10. bölüm · Tek Öpücük

Kim Bu Katil?

Ebru Ermeç

Ben hala donmuş bir şekilde cesede bakarken Aktuğ beni kolumdan tutarak daha da kendisine çekti. Bir kaç adım geriye attım. "Aktuğ.." Sesim titriyordu. "Sakin ol. Şimdi arabalara doğru gideceğiz polisi aramamız lazım" Onu başımla onaylasam da bir adım atmadım. Gözlerimi cesetten çekmiyordum. Sanki çekersem kaçacak yada kaybolacak diye korkuyordum.

Elimden tutarak beni ilerletti. Arkamı cesede döndüm ve arabalara doğru ilerlemeye başladık. Arada arkamıza bakıyor cesed yerinde mi diye kontrol ediyordum. Arabaların önüne gelince elimi bırakmadı ve onun arabasına doğru ilerledik. Arabanın kapısını açarak yan koltuğa uzandı ve koltuktaki telefonunu aldı. Hemen telefonunun şifresini girerek 155'i aradı.

"Merhabalar ben bir ihbarda bulunacaktım..." O polislerle konuşurken ben her an katil üzerimize atlayabilir düşüncesiyle etrafı kontrol ediyordum. Senenin bitmesin son günler varken başıma gelenler cidden çok iç açıcıydı. Elimi kendisine daha da çekmesiyle irkildim.

Bakışlarım ona döndü. "İyisin değilmi? Polisler birazdan burada olurlar. O zamana kadar burada olmak zorundayız. " Koluna sıkıca sarıldım. "Ya katil hala buradaysa?" Sarıldığım kolunu ellerimden kurtardı ve beni kolunun altına alarak sıkıca sarıldı. "Merak etme. Eğer ortaya çıkacak olsaydı bu zamana kadar biz de o adamın yanında asılı olurduk" "Bir adam mı asılıydı?" Beni kendine daha da çekti. "Adam olduğunu anlamayacak kadar korkmuşsun. " Bir süre ikimizde sessiz kaldık. Ta ki ormanın girişini polis siren sesleri doldurana kadar. Polis arabaları benim arabamın arkasına doluşurken rahatlamış bir nefes verdim. Bayan bir polis yanımıza geldi ve konuşmaya başladı.

"Cesedi görenler siz olduğunuz için sizi arkadaşlarla adliyeye göndereceğiz. Ve şunu asla unutmayın. Bize vereceğiniz her bilgi bu cinayeti çözmemizde bize yardımcı olacak" "Kesin cinayetmi ki?" Kahverengi gözleri yeşil gözlerimi buldu. Sarı saçlı bir altmış boylarında bir polisti. "Cinayet olduğunu anlamak için ormanda olması yeterli. Böyle kirli işleri hep izbe yerlerde hallederler. Arkadaşları alalım"

Bizi bir polis arabasına bindirirlerken arabalarımızı da daha sonra getireceklerini söylemişlerdi. Şimdi ise Aktuğ ile yan yana bir polis arabasında adliyeye doğru yola çıkmıştık. Hep cesedi düşündüğümden aklıma unuttuğum bir detay geldi. Biz ne ifade verecektik? Aktuğ bana yabancı numaradan mesaj attı. Rastoranta çağırdı onu görünce ormana girdim öyle bulduk diyecek halim yoktu. Yanımdaki adama baktığımda onu bana bakarken yakaladım. Başımı boynuna yaklaştırdım. Bunu gören polis arabasını süren adam bize gülerek baktı. "Sevgilimisiniz?" Onu başımla onayladım. Dudaklarım kulağına denk gelecek şekilde yaklaştım.

"Senin bana mesaj attığın kısmı anlatmayacağım. Seninle kavga ettik ve ormana girdik diye bilecekler" Dudaklarımı kulağının yanından çektim ve kafamı omzuna koyarak yol boyunca dışarıyı izledim. Sadece bir kaç saatte neler olmuştu öyle. Şunu fark etmiştim. Aktuğ benim hayatıma girdiğinden beri başımdan bela eksik olmuyordu. Ne vardı bu adamda? Bir kurşun döktürmek farz olmuştu. Bu düşünceme güldüm. Ve aynı sakinlikle yolu izlemeye devam ettim.

....

Karşımdaki polis memuru kollarını masaya dayayarak sonunda konuşmaya başladı. "Evet başından anlat bakalım şu olayı" Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım. "Yanımda gördüğünüz adam yani Aktuğ benim sevgilim. Bu gece beni yemeğe çıkaracaktı. Benim bazı işlerim olduğundan dolayı yemeğe kendi arabam ile gittim. Orada biz biraz tartışınca bir sinirle restoranttan çıktım ve aracıma binerek ormana girdim. Tabi o da peşimden. Aracını önümde kırınca bende ormana girdim. Sonrada cesedi fark ettik. Sizi aradık. Şimdi de buradayız"

Polis memuru koca bir kahkaha patlattı. "Sence ben bu anlattığına inananacak kadar aptal bir adammıyım?" Öfkeyle kaşlarımı çattım. "Onu bizim mi öldürdüğümüzü söylüyorsunuz?" "Gittiklerinde olay yerinde siz vardınız. Bu da okları üzerinize çeker" "Farz edelim ki o adamı biz öldürdük. Neden size ihbar edelim?" "Belkide ters psikoloji uygulamak istiyorsunuzdur" Alayla güldüm. "Biz değil ama siz ters psikoloji uygulamak istiyorsunuz belli. Bir güzel sanatlar öğrencisi olabilirim ama ters psikoloji uygulayıp suç itiraf ettirme konusunda çok fazla polisiye flim izledim" Beni başıyla onayladı. "Girişte çıkış işlemlerini yapabilirsin"

Masanın önünden kalktım ve odadan çıktım. Uzun koridorda yürüyerek girişe geldim. Bizi sorgu için odaya aldıklarında arabalarımızı getirdiklerini söylemişlerdi. Neyseki arabanın içinden çantamı da getirmişlerdi. Çantamdan kimliğimi çıkardım ve görevli polise uzattım. Bir kaç işlem yaptıktan sonra önüme imzalamam için bazı kağıtlar verdi. Hepsini tek tek okuyarak imzamı attım ve karakoldan çıkış yaptım.

Dışarıya çıkınca arabasının önünde bekleyen Aktuğ'u gördüm. Yanına doğru ilerledim. "Seni neden bu kadar çabuk çıkardılar?" "İş adamı olmanın avantajı diyelim. " Onu başımla onayladım. Ve arabama doğru ilerlemek için adım attım. Kolumdan tuttu. "İstersen seni ben bırakayım" "Gerek yok eve dönsem iyi olacak" Onu orada bırakarak arabama doğru ilerledim. Çantama uzandım ve arabamın anahtarlarını çıkardım. Arabanın kilitlerini açarak sürücü koltuğuna oturdum ve kapıyı kapattım. Rahat bir nefes aldım. Yorucu bir geceydi.

Ve evin yolunu tuttum. Şuan en büyük dualarımdan birisi ise o cesedin katilinin bizim ile bağlantısı olmamasıydı. Peki ya Aktuğ? Kim di bu adam?Onu öldürmek isteyen birileri vardı. İş hayatı böyle birşeymiydi? Hiç sanmıyordum. Arabayı evin önünde durdurdum ve araçtan inmek için hareketlendim. Yan koltuktan çantamı alacakken koltuğun üzerindeki bir kağıt dikkatimi çekti. Hızlıca kağıdı alarak çevirdim ve üzerini okumaya başladım.

"Gördüğün cesedin bir yakınının olmasını istemiyorsan. Gizem ve Beyza gibi... Dediklerime uy. Seninle işimin bitmesini bekle. Oyunumu bozarsan kendine yeni oyun kurmak zorunda kalırsın"

Bu da neydi şimdi? Beni tehditmi ediyordu? Gerçekten aklını kaçırmıştı....

....

Gece boyunca uyumamıştım. Sanki buraya gelip beni öldürecek gibi hissediyordum. Halbuki katili bile tanımıyordum. Sabah erkenden kalkmış ve derse girmek için okula gelmiştim. Dersim sabah saat sekizdeydi. Hoca blok ders işlemişti. Şuan beynimi hissetmiyordum. O kadar fazla bilgiyi üç saatte beynime dayamıştı. Sonunda fakültenin bahçesine çıkınca rahat bir nefes aldım. Gerçekten yorulmuştum. Birde yanımıza geçen dönemden kalma çizimlerimizi getirmemizi istemişti.

Elimde bir deste dosyayla buraya gelmiştim. Arabamın önüne gelince elimdeki anahtarla kapıyı açtım ve araca yerleştim. Dosyaları yan koltuğa yerleştirdim ve aracı çalıştırarak şirketin yolunu tuttum.

Bugün üzerime pembe mini bir etek giymiştim altına ise beyaz uzun botlarımı giymiştim. İçime beyaz straplez beyaz crop giymiş onun üzerine de beyaz kürkümü giymiştim. Bugün sonradan şirkete gideceğim için özenmiştim belkide. Dün gece düşünmekten uyuyamamış şimdi ise uykusuzluktan ayakta duramıyordum. Aracımı şirketin önünde durdurdum. Çantamdan şirket kartını çıkardım ve çantamı koluma astım. Yan koltuktan dosyaları alarak araçtan indim ve şirkete doğru adımlamaya başladım.

Şirketten içeriye girince kartımı turnikeye okuttum ve şirkete giriş yaptım. Asansörlerin yanına doğru ilerledim. Bu sefer şans benden yana değildi. Asansörün gelmesini bekleyecektim. Asansörün kata geldiğine dair sesini duyunca kapısını açtım.

Ama görmeyi beklediğim yüzler Ferit ve metresi değildi. Beni gören metresi konuşmaya başladı. "Günün kahramanı geldi. Sonunda mutlusundur umarım. Anlaşma senin yüzünden iptal oldu" Gülümsedim. "Aktuğ Beyde sanırım sizin nasıl kişiler olduğunuzu anlamış. Bence bu fikir hem kendisi hemde şirketi için büyük yatırım oldu" Koluna çarparak yanından geçtim ve asansöre girdim. Üst katın düğmesine bastığımda kapılar kapandı. Ama sinir krizi çığlıklarını duyuyordum. Zaferle gülümsedim. İçim rahatlamıştı. Aynadaki aksime baktım. Bugün fazla mı güzel olmuştum?

Asansör katta durunca kapısını ittirerek asansörden indim. İlk hedef Aktuğ Beyin odasıydı. Koridorun sonundaki odaya doğru ilerledim. Kapısının önüne gelince kapının yanındaki masada toparlanan Ezgi'yi gördüm. Beni fark edince gülümsedi. " Böyle sana benim işleri bırakır gibi oldum ama malum özel sebepler" İçten bir şekilde gülümsedim. "Sorun değil zaten banada yarı zamanlı iş gerekiyordu" Bu konuda yalan söylemiyordum. "O zaman sana iyi günler" "Sanada" Odasına ulaşmak için olan küçük basamakları çıktım ve kapısını çaldım. İçeriden gelen sesle kapıyı açtım ve içeriye girdim.

Gözlerinde bir gözlükle harıl harıl çalışıyordu. Etraf çizim kağıtları ile doluydu. Ayağımın ucundaki kağıdı elime alarak masasına doğru ilerledim. "Çalışırken hep ortalığı dağıtırmısınız?" Yanına geldiğimde yerde bulduğum kağıdı masanın üzerine koydum. Elimdeki dosyalara kaşlarını çatarak baktı. "Onlar nedir?" "Bugün hoca eski çizimlerimizi getirmemizi istemişti onlar. Burası neden bu kadar dağınık?" Sorumu umursamadı. "Resimlere bakabilirmiyim?" Dosyaları önüne koydum. O resimleri çıkarak bakmaya başlarken bende yerden kaldırdığım kağıdı incelemeye başladım. Narin bir hayat ağacı kolyesiydi. Ama yarım bırakılmış. Masadaki kalemlikten bir kurşun kalem çıkardım ve yarım kalmış hayat ağacının yanına onu hayata bağlayacak şeyi çizdim.

Ben çizmeye devam ederken onun sesini duydum. "Gerçekten yaşına göre çizimlerin çok iyi" Onu başımla onayladım. Bunu çoğu kişiden duymuştum. "İşte bitti" Elimdeki kağıdı önüne koydum. "Bu nedir?" Kağıda anlamazca baktı. "Hayat ağacı çizmişsin ama yarım. Bir ağacı hayata bağlayan onun kökleri değil yapraklarıdır. Yani en azından bana göre. Bir sığla ağacı yaprağı onun yanına çok yakışır. Ama eğer böyle bir çizim düşünüyorsan bir bileklik veya kolye gümüş olmasına özen göster. Altın onun havasını bozar"

Masada biraz yanına doğru eğildim. Turuncu ve sarı renkli boyaları paletten alarak sığla ağacını boyamaya başladım. Taslak olduğu için mükemmel olmamıştı. Yaprağı boyamam bitince ağacı boyamak için yeşil renge uzandım. Odanın kapısının açılma sesini duydum. "Danla nasıl sinirlendirdiyse kadını şirketten sinir krizi geçirerek çıkmışlar" Civan'ın dediğine güldüm. Olaya yabancı olan Aktuğ konuştu.

"Kim sinir krizi geçirmiş?" "Eski ortaklar" Ağacı boyamaya devam ederken konuşmaya başladım. "Ama hak ettiler. Saçma sapan konuşup durdu." Kağıt sesleri duydum. "Bunlar sanamı ait Danla?" Onu başımla onayladım. Galiba çizimlerime bakıyordu. Ağacı boyamam bitince doğruldum.

"İşte bitti." Aktuğ Bey kağıdı alarak incelemeye başladı. Civan'da yanına gelerek incelemeye başladı. Normalde odaya birisi girdiğinde bizi o kadar yakın görse yanlış anlardı. Ama Civan bir şey dememişti. Gerçi dese bile ortada bir şey yoktu. "Bunu kullanalım" Aktuğ'un sesiyle ona döndüm.

"Çizimini kullanmamıza izin veriyormusun?" "O çizim bana ait değilki" Vücudunu tamamen bana çevirdi. "Tamam yarısı sana yarısı bana ait olan bu çizimin sana ait olan kısmını kullanmama izin verirmisin?" "Tabiki" Masaya doğru eğilerek kendi çizimlerimi toplamaya başladım. Sonrada çizimleri dosyaya yerleştirdim."Çizim ikimize ait olduğundan onaya gittiğinde beraber olacağız" "Çizimin tek size ait olduğunu söylersiniz olur biter. Benim için çok önemli bir şey değil"

"Bir şey olursa kapıdayım" Odadan çıkmak için adımladım. Odanın kapısının önüne gelince kapıyı açarak odadan çıktım. Kapıyı örtmemle adımı duyunca duraksadım. "Danla neden böyle birşeyi reddetti? Seninle çalışmak herkesin hayalidir" "O öyle bir kadın değil. Daha benim bile çözemediğim bir tuhaflıkta" "Geçen geceki cesed olayı. Umarım senin parmağın yoktur bu işte" "Eski komşumu öldürdüğümümü düşünüyorsun? Evet bana olan güvenim gözlerimi yaşarttı Civan" "Ama doğru" "Evet doğru"

Duyduklarımı algılayamıyordum. Katil Aktuğmuydu? Ben neyin içine düşmüştüm?

Aman noluyooo noluyoooo

Asla böyle bireyden haberim yoktuuuu

Bu bölümün alintisi geliyor

"Bu dünyada paran varken yokmuş gibi davranırsan seni çok üzerler "

Alintimizda geldiğine göre ben kacarrrr

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...🖤⭐️⭐️