1. bölüm · Tek Öpücük

HAYALKIRIKLIĞI

Ebru Ermeç

Hayat insanı hep yarası olan yerden vurur. Eğer yüzmekten korkuyorsanız boğulursunuz.Ölmekten korkarsanız ölürsünüz. Bende
şimdi en büyük korkularımdan birisiyle baş başaydım.Benim bu hayattaki en büyük korkum kendimi birilerine karşı yetersiz hissetmekti.

Üst üste duran iki bedene baktım. Hızlıca toparlanmaya çalışıyor aynı zamanda bana birşeyler anlatıyorlardı. Ama her bu suçu işleyenin yaptığı açıklamayı yapıyorlardı.
Bu açıklamadan nefret ediyordum.

Bu bir suçmuydu ? evet.Bir cezası varmıydı? hayır.

“Aşkım yemin ederim yanlış anladın. Bizim aramızda öyle bir şey yok.”
Gereksiz savunmasına boş gözlerle baktım. Odada gözlerimi gezdirdim. Güzel ve şık bir otel odasıydı. Demekki kazandığı üç kuruş parayı da burada harcıyordu.
Son kez odaya bakarak çıktım. Arkamdan seslendi bağırdı ama ona dönmedim. Zaten arkamdan gelmediğine göre o da herşeyin bittiğini anlamıştı.

Hayatım da ilk defa birisini sevmiştim. O da bana senelerdir yaşamaktan korktuğum şeyi yaşatmıştı. Kalbimde derin bir sızı vardı.Sanki hiç geçmeyecek gibiydi. Otelin önündeki siyah aracıma bindim.
Derin bir nefes aldım. Sanırım herşey bitmişti. Ferit benim beş senelik bir sevgilimdi. Hatta benim için sevgiliden daha ötesiydi. Başta kendimi kandırdığımı düşünsemde kuruntularım boş değildi. Ben aldatılmıştım.

Hemde bir otel odasında. Arabayı çalıştırdım. Buradan hemen uzaklaşmalıydım. Burası bana artık iyi gelmiyordu.
Yollar bana çok uzun geliyordu. Bir an önce eve varıp yatağa yatmak istiyordum. Ve evet hala küçük bir çocuk gibi yatağa yatınca dertlerimin geçeceğine inanıyordum. Bu acı sadece kalbime deil ruhuma da ağırdı.

Tanıdık sokağa gelince aracımı ustaca park ettim. Araçtan indim. Ev bana annemden kalan tek hatıraydı. Küçük giriş kapısını açtım. Kapı fazla paslıydı. Aslında kapıyı yaptırabilirdim ama bu kapı bana geçmişi
hatırlatıyordu. Unutmamam gereken bir geçmişi…

Taşlı yolda ilerleyerek kapının önüne geldim. Çantamdan anahtarımı çıkararak kapıyı açtım. Kapıyı kapatınca yol boyunca zor tuttuğum göz yaşlarım özgürlüğünü ilan etti. Ben aldatılmıştım. Ben sevdiğim adam tarafından aldatılmılştım. Onları görmüştüm. Öpüşürken bundan zevk alıyorlardı. Benim sadece bana ait zannettiğim dudaklar artık başkasına aitti.

Telefonumun sesini duydum. Bir arama ekrana düştü ama başımı kaldıramayacak kadar yorgundum. Sonra üst üste telefona mesaj geldi. Birisine bir şey olması düşüncesi etrafımı sardı. Hemen yerdeki çantamdan telefonumu çıkardım. Aslı hoca mesaj atmıştı.

“Danla seni aradım ama cevap vermedin. Bende mesaj atayım dedim. Bugün bir davete gidecektim biliyorsun fakat bir yakınım vefat etti. Davete katılım sağlayamayacağım. Sen bu davete çok gitmek
istiyordun onlara senin adını verdim. Eğer istersen davete benim yerime gidermisin?”

Bugün okuldayken bana davete gideceğinden bahsetmişti. Davette önemli isimler vardı. Bende ona benimde gitmeyi çok istediğimi söylemiştim. Şimdi ise gitme şansı ayağıma gelmişti. Bugün benim şansımmıydı yoksa en büyük şanssızlığım mı ayırt edemiyordum. Ama bu davet benim için çok önemliydi. Ayağa kalktım. Bu davete gitmem
gerekiyordu. Parmaklarım hızlıca telefon ekranında gezindi.

“tabiki hocam hatta seve seve giderim. Bu arada başınız sağ olsun. Saat ve mekanı bana atarsanız sevinirim.”

Hızlıca koridoru geçerek odama geldim. Odam biraz fazla kız odasıydı. Bol bol pembe rengine ulaşabilirdiniz. Sıcak bir duş almak için önce banyoya doğru ilerledim. Suyu ayarladım fakat suyun dolması zaman alırdı. Aslında şofbeni yaptırabilirdim ama eski anılar beni ayakta tutan
şeylerdi. Banyodan çıktım ve elbise dolabıma doğru ilerledim. Dolabın kapaklarını açtım. Yığınla kıyafet arasından giyecek bir şey bulamayacağıma emindim. O yüzden kıyafetlerin üzerindeki poşetleri çıkardım.

Birkaç hafta önce alışveriş yapmıştım. Fakat poşetleri açacak vaktim olmamıştı. Bu hafta vize haftamızdı. O yüzden çok yoğundum. Poşetteki elbiseleri çıkardım. Pembe,yeşil,mavi fakat hiçbiri bana uygun deildi. Elimi tekrar poşete attığımda boş olduğuna emin Olduğum poşetten bir elbise çıktı. Bu elbise benim canım arkadaşıma asla alma dediğim elbiseydi. Kendisi bu elbiseyi almam konusunda çok ısrar etmişti.

Elbiseyi biraz daha dikkatli inceleyince aslında çokta kötü
olmadığını fark ettim. İnce askılı dizlerimin üzerinde v yaka kırmızı bir elbiseydi. Ben pek bu tarz elbiseler giymezdim. Ama benimki bana bunu almıştı.

Aklıma gelenle derin bir nefes alarak kalbimde ki acıyı
dindirmeye çalıştım. Suyun dolduğunu mermere düşen su sesinden anlayarak elbiseyi yatağa bırakarak banyoya yöneldim. Üzerimde yük olan kıyafetleri çıkardım. Kendimi sıcak suya attım. Su kısa saçlarımın arasından sızarken bu suyun ruhumuda temizlemesini bekliyordum. Ne kadar zaman geçti bilmem ama su yavaştan soğumaya başlayınca on dakikadır duşta olduğumu anladım.

Bornozuma sarılarak duştan çıktım. Yatağımın yanında ki komidinden saç kurutma makinesini çıkardım. Normalde saçlarımı kurutmazdım ama bugün erken kurumaları gerekiyordu. Yatağın yanında ki prize kurutma makinesini taktım. Saçlarımı kurutmaya başlarken yatağın
üzerindeki telefonuma uzandım. Aslı hoca yer ve saati mesaj atmış ve bol bol teşekkür etmişti. Saçlarım
kısa olduğundan çabuk kurumuştu. Hızlıca üzerimi giyinmeye başladım. Kırmızı elbise üzerimde fevkalade duruyordu. Saçlarımı yapmaya başladım. Maşa ile saçıma kalın dalgalar oluşturdum. Saçım yirmi dakika da bitmişti.

Arada elimi yaksam da ruhumun acısı elimin acısını hissettirmiyordu. Göz makyajıma geçtim. Geç kalacak gibi
duruyordum davet saat sekizde başlıyordu. Ve saat yedi buçuktu. Göz makyajım koyu dumanlı bir makyajdı. Son olarak kırmızı rujuma uzandım. Kalın dudaklarımda ruj tamda ait olduğu yerde gibiydi.

İnce topuklulularımı giydim. Dolaptan küçük siyah çantamı çıkardım. Cüzdanımı ve gerekli birkaç eşyamı içerisine koydum. Odadan çıktım. Koridoru hızlıca geçerek dışarıya çıktım. Siyah arabama doğru ilerlerken elimdeki anahtarla arabayı açtım. Hızlıca araca bindim ve
arabayı çalıştırdım. Tanıdık sokaklardan çıkmaya başladım.

Bu davet Türkiye’nin en önemli iş adamlarından birisine aitti. Kendisi buraların en iyi takı ve pırlantalarını yapan kişiydi. Daha doğrusu çizimlerini. Kendisi takıların resimlerini çiziyordu. Bu takılar şuan yurt dışında
satılıyordu. Bugünde o önemli kişinin daveti vardı. Ben güzel sanatlar fakültesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Bu tarz davetlere çoğu kez katılmıştım. Aslı hoca ben buraya geldiğimden beri beni seven birisiydi. Onun dersini
çok iyi dinlerdim. Bazen bazı davetlere onunla bazense onun gitmesi gereken yerlere gittiğim için artık onun adına ya da onun yerine biryerlere gitmeyi yadırgamıyordum.

Davet alanına gelince arabadan görünmeyen alanda boş bir yer bulup aracı park ettim. Anahtarı alıp araçtan indim. O kadar hızlı çıkmıştım kı yanıma mont almayı unutmuştum. Neyseki araçta bugün giydiğim ve
eve girerken almayı unuttuğum kürküm vardı. Rengi beyazdı. Bu da bana bu gece için avantaj sağlamıştı. Güvenliklerin yanından geçerek içeriye girdim. Girişteki kadına doğru ilerledim. İsim listesi tutan kişiydi.

“Aşkım Danla Bilge”

Bir süre listeye baktı. “Geçebilirsiniz efendim” yanından ayrılarak kürkümü koymak için yer aradım. Neyseki yardımıma bir hanımefendi koştu ve bana bu konuda yardımcı oldu. İçeriye giriş yaptığımda gözüm
Büyük saate kaydı. Saat sekizi on geçiyordu. Davet çoktan başlamıştı. Aslı hocanın bana attığı davet masa numarasına doğru ilerledim.

Bu tarz mekanlarda ve davetlerde bu işlem çok fazla yapılırdı. Başta yadırgasam da sonradan bu duruma bende alışmıştım. Oturacağım masa ortalardaydı. Masaya doğru ilerledim ve bir sandalye çekerek oturdum. En son gelen ben olduğum için gözler beni buldu. Yanımda ki
kadın konuştu.

“Merak etme çok bir şey kaçırmadın” bu sözlerine
sadece gülümsedim. Karşımda bir adam oturuyordu. Kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. Tek kaşımı kaldırarak ona baktım. Bu sefer o da bana tek kaşını kaldırarak baktı. Biz hala birbirimize bakarken aramıza bir ses girdi.

“Aşk dolu bakışmanız bittiyse Aktuğ beyi alayım” demekki adamın adı buydu.
Kafamı hızlıca sese doğru çevirdim. “Size aşk dolu bir bakışma yaşadığımızı düşündüren nedir?”

“Adama içiniz düşer gibi bakıyorsunuz.” Güldüm. “Bana çatık kaşlarla baktığı için kendisine baktım. Ayrıca aşık aşık bakamayacağım kadar tipim olmayan bir adam” bakışlarım adama kaydı. Sırf az önce söylediklerim yüzünden cehennemlik bir insan olabilirdim. Adam
yunan tanrısı gibiydi. Oturduğu yerden bile cüssesi belli oluyordu.

“Ben size çatık kaşlarla bakmadım. Size öyle gelmiş olabilir. Ve çok merak ettim tipiniz insanlar kimler?”

“Neyseki allahın gördüğünü kuldan saklayan bir insan deilim. Ve diğer sorunuza gelecek olursak. Bu soruyu bana soracak konumda deilsiniz.”

Tam o konuşacakken masadan kalktım ve yürümeye başladım. Tekrar girdiğim kapıdan çıktım ve koridorun diğer ucundaki lavabolara doğru ilerledim. Tam kızlar tuvaletine girecekken bir el kolumu tuttu. Arkamı
döndüğümde onu gördüm.

“Sakın ama sakın bir daha benim sözüm bitmeden olduğun yerden kalkma. Yoksa olacakların sorumluluğunu
almam” güldüm. “Sen kimsin de seni bekleyeceğim ben. Ayrıca sen ne yapabilirsin ki? Bana çoğunlukla kadınları öpmek için götlerinde dolanan bir tip gibi göründün” kolumu elinden kurtardım.

“Sakın benimle ilgili öyle konuşma. Ayrıca sende benim gözümde farklı deilsin. Şu üzerindeki elbiseyle bir fahişeden farkın yok. “ elim ani bir
hızla yüzüne çarparken duyduğum kelime hala kulağımda çınlıyordu. Beni koyduğu konum çok kötüydü. Kolumdan tuttuğu gibi beni kendisine çekti ve sırtımı duvara yasladı.
Bu ani hareketle yüzümün önüne gelen bir tutamı kulağımın arkasına sıkıştırdı.

“Şuan senin bana yaptığını başkası yapsa başı gövdesinde
deildi. Ama benden öyle kolay kurtulamayacaksın." konuştuğu yerde nefesi yüzüme vuruyordu. Kahkaha attım. “Sen kendini ne zannediyorsun? Cesaret şerbeti falanmı içtin? “ dediklerimi hiç takmadan konuşmaya başladı.

“Neyseki fahişeler dikkatimi çekmiyor. Zaten sen bana deil dokunmak öpemezsin bile “ “Kendine bu konuda bu kadar güvenmeni ne sağlıyor acaba neyseki iradesi düşük erkekler ilgimi çekmiyor “

“Ha bu arada beni öpemezsin bile demiştin değil mi?” “Ev-“
Omuzlarından tuttuğum gibi onu kendime çektim ve dudaklarımı dudakları ile buluşturdum. O anın şokuyla dururken dudaklarımla alt dudağını öpmeye başladım. Şoku atlatınca beni daha da duvara yaslayarak öpmeye başladı. Elim saçlarını buldu. Onu kendime daha da
çektim.

O sırada bir şey fark ettim. Ne yapıyordum ben. Kasıklarına bir tekme vurarak onu kendimden uzaklaştırdım. Sonra da kaçarcasına yanından uzaklaştım. Hızlıca askılıklara ilerleyerek kürkümü aldım. Belkide hayattaki tüm şansımı kullanarak kürkümü tekte buldum. Onu giydiğim yerde hızlıca yürüyerek arabamın önüne geldim. Çantamdan arabanın anahtarını çıkararak kapıları açtım ve hızlıca araca binerek arabayı çalıştırdım. Oradan uzaklaşmaya başlayınca derin bir nefes aldım. Sonra göz yaşlarımı daha fazla tutamadım.

Ben ne yapıyordum. Bugün başıma gelenler neydi böyle. Hayat benim üzerime yine bir kumar mı kuruyordu?
Işıklarda arabayı durdurdum. Bu şekilde araç süremezdim. Çantamı aldım ve içine bakmaya başladım. Bir anda camım tıklatılınca olduğum yerde sıçradım. Camı açtım.

“Buna ihtiyacın var gibi duruyor?” elindeki
tam da aradığım şeydi. Peçete. Elinden aldım. Bir sokak çocuğuydu. Üzeri pekte iyi durumda deildi. Elim cüzdanıma giderken beni durdurdu. “Para için deil. İçimden geldi” “Bu saatte burada ne işin var?” “Sokaklar benim evim. Asıl senin burada be işin var?”

Peçeteden bir tane çıkardım ve burnumu sildim. “Sessiz sakin yaşadığım hayal kırıklığını kaldırmaya çalışıyorum.” “Benim annemin çok güzel bir sözü vardı. Kimseyi seni hayal kırıklığına uğratacak kadar yakınında tutma derdi. Bu söz kulağına küpe olsun”

Sonra da gitti herkes gibi. Camı kapattım. Daha fazla durmanın bir anlamı olmadığını bildiğim için aracı tekrar çalıştırdım. İşte şu koca hayat bazen sizi sokaktaki insanlardan bile nasihat alacak duruma
getiriyordu…….

....

Sıcak kupa elimi ısıtırken güneşim doğumunun güzel ışıkları yüzüme vuruyordu. Gece boyunca uyumamıştım. Sadece başıma gelenleri düşünmüştüm. Bir süre sonra başım ağrımıştı. İlaç içmiş ve kendime sıcak çikolata yapmıştım. Telefonuma gelen mesajla oflayarak telefonu
elime aldım. Aslı hoca yazmıştı.

“Gece nasıl geçti?” dün gece aklıma gelince elim istemsizce dudaklarıma gitti. Ne yapmıştım ben. Tabikide bu olanları ona anlatmayıp iyi geçtiğine dair mesaj atmıştım. O adam kimdi bilmiyordum. Eğer sosyeteden birisi ise ve o an bizi birisi gördüyse olacaklar silsilesi beynimden hızlıca geçti. Umarım öyle bir şey olmazdı.

Saat yedi buçuğa gelirken ayağa kalktım. Masada ki çantamı da alarak evden çıktım. Arabayı açarak araca bindim. Ve arabayı çalıştırdım. Sınavlarımız bittikten sonra staj yerlerimiz açıklanacaktı. Bugün staj yerlerimizin açıklanma günüydü. Üzerime pembe blazer ceket içime
beyaz boğazlı kazak,altıma ise mavı kot pantolon giymiştim. Beyaz ince topuklu bot giymiştim. Kar yağmasada hava çok soğuktu.

Arabayı istediğim dükkanın önünde durdurdum. Burası sadece sabahları açık olan ve çok lezzetli simit poğaçalar yapan bir yerdi. Arabadan indim. Renkli kapıya doğru ilerledim. Her sabah buraya uğramaya çalışırdım. Burası bazen benim için bir kaçamak noktası bazen ise ev olmuştu. Renkli kapıyı ittirerek açtım ve içeriye girdim.
Dışarısının aksine içerisi sıcacıktı.

İleride hep benim oturduğum masada bizimkiler oturuyordu. Geceden haberleşmiş ve kahvaltı
yapmak için buluşmuştuk. Masaya gelince benim için ayrılan pencere kenarına oturdum.

“ee heyecan var mı? Bugün staj yerleri açıklanacak” Beyza’nın bu sorusunu cevapladım. “Olsa da bitse havasındayım” diğerleri bu halime güldü. Bizim masa hemen kahvaltılıklarla dolmaya başladı.
Buraya sık geldiğimizden artık ne yiyeceğimizi biliyorlardı.

Ben ve Gizem liseden beri arkadaştık. Diğerleri yani Beyza,Ali ve Tuğkan bizim aramıza üniversiteye geçtiğimizde katılmıştı. Hepside iyi insanlardı.
Kahvaltı güzel sohbetler ile geçti. Hepimiz telefonlara gelecek bir mesajın peşindeydik. Mesajlar geldi. Biz kahve içerken daha doğrusu onlar. Ben sıcak çikolata içiyordum. Hepimize aynı anda mesaj geldi. Gelen mesajda gözlerim direkt gideceğim şirkete kaydı.

“Yücesoy holding”

“Bana ne çıktı desem şaşırırsınız?” “Ne çıktı?” “Yücesoylar”

Hepsinin şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Yücesoylar Türkiye’nin en büyük pırlanta takı zinciri sahipleriydi. Onlarla çalışmak büyük bir lütuftu. “Bu senin için baya iyi. Hem derslerinde iyi. Bence hak ettiğin
yerdesin” diğerleride Gizem’e hak verir gibi başını salladılar.

Derslerinde başarılı bir insandım. Az çok böyle bir yere geleceğimi tahmin etmiştim. “Staj başlama saati dokuz ben kaçar” Gizem ve Beyza’nın yanaklarından öptüm ve kafeden çıktım. Hesap konusunda telaşlı deildim. Aramızda hiçbir zaman paranın lafı olmazdı.
Olmamıştıda. Bunu Tuğkan borçlandığında hepimizin varını yoğunu satarak ona destek olmasından anlamıştım.

Tekrar araca binerek bana atılan konumun yolunu tuttum. Umarım İstanbul trafiğinde geç kalmazdım. Acaba beni orada neler bekliyordu?

Umarım orası benim kabusum olmazdı. Hala aklım dündeydi. Nasıl bir gündü ama. Başıma gelmeyen kalmamıştı. Araba holdingin önünde durdurdum. Araçtan indim ve içeriye girdim. Çok fazla katı vardı. Önceliğim holding sahibiyle görüşmekti.

Beni içeride bekleyen Aslı hocanın yanına doğru ilerledim. Onun yanına gelince hemen sarıldım. O da beni sarıp sarmaladı tabi. Sonra ayrıldık. “Odası en üst katta. Heyecanlımısın diye sormayacağım heyecanın yüzünden okunuyor. Bende bir arkadaşımı görmeye geldim.
Senide göreyim dedim. “

evet arkadaşının yanına geleceğini bana
zaten geceden yazmıştı.

“Ben kaçar. Patronu bekletmeyeyim sonra ilk
günden kovulurum filan” bu halime güldü.
Onunla vedalaştım ve asansöre doğru ilerledim. Asansör neyseki bu kattaydı. Hemen kapıyı açarak içeriye girdim. En üst kata bastım ve beklemeye başladım. Neyseki asansörde tektim. Fazla kişi olunca daralıyordum. Asansör durduğunda kapıyı açarak dışarıya çıktım ve sağa döndüm. Tam karşıda onun odası vardı. Heyecanlı deildim. Yada heyecanlıydım ama duygularımı hissetmiyordum.

Odasının önüne gelince kapının yanındaki sekreterine döndüm. “Aşkım Danla Bilge İstanbul mimar sinan güzel sanatlar üniversitesinden staj için geliyorum. “ başını salladı. “Aktuğ bey sizi bekliyor” onu başımla onayladım. Ve kapıya doğru ilerledim. İşte şimdi heyecanımı
hissediyordum. Kapıyı çaldım. İçeriden gelen sesle elim kapı kulpunu buldu.

Derin bir nefes aldım. Belkide bu hayatımın yeni başlangıcı olacaktı. Ve kapıyı açtım. İçeriye girdim. Bir adam kafasını dosyalara gömmüş harıl harıl
çalışıyordu. Kafasını kaldırdı ve bana baktı. İşte o an zaman işlevini yitirdi. Ben bu adamı daha önce görmüştüm. Hatta çok yakından.

Çünki ben bu adamı öpmüştüm. Benim öptüğüm adam aslında o davetin sahibi benim işine hayran olduğum ve pırlanta sektöründe dünyaca ünlü olan Kerem Aktuğ Yücesoy’du.

İşte bu sefer gerçekten faka basmıştım. Şimdi ne yapacaktım. Hayatım iki günde karma karışık olmuştu. Sanırım bu hayattaki en büyük göt oluşum buydu. Göt olmuştum değilmi? Hemde çok pis göte
gelmiştim….

Hello beni aranızda tanıyan olduğunu zannetmiyorum watpadden gelen birisiyimmm umarım burada sizinle de anlaşabiliriz.....