32. bölüm / 39
UMBRAEBÖLÜM 32
Bölümler 39Şu an: BÖLÜM 32
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime
- 21 BÖLÜM 21768 kelime
- 22 BÖLÜM 22637 kelime
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime · Okuduğun bölüm
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kuzey Ovası, çelik ile kadim büyünün birbirine girdiği bir cehenneme dönmüştü.
Demir İmparatorluğun devasa kuşatma kuleleri ileri doğru atılırken, dev borulardan püskürtülen kara buhar ovadaki tüm yeşilliği saniyeler içinde çürütüyordu. Mekanik mancınıklar gökyüzüne devasa demir gülleler fırlatıyor, gülleler yere çarptığı anda içlerinden fışkıran Sıfır Taşı tozları havayı zehirliyordu. Tozun değdiği büyücüler dizlerinin üzerine çöküyor, Suretleri acı içinde kıvranarak ışıklarını yitiriyordu.
"Hattı koruyun!" diye haykırdı Kaelen.
Genç prens, ordunun tam merkezinde bir güneş gibi parıldıyordu. Kılıcını her savuruşunda, yanındaki altın kız devasa alev kanatlarıyla ileri atılıyor, mekanik askerlerin zırhlarını eriten saf bir ateş fırtınası estiriyordu. Kaelen’ın savaş tarzı kusursuz bir asalet taşıyordu; hanedanının asırlık kılıç teknikleri, Ares’in tanrısal ateşiyle birleştiğinde Demir İmparatorluk’un elit piyadeleri bile onun karşısında duramıyordu. Birbiri ardına parçalanan mekanik uzuvlar, dişliler ve çelik levhalar Kaelen’ın adımları altında eziliyordu.
Fakat düşmanın sayısı tükenmek bilmiyordu.
Bir kule yıkılsa, arkasından üç tanesi daha çamurlu toprağı yararak ilerliyordu.
Ovanın sol kanadında ise bambaşka bir dehşet kol geziyordu.
Elira ve Morvath, karanlığın sınırlarını yeniden çiziyordu. Elira havada süzülürken tek bir kılıç ya da asa kullanmıyordu; sadece göğsündeki birleşmiş taştan sızan mor ve siyah iplikleri parmaklarıyla yönlendiriyordu. Bastığı her yerde toprak çatlıyor, yarıklardan fırlayan kadim gölge sarmaşıkları devasa mekanik kulelerin tekerleklerini sarıp onları un ufak ediyordu.
Morvath ise tam bir kıyım makinesine dönüşmüştü.
Mermer beyazı bedeni havada şimşek gibi hareket ediyor; kar beyazı saçları arkasında dumanlar bırakırken devasa kara pençeleriyle demir zırhları kağıt gibi yırtıyordu. Karşısına çıkan hiçbir çelik, hiçbir mekanik silah Morvath’ın bedenine dokunamıyordu; kılıçlar içinden duman gibi geçiyor, kurşunlar ise tenine çarptığı anda gümüşi bir toza dönüşüyordu.
"Bu kadar mısınız?!" diye kükredi Morvath, sesi savaş alanındaki yüz binlerce insanın kulak zarlarını patlatacak kadar derinden geldi. "Bize karşı demiri mi çıkardınız? Toprağın altındaki cevheri yaratan bizdik!"
Tam o sırada, ordunun gerisindeki o dev yürüyen kalenin üzerinden göğe kızıl bir fişek fırlatıldı.
General Klaus, mekanik kalenin burcunda asasını yere vurdu. Kalenin tepesindeki devasa kubbe iki yana açıldı. Kubbenin içinden, gökyüzüne doğru uzanan yüz metre boyunda devasa bir kule yükseldi: Sıfır Çekirdeği.
Kulenin tepesindeki devasa kara kristal zonklamaya başladı.
Kristalden yayılan siyah, parazitli bir şok dalgası tüm ovayı bir anda taradı. Dalganın değdiği her noktada büyü aniden kesildi. Havadaki parlak alevler söndü, gölgeler dağıldı.
Kaelen acı bir çığlıkla dizlerinin üzerine çöktü. Kılıcındaki altın ateş bir anda yok olmuştu; yanındaki altın kız acı dolu bir iniltiyle dizlerinin üzerine düştü, erimiş güneşten dokunmuş bedeni şeffaflaşarak titremeye başladı. "Kaelen... bağımız... nefes alamıyorum..."
Elira da gökyüzünden yere doğru sertçe savruldu. Ayakları çamurlu toprağa bastığında dizleri titredi; göğsündeki obsidiyen taş bir anda karardı, damarlarındaki o ilahi akıntı donmuş bir nehir gibi durdu. Morvath acıyla arkasını döndü; mermer beyazı teninde ilk kez siyah yanık izleri belirdi, bedeni dumanlara ayrılarak kontrolsüzce Elira’nın arkasına çekildi.
"Büyü bitti, yaratıklar!" diye yankılandı Klaus’un mekanik sesi hoparlörlerden. "Şimdi çeliğin önünde eğilin!"
Yüz binlerce mekanik piyade, ellerindeki dev mızrakları ve buharlı kılıçları kaldırarak savunmasız kalan büyücülerin ve tökezleyen Elira ile Kaelen’ın üzerine doğru koşmaya başladı. Toprak onların adımları altında inliyordu.
Zafer, Demir İmparatorluk’un parmakları arasındaydı.
Bölüm etkileşimi
