3. bölüm · Tek Öpücük

Hissetmek

Ebru Ermeç

Hala donmuş bir şekilde ona bakarken önünü döndü. Beni görünce yüzüne bir gülümseme yayıldı. Herşey o an kafama oturdu. Benim burada olduğumu biliyordu. Kapının açılma sesini duyunca kafamı
oraya çevirdim. Ve günün ikinci şoku geldi.

Bu o kadındı. O da buradaydı. Beraber gelmişlerdi. Sanırım hayatım boyunca boğazımda bu kadar büyük yumru olduğunu hatırlamıyordum. Hemen ardından ise Aktuğ bey içeriye girdi. Diğer çalışanlanlarda yavaştan gelmeye
başlayınca en baş koltuğun sağ tarafına doğru ilerleyip sandalyeyi çekerek oturdum.

Diğerleri de yerine geçince toplantı başladı. Önüme çıkardığım defterin spiralleri ile oynuyor kafamı dağıtmaya çalışıyordum. Adımın seslenildiğini duyunca başımı kaldırdım. Ezgi bana bakıyordu. “Dünün
ürün satılış,üretim ve saat sayılarını verirmisin?” elimin altındaki defteri ona uzattım. Hemen alarak tekrar konuşmalarına döndü. Uğraşacak bir şey olmayınca gözlerimi odada gezdirdim. Bir duvarı boydan boya camdı. Diğer duvarlarında ise tablolar asılıydı. Toplantı odası çok büyüktü. Gözlerim etrafta dolaşıyor sanki bir şey arıyordu. Yada bir
gözden kaçmak istiyordu.

Ama ne kadar kaçsamda sonunda o mavi
gözlerle göz göze geldim.Acılarımı yanımdakilerden daha iyi bilen her
adımımda yanımda olandı. Ona baktığımda o da zaten bana bakıyordu. Pişman gibi bakıyordu. Ama aynı zamanda ona geri döneceğimden emin gibi. Ama
dönmezdim. Belkide bu hayatta en önem verdiğim şeylerden birisi gururumdu.

Aktuğ’un sesini duydum.

“Ferit bey bi buraya bakarmısınız artık”

Sesi sinirli geliyordu. Ferit’le bakışmamız onun gözlerini kaçırmasıyla bölündü ve Aktuğ’a döndü. Bu dışarıdan aşk dolu bir bakışma gibi görünsede benim bakışlarımda sadece kırgınlık vardı. Ve bolca hayalkırıklığı. Onlar toplantıya devam ederken gözlerimin dolmaması için çabalıyordum. Kafamı kaldırınca Ezgi ile göz göze geldik.

Bu halimi görmüş gibi bana anlamazca baktı. “Çıkabilirmiyim?” diye mırıldandım.
Yanında ki Aktuğ’a döndü ve birşeyler söyledi. Aktuğ başta bana baktı sonra da başıyla onayladı. Çantamı alarak hızlıca ayağa kalktım. Ve toplantı salonundan çıkış yaptım. Koridorun diğer tarafındaki
lavabolaya doğru ilerledim. O kadar hızlı ilerliyordum ki yanından geçtiğim insanların yüzünü bile görmüyordum. Lavabonun önüne gelince kapıyı açtım ve içeriye girdim. Çantamı askıya astım ve
lavabonun önüne geldim.

Musluğu açarak avucumda topladığım suyu yüzümle buluşturdum. Aynı zamanda dua ediyordum. Bu su benim tüm sıkıntılarımı alıp götürsün diye. Ruhumu temizlesin diye. Aynada kendime baktığımda kendim dışında herşeyi gördüm. Bir kadın vardı kısa saçlı gözleri kızarık aynı yüzü gibi ben bu kadını hem çok iyi tanıyor hemde hiç
tanımıyordum.

Derin bir nefes aldım ve kendime gelmeye çalıştım. Burada olamazdı. Ağlamamalıydım. Ama göz yaşlarım çoktan yenilgiyi kabul etmişti bile. Elimi lavabonun mermerlerine dayadım. Ve aynadaki
aksime baktım.

“Ağlamıyordum sadece göz yaşlarım akıyordu”

Lavabonun kapısı açıldı ve içeriye Ezgi girdi. Çantasını askıya asarak hızlıca yanıma geldi. “Danla ne oldu? Bir anda çıktın. İyi
görünmüyorsun.”

Tekrardan yüzümü yıkadım.

“Toplantı bitti mi?” Beni başıyla onayladı. “Ne oldu bilmiyorum. Ama kendini üzmene değecek bir şey olmamalı. Aktuğ Bey seni çağırıyor. Bekletme istersen” onu
başımla onayladım.

Ve son kez aynadaki aksime baktım. Az da olsa kendime gelmiştim. Askılıktan çantamı alarak lavabodan çıktım. Koridoru geldiğimin aksine sakince yürüyordum. Aktuğ beyin beni beklediği aklıma gelince adımlarımı hızlandırdım ve odasının yolunu tuttum. Odasının önüne gelince yavaşça kapıyı çaldım.

İçeriden gelen sesi duyunca kapıyı açtım ve içeriye girdim. Koltuğunda oturmuş. Elindeki defterden birşeyler okuyordu. Biraz daha dikkatli bakınca bu defterin bana ait olduğunu fark ettim.

“Toplantı odasında pekte iyi görünmüyordun. İyimisin?”

Gözlerim gözleri ile buluştu.

“Daha iyiyim Aktuğ bey teşekkürler “

Elindeki defteri havada salladı. “Gerçekten çok başarılı bir şekilde not tutmuşsun. Tablo çizerek not tutma taktiği zekice bir taktik. Bu defterde ki tabloyu ve bu aylık
tabloyu daha düzgün bir kağıda geçirip bana getirirmisin?”

“Tabikide Aktuğ bey” Masasının önüne doğru ilerledim. Yanına geldiğimde
defteri almak için elimi uzattım. Bana anlamazca baktı. “Defter?”

Defteri elime verdi. “Senden bir şey daha isteyebilirmiyim?” “Tabiki Aktuğ bey” “Benim evime gidip birkaç evrak alabilirmisin? Normalde bu tarz işleri Ezgi yapar fakat bugün erken çıkmak zorunda kaldı. Sana kasamın şifresini atarım. Kasa evde yatak odamın yanındaki odada
çalışma masamın altında. Seni benimkiler bırakır. “

“Tabiki isterseniz numaramı telefonunuza gireyim” Beni başıyla onayladı.

Telefonunu çıkardı ve tuş takımını açarak bana uzattı.Aldım ve numaramı girmeye başladım. Numaramın her rakamını
girerken değişen ekranla kaşlarımı çattım.

Ve sonra bir şey fark ettim. Benim numaram bu telefonda kayıtlıydı. Hemde ne diye.

“Aşkım”

Bakışlarımı Aktuğ beye çevirdim ve tek kaşımı kaldırarak baktım.

“Bende senin numaran kayıtlıydı onu unutmuşum.”

“Aşkım?”

Soru dolu bakışlarımı fark ederek konuşmaya başladı. “Adın Aşkım değil mi?” “Sadece Aşkım değil. Benim adım Aşkım Danla Bilge”

Telefonundan hemen adımı değiştirdim. Böylesi daha iyiydi.”Başka bir şey yoksa ben çıkayım” “Çıkabilirsin” Arkamı döndüm ve odadan çıkmak için hareketlendim. Yürüyerek hızlıca odadan çıktım.

Çantamı açarak defteri çantama yerleştirdim. Koridorda yürüyerek asansörün önüne geldim. Asansör yine buradaydı. Kapısını açtım ve içeriye girdim. Kapı kapanmadan bir el kapıya uzandı ve içeriye girdi. Bunlar yabancı yüzler değildi. Ferit ve metresi.

Asansörde gidebileceğim kadar en uç köşeye gittim ve sabırla aşağıya inmeyi bekledim. Şuan tek duam lanet olası ağzını açıp konuşmamasıydı.

“Yücesoylarla çalışmanı anlayabilirim. Ama bu adamı hangi otel seyahatinde gördünde kendine aşık ettin? Sırf senin için anlaşmayı bozdu. “ Anlamazca ona baktım. “Otel seyahati derken?” yanındaki kadın konuştu. “Fahişesin ya onu diyor. Söyle bakalım hangi otel seyahatinde onu ayarttın?” Tam ona saldırmak için hareketlenirken
asansör durdu.

Onun gibi seviyesiz birisi ile tartışmanın aptalca olacağını düşünerek hızlıca asansörün kapısını açarak dışarıya çıktım. Dışarıda beni bir adam bekliyordu. Biraz daha dikkatli inceleyince bu kişinin dün gece fabrikadan çıkarken çantamı aldığım kişi olduğunu fark ettim. Yanıma
doğru ilerledi.

“Aktuğ bey sizi benim bırakmamı istedi. Araca geçelim”

Onu başımla onayladım ve şirketten çıkmak için hızla yürümeye başladım. Arada bir arkaya bakıyor ve bana bakıyordu. Aramızda geçen bir konuşma olup olmadığını test etmek ister gibi. Asansörden çıkarken yüz ifadem nasıl ise bunu düşünüyordu. Yüksek ihtimalle.

Şirketten çıkınca beni siyah bir minibüsün önüne getirdi. Hızlıca açtı. Araca bindim. O şoför koltuğuna geçerken bende arkaya yerleştim. Arabanın kapıları kapandı ve yolculuk başladı. Kafamı arabanın camına
yasladım.

Ve lanet olası göz yaşlarım yine akmaya başladı. Beni fahişe yerine koymuştu. Zaten oluru yoktu ama bu saatten sonra hiç olmazdı. Ben ona çok aşıktım. Canımı yakmıştı.

Kirpikleri üşümesin diye dudaklarımla kirpiklerini öptüğüm adam benim canımı yakmıştı.

Şükür ki aralarında ki anlaşma bozulmuştu. Yani onun deyimiyle. Neyseki burada olduğum zaman boyunca onu görmeyecektim. Orada bir sene boyunca çalışmak zorunda olacağım gelince oflayarak birazda ona ağlamaya başladım.

Hayat beni heryerden kapana kıstırıyordu. Eğer araçtan inersem beni bu halde görmelerini istemeyeceğim için elimle yüzümü hızlıca sildim. Son günlerde ağlamaktan artık yüzüm parlıyordu. Bu düşünceme güldüm. Arada bir bunu denemem lazımdı. Hem bir yerde ağlamanın cilde yararı olduğunu okumuştum.

Akıp giden yolu izlemeye başladım. Acaba Aktuğ neden anlaşmalarını bozmuştu. Bunu bir ara Ezgi’ye sormayı aklıma not ederek yola odaklandım. On beş dakikadan sonra arabanın durmasıyla geldiğimizi
anladım. Aracın kapısı açılınca ayağa kalktım ve hızlıca araçtan indim.

Evi denize karşıydı. Ve bu mükemmel birşeydi. Yanımdaki adam yürümem için elini öne doğru uzattı. Ona ters bir bakış atarak yürümeye başladım. Evin etrafı koruma doluydu. Gelirken bile
sonradan fark ettiğim bir şekilde düğün konvoyu gibi gelmiştik.
Evin önüne gelince kapıyı hizmetli bir kadın açtı. Ona baş selamı vererek içeriye girdim.

“Aktuğ beyin çalışma odası nerede acaba?”

“Üst katta koridorun sonundaki oda”

Onu başımla onayladım ve merdivenlere doğru ilerledim. Merdivenlere gelince hızlıca çıkmaya başladım. Aynı zamanda telefonumu çantamdan çıkarmaya
çalışıyordum. Telefonumu çantamdam çıkardığım zaman merdivenlerde bitmişti.

Sağ koridora baktım koridorun sonunda bir tablo vardı. Solda ise bir kapı. Sola döndüm ve ilerlemeye başladım. Kapının önüne gelince kapıyı yavaşça açtım. Ve içeriye girdim. İçerisi kahverengi ve siyah tonlarında dekor edilmişti. Klasik bir odaydı. Gramafon bile vardı.

Çalışma masasına doğru ilerledim. Masanın önünden geçtim ve arkasına geldim. Sandalyeyi çekerek masanın ayağının olduğu yere baktım. Kasa buradaydı. Yere eğildim. Telefonumu açtım ve gelen mesaja baktım. Şifre çok tuhaftı.

“20A25D12B02”

Tuhaf bir şifreydi. Hızlıca şifreyi girerek kasayı açtım. O sırada aklıma daha önce fark etmem gereken bir detay geldi. Ben bu kasadan hangi belgeyi alacaktım?

Elimle kafama vurdum. Dalgınlıktan sormayı unutmuştum. Telefonumdan bana mesaj atan numarayı aradım.
Çaldı,çaldı ve açıldı.

“Alo” kalın ve tok sesini duydum. “Aktuğ bey ben acele ile çıktım ama size hangi dosyayı alacağımı sormayı unuttum. Ben
bu kasanın içinden hangi dosyayı alacağım?” “Bende aramanı bekliyordum. Sormadan gittin. Kasanın ilk katında kırmızı kapaklı ince bir dosya var onu alıp gelebilirsin” “Tamamdır Aktuğ bey iyi günler”

Telefonu kapattım. Hızlıca kırmızı dosyayı çıkardım ve kasayı kapattım. Yere koyduğum çantamın içine telefonumu atarak ayağa kalktım.

Ayağa kalkmamla gördüğüm bedenle irkildim. Karşımda bir kadın vardı. Kadına tek kaşımı kaldırarak baktım.

“Ne işiniz var burada?”

Alaylı bir şekilde güldü. “Benim evimde bana ne işim olduğunumu soruyorsun.
Asıl sen kimsin ve burada ne işin var?”

Acaba bu kadın Aktuğ beyin eşimiydi. Evlimi bilmiyordum. Ama parmağından yüzük görmemiştim. Onunla konuşmanın saçma olacağını düşünerek odadan çıkmak için hareketlendim. Tam bir adım
atmıştım ki kolumu tuttu.

“Sana bir soru sordum. Benim soruma cevap vermek zorundasın”

Alayla karışık güldüm.

“Sen kimsin de ben senin sorularına cevap vereceğim” Kolumu elinden kurtardım. Ve hızlıca odadan çıkmak için yürümeye başladım. Kapıya yaklaşınca açık olan
kapıdan çıkarak yürümeye devam ettim. Merdivenlerin başına gelince beni buraya getiren adamı gördüm.

Yanından geçerek merdivenden
inmeye başladım. O sırada çantamı açıyordum. Açtığım çantamın içine
dosyayı dikkatlice koydum. Merdivenler bitince kapıya doğru ilerledim.

Kapının önüne gelince kapıyı açarak dışarıya çıktım. Derin bir nefes aldım.

Denizin kokusu burnuma geldi. Şuan denizin kenarına gidip oturmak istiyordum. Evet bu soğukta. Ama bunu yapma lüksüm yoktu. Başka zamana kalmıştı. Çoğu şey gibi. O adamda dışarıya çıkınca arabaya doğru ilerlemeye başladık. Arabanın önüne gelince kapıları açtı. Hemen içeriye girdim. O da yerine geçince yine bir yolculuk
başladı.

Bugün iki defa ağlamış olsamda içimde hala ağlama isteği vardı. Hıçkırarak ağlama isteği. Dağa taşa bağırarak ağlamak istiyordum. Bak demek istiyordum bak benim beş senedir yanımda olan gençlik aşkım çocukluğum beni aldattı. Hemde bir otel odasında.

İnsanlara dökemediğim içimi dağa taşa denize anlatmak istiyordum. Bu konuyu düşündükçe boğazıma bir yumru oturuyordu. Ve geçmiyordu. Unutamıyordum. Kalbim hala onun varlığıyla acı çekerken ben onu unutamıyordum…

Araba durunca yolculuğun bittiğini anladım. Açılan kapıdan hızlıca çıkarak şirkete doğru ilerledim. Bugün belki bininci kez çantamı açarak şirket kartımı çıkardım. Ve turnikeden geçerek şirkete giriş yaptım.
Asansörlerin önüne geldiğimde zaten burda olan asansöre hızlıca bindim. Ve kimse binmeden en üst kata bastım.

Aynadaki aksime baktım. Saçım başım dağılmıştı. Hızlıca perçemlerimi
düzelttim. Çantamdan hafif pembe rujumu çıkararak rujumu tazeledim.

Asansör durunca son kez aynadaki aksime bakarak kapıyı açıp dışarıya çıktım. Koridorda yürüyerek Aktuğ beyin odasına doğru ilerledim. Odasının önüne gelince hızlıca çantamdan kırmızı dosyayı çıkardım ve kapıyı çaldım. İçeriden gelen sesi duyunca kapıyı açtım. İçeriye girerek
kapıyıda ardımdan kapattım.

“Gel Aşkım”

Masasının başına doğru ilerledim. Aşkım ismini sadece benim için özel insanların söylemesini istiyordum. Ama o hep bu ismi kullanıyordu. Şuan şirkette olduğumuz
için ona bir şey diyemiyordum ama eğer dışarıda karşılaşırsak bu konuyu onunla konuşmam gerekiyordu.

“Buyurun dosyayı getirdim”

Dosyayı masasının üzerine bıraktım.
Dosyaya gözünü bile değdirmeden bana bakmaya devam etti. Bu bakışmadan rahatsız olarak. “Başka bir şey yoksa ben çıkabilirmiyim Aktuğ bey?” “Evet çıkabilirsin” Arkamı dönerek çıkmak için yürümeye başladım. Ama hala bakışlarını sırtımda hissediyordum. Kapıyı açarak
dışarıya çıktım.

Çalışma alanıma doğru ilerledim. Bugünün ilk yarısı çoktan bitmişti bile. Masamın önüne gelince hızlıca kuruldum ve işimin
başına geçtim.

Ama hala aklımda deli sorular vardı. O evdeki kadın kim di? Aktuğ neden bana öyle bakmıştı? Yada bana kasa şifresini verecek kadar güveniyormuydu? Neden başkasını deilde beni göndermişti?

Aklımdaki sorularla oflayarak işimin başına döndüm. Bu soruları kimse cevaplamayacaktı….

.....

Sonunda işimin bitmesiyle rahat bir nefes verdim. Bugün üretim saatlerine geç kaldığım için işim çok uzun sürmüştü. Normalde beşte bitecek olan işim saat sekizde yeni bitmişti. Masadaki eşyalarımı
toparlamaya başladım.

Aktuğ beyin istediği tabloları tekrar güzel bir kağıda çizmiştim. Aslında benim işimin bitme saatini uzatanda buydu. Herkes çoktan işleri bitirmiş ve gitmişti. Takvimleri yarın Aktuğ beye verirdim. Eşyalarımı toplamam bitince son kez masama bakarak çıktım.

Saçlarım bugün at kuyduğu olduğu için saç diplerim biraz zaman sonra can çekişmeye başlamıştı. Saçlarımı açtım ve dağıttım. Rahat bir nefes verdim. Gerçekten başım ağrımıştı. Asansörün önüne gelince kapısını açarak içeriye girdim. Tam kapı kapanacakken bir el uzandı ve içeriye
Aktuğ bey girdi. Ona şaşkınca baktım.

“Gittiğinizi düşünmüştüm Aktuğ bey” “Mesai saatleri dışında bana bey demene gerek yok. Ayrıca birkaç işim var onu hallettim”

Onu başımla onayladım. “Duyduğuma göre Ferit bey ile anlaşmanızı bozmuşsunuz”
“Evet” “Neden yani özel değilse tabi” “Değil”

Sırtımı asansörün duvarına dayadım. Yürüyerek önüme doğru geldi. Bir elini duvara koyarak beni duvar ve bedeni arasına hapis etti. Sadece ikimizin olduğu
bir asansör ve bu pozisyonu yan yana getirince aklım pekte iyi sinyaller
vermiyordu.

“Ne yapıyorsunuz?” “Ne yapıyormuşum?” Sıcak nefesi yüzüme vuruyordu. Tam o anda bir şey oldu. Kata geldiğimize dair bir ses
duyduk.

“Aktuğ bey-“ Parmağı dudaklarımın üzerini buldu. “Bey yok”

Tam beni öpmek için eğilmişti ki asansörün kapısının açılması sesini duyduk. Sonrada bir kadın sesi.

“Abi!?”

İkimizde kafamızı aynı hızla kapıya çevirdik. Bu kadını hatırlıyordum.
Aktuğ’un evine gittiğimde gördüğüm kadındı. Ve Aktuğ’un kız kardeşiydi. Bize şaşkın bir şekilde bakıyordu.

Yüzümün kızardığını hissediyordum. Ve hayatımda hiç bu kadar utanç verici bir an
yaşamadığımı hatırlıyordum….

Yine ben geldimmmmmm....

Evet bu bölümün alintisi geliyor hemennn

"Civan ben birşey yapmadım ki ayrıca aramızda bir şey yok. Ve adam kendisi güldü. Gülmesini neden bu kadar büyüttün?"

"Çünkü Aktuğ gülmez Danla"

Evettt alintimizda geldiğine göre bu bölümün sonuna geldigimize işarettir.

Kitapla ilgili sorular varsa şuraya alabilirim👉

Bir bölümün daha sonuna geldik ben kacarrr

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤