2. bölüm · Tek Öpücük

Tanışma

Ebru Ermeç

Hala birbirimize bakıyorduk. Galiba o da bunu beklemiyordu. Bir an gülecek gibi olsa da hemen kendisini toparladı. Boğazını temizledi. Daha fazla kapının önünde durmanın pekte akıllıca olmadığını fark
ederek masaya doğru ilerledim.

Masanın önünde durduğumda bir süre
dikkatlice bana baktı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki dün gecenin konusunu açmaması için içimden dualar ediyordum. Konuşmaya başladı. “Mimar Sinan üniversitesinden gelen öğrenci sen olmalısın. “

Onu başımla onayladım. “Heryerde olduğu gibi burasınında bazı kuralları var. Birincisi buradaki her çalışan işe ben gelmeden önce gelir. Hatta ben geldiğimde işlerinin yarısı bitmiş bile olur. Bu konuda dikkatli ol. Diğer gerekli birkaç bilgiyi sana sekreterim verir. Çıkabilirsin”

Başımla onu onaylayarak odadan çıktım. Odadan çıkınca derin bir nefes aldım. İçeride çok gerici bir hava vardı. Nefes alırken bile tedirgindim. Yana döndüm ve sekreterinin masasına doğru ilerledim. Beni görünce hemen ayağa kalktı. Flimlerdeki gibi platin sarısı saçlı,mini etekli,ince
topuklu ayakkabılı deildi. Aksine kahverengi saçlı yine aynı renk gözlere
sahipti. Üzerinde ise mavi gömlek ve beyaz kumaş pantolon vardı.

Yanıma geldi ve beraber ilerlemeye başladık. “Ben Ezgi. Aktuğ beyin
asistanıyım. Sana buradaki birkaç kuraldan ve buradaki işinden bahsedeyim. İlk kural ki Aktuğ bey bu konuda düşünülenden çok
katıdır. Ondan sonra işe girilmesinden nefret eder. İkinci kural ise herkes buraya istediği gibi giyinip gelebilir fakat eşofman gibi daha Rahat şeylerin giyilmesinden hoşlanmaz. Yani ne kadar rahat olsakta
bunun sınırını korulamıyız. “

Beni az masaların olduğu bir alana
getirmişti. Gelirken bana birşeyler anlattığı yerde çok fazla çalışanın arasından geçmiştik. Masalar çok sık ve fazlaydı. Ve herkes harıl harıl çalışıyordu. Burası tamda ait olduğum yerdi sanki. Beni pencere
kenarındaki bir masanın yanına getirdi. Neyseki burası çok kalabalık
deildi.

“Bu masa sana ait. Buradaki işin özel fabrikalarda üretilen pırlanta takıların giriş çıkış saatlerini ve üretim sayılarının notunu tutmak. Fabrikalar hafta içi sabah saat 9 ve 12 arasında ilk yarılarını yaparlar. Sonra bir ara olur. Saat 13 ve 17 arası ise ikinci yarıdır. Bu yarıdan sonra işin biter. “ masanın sandalyesini çektim ve oturdum.
Çantamı masanın üzerine bıraktım. Çok fazla geniş olmasada bana yetecek kadar alan vardı. “Aktuğ bey her gün sabah saat 10 da burada olur. Hafta sonları 12 de burada olur. Bu saatleri unutma. “

Onu başımla onayladım. “Şimdilik bilmen gereken bu kadar bir sorun olduğunda yanıma gelebilirsin” “Teşekkürler” O giderken bende çantamdan telefonumu çıkardım.

Masada şirketin kendi şifresiz bilgisayarı vardı. Burası hakkında çok fazla şey duymuştum. Mesela o kadar üst düzey güvenlikliydi ki şirket kendi bilgisayarlarının kullanılmasına izin veriyor ve bazı siteleri engelliyordu. Buraya asla
kendi şahsi eşyalarınızı sokamıyordunuz. Herşey şirketin elinden geçiyordu.

Telefonu açtığımda çocukların attığı merak dolu mesajlarla karşı karşıya kaldım. Hepsi nasıl olduğunu sormuştu. Bazıları ise kendi kendine teori üretmişti. Bu hallerine güldüm. İyi geçtiğine dair birkaç mesaj atarak telefonu kapattım. Kızlara daha dün olanlardan bahsetmemiştim. Eğer şuan öğrenselerdi bana kızacak ve neden anlatmadığımı soracaklardı.

Bu gece onlara anlatırdım. Dün gece aklıma gelince yine tüylerim diken diken oldu. Ben dün öptüğüm adamın şirketindeydim. Beni kovabilirdi yada dün gecenin hesabını sorabilirdi. Ama hiçbirşey yapmamıştı.

İşte bu fırtına öncesi sessizlikti. Bilgisayarı açarak masaüstünde gezindim. İhtiyacım olan herşey burada vardı. Hemen çantamdan küçük defterimi çıkardım. Bugün sabah üretilen pırlanta saat ve sayılarını yazmaya başladım. Bu tarz önemli şeyleri bilgisayara yazmak yerine deftere
yazmayı tercih ediyordum. En azından kaybolma ihtimali daha azdı.

Aklım bu kadar karmakarışıkken iş yapmak benim için daha da zorlaşıyordu. Neyseki ilk yarının bitmesine daha yarım saat vardı. Bu arada ben bütün zamanları geçirmiş olurdum. Bugünün tablosunu
geçirirken aynı zamanda başıma gelecek olayların ihtimalini kafamda sıralıyordum. Beni kovmazdı. Kovsa bunu ilk beni gördüğü an yapardı.

Ne demişti bana dün gece “Neyse ki benden bu kadar kolay kurtulamayacaksın” Belkide beni bilerek seçmişti. Ama eğer bunu
bilseydi beni ilk gördüğünde bu kadar şaşırmazdı. Belkide bana burda
hayatı zehir etmek istiyordu. Buradaki işim bittiğinde üniversiteme benim işi nasıl yaptığımla alakalı benden memnun olup olmadığı ile ilgili bir rapor yazcaktı. Eğer kötü bir şey yazarsa sicilim yanardı. Evet benim kaderimin ilerleyişi bu adamın
vereceği saçma bir rapora bakıyordu. Galiba en büyük korkumda buydu. Ya benim adıma kötü bir rapor yazıpta benim eğitim hayatımın yanmasına sebep olursa? Bu düşünceden çıkmak için başımı iki yana
salladım. Böyle bir şey olamazdı. Olmamalıydı. Derin bir nefes aldım. Şuan buradaki işime odaklanmam gerekiyordu. İlk yarı bitmişti. Bilgisayara üretim sayılarının diğer bildirimleri gelmeye başlamıştı bile.

Neyseki diğer yarının listesini hemen yazmıştım. Bir yandan bildirimlere
yetişmeye çalışırken diğer yandan ise hala olacakları düşünüyordum.
Şuan tek duam erkenden işimi bitirmek ve sıcak bir duş akmaktı…

....

Sonunda rahat bir nefes aldım. İşim bitmişti. Yazı yazmaktan parmaklarımın acısını hissedemiyordum. Saat beş buçuk olmuştu bile. Telefonumu ve defterimi çantamın içine atarak sandalyeden kalktım.
Herkesin işi bitmişti ve gitmişlerdi.

Buradakiler sabah erken işe başladıkları için işleri hepsinin saat dört gibi bitmeye başlıyordu. Çantamı koluma takarak son kez masaya baktım ve çalışma alanından
çıkmak için yürümeye başladım.

Elimi kısa saçlarımdan geçirerek
saçlarımı dağıttım. O kadar halsizdim ki saç diplerim acıyordu. Koridorun başındaki asansöre doğru ilerledim. Neyseki asansör bu kattaydı.

Tam elimi kapıyı açmak için uzatmışken bir el elimin üzerini buldu. Hızlıca arkamı döndüm ve elin sahibine baktım. Bu oydu. Aktuğ. Elimi hızlıca elinden çektim. Bu hareketimle yüzünde çarpık bir gülümseme
belirsede hemen kendini toparladı. Kapı açtı ve eliyle geçmem için içeriyi işaret etti. Şuan “Benim içerideki işim bitmedi” diyerek buradan kaçmak isterdim ama artık çok geçti. Asansörden içeriye girdim. Hemen ardımdan o da girdi. Giriş katın düğmesine bastı.

Tam dibimde duruyordu. O kadar uzun ve omuzları genişti ki koskoca asansörde iki kişi olmamıza rağmen kolu kolumla temas halindeydi. Tek duam dün gecenin konusunu açmamasıydı.

“Dün gece elimden kurtulamayacaksın derken ciddiydim” Ve evet konuşmaya başlamıştı. “Bende bana hiçbirşey yapamayacağın konusunda ciddiydim” “Sanırım yapabilirim. Raporunu benim yazmam gerekiyor değil mi?” Siktir. Sesi eğlenir gibiydi. Umarım beni bununla
tehdit etmezdi. “Raporun pekte umrumda olmadığını söylemem gerekiyor galiba “ dediklerimi takmadan konuşmaya devam etti. “Dün öptüğün adam patronun çıktı. Aslında haklısın kim olsa şaşırırdı. “

Sanırım burada olduğum süre boyunca bunu dile getirecekti. “Ne bekliyorsun. Dün gece için özür dileyeceğimi falan mı?” “Hayır sadece dün gecenin bedelini ödeyeceğini bilmeni istiyorum” asansör durdu.

Kapıyı açtım. Tam dışarıya adımımı atmıştım ki eli belimi buldu ve beni
kendine çekti. Konuşmama bile fırsat vermeden eli ağzımı buldu. Gözlerim yavaştan kapanırken son duyduğum söz “Tatlı rüyalar” oldu....

.....

Burnuma gelen iğrenç kokuyla kıpırdanarak uyandım. Gözlerimi açar
açmaz gözüme çarpan ışıkla gözlerimi kısdım. Gözüm ışığa alışınca etrafa bakmaya başladım. Kaçırıldığım aklıma gelince sinirle bağırdım.

“Aktuğ!!”

“Efendim bebeğim”

“Gel buraya kahrolası adam” gülme sesini duydum.

Beni bir sandalyeye
bağlamışlardı. Tıpkı sorgu odalarında ki gibi bir ışığı ise tepeme koymuşlardı. İlerisi karanlık olduğundan görmüyordum. Ama içerisi sessiz olduğu için ayak seslerini duyuyordum. Karanlığın arasından çıktı
ve yanıma doğru ilerledi. Yüzü şuan aynı iş yerindeki gibi çok ciddiydi.

“Benim burada ne işim var Aktuğ Bey?” bu sorumla yüzündeki ciddiyet dağıldı. Karşımda olan bir sandalyeye oturdu. Bacağının birini diğerinin üzerine attı.

“Hemen sorunuza cevap vereyim Aşkım Hanım. Benden kolay kurtulamayacağınızı o gece de anlamış olmalısınız. “
Sinirle güldüm.

“Birincisi bana Aşkım deme. İkincisi hayır bir öpücük olayını bu kadar abartmana gerek yok. Anlamadım yani ilk
öpücüğünmü-“ onunla göz göze gelince aydınlanmış gibi ona baktım.
“Tabi ya ilk öpücüğündü değilmi? Bu yüzden benim peşimi bırakmak
istemedin. İlk öpücüğünü alan kadını hayatında tutmak istedin. Yada
başka bir şey var bilemiyorum. Ama bu işte zararlı çıkan sensin”

“Bu kadar kolay anlayacağını beklemiyordum. İşte bu yüzden seni
kaçırdım. Tanışmak için” Ona artık nasıl baktıysam bu halime güldü.

“Bir dakika şimdi sen beni kaçırıp,sonra beni yanından ayırmak istemediğini söyleyip,sonra da tanışmak mı istiyorsun? Sen kafayı yemişsin” “Evet nereden başlıyorsun kendini tanıtmaya. Mesela
isminin anlamından başlayabilirsin” Sadece nadir kişilerin bildiği ismimin anlamını ona tabikide söylemeyecektim.

“Sikime kadar yolun var Aktuğ”

Bu dediğime kahkaha attı. Gerçekten
yakışıklı adamdı. Ama böyle husumetim olan bir adamı hayatıma alamazdım. Zaten ben bu saatten sonra hayatıma kimseyi alamazdım. Yüreğimin acısı hala dinmemişti.

“Sadece konuşmaya çalışıyorum. Bana karşı bu kadar kaba olmasan” “Konuşmaya çalışma o zaman. Ayrıca neden tanışıyoruz. Olmuş bitmiş bir mesele için konusunu bile açmamalıyız bence”

“Benim ilk öpücüğümü alan kadını rahat
bırakacağımı zannetmen senin aptallığın” “Ne kıymetli dudakların varmış kardeşim. İstersen birde çocuk gibi ağla neden beni öptün diye. Ayrıca evet ben seni öpmüş olabilirim fakat sende beni öptün. Zorla
beni öp diyen olmadı sana"

“kardeşlerimi bu şekilde öpmem”

Benim dediklerimi umursamıyor sadece işine gelen konuşmalarıma cevap veriyordu. “Sende kendi ağzınla söylüyorsun. Beni öptün. Yani bu şey senin isteğin doğrultusunda oluştu. Sanki seni taciz etmişim gibi davranmayı bırakıp beni çöz artık”

“Seni çözmem için bana bir söz
vermen lazım”

Söyle der gibi başımı salladım. “Şirketteki işin bitse dahi şirkette çalışmaya devam edeceksin” ona boş bakışlarla baktım.
“Tabikide bunun için bir anlaşma imzalayacağız” “Benim bundan
çıkarım ne olacak? Yada doğru soruyu sorayım. Senin bundan çıkarın
nedir?” “Senin çıkarın cv’in de güzel bir şirket adı olacak. İleride iş bulma olasılığın artacak. Benim bir çıkarım yok.”

Sinirle güldüm.

“Senin gibi adamları bilirim çıkarları olmadan iş yapmazlar bunu şimdilik çok sorgulamayacağım ama umarım bu saçma çıkarın her ne ise ucu benim hayatıma dokunmaz” Ayağa kalktı. Yanıma doğru ilerledi. Arkama geçti ve bileklerimi çözmeye başladı. Gerçekten çok sıkı
bağlamışlardı. Elimi çözünce bileklerimi kendime çektim ve ovuşturmaya başladım. Tenim beyaz olduğundan ipin izi bileğimde
Görünür bir haldeydi.

Ayaklarımdaki ipi çözmeye başladım. Bir yandan da söylenmeye başladım. “Hayır yani bu kadar sıkı bağlayacak ne var
anlamıyorum. Denizci düğümü atmış bildiğin ya” Ayaklarımı çözünce
ayağa kalktım ve vücudumu esnettim.

“Çıkar şu sikik sözleşmeni de
evime gideyim” Saat eminim ki sekiz olmuştu. Kızlar beni çok merak etmişlerdir buna kesinlikle emindim. Bir anda heryerin ışıkları yandı. Burası eski bir fabrikaydi. Ama sanki ev gibi mobilyaları vardı. Bir
masaya doğru ilerleyerek üzerindeki evrakları aldı. Ve yanıma doğru
yürümeye başladı.

Yanıma gelince elindeki kağıtları ve bir kalemi bana uzattı. Kalemin üzerinde akrilik bir şekilde “Kerem Aktuğ Yücesoy” yazıyordu. Evrakları aldım ve okumaya başladım. Şu hayattaki en önem verdiğim şey ise resmi bir evrağa imza atarken onu sonuna kadar okumaktı. Eğer sonuna kadar okumazsam herhangi oluşan bir yalnışlıkta sorumlu olan taraf ben olacaktım.

Evrağı okumam bittiğinde başımı kaldırdım. Ve onu yakaladım. Dikkatli bir şekilde bana bakıyordu. Ona baktığımı fark edince hemen gözlerini kaçırdı. Evrakta onunla çalışmayı bir sene boyunca kabul ettiğim. O beni kovmadığı sürece işten ayrılamayacağım. Gibi bilgiler yazıyordu.
Buradan çıkmak için imzayı atmam gerekiyordu. İçeride o ve benden başka kimse yoktu fakat dışarıyı bilemezdim. Ve az çok gördüğüm kadarıyla korumasız dışarıya çıkmayan bir adamdı. Kalemi de alarak sayfaları imzaladım. Sonra da kağıtları ona uzattım. Çıkmak için
yürümeye başlamıştım ki kolumu tuttu. Ona anlamsızca baktım.

“Bu saatte tek gitme” “İnan ki şu sokaklar senin yanından daha güvenli”
kolumu elinden kurtardım ve çıkışa doğru ilerledim. Dışarıya çıkınca yanılmadığımı da anladım. Dışarısı koruma doluydu.

O da arkamdan geldi. Elinde çantamı gördüğüm korumanın yanına doğru ilerledim. Yanına gidince elimi ona doğru uzattım. Ne istediğimi anlamış gibi çantamı bana uzattı. Çantamı aldım ve dar sokaktan çıkmak için yürümeye başladım. İyimi yoksa kötü mü yaptım bilmiyordum. Orda olmam onun için nasıl bir avantaj sağlıyordu bilmiyordum fakat orada olmamın bana çok sağlam şeyler
kazandıracağı kesindi. Çıkmaz sokaktan çıkınca aslında bulunduğum yerin Tuğkanların evine yakın olduğunu fark ettim. Arabam şirketin önünde kalmıştı. Tuğkanların evine yürürken aynı zamanda ne yapacağımı düşünüyordum. Son zamanlarda çok fazla düşünmeye
başlamıştım. Ben böyle değildim. Hayat enerjim gitmişti.

Tuğkanların evinin önüne gelince zile bastım. Bir süre sonra kapıyı Ali
açtı.

“Kızım sen neredesin sabahtan beri sana ulaşamıyoruz?”

“İçeriye geçeyim anlatacağım” içeriye girdim. Çantamı vestiyere bıraktım ve
sağa dönerek oturma odasına girdim. Beyza ve Gizem ‘de buradaydı.

Beni gören Beyza ayağa kalktı. “Kızım sen bizi çıldırtmaya yemin mi ettin? Neredesin sabahtan beri arıyoruz ulaşılamıyor” "Oturalım anlatacağım” Kendimi koltuklardan birine attım ve dün sabahtan
akşama kadar olan flim çeksek reyting rekorları kıracak başıma gelen olayları anlatmaya başladım. Hepsinin ayrı ayrı yorumlarını dinledim.

Sonrada hep beraber ne yapacağımızı düşündük. Çünki benim başıma
gelen herşey onların başınada gelmiş olurdu. Kardeş demek bu
demekti…

....

Sabah geç kalacağımı anlayınca otobüsle gitme fikrimi aklımdan çıkararak Ali’yi aramış ve beni bırakmasını istemiştim. O da hemen kabul etmişti. Dün gece geç saatte beni ve kızları eve bırakmışlardı. Ben
ne kadar kızları sevsemde birileri ile aynı evde yaşamayı sevmezdim.

Birileri ile aynı evi paylaşma fikri beni intihara sürükleyebilirdi. Şirketin önüne gelince tam inmek için hareketlenmiştim ki Ali kolumu tuttu. Ona doğru döndüm. “Bak şuan o kapıdan içeriye gireceksin biz yanında olmayacağız ama başına herhengi bir şey geldiğinde aman bunların
raporları kötü gelir diyerek sakın bizi aramamazlık yapma. Asıl aramazsan seninle kötü oluruz kardeşim” onu kendime çektim ve sıkıca sarıldım. Benim için gerçekten daha iyi bir abiydi.

“Beni bıraktığın için teşekkürler. Bu konuşmanı dikkate alacağım ama sende bende işimize geç kalmayalım. “ yanağından öperek ondan ayrıldım. Ve hızla aracın kapısını açarak indim. Hızla şirketin kapısına ulaştım ve dün masamda bulduğum şirket kartını turnikeye okutarak içeriye girdim.

Hemen asansörlerin olduğu yere doğru ilerledim. Neyseki asansörler bu kattaydı. Hızla en üst kata bastım ve asansörün
kata ulaşmasını bekledim. 10’a on dakika vardı. Asansörün aynasından kendime baktım. Pembe bir yün kazak altına ise beyaz kumaş pantolon giymiştim. Kısa saçlarımı arkadan sıkı bir at kuyruğu yapmış. Perçemlerimi dışarıya çıkarmıştım.

Kata gelince hızlıca asansörden indim. O sırada beni Aktuğ beyin sekreteri Ezgi karşıladı. Ona soru dolu gözlerle baktım.

“Aktuğ bey daha gelmedi” rahat bir nefes verdim. “ Ama bugün çalışma yaptığımız bir şirketin yönetim kurulu başkanı ile toplantısı var. Toplantı saat onda başlayacak. Ve pırlantaların üretim sayı saatlerini de kontrol edecekler. Bu yüzden o toplantıda seninde olman lazım. Karşı taraf çoktan toplantı salonunda sende git hemen”

Onu başımla onayladım. Toplantı salonu koridorun diğer tarafındaydı. Hızlıca o koridora doğru ilerledim. Toplantı salonunun önüne gelince derin bir nefes aldım. Ve sakince kapıyı çalarak içeriye girdim. İçeride bir adam vardı. Arkası
dönüktü.

Ama ben bu adamı tanıyordum. Dudaklarımın arasından tek bir kelime döküldü.

“Ferit?”

Evet bu oydu. Peki onun burada ne işi
vardı. Boğazımdaki yumruyu hissediyordum. Göz pınarlarım ağlamamak için can çekişiyordu. Kalbim kırk defa onları ilk gördüğüm anda ki gibi parçalanıyordu. Bu acı nefesimi kesiyordu.

Ve bugün bir şey daha öğrenmiştim lanet hayattan. Kimseyi arkasından tanıyacak kadar sevmemeyi. Sevgi zayıflıktı. Aşk bilinmez bir çukurdu. Sevda ise ölümdü……

Daha önce watpadde olduğum için oradaki okur topluluğuma hep yıldız Tozlarım diye seslenirdim size de öyle sesleneceğim. Her kitabımda bir etkinlik başlatıyorum Bu kitabın etkinliği her bölüm sonunda kitabın ilerleyen bölümleri ile ilgili alıntı bırakmak.

Yine ben geldimmmm ayyy burada olmayı çok özlemişim

Evet sizce bölüm nasıldı????

Bu bölümün alıntısı

"Bir yerde okumuştum kız çocuklarının en çok dizi acır diye. Benim neden kalbim acıyordu?"

Bu alıntıyı yazarken benim bile ruhum parlacalandi.

Bu saatten sonra pek sık bölüm atamayacagim. Ama sizlerin beni sabırla bekleyecegini biliyorum.

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....🖤⭐️⭐️