20. bölüm · Tek Öpücük
Kalp Atışı
Gözüme hücum eden ışık süzmesiyle rahatsızca yerimde kıpırdandım. Ben uyurken birilerinin ışığı açmasından nefret ediyordum. Gözlerimi zorlukla birbirinden ayırdım. Gözlerimin pembeli tonlarda odamda açılmasını beklerken beyaz duvarla karşı karşıya kalınca kaşlarımı çattım. Neredeydim ben? Etrafa biraz daha baktığımda burasının bir hastane odasına benzediğini fark ettim. Kolumdaki serumu fark edincede bu teorimi kanıtladım. Ben hastanedeydim. İyi ama neden? Oda da kimse yoktu. Bir sedyede yatıyordum ve kolumda serum vardı. Başım ağrıdan çatlıyordu. Ben etrafı incelemeye devam ederken kapının açılması ile bakışlarım oraya döndü. Gelen Kerem’di.
Yavaş adımlarla odaya giriş yaptı ve yanımdaki koltuğa doğru ilerledi. Ben ona burada ne işim var diyecekken konuşmaya başladı. “Orada burnun kanamaya başladı. Sonrada bayıldın.” Hastalığı öğrenmesi korkusu etrafımı sararken devam etmesi için ona baktım. Elini dağılmış saçlarından geçirdi. Üzerindeki gömleği kırışmıştı. “Doktorunla konuştum. Tedaviye ne zaman başlamayı düşünüyorsun?” Yutkunarak konuştum “Hiçbir zaman” Gözlerini kapatıp tekrar açtı.
“Sağlığın için yapacaksın bunu. Bu durumu neden bana söylemediğini sonra konuşacağız” “Sana söylemem için bir sebep yoktu. Ayrıca kendi kararlarımı kendim verebilirim” Sinirle bir nefes aldı. “Sevgilinim ya sana göre bu bir sebep değilmi?” “Sahte sevgili. Ki artık bizim peşimizdeki kişiyi bulduğumuza göre böyle bir duruma gerek kalmadı” “Unut onu. Sen hala benim yanımdasın. Bu da sevgilim olduğun gerçeğini değiştirmez” Yorgunca gözlerimi kapatıp açtım. Başım ağrıyordu.
“Ben senin sevgilin değilim. “ Beni umursamayarak konuşmaya başladı. “Şu kadının annen olması meselesini anlat” Derin bir nefes aldım. Ama istediği gibi konuşmadım. Sonra onun sesini duydum. “Teyzemle pek konuşmayız. Ben doğduğumdan beri görüşmeyiz hatta. Annem babamla evleneceği zamanlar ailesi onu başka birisi ile evlendirecekmiş. O da kaçıp babamın yanına gelmiş. Ben teyzemi 10 yaşına kadar hiç görmedim. Sonra buralara taşındığını duydum. Ara sırada olsa yanımıza gelir giderdi. Annem evden kaçtıktan sonra araları biraz açılmıştı. Ama yan yana geldiklerinde hala birbirlerine ilk gün ki gibi kardeşçesine yaklaşırlardı. Onu en son üç sene önce gördüm. Ve bir kuzenim olduğunu bilmiyordum bile”
Gözlerini gözlerime kenetlediğinde anlattıklarına inanmamı istiyor gibiydi. “Seni tabikide araştırdım ama kuzenim olduğunu bilmiyordum. Annem seneler önce benden bir söz istedi. Geçmişini asla araştırmamamı. Bende onun geçmişine ulaşmam gereken tüm yolları kapattım. Eğer öyle bir şey olmasaydı. Şuan daha farklı şeyler yaşanabilirdi” Gözlerime benimde anlatmamı bekler gibi baktı. Anlatmazsam doğru hareket edemezdik.
“Onu uzun zamandır görmüyorum. Çok uzun zamandır. Siması bile aklımda yoktu. O gitti bende onu aramadım. Kendi hayatıma devam ettim. Bir süre sonra ona ulaşabilecek kadar elim kolum uzun oldu ama ben istemedim. Şimdi ise kendisi karşıma çıktı. Neden teslim oldu bilmem. Belkide bir tuzaktır bu. Onun hayatı çok tuhaftı. Babam onu bulduğunda bir ailesi yokmuş. Bende hiç aile konusunu açmadım yanında. Yani olanları bende bilmiyordum” “Yetimhanede mi büyüdün?” Kırılmamdan korkar gibi sormuştu.
“Evet” “Zor muydu orası?” Bakışlarımı yüzünden çekerek tavana sabitledim. Bu konuşmaya daha fazla ona bakarak devam edemezdim. “Yetimhaneler can vermek için var.” Birkaç mırıltıyla beni onayladı. “Ama orası benim canımı aldı” Sinirle aldığı soluğu duydum. “Biraz daha açıklayıcı anlatırmısın?” Bakışlarımı ona çevirdim. Kahverengi gözleri bana beklenti ile bakıyordu. “Ben senden hayatını bana daha açık bir şekilde anlatmanı istesem anlatacakmısın?” Sessizlik odayı sardığında cevabımı aldığımı düşündüm.
“Ne merak ediyorsan sor” “Kimsin sen?” “Kerem ben. Kerem Aktuğ Yücesoy Türkiye’nin en iyi takı ve pırlantalarını yapıyorum. Aynı zamanda tehlikeli işlerlede ilgileniyorum. Ve bunu zevkle yapmıyorum. Başka soru” “Bu yola nasıl girdin?” “Annem babamın yanına geldiği zamanlar bazı kişilere borçlanmış. Ve kendimizi bir anda nasıl olduğunu bilmediğimiz bir çukurda bulduk. Şimdi ise o çukurun sahibiyiz. “ “Neden her sorduğum soruya cevap veriyorsun?” “Çünki sana önem veriyorum. “ Derin bir nefes aldım. Ard arda sorular sormak beni yormuştu.
“Bana karşı ne hissediyorsun?” Koltuktan kalktı ve yanıma doğru ilerlerdi. Serum bağlı olan kolumun yanına kalçasını dayadı. Elimi elinin içine aldığında ciddi bir konuşma yapacağını anladım. “Sana karşı hissettiğim aşk değil ama senden hoşlandığım gerçeğini değiştiremem. O fabrikada kollarımda bayıldığında ne hissettiğimi hatta burada hasta olduğunu öğrendiğimde kalbimin atışının nasıl değiştiğini tarif edemem. Senden çok hoşlanıyorum. Peşinde birileri olsa canını alırdım ama seni bu yatağa sürükleyen şey senden başkası değil. Seni yaşatmak için elimden geleni yapacağım”
Ettiği itirafla kalbimin atışları değişirken sadece donuk bakışlarla gözlerimi kapatıp açarak ona bakıyordum. Güldü. Güzel gamzesi görünecek kadar. Gamzeleri çok etkileyiciydi. Ona aşık değildim ama ona aşık olmam için gamzeleri yetebilirdi. Elimi dudaklarına götürerek minik bir öpücük kondurdu. Karnımdaki karıncalanmayı anlamlandıramıyordum. “Erkenden kemoterapiye başlıyorsun. İtiraz kabul etmiyorum” Sustum. Kemiklerim feci şekilde ağrırken bu durumda daha fazla idare edeceğimi zannetmiyordum. “Umarım okulumdan aldığın izin birkaç ay geçerlidir” Güldü. “Halledeceğim, halledeceğiz”
Sıkıntılı bir nefes alarak sormaktan kaçtığım o soruyu sordum. “Ona ne oldu?” “Onu öldürmedim” Bence gayet makul bir cevaptı. Kendisine karşı birilerini öldürmeyi sorun görmemiş birisi için gerçekten makuldü. Kendi canımın bile derdinde değilken onlarla uğraşamazdım. “En erken vakitte bu işlere başlayacağız ama önce senden kan alınması lazım. Sonrada arkadaşlarını odaya çağırır durumu açıklarsın” “Onları burayamı çağırdın?” Sesim hem sinir hem de şaşkınlık doluydu.
“Evet eninde sonunda gerçekleşmesi gereken bir konuşmaydı. Ben sadece biraz erkene aldım.” Odanın açılan kapısından içeriye giren kişiye baktım. Doktorumdu. Hızlı adımlarla yanıma doğru geldi ve serum olan kolundaki damar yolunu kullanarak kan almaya çalıştı. “ben sana demiştim Danlacım. Ama beni dinleyen kim ki. Seni o günden sonra göreceğim zamanın bu yatak olacağını tahmin etmek zor değildi. Erğer beni dinleyip tedaviye başlasaydın şuan durumun böyle olmayacaktı”
Kan alması bittiğinde ona boş gözlerle baktım. Bu konuşmayı canı istediği için mi yapmıştı yoksa beni sakinleştirmek için mi bilmiyordum. Ama bir kan kanseri hastasıysanız sizden kan alınırken ya da serum takılırken damar yolunuz çok fazla acıyordu. “Neyseki artık bu saatten sonra bu konuşmaları yapmanın bir faydası yok. Yarından itibaren Kemoterapiye başlayacağız. Bugün burada kalacaksın. Dinlen ve kendini fazla yormamaya çalış”
O odadan çıktıktan sonra Kerem konuşmaya başladı. “Ben çıktıktan sonra seninkileri çağıracağım. Kendini yormamaya çalış” Dudaklarını elimin üzerinde birkaç saniye oyalandı. Elimi ellerinin arasından ayırarak ayağa kalktı. “Şimdi gidiyorum ama geri geleceğim” O odadan çıkar çıkmaz ardından kapı açıldı ve içeriye bizim çocuklar girdi.
Hepsi sırayla içeriye girip koltuklara otururken onları seyrettim. Gizem ve Beyza’nın gözleri kızarmıştı. Ağladıkları belli oluyordu. Ali’nin gözleri ağlamamak için direniyor gibiydi. Tuğkan’ın da diğerlerinden kalır yanı yoktu. Hepsi yerlerine yerleşmelerine rağmen konuşmuyorlardı. Böyle bir durumda ne denirdi ki? Onların konuşmaya başlamayacağını fark edince ben konuşmaya başladım.
“Yaz tatilinin sonlarına doğru mide bulantıları, eklem ağrıları vücudumda hep denk gelmeye başladığım şeylerdi. Bunun son zamanlarda sabahlı akşamlı denize girmemden kaynaklandığını düşünsemde ağrılar daha da artınca tatil dönüşü bir doktora göründüm. Birkaç test sonucunda bana Kan kanseri yani kısacası lösemi olduğumu söyledi. Ama bunun çok ilerlemiş bir durum olmadığını erkenden bitebileceğini söyledi. Bana bazı ilaçlar yazdı. Bende onları kullanmaya başladım. Son birkaç aydır ilaç kullanmıyorum çünki birşeyleri öğrendim”
Bakışları bana döndü. “Ben ölüyorum çocuklar” Ali’nin gözlerinden yaşlar akmaya başladığında gözlerimin yandığını hissettim. “Bunu kabulleneli uzun zaman oldu. Acımı önemsemedim aklıma bile getirmedim. Bazenleri hastalığım olduğunu ben bile unutuyordum. Ama bazı anlar kalbime saplanan acılar bana onun yerinin hala var olduğunu anlatıyordu. Durumun daha da ilerlemiş olduğunu öğrendiğimde” Derin bir nefes alarak gözyaşlarımı serbest bıraktım.
“Herşeyden vazgeçtim artık. Hayatta beni tutan şeyler sayılı. Ben hayatta durmak istesem bile Allah beni yaşatacakmı meçhul. O yüzden tedavi olmadım. Kerem hastalığımı öğrenince itiraz istemeden tedaviye başlayacağımızı söylediğinde bir şey diyemedim. Çünki artık neler olacağını bende bilmiyorum. “ Beyza ayağa kalkarak yanıma geldi. Yerimde doğrulurken beni kendine çekerek sıkıca sarıldı. Serum bağlı olmayan kolumu beline doladım. Hıçkırıkları sessiz odada yankılanıyordu.
“Bize neden söylemedin? Ya öğrendiğimde nasıl hissettiğimi bilemezsin kızım hayatım kaymış gibi hissettim. Çocuklarımın teyzesi olacak kadın beraber mezun olmak istediğim kişinin olmama fikri-” Nefesi kesilince bana daha da sarılarak ağladı. Bende gözyaşlarımı tutamazken sadece sustum. Açıklama yapsam bile anlamayacaklardı. Gizem hıçkırıkları arasında bana sarılınca daha da mahvoldum. İşte bu yüzden. Onları bu halde görmemek için söylememiştim. Bir süre sonra ikiside benden ayrılınca hızlıca ellerimle gözyaşlarımı sildim. Onlar ayak ucuma otururken Ali’nin kalkarak yanıma geldiğini gördüm.
Yanıma geldiğinde kollarını boynuma sararak beni kendisine çekti. İşte bende o an kayışlar koptu. Hıçkırıklarım odayı doldururken kendimi durdurmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Aylardır çok dolmuştum. Gözyaşlarını saçlarımda hissettiğimde ağlamam daha da şiddetlendi. Ali beni kardeşi gibi görürdü. Beni herşeyden korumaya çalışır ve eğer birisine ihtiyaç duyarsa ilk beni arardı. Bende kızlara anlatamadığım ne varsa ona anlatırdım. Benden ayrıldığında gözyaşlarını silerek arkasını döndü.
Yanıma oturan Tuğkan diğerlerinin aksine bana bakarak kızarık gözleri ile gülümsedi. “Yine yaptın yapacağını kızım. Bana derlerdi yaramaz diye hayırdır ünvanımda gözün mü var?” Gülerek söylediği sözlerle bende burukça gülümsedim. Onu kendime çekerek sıkıca sarıldım. Gözlerim dolsada artık ağlamak istemiyordum. “Ünvanı beraber paylaşırız olmaz mı?” Ağladı. Hıçkırıkları odada yankı yaparken diğerlerinin de selseri ona eşlik etti. Hep beraber ağladık. Hep beraber güldüğümüz zamanki gibi. Ağladım...Ağladık...Hiç gülmeyeceğimizi düşünürken.....
....
Nefes almaya çalışırken bir şey bunu engelliyordu. Göğsümün üzerindeki bir ağırlık başımı döndürüyordu. Gözlerimi zorlukla araladığımda ay ışığının aydınlattığı odaya boş gözlerle baktım. Terden sırılsıklamdım. Bakışlarım göğsüme değdiğinde Kerem’in orada uyuduğunu gördüm. Bu bile kalbimin ritminin değişmesine neden olmuştu. Bu adam neden buradaydı?
Çocuklarla konuştuktan sonra doktorum odaya gelmiş ve herkesi çıkardıktan sonra mevcut durumun ve ilerleyeceğimiz yol hakkında konuşmaya başlamıştı. Bir süre konuşmuş ve nasıl bir yol izleyeceğimiz hakkında teoriler üretmiştik. Konuşmamız bittikten sonra çocuklar ellerindeki yemeklerle odaya dalmıştı. Sinem ve çocuklar tanışmış ve iyi anlaşmışlardı. Yemekler yendikten ve çaylar içildikten sonra yanımda kimin refakatçi kalacağı konusu tartışmaya açılmıştı. Herkes ortaya atıldığında tek kalacağımı söyleyip herkesi odadan kovmuştum.
Şimdi ise göğsümde uyuyan adamı izliyordum. Ne ara gelipte yanıma yatmıştı bilmiyordum ama huzur dolu ifadesi sayesinde onu uyandırma isteğim gidiyordu. Bir süre onu izledim. Uzun kirpikleri göz kapaklarını gölgelemişti. Yumuşak saçları göğsümde ki dağılmış saçlarımla karışmıştı. Saçlarımız yan yana geldiğinde çok uyumlu duruyordu. Kalın dudakları uykunun verdiği sersemlikle büzülmüş ve onu çok tatlı göstermişti. Gamzesinin izleri yanağında gölgeleniyordu. Gülümsese ne güzel olurdu. Fısıldar gibi konuştum.
“Gülümse ve gamzendeki çukura aşık et beni” Gülümsedi. Gamzeleri görünecek kadar gülümsediğinde hızlıca gözlerini açtı. Uyumuyordu. Gülümsediğinde kısılan gözleri ile bana baktığında istemsizce bende gülümsedim. “Demek gamzemdeki çukura aşık olmak istiyorsun” Göğsümde uzanmış bir şekilde bana böylesine bakarken yanaklarını ısırmamak mümkün değildi. “Yanaklarını ısırsam kızarmısın?” Başını iki yana sallayarak güldü.
Yanağına doğru uzandım ve yanağını iz bırakacak şekilde ısırdım. “Bir an gözüme çok tatlı geldin” Güldü. “Ben ne kadar tatlı bir tarafım olduğunu düşünmüyor olsamda sen öyle diyorsan öyledir. “”Neden yanımdasın?” Belimdeki elini daha da bana sardı. “Sadece yanında olmak istedim” “Neden?” “Çünki sana önem veriyorum. “ Gözlerine bakmaya devam ettim. “Seni özledim o yüzden geldim. Yanında refakatçi istemediğini ve tek kalacağını söylemişsin ama onlar sensiz duramayacak gibilerdi. Gerçekten başına bir şey gelmesinden korkmuş olmalılar. Hastane bir tanıdığıma ait onlara birer oda ayırttırdım. Başına gelme ihtimali olan herhangi bir durumda yakınında olmak istiyorlar. Burada olmaları içlerinin rahat etmesini sağlayacak”
Bakışlarımı tavana sabitledim. Gözlerinin bana kaydığını hissediyordum. “Bu yolda yanında olacağım söz veriyorum. Rahat ol bu yolda yalnız değilsin. Seni seven insanlar var” “Neden göğsümde yatıyorsun?” Gözlerini kapatarak uyku moduna geçti. “Çünki bu zamana kadar yattığım tüm yastıklardan daha rahat” Güldüm. “Çok alışmamanı tavsiye ederim” Beni başıyla onaylasada konuşmadı. O uyku moduna geçtiğinde bende camdan karanlık gökyüzüne baktım.
Kalbimin acısı ruhuma çok ağır geliyordu. Bu süreç çok zorlayıcı olacaktı. Nasıl yapacağız bilmiyordum. Kerem’in yanımda yatmasına izin vermeyebilirdim ama ömrüm kısıtlıydı ondan etkilendiğim gerçeğini yoksayamazdım. En azından birazda olsa mutlu olmaya ihtiyacım vardı. Canım acıyordu ama susacaktım. Mutluluk bana gelmezse ben ona koşacaktım. Çünki eğer kısıtlı bir ömrünüz varsa size gelecek en küçük mutluluğa muhtaç kalıyordunuz. Allah kimseyi mutluluğa muhtaç etmemeliydi......
Mutluluğa muhtaç olmaması için dualarımda olan tüm okurlarıma.....
Evettt bir bölümün daha sonuna geldikk
Bu bölümün alıntısı
"Ağladım, ağladım ve ağladım. O gün bana ağlamam için verilmiş gibi ağladım. Ama çığlıklarımı kimseye duyuramadım. Çünki Sessiz olan Çığlıklar kimseler tarafından duyulmazdı...."
Evettt alintimizda geldiğine göre benim gitme zamanım geldi.
Ama giymeden önce bir gün geç kaldım bölüm yayınladım özür dilerimmm
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤
