14. bölüm · Tek Öpücük
00:00
Ellerimi sıkıca tutarak kürsüden inmeye başladı. Ve salondan çıkmak için adımladık. Yaptığım şeyler şimdiden yavaştan aklıma dank ederken ne yapacağımı düşünüyordum. Davet alanından dışarıya çıkınca arabasının önüne kadar yürüdük. Korumalardan birisi arabanın kapılarını açtı. Benim için kapı açık olsada peşinden beni de sürükleyerek yerime oturttu. Ve emniyet kemerine uzandı. O sırada göz göze geldiğimizde gözlerinin içindeki alevi gördüm. Nefesinin yüzüme hüküm ettiği yerde emniyet kemerini hızlıca taktı ve kapıyı hızlıca kapatarak şoför koltuğuna doğru ilerledi.
Şoför koltuğuna oturduğunda hızla arabayı çalıştırdı. Korumaların paparazileri engellemek için sarf ettikleri çabayı fark ettim. Tüm Türkiye ve haber ajansları yarın şunu konuşacaktı.
“Ünlü Tasarımcı Aktuğ Yücesoy yılbaşı gecesinde bir kadın tarafından öpüldü. Asıl şaşırılan durum ise Aktuğ Yücesoy’un bu masum öpücüğe tutku ile karşılık vermesi.”
Aklımda kırmızı haber bültenleri yanıp sönerken yolculuğun başından beri gözümü bile değdirmediğim adama baktım. Nereye gidiyorduk?
Arabayı sürdüğü yerde her geçen saniye hızını daha da arttırdı. Bir süre sonra işin çığırından çıkacağını anladığımda emniyet kemerine sıkıca tutundum. Bir an gözü bana kayınca ve bu halimi görünce arabayı hızlı bir fren ile durdurdu. Ani frenle öne doğru yuvarlanacak olsamda emniyet kemeri beni tutmuştu. Tam ben konuşacakken lafı ağzıma tıkarak o konuştu.
“Ya sen değilmiydin Hakanların evinde seni öptüğümde bana karşılık vermeyen? Ne değişmiş olabilirki şu kısacık saatler içerisinde sen beni yılbaşı konuşması yaptığım yerde öpesin?”
Sesi çok fazla öfkeli çıkıyordu. Üzerinde kendini kullanılmış zanneden bir adamın öfkesi vardı. Ona boş gözlerle baktığımı fark edince sinirle gülerek bana baktı. Emniyet kemerini çözerek hızlıca araçtan indi ve ileriye doğru yürümeye başladı. Emniyet kemerimi çözerek kapıyı açtım ve dışarıya çıktım. Dışarısı gerçekten soğuktu ve karla karışık yağmur yağıyordu. Ama fazla değildi. Hızlı adımlarla yanına doğru ilerledim. O boş yolda yürürken bende peşinden gittim.
Bir süre sonra durdu ve bana baktı. “Açıkla” Sinirle ellerimi saçlarımdan geçirdim. Anlatsam ayrı anlatmasam ayrı bir dertti. İki ucu boklu değnek misali. Kolumdan tutarak beni kendine çekti. Burnundan soluyordu ve nefesi nefesime karışıyordu. Koskoca ana yolda sadece ikimizin nefes sesleri duyuluyordu. “Açıkla” Anlatmaktan başka çarem yoktu.
“Biri var” Beni başıyla onayladı ve beni kendisine doğru daha da çekti. Kollarını etrafıma sardı. Ve devam etmemi ister gibi baktı. “Bir kaç gün veya hafta hesaplayamadım seninle tanıştıktan çok uzun zaman sonre değil ama beni buldu. Beni seninle Milano’ya gittiğimiz zamanlar buldu ve bana not bıraktı. Sonra bir not daha”
Kolları artık tüm gövdemi sardığında kolarını arasında küçücük kalmıştım. “Beni seninle veya topluluk ortamlarında insanların canıyla tehdit etti. Mesela en ufağından telefonumun sende olduğu gece sen farkında olmasanda alnının tam ortasında kırmızı bir silah ışığı vardı. Seni o yüzden öptüm. Sonrasında da hepsi gerekli sebeplerdendi. Ya onun tehditleri ya da farklı bir şey ama inanki seni gerçekten bile isteye öptüğüm tek zaman tanıştığımız geceydi. “
Eli saçlarımı buldu ve konuştu. “Yapma canımı yakıyorsun” Ben ona anlamazca bakarken benden ayrıldı ve konuştu. “Arabaya geçelim” O hızlı adımlarla arabaya doğru ilerlerken bu soğuk havada daha fazla kalmamak için bende arkasından ilerledim. Arabanın önüne gelince kapımı açarak içeriye girmemi bekledi. Hızlıca içeriye girdim ve koltuğa oturdum. Bana doğru eğilerek emniyet kemerini taktı. O sırada benimle göz teması kurmamaya çalışıyordu. Kapıyı kapatarak kendi tarafına geçti ve oturdu. Arabayı çalıştırdığında aklımda hala deli sorular vardı.
Ben yolu izlerken koskoca araçta sadece nefes seslerimiz duyuluyordu. Birde dışarıdaki yağmurun sesi. Başımı koltuğa yasladım ve dışarıya daha da odaklandım. Yansıması camdan görünüyordu. Bir ara kafasını bana çevirsede ona dönmedim. Yorgundum. Bir ara radyoyu açtı. Ve en sevdiğim şarkı çaldı. Kısık sesle. Huzurla gözlerimi kapamayı çok isterdim ama sadece dışarıyı izlemeye devam ettim.
Bir süre sonra araç durdu. Ya da ben yola o kadar fazla odaklanmıştım ki birkaç saattir yolda olduğumuzun farkında değildim. Uzun zaman sonra bakışlarım ona kayınca onu bana bakarken yakaladım. “Geldik” Emniyet kemerini çıkardım ve arabanın kapısını açarak dışarıya çıktım. Bir dağ evinin önündeydik. Burası dağlarla çevrili olduğundan çok soğuktu. Ve üzerimdeki elbise hiçte bu ortama uygun değildi. Omuzlarımda hissettiğim baskıyla arkamı döndüm. Kabanını omzuma bırakmıştı. O kadar hızlı çıkmıştık ki çantam ve kabanım orada kalmıştı. Civan’ın alacağını düşünerek pek umursamadım.
Kolunu belime sararak beni ilerletti. Hızlı adımlarla eve doğru ilerledik. Büyük bir kulübe değildi. Bir verendası vardı. Verandanın basamaklarına geldiğimizde Aktuğ evin tahta duvarına dayalı odunlara doğru ilerledi. Birkaç odunu kolları arasına sıkıştırdı. Sonra tekrar yanıma geldi ve merdivenleri çıkmaya başladık. Merdivenler bitince kapının önüne geldik. Tek eli ile tahtaları tutarken diğer elini cebine atarak anahtarı çıkardı.
Anahtarı elinden aldım ve anahtarı yuvaya yerleştirdim. Birkaç defa kilitlenmiş kapıyı anahtarı çevirerek açtım. Kapıyı açtığımda içimde bir his belirdi. Sanki biz evlenmiştik ve evimize giriş yapıyorduk. Düşüncesi bile tüylerimi diken diken yaptı. Kapıyı daha da ittirerek içeriye girdim. O da hemen arkamdan girdi. Kapının arkasına doğru ilerledi ve elektrik panosunu açtı. Şartelleri açtığında yanındaki ışık düğmesine dokundu. Evin ışıkları yanınca kapıyı kapadım.
Etrafı incelediğimde gerçekten güzel bir ev olduğuna kanaat getirdim. Siyah ve kahverengi koltuklar vardı. Bir şöminesi vardı. Şöminenin üzerinde buradan bile gözüken fotoğraflar. Cam bir kapı vardı verendaya açılan. Mutfak ile oturma odası iç içeydi. İleride merdivenler vardı. Yüksek ihtimalle yukarıdaki odalara çıkıyordu.
Şöminenin önüne doğru ilerledi ve onu yakmak için uğraşmaya başladı. Daha fazla ayakta durmak istemeyeceğim için koltuklara doğru ilerledim. Koltuklardan birinin önüne gelince kendimi koltuğa attım. Ayaklarıma uzanarak ayağımdaki topuklu ayakkabıları çıkardım. Ayak parmaklarım kızarmıştı. Güya bugün dışarıda pek dolanmam diyerek bunları giymiştim. Şömineden gelen seslerle ona odaklandım. Şömineyi yakmıştı. Arkasını döndü ve bana baktı.
Gözleri ayaklarıma kayınca sıkıntıyla bir nefes aldı. Koltukların yanında duran armut koltukları şöminenin önüne çekti ve yanına gelmem için başıyla işaret verdi. Koltuktan kalktım ve yanındaki armut koltuğa doğru ilerledim. Yanındaki koltuğa oturdum. Şöminenin alevleri yüzümüze vururken sessizce oturuyorduk. Elleri ayaklarıma doğru uzandı ve onları avuçları arasına aldı. Ben ona anlamazca bakarken o elleri ile ayaklarımı ovuşturdu. Isınsın diye.
Ben ona bakarken o bakışlarını bana asla değdirmiyordu. “Kerem” Tuhaf hissettirmişti. Ona ilk defa diğer adıyla hitap etmiştim. Elleri bir an dursada sonra tekrar ayaklarımı ovmaya başladı. Ayaklarımı gerçekten hissetmiyordum. “Efendim” “Ne yapacağız?” Bir süre sustu. Ben de ona düşünmesi için müsaade ettim. Sonra konuşmaya başladı. Gözlerini ellerinden ayırmıyordu.
“Bu sektörde insanlar senin her başarını kıskanır. Benimde başarımı kıskananlar oldu. Ve benim başarılarımı engellemek için herşeyi yapmayı göze aldılar. Bu insanların sayısı o kadar fazla ki sana yazan kişinin ismini bilemem. Seni nereden buldu bilemiyorum. Ama seni davetin olduğu gece görmüş olabilir.” “Tanıştığımız gece?” Beni başıyla onayladı. “Seni kullanarak benim işime taş koymaya çalışıyorlar. Böyle birşeyin başına gelmesini hiç istemezdim. Üzgünüm. Bu saatten sonra nasıl bir yol izleyeceğimizi hala düşünüyorum. Bana biraz zaman var” Ellerini ayaklarımdan çekti. Ve yanımdan kalkarak verandaya çıkan cama doğru ilerledi. Cam kapıyı açarak dışarıya çıktı ve ardından kapıyı kapattı.
Derin bir nefes aldım. Onu ben öpmüştüm. Bu gece de o gecede. Ama o asla bu konu için beni suçlamamıştı. Bu gece bile eğer içinde bana karşı bir öfke varsa onu içinde tutmuş ve bana göstermemişti. Neden böyle yapıyordu? O sırada aklıma gelenle duraksadım. Gizem onun beni önceden tanıyıp tanımadığını bilmediğimizi sormuştu. Acaba beni önceden tanıyormuydu?
Bu düşünceyi başımdan savmaya çalışarak ayağa kalktım. Mutfağa doğru ilerledim. Biraz dolapları karıştırınca ulaştığım kahveyle zaferle gülümsedim. Ben sıcak su koyarken o hala dışarıdaydı. Ne yapacağımızı düşünüyor olmalıydı. Sanırım ortaya ne fikir atarsa atsın kabul etmek zorundaydım. Onun başına bu belayı ben sarmıştım. Ama ağzından bir kez bile beni öptüğü geceye lanet ettiğini duymamıştım.
Kahveyi raftan çıkardığım bardaklara dökerken suyun kaynama sesi boş evde yankı yapıyordu. Suyu bardaklara döktüm. İki kupayı da alarak cam kapıya doğru ilerledim. Kapının yanına gelince bardakları tek elime alarak hızlıca kapıyı açtım ve verandaya çıktım. Kupalardan birini diğer elime aldım ve yanında doğru ilerledim. Yanına gelince bakışları bana kaydı. Elimdeki kupayı ona uzattım. Kupayı alarak kahveden bir yudum aldı.
Hava baya kararmıştı. Saat baya geç olmuştu. Bakışlarım içeriye kaydı. Gözlerim bir saat aradı ve duvarda asılı olan saati gördüm. Saat 23:55’ti. 2026’ya sadece beş dakika kalmıştı. Sıcak kupama daha da ellerimi sararak bir yudum aldım. “Nasıl söyleyebilirim bilmiyorum ama bir yolunu buldum” Kupayı verandanın tahta tutunma yerine bıraktım ve ona döndüm. “E ne güzel ne yapacağız?” O da benim yaptığımı yaparak kupayı kupamın yanına koydu.
Hava çok soğuktu ve ben üzerimde onun kabanı olmasına rağmen donuyordum. “Bak inanki benimde pek tercih ettiğim bir şey değil ama bu işi kimselere çaktırmadan yapmak istiyorsak bunu yapmak zorundayız.” Ben ona anlamazca bakarken o önümden geçerek yanıma geldi. Ona doğru döndüğümde sırtım verandanın tahtasındaydı.” Dinliyorum.” Bana biraz daha yaklaştı. Gözlerini gözlerimin en derinine kenetledi. Ben konuşmasını beklerken o gözlerimi inceledi. Bir süre sadece gözlerimize baktık. Gözleri o kadar berrak ve parlaktı ki gözlerine baktığımda kendimi görüyordum. Acaba diğer insanlarada böyle bakıyormuydu?
“Sevgili olalım mı?”
Sorusu ile ona şaşkınca baktım. Bakışlarım bir an içerideki saate kaydı. Saat 00:00’dı.
01\01\2026 00:00 Kerem Aktuğ Yücesoy bana çıkma teklifi etmişti...
....
Gözlerim masanın üzerindeki kupalarda dolaşırken onun sesini duydum. “Anladın mı?” Bana o teklifi ettiği an kabul etmiştim. Onu zor duruma düşürme hakkım yoktu. Bunun sevgi dolu bir teklif olduğunu düşünmüyordum. Bana nasıl sevgili rolü oynayacağımızı anlatmıştı. Bu durumdan sadece çok yakınımız olan birkaç kişinin haberi olacaktı. Ne kadar az kişi bilirse o kadar iyiydi. Farklı bir yerde de olsak kimsenin bizi göremeyeceğinden emin olmadığımız sürece sevgili rolü yapmamız gerektiğini söylemişti.
Önce bu rolü yapmaya ihtiyaç duymadığımız yerleri belirlemiştik. Daha sonra eğer birileri sorarsa diye nasıl tanıştığımızdan anne ve babalarımızın isimlerine kadar konuşmuştuk. Birbirimizin çoğu klasik şeylerini öğrenmiştik. Gece boyu yorgun olduğumuzdan bir sürü kahve içmiştik. Bir ara o kadar beyin fırtınası yapmıştık ki baş ağrısından yarım saat susmuştuk. Kendi sesimizi bile duyamayacak şekilde başımız ağrıyordu.
Üzerimdeki boğazlı kazağı düzelttim ve konuştum. “Anladım” Dün gece bana kendi kıyafetlerinden vermişti. Masanın üzerindeki kupaları bir kenara ittirerek Civan’ın getirdiği yemek için yer açtı. Dün geceden beri açtık ve midemize kahve dışında bir şey girmemişti. Yerdeki poşetleri masanın üzerine koydu ve açmaya başladı. Diğer poşete de ben uzandım ve açamaya başladım. Poşetleri çıkarınca kolamı da çıkardım ve açtım. Ben direkt tosta gömülürken o beni izliyordu.
“En sevdiğin yemek ne?”
“Mantı. Seninki?”
“Enginar dolması”
O da yemeğine gömüldü. Bir süre sadece yemek yedik. Yemek yememiz bitince çöpleri toplayarak bir kenara koyduk. “Burada ne kadar kalacağız?” “Yılbaşından sonra tatil amaçlı burada kalmayı düşünüyordum. Ve bütün işlerimi ona göre ayarladım. Birkaç gün kalır döneriz” Onu başımla onayladım.
Bana ne derse kabul ediyor ve sorgulamıyordum. Sanki onu öpmemin bir suç olduğunu düşünüyor ve eğer dediklerini yapmazsam vicdan azabı ile cezalandırılacağımı düşünüyordum.
Elim masadaki telefonuma uzandı. Civan sabah geldiğinde çantamı ve kabanımı da buraya getirmişti. Çok fazla arama olduğundan telefonu kapattığını da eklemişti. Telefonu açma tuşuna uzun uzun basarak açtım. Açılan telefonla ekrana bir sürü arama düştü. Hızlıca “Gizimmm” İsimli numarayı aradım. Çaldı,çaldı ve açıldı.
“Hemen bana bu olanlarla ilgili açıklama yapmanı istiyorum” Nasılsın diye sormamıştı. Sosyal medya o kadar fazla haberle çalkalanıyor olmalıydı ki hemen açıklama yapmamı istemişti. Derin bir nefes aldım ve olayları soluksuz bir şekilde anlatmaya başladım. Telefonun hoparlörde olmadığını düşünmek için salak olmam gerekirdi. Konuşmam bittiğinde garip bir sessizlik oldu.
Sonra Ali’nin sesini duydum. “Bize daha önce anlatsaydın o zaman senin için elimizden geleni yapardık. “ Derin bir nefes aldım. “Ali ben olayı sahibine bile anlatamadım. Korkmuştum birilerini özelliklede sizi kaybetme düşüncesi etrafımı sarmışken benden bunu bekleyemezdin” “Peki bu durumu kimse çakmayacakmı?” Bu sefer konuşan Tuğkandı. “Çakmaması için ekstra çabalayacağız. “ “Kendine dikket et. Bizim şimdi kapatmamız lazım” Bu seste Beyza’ya aitti. Ne kadar doğal davranmaya çalışsalarda kalplerinin kırıldığını anlayabiliyordum.
Telefon kapandığında Aktuğ’a döndüm. “Halledeceğiz” Bir süre sadece birbirimize baktık. Daha fazla bakışmamızın iyi sonuçlanmayacağını düşündüğümden dün geceden beri dikkatimi çeken şöminenin üzerindeki rafta bulunan fotoğraflara doğru ilerledim. Beş tane çerçeve vardı. Çerçevelerden en başta olanı elime aldım. Sinem ve o birbirine sarılmış bir şekilde duruyordu. Arkalarında araba vardı. İkiside şık giyinmişti. Yaşları küçük olmalıydı. Arkamda bedenini hissettim. “ O fotoğrafta Sinem on altı ben ise yirmi dört yaşındayım. Şirketin kuruluş yıl dönümü. Oradaki sıkıcı havadan bunalınca dışarıya çıkmıştık. “
Çerçeveyi yerine koydum ve bir diğerini aldım. Civan ve o bir odadaydı. Aktuğ bir kağıda imza atıyor. Civan ise bir eli ile onu ensesinden tutarken diğer eli ile kendisini gösteriyordu. Onu ben yetiştirdim der gibi. “Bu fotoğrafta benim ilk şirketin yükümlülüğünü aldığım gün. Ben farkında olmadan çekilmiş bir fotoğraf”
Onu yerine bırakıp diğer fotoğrafı aldım. Burada bir aile vardı. Sinem,o,annesi ve babası. Aile. Uzun zamandır hissetmediğim bir duyguydu. Evet bu kelimenin duyguları vardı.
Bana daha da yaklaştı ve ellerini arkamdan uzatarak çerçevenin üzerindeki elimi tuttu. “Bu fotoğrafı ben on altı Sinem dokuz yaşındayken çekmiştik. O sıralar çok yoğundum. Gerçi hala yoğunum ama. Evdekilerin yüzünü bile göremiyordum. Dersler ,kurslar,okul derken onlara vakit ayıramamıştım. Baksana üzerimde basketbol formam var. Hayalimdi basketbolcu olmak” Çerçeveyi yerine bıraktım. Ve ona doğru döndüm.
“Neden olmadın?” Ve o an gördüm. Gözlerindeki kırıklığı. Ukde. Bu dünyada insanın asla içinde kalmaması gereken birşeydi. Çalan zilin sesi ile dikkatim dağıldı. “Birini mi bekliyordun?” Başını olumsuzca salladı. Kapıya doğru ilerledik. Kapının önüne gelince kolu çevirdim ve kapıyı açtım.
Kimseler yoktu. Gözüm bir an yere kayınca gördüğümle birkaç adım geri gittim. Aktuğ hızlıca yerdeki kanlı kağıdı aldı.
Bir bülbülü öldürmüştü ve kanlı bir not bırakmıştı. Bana bir mesajında Bülbülüm demişti. Bu bir işaretmiydi?
Gözlerim elindeki kağıda kaydı.
“Oyunu öğrenen sayısı artarsa kurallar değişir işe hile karışır. Bu yüzden kuralları değiştiriyorum. Ve kuralları değiştirmemi sağlayan kişiyi öldürüyorum :)”
Aktuğ ile bakışlarımız kesişti. İkimizde bu kişinin kim olduğunu biliyorduk. Ölümün kokusu çok yakınımdaydı.....
Evetttt bir bölümün daha sonuna geldikkkk
Aslında hersey yeni yeni başlıyor desemmmm
Tahminler ve yorumları alayimmm👉
Bu bölümün alıntısı
"Dolan gözlerimi sıkıca kapattım ve dudaklarımdan şu sözler çıktı. "Annemle babam olsaydı böyle olmazdı " "
Evettt alintimizda geldiğine göre ben kaçarrrr
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤
