6. bölüm · Tek Öpücük

Kalp parçalanması

Ebru Ermeç

Dudaklarının sıcaklığı hala dudaklarımdayken hızlıca telefonu elinden aldım ve ondan ayrıldım. Kızarmış dudaklarıyla şaşkınca bana baktı. “Beni bu kadar öpmek istediğini bilmiyordum.” “Telefonu almak için yaptım.Seni sevdiğimden deil yani” Bacaklarının
arasından çıktım ve hızlıca odayı terk ettim.Hemen yan odanın kapısının önüne gelerek elimde terlemiş olan kartı kapıya okuttum.Açılan kapıyla içeriye girerek kapıyı üst üste kilitledim.

Sırtımı kapıya yaslayarak yere çöktüm.Bana yazan kimdi? Ne istiyordu? Dizlerimi
kendime çektim,başımı ise dizlerime dayadım.Sadece uyumak istiyordum.Şimdi hangisi ile baş edecektim.Ferit,Aktuğ ve bilinmeyen birisi. Oflayarak kafamı dizime vurdum. Eğer bu kişi ben Aktuğ’un yanındayken beni görmüşse benim her hareketimi görüyor olabilirdi. Kapıdan destek alarak ayağa kalktım.

Odama doğru ilerledim. Kapının önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim. Kendimi yatağa attım. Uyumam lazımdı.Ne kadar uyumuş olsamda hala uykum vardı. Sanırım yarın Aktuğ ile görüşecek enerjim olmalıydı. Bu yüzdende uyumam lazımdı.....

.....

Sabah yine erken saatte uyanmış hızlıca hazırlanmış ve toplantı dolu bir güne merhaba demiştim. Üzerime pembe bir tulum giymiştim,içine ise beyaz boğazlı kazak. Onun üzerine ise beyaz kürkümü giymiştim.

Sabah kahvaltı etmemiş sadece kendime kahve almıştım. Şimdi ise arabaya binmiş yine dün ki toplantı alanına gidiyorduk. “Aşkım bugünün programını anlatırmısın? “ Onu başımla onayladım. “Bugün önce saat 12’de bir toplantı var. Sonra saat 14’de bir tane daha toplantı var. Akşam ise bir iş yemeğiniz var. Katılım sağlamamı istermisiniz?”

Düne göre bugün şaşırtıcı bir cevap verdi. “Evet akşamki yemeğe katılım sağlayacaksın. Bu arada birşey sorabilirmiyim?” “Tabiki” Kahve
bardağındaki kahvenin son yudumunu da içerek bardağı araçtaki çöpe attım. Evet
arabada çöp vardı.

“Sen benim günlük programımı nasıl tablete bakmadan söyleyebiliyorsun?”“Ezberledim” “Sırf tabletten bakmamak için mi?” Bu soru Civan’dandı. “Hayır. Ezberim kuvvetlidir benim. Kolay kolay gördüğüm birşeyi unutmam. “ Evet Civan’da bizimle gelmişti. Aktuğ’un yaveri gibi yanından asla ayrılmıyordu. Dışardan bakıldığı zaman
aralarındaki ilişki patron ve çalışan ilişkisi olarak dursada asla öyle değildi. Onların
arasında güçlü bir kardeşlik bağı vardı.

Yanlarına geldiğinizde bunu anlayabiliyordunuz. Birbirlerini her türlü tehlikeye karşı koruyabilecek gibi duruyorlardı. Arabanın durmasıyla bizi yine toplantı dolu bir serüvenin beklediğini anladım. Umarım ben intihar etmeden
biterdi....

.....

Burnuma gelen toprakla karışık yağmur kokusunu içime çektim. Bu hayatta en sevdiğim koku yağmur yağdıktan sonra onun etrafta bıraktığı izlerinin kokusuydu. Sabah biz geldikten sonra yağmur yağmış ve yerler çok fazla çamur olmuştu.

İlk toplantı bittikten sonra yani saat birde Aktuğ bey beni azat etmiş ve ikinci toplantıya tek kendisinin gireceğini söylemişti. Bende içerideki çardaklardan birinin koltuğunda bulduğum koltuk
pufunu alıp dün ki dut ağacının altına gelmiştim. Yine dut ağacını çiziyordum.

Telefonuma gelen mesajla irkildim. Telefonu açarak gelen mesaja baktım.

“Seni izleyen bir ziyaretçin var” Kafamı kaldırmamla onu görmem bir oldu.

Ferit. Dün onu görmemiştim. Yanıma doğru gelmeye başladı. Onu görmek istemiyordum. Defterimi ve kalemimi çantama atarak ağacın altından kalktım. Puf burada kalsada olurdu. Ve onun aksi yönüne korumaların yanına doğru ilerledim. Civan’da buradaydı.

Beni görünce sorgular gibi baktı. Omuz silktim ve bir sandalye çekerek yanlarına
kuruldum. Yaklaşık on kişilerdi. Daha bir bu kadarda ön bahçede vardı. Tekrar defterimi ve kalemimi çıkararak dut ağacını çizmeye devam ettim. Onu değil görmek aynı ortamda bulunmak bile nefesimi kesiyordu. Huzur istemiştim. Sahi çok mu şey istemiştim?

Kulağımın dibinde bir nefes hissettim. Ben irkilerek arkamı dönerken nefesin sahibi
konuşmaya başladı. “Sonunda dut ağacını bitirdin ha. Elini uzat?” Elimi Aktuğ beye
uzattım. Elinin içine hapsettiği dutların bir kaçını avcuma bıraktı. “Dünden beri o ağacıçiziyorsun ama asla ağacın meyvesinden yemiyorsun. Neden?”

“E ağaç küser”

Ve sonra birşey oldu. Hiç beklemediğim bir anda. Gür bir kahkaha attı. Ben o gülerken
çıkan gamzesine bakarken o izlenmenin verdiği özgüvenle gamzelerini daha güzel
sergiledi Gamzesi olduğunu bilmiyordum. “Sen cidden delisin” Daha fazla güldü. Ben
ona hem hayranca hemde şaşkınca bakarken diğerleride aynı şekilde bakıyordu.

Bir süre sonra gülmesi durduğunda yanıma oturdu. “E nolur ağaç küserse?” Sesi hala güler gibiydi. “Acı çeker. “ Yüzü bir anda ciddi haline büründü. “Gerçekten acımı çeker?” “Hemde çok fazla”

Ortamdaki garip sessizliği bozmak için konuştum. “Toplantılarınız bittiyse. Akşam ki yemeğin konusu ne ?” “Sadece buradaki eski bir çift ile akşam yemeği yiyeceğiz” Onu başımla onayladım. “Otele ne zaman gideceğiz?” “Şimdi”

Başını sallayarak zaten bizi izleyen Civan’ı buraya çağırdı. O gelince ben ayağa kalktım. Aktuğ beyde ayağa kalktı ve kapısı açık olan araca bindik. Diğer korumalarda arkadaki araçlara binmeye başladı. Kapısı açık olan araca eski düzenle kurulduk. Hava alsın diye kapıları açmışlardı. Arabanın kapıları kapanınca yolculuk başladı....

....

Çalan kapıma boş gözlerle baktım. Otele gelince odama geçmiş ve hazırlanmaya
başlamıştım. Saçlarımı tepeden topuz yapmış,perçemlerimi çıkarmıştım. Gözlerime şeftali tonları bir makyaj bu gece için çok yakışmıştı. Sadece kıyafetlerim kalmıştı. Kapının önüne gelince kapıyı açarak gelene baktım. Gelen Civan’dı. Kapıyı sonuna kadar açtım ve içeriye yürümeye başladım.

Normalde bir yere hazırlanırken evde bornozla gezerdim. Neyseki üzerimde eşofman takımı vardı. Civan arkamdan kapıyı kapadı ve karşımdaki koltuğa oturdu. “Çok uzatmadan konuşmaya dalmak istiyorum” Onu başımla onayladım.

“Bak Danla ben hayatım boyunca belkide ilk defa Aktuğ’u böyle içten gülerken gördüm. Ona ne yaptın bilmiyorum. Ama eğer yapacağın şeyin devamı gelmeyecekse yani bu şey böyle devam etmeyecekse ondan uzak dur. Aranızda ne geçti az çok biliyorum. Ama bu onu güldürebileceğin anlamına gelmez”

“Civan ben bir şey yapmadım ki. Ayrıca aramızda bir şey yok. Ve adam kendisi güldü. Gülmesini neden bu kadar büyüttün”

“Çünki Aktuğ asla gülmez Danla” Sonrada
konuşmasına devam etti. “Ve onun için gülmenin hatta birisine gülmenin anlamını bilemezsin. Onu sakın kendine aşık etme.”

Ve sonra koltuktan kalktı. Odadan çıktı. Derin bir nefes aldım. Bir insan nasıl gülmez di?Ayağa kalktım ve odama doğru ilerledim. Yatağın üzerine bıraktığım kıyafetlerime doğru ilerledim.

Lacivert kısa kollu kalın bir elbise giyecektim. Elbisenin boyu uzundu ama
derin bir yırtmacı vardı. V yakaydı. Altına ise ince topuklu beyaz botlarımı giyecektim. Hızlıca üzerimi değiştirdiğimde hazırdım. Aynadaki aksime baktığımda bir şey fark
etmiştim. Ben değişmiştim.

İçine sadece ihtiyacım olacak birkaç birşeyi koyduğum küçük siyah çantamı aldım ve
odadan çıktım. Aynı anda yan odanın da kapısı kapandı. Aktuğ üzerine lacivert bir
gömlek ve siyah pantolon giymişti. Gömleğinin ilk bir kaç düğmesi açıktı. Ve çok nefes kesici duruyordu.

“Hazırmısın?” Onu başımla onayladım. Kafası ile ileriyi işaret etti. Beraber asansörün önüne doğru ilerledik. Zaten bu katta olan asansöre bindik. O kata basarken ben aynada kendime bakıyordum. Gerçekten çok güzel olmuştum. Kafamı ona çevirince onun da bana baktığını gördüm. Aklıma gelen soruyu ona yönelttim.

“Geçen sefer buraya geldiğimiz gün asansöre binecekken gittin. Civan dar alana gelemediğini söyledi. Ama bugün benimle asansördesin. Daha öncede olduğu gibi”

Bir şey demedi. Bende bir şey demesini beklemedim. Asansör durunca kapıyı açarak önden çıktım. Otel hala yılbaşı süsleri doluydu. Bu sene yılbaşına tıpkı geçen seneler gibi onunla girmek istiyordum. İşte olacak olmalıydı. Otelden çıktıktan sonra kapısı açık bir araç göremeyince Aktuğ’u bekledim. Yanıma gelince önümdeki range roverı gösterdi.

“Bugün benim oğlumun misafirisiniz” Arabanın kapılarını otomatik kilitle açtı. Yan kapıyı açarak geçmem için başıyla işaret verdi. “Teşekkürler” diyerek koltuğa oturdum. O da yerine oturunca arabayı çalıştırdı ve yolculuk başladı.

Araba oteli terk ederken konuşmaya başladı. “İstersen şarkı açabilirsin” Telefonumu çantamdan çıkarıp parmak izimi okutarak ona uzattım. Beni arabaya bağlayarak telefonu geri uzattı. Listemin en başında yerini koruyan ve saatlerce bıkmadan dinleyebileceğim o şarkıyı açtım. Fon müziği arabaya dolduğu an başımı koltuğa yaslayarak huzurla gözlerimi yumdum.

“Galiba bu şarkıyı çok seviyorsun” “Evet bu şarkıyı çok severim” O sırada şarkının en sevdiğim yeri geldi.

“Ben yağmuru gözlerinde

Bülbülü dillerinde

Günahı bedeninde

Tanıyıpta sevmişim

Dönmüyor yedi cihan

Esirin olmuş zaman

Şarabı dudağından

İçip öyle sevmişim”

Ben şarkının her sözüyle mest olurken beni hayran hayran izleyen bir çift kahve gözden habersizdim. Böyle bir kaç şarkı sonunda araç durunca kapımı açarak aşağıya indim.

Çok şık bir restoranta gelmiştik. Yan yana restorantın girişine doğru ilerledik. İçeriye
girince lobiye adımızı verdik. “Kerem Aktuğ Yücesoy” “Aşkım Danla Bilge” Beyefendi
isimlerimize bakarken bende etrafı incelemeye başladım. Burasıda yılbaşı temalı hazırlanmıştı. “Buyrun efendim” Adamın sesiyle ve onun yönlendirmesiyle yaşlı bir çiftin olduğu masaya geldik.

Bizim gelmemizle ayağa kalkmışlardı. İkiside çok yaşlıydı. Kadın sarışın ve güzeldi. Tam bir kraliyet hanımıydı. Ben en azından buranın dilini bilmediğimden susarken kadın beni kendine çekerek konuşmaya başladı.

“Demek uzun zaman sonra bu keratanın yanında birisini görebildik ha” Ben hala şaşkınca kadına bakarken Aktuğ güldü. “O az önce Türkçemi konuştu” Beni sırtımdan destek vererek yanına oturttu.

“Evet Türkçe biliyorlar” Önümüze menüler dağıtılırken ortada bir sohbet dönmeye
başladı. Yaşlı adamın sesini duydum. “Sonunda bizim oğlanın yanında birini görünce sevgilisi zannettik. Meğersem asistanıymış. Ne zaman evlenip gelecek acaba?” Onun bu dediğine Aktuğ tebessüm ederken eşi güldü. Kadın elini bana uzatarak konuştu. “Adım ALDA “ Eli ile yanındaki adamı gösterdi. “Eşim ZENO” “Bende Danla “ “Çok memnun olduk. Bu arada çok şıksın ve güzelsin” “Teşekkürler o sizin güzelliğiniz”

Biz konuşmaya devam ederken zaman su gibi aktı geçti. Yemekler yendi. Ve sıra tatlılara geldi. O sırada bir ses duyduk. “AA Aktuğ sizdemi buradasınız? E madem siz buradasınız bizde yabancı değiliz oturalım”

Diyerek daha Aktuğ’un konuşmasına izin vermeden oturdular. Onlar kim mi? Ferit ve metresi. Onlar bize bile sormadan kendi halinde takılıp tatlı siparişi verdiler.

O sırada Alda hanım konuşmasına devam etti. “Peki annen babanlar nerede Danla?” Ben soruya cevap vermek için ağzımı açmıştım ki başka bir ses cevap verdi.

“He Aşkım’ın ailesimi. Onlar öleli baya oldu ya Aşkım kendi kendine yaşadı yani hatta bana anlattı çöpten yemek topladığımı bile bilirim dedi. Zor bir çocukluk yani annesiz babasız olmak her yerde önüne çıkıyor tabi. Mesela bir ortama girdiğinde herkes ailesiyle mutlu olunca bir kötü olur. Sonra eve gidince için için ağlar. Yani öyle bir tip kendisi”

Kalp parçalanması denilen şey bu ise güzel birşey değilmiş. Çünki bu hayattaki en kötü şey birisine anlattığınız acılarınızı başkalarına açmasıdır. Acı çekiyordum ama görmüyorlardı. Benim acımı kimsecikler görmüyordu. Aktuğ’un bana baktığını gördüm.

Acıyormuydu bana acısındı. Çünki artık bende kendime acıyordum....

Evetttt ben geldimmmmmm

Yine ve yineewe

Nasıl bir bolumduuu Ferit ile ilgili düşünceleri şuraya alalim👉

Aktuğ ile ilgili olanlar buraya👉👉

Bu bölümün alintisi

"Yağmur yağmayı bırakalı uzun zaman olmamıştı. Kokusu hala etraftaydı. Bu galiba hayattaki en güzel kokuydu. Ama nereden bilebilirdim ki bu fikrimin değişeceğini...."

Alintimizda geldiğine göre benim gitme zamanım geldi demektir

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤