18. bölüm · Tek Öpücük
LKK
06/01/2026
Doğum günüme saatler kalmıştı. Hayatım böyle berbat bir haldeyken 21 yaşına basmak benim için zordu. Her yeni bir yaş benim için yeni bir başlangıç,yeni bir sorumluluk demekti.
Aktuğ dört gündür evde yoktu. O günden sonra ortadan kaybolmuştu. Peşimizde dolanan kişiyi aradığına emindim ama ne kadar yol kat ettiğini bilmiyordum. Burada olduğum süreç boyunca dışarıya çıkmamıştım. Bir ara kızlarla buluşmaya gideceğimi söylemiştim ama onlarla buluşmamın benim için çok tehlike arz ettiğini söylemişlerdi. Zaten bunu onları denemek için yapmıştım. Çünki kızların bileğimdeki yaradan haberleri yoktu. Bileğim yavaş yavaş iyileşmeye başlıyordu.
Hatta şuan daha rahat bir şekilde kullanabiliyordum. Sabah Aktuğ bana mesaj atmış ve bugün beni doğum günüm için bir yemeğe çıkaracağını söylemişti. Bunun sadece diğer düşmanlarını bizim sevgili olduğumuza ikna etmek için yaptığını anlamak zor değildi. Bugün için bizimkilerle planım olduğunu söylesemde beni dinlememiş ve onunla gitmem gerektiğini söylemişti.
Ona inat hazırlanmıyordum. Madem onun dediğini yapmamı istiyordu o zaman hiçbirşey yapmazdım. Güneş gitmiş hava çoktan kararmıştı. Dışarıda bir ara lapa lapa yağan kar şuan yağmayı kesmişti. Bende oturma odasının camından dışarıyı izlemiştim. Ve düşünmüştüm. Başım ağrıyana kadar.
Hala dışarıyı izliyordum. Yüzümde hissettiğim ıslaklıkla elim hemen burnuma gitti. Kanayan burnumu tutarak hızlıca oturma odasından çıkarak salondaki misafir lavabosuna doğru ilerledim. Lavabonun önüne gelince kapıyı açarsak içeriye girdim ve ardımdan kapıyı kapattım. Hızlıca musluğun altına geçtim ve burnumu yıkamaya başladım. Ama kanaması durmuyordu.
Yan taraftaki peçeteye uzandım ve birkaç tane kopardım. Onları burnuma dayayarak tampon yapmaya çalıştım. Zor olan ise bunları tek elin ile yapmaktı. Normalde diğer elimde kullanılabilir haldeydi ama ben yinede tedbir amaçlı o elimi fazla kullanmıyordum. Burnumun kanaması biraz daha dindiğinde peçeteyi buruşturarak çöpe attım. Tek elimle yüzümü yıkayarak havlu ile kuruladım. Ve tuvaletten çıktım.
Karşımda gördüğüm yüzle bir an duraksasamda sonra bozuntuya vermeyerek tuvaletin kapısını kapattım. Sırtını karşı duvara yaslamış kollarını birbirine bağlamış duruyordu. Üzerinde lacivert bir gömlek vardı. Altında ise siyah pantolonu vardı. Oturma odasına gitmek için yürümeye başladım. Yanından geçerken kolumdan tuttu.
“Üzerini giyinmeni ve beraber yemeğe gideceğimizi söylediğimi hatırlıyorum” Kolumu elinden kurtarmak için kendime çeksemde kolumu bırakmadı. “Ben senin düşmanlarına gösteriş yapmak için kullanacağın bir kukla değilim” Öyle mi der gibi baktı. Başımı salladım. Sırtını duvardan ayırarak önüme geldi. Ben daha ne olduğunu anlamadan kollarını bacaklarımdan geçirerek beni kucakladı. Dünyayı tersten görüyordum.
“Bırak beni aptal gösteriş meraklısı adam” İki elimle sırtına sertçe vurdum. Ama bileğime saplanan ağrıyla bu vuruşun benim yararıma olmadığını anladım. Tek elimi sırtına geçirdim. “Senin yüzünden bileğim acıdı. Bırak diyorum” Beni takmadan kapıya doğru ilerledi. Midem bulanmaya başlamıştı. Tam kapıyı açmış çıkacakken bağırdım. “Aptal dışarısı buz gibi. Kapa şu kapıyı” “Akıl mı bıraktın kızım adamda “ Geriye dönerek askılığa doğru ilerledi ve kabanımı alarak sırtımı kapattı. Omuzlarımı silkerek kabanı düşürmeye çalışsamda kabanı üzerime tekrar attı ve eli ile hareket ettiğimde düşmemesi için tuttu. Evleri yalıtımlı ve alttan ısıtmalı olduğu için evde rahat rahat gezebiliyordum. Üzerimde şortlu bir gecelik takımı vardı. Ev sıcak olduğundan dolayı içeride rahat rahat geziyordum. Geçen birkaç günde evime uğramış ve birkaç parça kıyafetimi almıştım.
Soğuk havanın bacaklarıma değmesi ile tüylerim diken diken oldu. “Ya bırak diyorum” Kolum ile sırtına sertçe vurdum. Derin bir nefes aldı. “Elin ağırmış yalnız” Arabanın önüne gelince kapısını açarak beni yan koltuğa oturtmaya çalıştı. Ondan ayrılmak için hareketlensemde beni bırakmadı.”Eğ kafanı “ Başımı olumsuzca salladım. Sinirle bir nefes aldı. Elini kafama yasladı ve başımı boynuna gömdü. Ondan uzaklaşmak için ne kadar çırpınsamda beni bırakmadı.
Kokusu ruhuma ve daha derinlerime işlerken bir şey yapamıyordum. Beni yan koltuğa bindirdi ve kapıyı kapadı. Kapının koluna uzanarak açmaya çalışsamda açılmıyordu. Kilitlemişti piç. Sürücü koltuğuna geçtiğinde konuştu. “Kemerini tak” Omuz silktim. Başını salladı. Bana doğru uzandı ve kemeri tutarak taktı. Tekrar yerine geçtiğinde kemeri tekrar çıkardım. Derin bir nefes aldı. “Neden bu kadar inat olmak zorundasın” Sanki bundan şikayetçi gibi değildi.
Tekrar bana uzandı ve kemeri tuttu. Yüzü yüzüme haddinden fazla yakındı. Sessizce konuştu. “Kemeri çıkarma. Ve beni sinirlendirme. Sinirlenince ne yapacağını bilemeyen bir adam oluyorum. Heleki karşımda sen varsan” Soğuk eli bir an yanağıma değince irkildim. Sonra bulunduğumuz pozisyonu fark etmiş gibi kemeri yerine takarak benden uzaklaştı
Arabayı çalıştırdığında bahçeden çıkışımızı boş gözlerle izledim. Isıtıcının sesi ortamdaki sessizliğe meydan okuyordu. Kemeri tekrar çıkardım. Gözleri bir bana bir çıkardığım kemere değdi. Yarım bir şekilde güldü. Ama yol boyunca kemerimi takmamı söylemedi. Bir ara uyuduğumu hatırlıyordum. Uyandığımda kabanım üzerime giydirilmiş haldeydi. Şimdi ise dizlerimi kendime çekmiş bir şekilde yolu izliyordum.
Yolculuk bir bitmek bilmemişti. Hava zaten biz evden çıkarken karanlıktı. Ama şimdi gecenin demleri gökyüzünü kaplıyordu. Gözlerim bir an ona kaydı. Sokak lambasının aydınlattığı kirpikleri ve gözleri altın bir portre misaliydi. Onu izlediğimi fark etmiş olmalıki gülümsedi. “Biliyorum çok yakışıklıyım. Ama bana öyle bakma “ Bakışlarımı yüzünden çekip yola çevirdim. “Niye yaralarını görmemden mi korkuyorsun?” Bir süre sessizlikten sonra konuştu. “Yaralarımı saracaksan görmene izin veririm” Düşündüm. Kerem Aktuğ Yücesoy’un yaralarını görmek ve onları sarmak. İsterim dersem onunla kalmak zorunda olurdum.
“Bir katilin yaraları ne olabilirki? İlk işlediğin cinayeti filanmı unutamıyorsun?” Gülme sesini duydum. Bakışlarımı ona çevirdim. Gözleri boş boş bakarken dudakları gülümsüyordu. Acı çekse bile belli etmiyordu. Bu nasıl bir güçtü? Sanırım ben bununla baş edemezdim. “İlk işlediğim cinayetin üzerinden asırlar geçti. Üzeri tozla kaplı bir cinayet. Şimdi ise onun üzerine bir kelebek kondu. “ Aracın durması ile etrafa baktım. Bir mekanın önündeydik. Şehirden çıkmış bile olabilirdik. Hava çok karanlıktı. Saat on ikiyi geçmiş olmalıydı.
“Hiç mızmızlanma seni kucağıma alacağım. Çıplak ayakla dışarıya çıkamazsın” Sürücü koltuğundan indi ve benim tarafıma geldi. Kapıyı açınca dışarıdaki soğuk hava bacaklarıma hücüm etti. Dışarıda kar havası vardı. Bu gece kar yağacağına emindim. Beni kucağına aldı ve arabanın kapısını ayağı ile kapattı. Başımı dik tutarak ona yaslanmamaya çalıştım. Mekana doğru ilerlerken hızlı olmaya çalışıyordu. Belkide üşümemden korkuyordu.
Bugün sosyal medya yine çalkalanıyordu. Bundan tam üç sene önce şubat ayında deprem olmuştu. Tüm dünyayı derinden etkileyen bir deprem. O depremi yaşamamıştım. Ama her haberleri açtığımda insanların hallerini gördükçe boğazımdan yemek geçmiyordu. Kendimi yemek yersem ya da su içersem onlara ihanet edeceğime inandırmıştım. Çoğu insanın mezarları bile yoktu. Ben bu gece rahat rahat uyurken o depremi yaşamış tüm insanlar tekrar yaşanır korkusuyla 4:17’ye kadar uyanık olmalıydı. Belkide uyku ve uyanıklık arasında o saatlerde tekrar yaşandığını zannedip yanılacaklardı. Umarım bir daha böyle bir durum ile karşılaşmazdık.
Mekandan içeriye girince beni yere bıraktı. Ayaklarım sıcak zemin ile buluşunca rahat bir nefes aldım. Elini belime uzatması ile irkildim. “Şuradan ilerleyelim” Görünürde mekanda kimseler yoktu. “Yarın haberlerde büyük harflerle yazacakki “Olay olay olay Kerem Aktuğ Yücesoy sevgilisi için mekan kapattı” Ama kimseler beni zorla buraya getirdiğin gerçeğini yazmayacak” Güldü. Kapalı bir kapının önüne gelince durduk.
Kapının bir koluna o uzandı diğer koluna ben. İttirerek kapıyı açtık. İçerisi karanlıktı. Sadece birkaç mum içeriyi aydınlatıyordu. “Işıkları açma hakkını kullan Kerem” Bir anda duyduğum patlama sesiyle irkildim. Işıklar tek tek açıldı ve tanıdık simalar gözümün önüne geldi. “İyiki doğdun Danla”
Şimdi anlamıştım. Bugün benim doğum günümdü. Etrafta gözlerimi gezdirince herkesi gördüm. Hem arkadaşlarımı buraya çağırmış hemde işteki insanları buraya davet etmişti. Bir nevi bir taşla iki kuş vurmuştu. Önüme getirilen pasta ile derince gülümsedim. Pastayı tutan Gizem bana bakarak gülümsedi. “Tut bakalım 21 yaş dileğini” Gözlerimi kapadım. “Sadece sorunsuz yaşamak istiyorum. Sevdiğim insanlarla. Günlerimin dolu dolu geçmesini istiyorum. Yaşadığım hayata değsin istiyorum” Gözlerimi açtım ve mumları üfledim.
Alkış tufanından sonra beni bir sandalyeye oturttular. Beyza elinde bir çift bot ile yanıma geldi. “Aktuğ bizi arayıp bot getirmemizi isteyince şaşırdım ama senin inatçılığını unutmuşum” Güldüm. Önce çorapları sonra ise botu giyerek ayağa kalktım. Beyza ve diğerleri etrafımı sardı. “Neden evden bu şekilde çıktığını sonra sorgulayacağım ve hediyemizi sana vereceğim” Güldüm. Klasik Aliydi işte. Tuğkan elindeki kutuyu bana uzattı.
Mavi kutuyu aldım. “Bu hepimizin hediyesi. Unutamayacağın bir hediye olacak” Kutunun kapağını açtım. Bakışlarımın kutuda gezinmesi ile gözlerimin dolması bir oldu. “Hadi canım” Sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Hepimizin çocukluk fotoğrafını bir araya getirmişlerdi. İlk tanıştığımız yerde yani okulun bahçesinde yan yana duruyorduk. Bir keresinde Tuğkan “Bizim içimizdeki çocuklar birbirine bağlanmış” demişti. Bu fotoğraf oradan geliyordu.
Tuğkan’ı kendime çekerek sarıldım. Diğerleride üzerimizden bana sarıldı. “Teşekkür ederim çocuklar “ Onlardan ayrılınca kutunun ağzını kapadım ve tekrar onlara uzattım. “Bir yerde kaybolmaması için sizde kalsın gece sonunda alırım” Sonrası ise yorucu bir geceydi. Şirketten gelen misafirlerle ilgilenmiştim. Bir süre herkes benim gecelikle gelişime gülmüştü. Buna bende gülmüştüm. Ezgi dahil şirketteki çoğu kişi bana hediye almıştı.
Gecenin sonlarına yaklaşınca herkes yavaş yavaş dağılmıştı. Aktuğ ile pek denk gelmemiştik. O da kendi misafirleri ile ilgileniyordu. Gece bittiğinde mekanda sadece ikimiz kalmıştık. Sırtımı bar tezgahından ayırdım. Ve bana doğru gelen adama yönelik konuştum. “Eve geçelim artık” Dışarıya çıkmak için adımlarken masanın yanından geçmeden önce masadaki hediye kutusunu ve kabanımı üzerime aldım. İçerisi kalabalık olunca sıcak basmıştı.
Ve insanların bakışları pekte umrumda değildi. Dışarıya çıkınca lapa lapa yağan kar bizi karşıladı. Ben durup gökyüzündeki karı izlerken o da bana dönerek durdu. Uzun zaman sonra kar yağıyordu. Bir anda beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Anın şokuyla ona şaşkınca baktım. “Ne yapıyorsun?” Sessizce konuştu. “Yılbaşı dileğini gerçekleştiriyorum” Bir an aklıma gelenle beynim durdu.
Tabi ya yılbaşı dileğimi okumuştu. Sonuçta organizasyon onun elinden çıkmıştı. “Merak etme sen hariç diğer insanların dilekleri pek dikkatimi çekmedi” Ondan ayrılarak konuştum. “Sağol ya içimi rahatlattın. Ama şunu unutma yılbaşı dileğimi gerçekleştirecek kişi kategorisinde değilsin”
Güldü. Tam tersini düşünüyor gibiydi. Benim aksime....
....
Buruşmuş ellerini tutarak konuştum. “Bende 21 yaşına bastım. Yaşlandım ya” Güldü. “Daha önünde uzun yıllar var. Ölüm seni kolay almaz merak etme” Sesinde yılların getirdiği yorgunluk vardı. “Kulağıma ilaç tedavisini uygulamak istemediğin geldi. “ Sıkıntılı bir nefes verdi. “Ben öleceğim artık kızım. İki gün ömrüm kalmış. Ne tedavisi” Eline çimdik attım.
“Saçmalama istersen. Hem insan kaç yaşına gelirse gelsin. Kendisine yaşamak için bir sebep bulursa ömrünü çokta güzel geçirir. Bahane kabul etmiyorum hanımefendi” Gülümsedi. “Sen kendine bak asıl. Hala kimselere söylemedin mi? “ Sıkıntı ile nefes aldım. “Zamanı gelince öğrenmemesi gereken insanlar bile öğrenecek” Kapının açılma sesini duyunca kafamı gelen doktora çevirdim. “Danla hanım benimle bir gelirmisiniz?” Onu başımla onayladım ve teyzemin elini bıraktım. “Çabuk geleceğim uyuma” Güldü.
Hızlı adımlarla odadan çıktık ve yan odaya girdik. O girince ardımızdan kapıyı kapadım. “Buyrun karşıma oturun” Karşıdaki koltuklardan birisine oturdum. Kollarını masada birleştirerek konuştu. “Danla hanım bu durumdan hala kimseye bahsetmediniz mi?” Başımı olumsuz anlamda salladım. “Sizi anlayabiliyorum ama çevrenizdeki insanların bunu öğrenmesi lazım. Günden güne daha da kötüleşiyorsunuz. Ve eminim ki canınız acımaya başladı. Sizi acilen yatılı olarak misafir etmemiz ve tedaviye geçmemiz lazım.” Derin bir nefes aldım. “Bunu söylemek kolay olmayacak. Ve tedavi istemediğimi size söylemiştim”
“Sizi kan kanserine karşı tedavi uygulayamayacağınız kadar hayattan koparan şey nedir?” İşte tüm hayatım kısa zamanda bu olmuştu. Lösemi kan kanseri. Ben kısaca LKK diyordum. Son zamanlarda hayatımı kaydırıyordu. Yaşamak için sebep üretmemi söylemişti doktor. Bunu ilk konuşmalarımızda söylemişti ama sebep bulamıyordum. Ölümlü dünyaydı. Herkes ölecekken ben neden yaşamak için bu kadar çabalamalıydım ki?
Lösemi çoğunlukla akyuvar hücrelerinin normal düzeyden fazla artışı ile başlıyordu. Baş dönmeleri, burun kanamaları ise bunun bazı yan belirtileri idi. Bu durumu bu zamana kadar kimse fark etmemişti. Fark etmelerinide istemiyordum. Özelliklede son zamanlarda kilo kaybı çok fazla yaşamıştım. Bunu kendime bile söylemiyordum. Kendimi kandırmaya çalışıyordum.
“Koparan değil. Sadece bunu insanlara anlatırsam tedavi için ısrar edecek ve üzerime düşecekler. Ben üzerime düşülmesinden nefret ederdim” Hayır dedi iç sesim. Sen hiç üzerine düşülmediği için üzerine düşülmesinden korkarsın. Onu takmayarak doktorun dediklerine odaklandım.
“Bu durumdan siz söyleyene kadar kimseye bahsetmeyeceğimi söylemiştim ama durum ciddileşmeye başlıyor.” Önündeki kağıtlardan bir sayfayı bana uzattı. Elinden aldım ve incelemeye başladım. “Sabah verdiğiniz kanların sonuçları. Çok düşük gelmiş. İyi değilsiniz. Şu tedaviye başlamamız lazım. Eğer hiç istemiyorsanız hastaneye daha çok gelmeye bakın çünki durumunuz daha da kötüleşiyor” Onu başımla onayladım.
Bakışlarım beyaz kağıda değince kağıttaki kan izine boş gözlerle baktım. Doktor hızlı adımlarla yanıma gelerek bir peçete uzattı. Peçeteyi alarak burnuma dayadım. Başım dönmeye başlıyordu. Bu histen uzun zamandır nefret ediyordum. Kağıdı orta sehpaya bıraktım ve elimi saçlarımdan geçirdim. “Size donör olacak birileri yok mu?” Yoktu. Benim kan bağım olan kimse yoktu. Benim kimsem yoktu......
Evettt bir bölümün daha sonuna geldikkkk
Kitabın bende (taslakta) bitmesine çok az kaldı ama okunma sayısı çok azzz neyse bisey olmaz gelecek kitaplarda yorumlarda buluşuruz...
Bu bölümün alıntısı
"K.B.B." Güldüm. Babam beni hep böyle severdi"
O kelimenin yerine başka bir cümle eklenecek ama yakın bir gelecekteee
Alintimizda geldiğine göre ben kacarrr
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤
