tüm büyüyü kökünden kurutmak istiyorlar."
Morvath sessiz adımlarla Elira’nın yanına süzüldü. Omuzlarına dökülen kar beyazı saçları rüzgârda dalgalanırken, mermer teninin üzerinde siyah dumanlar tütüyordu. Gümüşi gözleri güney ufkuna kilitlenmişti; dudaklarında tehlikeli, kana susamış bir gülümseme belirdi.
"Bırak istesinler," dedi Morvath. Sesi Elira’nın zihninde bir kılıç sürtünmesi gibi yankılandı. "Bin yıldır yerin altında çürüyen kurtçuklar, güneşin ve gölgenin tek bir bedende nasıl parıldadığını unutmuş. Karşılarına köylü bir kız değil, onları sürgüne gönderen o ilk irade çıkacak."
Kaelen hızla Elira’nın yanına geçti. "Başkentin kraliyet lejyonunu ve akademi büyücülerini toplamam birkaç saat sürer. Sis Dağları'na koca bir orduyla gidebiliriz."
"Hayır," dedi Elira, başını iki yana sallayarak. "Sıradan bir ordu o dağlara adım atarsa, o yaratıkların yaydığı çürümüşlük yüzünden Suretler delirecektir. Askerleriniz birbirini parçalar. Bu bir ordu savaşı değil Kaelen."
Elira’nın gözleri Ares’in altın bedenine, ardından Morvath’ın beyaz gölgesine kaydı.
"Bu, ışık ve gölgenin kendi geçmişiyle hesaplaşması. Sadece biz dördümüz gideceğiz."
Kaelen duraksadı; ardından başını kararlılıkla salladı. "O zaman atlarımıza değil, kanatlarımıza güveneceğiz."
Kaelen zihnindeki bağı serbest bıraktı. Yanındaki altın kız, devasa bir ışık patlamasıyla alevden kanatlarını açtı; gökyüzüne doğru yükselirken yaydığı ısı meydandaki kızıl sisi bir anda yarıp geçti. Morvath ise sağır edici bir kanat çırpışıyla zifiri dumanlara büründü; devasa bir karanlık fırtınası olarak göğe tırmandı.
Gece ve gündüz, başkentin semalarında iki devasa kanat gibi açıldı.
Elira saray meydanında toplanmış olan halka ve diz çökmüş muhafızlara son bir kez baktı. "Şehrinizi yeniden inşa edin," dedi. "Sınırları koruyun. Döndüğümüzde, bu topraklarda tek bir karanlık gölge bile kalmayacak."
Elira göğsündeki taşa dokundu. Ayakları yerden kesildi; Morvath’ın gölgesi onu sarıp sarmalayarak gökyüzüne doğru bir ok gibi fırlattı. Kaelen da Ares’in altın alevlerine karışarak onun peşinden yükseldi.
Başkentin üzerinden güneye, ufuktaki o kan kırmızısı Sis Dağları’na doğru süzülen iki kadim ışık, ardında parıldayan bir iz bıraktı.
Dünyanın kaderi artık saray salonlarında ya da akademinin taş kulelerinde değil; ilk yaratılışın ve mutlak sonun çarpışacağı o Kızıl Uçurum’un kıyısında yazılacaktı.
Bölüm etkileşimi
