20. bölüm / 39
UMBRAEBÖLÜM 20
Bölümler 39Şu an: BÖLÜM 20
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 BÖLÜM 21768 kelime
- 22 BÖLÜM 22637 kelime
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Köprüdeki o akıl almaz zaferin ardından akademinin fildişi kuleleri bir daha asla eski sükunetine kavuşamadı.
Elira’nın tek bir hamleyle koca bir lejyonu dize getirmesi, Morvath’ın o mermer beyazı silüeti ve Kaelen’ın altın kartalının alevden bir kıza dönüşmesi koridorlarda bir dedikodu fırtınası gibi esiyordu. Sabah amfilerinde, kütüphanenin yüksek kemerli salonlarında, avlulardaki mermer çeşmelerin başında herkes yalnızca tek bir ismi fısıldıyordu: Elira.
Düne kadar onunla aynı sırayı paylaşmaktan tiksinen soylular, artık geçtiği koridorlarda ona selam durabilmek için birbirini eziyor; adımlarının değdiği taşlara hayranlıkla bakıyordu.
Fakat akademinin parıldayan salonlarında bu şöhret dalgası büyürken, gölgelerin arasında saf bir zehir de mayalanıyordu.
Kuzey kulesinin en lüks dairesinde, boydan boya aynalarla kaplı odada Leydi Seraphina duruyordu.
Yüksek Divan’ın en zengin dükünün kızı, bugüne kadar akademinin tartışmasız tek kraliçesiydi. Kusursuz altın sarısı saçları, elmaslarla işlenmiş fırtına mavisi ipek elbisesi ve salonlara girdiğinde herkesi titreten asaletiyle her zaman zirvede kalmaya alışmıştı. Yanındaki Suret—buz mavisi gözleriyle soğuk buharlar üfleyen bembeyaz bir kar parsı—huzursuzca tırnaklarını pahalı ipek halıya sürtüyordu.
"Yeter!"
Seraphina masanın üzerindeki kristal kadehi duvara fırlattı. Kadeh şangırdayarak tuzla buz olurken parsları öfkeyle tısladı.
"Herkes o köylüden bahsediyor!" dedi Seraphina, tırnaklarını avuçlarına batırarak. Yüzündeki o her zamanki kibirli maske, yerini kontrolsüz bir nefrete bırakmıştı. "Kaelen bile onun gölgesinde bir pervane gibi dönüyor. Neymiş? Suretlerin atasıymış... Bir melez! Kasabanın çamurundan gelmiş bir boşkan benim tahtımı elimden alamaz!"
Odanın karanlık köşesindeki ağır kadife perdelerin ardından boğuk, soğuk bir ses yükseldi:
"Tahtını çoktan kaybettiğini kabul etmelisin, küçük leydi."
Seraphina irkilerek döndü. Pars anında gardını alıp hırladı; ancak köşeden süzülen silüeti görünce hayvanın sırt tüyleri yatıştı, kulakları kafasına yapıştı.
Karanlığın içinden çıkan adamın üzerinde Konsey’in yasaklı Engizisyon cüppesi vardı; göğsündeki demir broşta, Malakor’un ordusunun taşıdığı o kızıl göz motifi parıldıyordu. Yüzü derin bir kukuletanın altında gizliydi, yalnızca çatlamış kuru dudakları ve çürük bir tebessüm sergileyen sararmış dişleri görünüyordu.
Bu, Konsey’in akademideki gizli ajanı, Başkent Engizisyonu’nun zehir ustası Lord Vane
"Odamda ne arıyorsun?" dedi Seraphina sesini dik tutmaya çalışarak. "Nöbetçileri çağırırsam seni bu kuleden aşağı atarlar."
"Nöbetçilerin mi?" Vane kısık sesle güldü; bu ses taşların birbirine sürtünmesini andırıyordu. "Onlar şu an kapıda değil, köprüdeki o melez kızın adını ilahilerle anıyorlar. Gerçeklerle yüzleş Seraphina. Elira nefes aldığı sürece bu akademide sadece onun ayak bastığı taşlar parlayacak. Babanın dükalık unvanı da, senin o meşhur güzelliğin de onun tek bir bakışıyla çöpe dönecek."
Seraphina yumruklarını sıktı. Vane’in her kelimesi gururuna zehirli bir hançer gibi batıyordu. "Bunu değiştirmek için ne yapabilirsin ki? Ordunuz köprüde un ufak oldu. Kız tek bir dokunuşla Suretleri dize getiriyor!"
Vane bir adım yaklaştı. Avucunu açtığında, parmaklarının arasında kan kırmızısı bir sıvı ile dolu, üzerinde büyüyü felç eden kara rünler kazınmış minik bir kristal şişe belirdi.
"Kök Kaynak bir fani bedende uyandı, evet," diye fısıldadı Vane, gözlerinde sinsi bir ateş yanarak. "Dışarıdan gelen ordular onu yenemez. Ama içeriden sokulan bir zehir... kanındaki o kadim bağı felç edebilir. Bu iksir, Suret ile taşıyıcı arasındaki ruh köprüsünü yakar. Tek yapman gereken, bunu onun kadehindeki suya veya çayına karıştırmak."
Seraphina gözlerini o kızıl şişeye dikti. Kalbi delicesine çarpıyordu. "Bu vatana ihanet... Eğer yakalanırsam Konsey bile beni Valerius’un elinden kurtaramaz."
"Yakalanmayacaksın," dedi Vane, şişeyi masanın üzerine bırakarak. "O bağ koptuğu an, Morvath da o altın kartal da küle dönecek. Kız yeniden o savunmasız, aciz köylüye dönüşecek. Ve o gün geldiğinde, Malakor’un cellatları onu akademiden sessizce alıp götürecek. Tahtın, Kaelen ve akademi yeniden tamamen senin olacak."
Seraphina titreyen elini uzattı. Parmakları soğuk kristal şişeyi kavradı.
Kıskançlık, gurur ve kaybetme korkusu birleşerek gözlerindeki tüm mantığı silip süpürmüştü.
"Kabul," dedi Seraphina, dudaklarında karanlık bir tebessümle. "O melez ucube, tahtın kime ait olduğunu çok yakında öğrenecek."
Bölüm etkileşimi
