19. bölüm · Tek Öpücük

Hayalkırıklığı 2

Ebru Ermeç

Çay bardağını kaldırırken elimin titremesine engel olmaya çalışıyordum. Ama aynı sofrada iki olay yeri inceleme kadar dikkatli olan kişilerle otururken bunu onlara belli etmemek çok zordu. Elimin titremesini kontrol altına alamayacağımı fark edince bardağın içindeki çaydan hızlıca bir yudum alarak bardağı masaya bıraktım. Bacaklarımı kendime çektim ve kollarımı etrafına sardım. Ellerim böylesine titrerken yemek yemem mümkün değildi.

“Senin yok mu bir arkadaşın bana ayarlarsın Danla. Abim yüzünden kimseyle olamıyorum” “Abin seni koruduğu için böyle yapıyor Sinemcim. Ayrıca ben bir abi olarak görevimi yapıyorum. “ “Ama abi” “Ama abi değil. Yaşın gelince seninde elbet olur hayatında birisi” “Yirmi bir yaşındayım abi” Onların konuşmalarına boş gözlerle baktım. Başımda onca dert varken birde sevgili meselesi konuşmak istemiyordum. “Ne oldu sana?” Civan bu soruyu bana bakarak sormuştu.

Hastanede olduğum gün burnum kanadıktan sonra doktorla bir süre konuşmuştuk. Bu meseleyi birilerine anlatmam gerektiğini söylüyordu. İşlerin eskisine göre dahada güzel ilerlemeyeceğini bir süre sonra kontrolü kaybedeceğimi söylüyordu. Haklıydı. Dünden beri kendimde değildim. Eskiden acımı ve sorunlarımı göz ardı eder ve kendimi kandırmaya çalışırdım. Böylece acımın hafifleyeceğine inanırdım. Öyle olmamıştı. Ellerim titriyor, kalbim acıyordu. Dün gece uykumdan uyandığımda tüm vücudum terden sırılsıklamdı. İyi değildim. Her anlamda.

“Bana başka ne olabilirki? Bilmiyorum farkındamısınız ama peşimizde saçma salak bir katil var. Evden bile dışarıya zor çıkıyoruz. Ve siz sevgili konusu konuşuyorsunuz. Peşimizdeki kişiyi bulupta öldürdünüzde benim mi haberim yok? Ne bu rahatlık?” “Abime güven sen o birşeyi halledeceğim diyorsa halleder” Sinirle güldüm. “Zaten abine güvendiğim için bu haldeyiz” Bu sözüm masada büyük bir sessizlik yarattı.

Eminim ki kalbi kırılmıştı. Benimkide kırılmıştı. Ama kimse tamir etmiyordu. Masadaki sessizliği bozan şey telefonumun titreme sesiydi. Hızlıca telefonu alarak bacaklarımın arasına alarak gelen bildirime baktım. Bunu yapmamın diğer sebebi ise elimin titremesini görmelerini istemiyordum. Üstten okuduğum mesajla bi an nefesim kesildi.

“Benim küçük bülbülüm geç kaldın. Herşeye olduğu gibi buna da geç kaldın. Hadi gel ve şu işi bitirelim”

Bana birde konum göndermişti. Başımı telefondan kaldırınca hepsinin meraklı gözlerle bana baktığını fark ettim. “Oydu. “ Aktuğ’un kaşları daha da çatıldı. “Ne istiyor?” “Teslim oluyor” Masadan kalktım. “Bana bir konum attı. Yanına gideceğim. Geliyorsan gel” Kerem hızlıca sandalyesinden kalktı. “Hiçbiryere gitmiyorsun bir tuzak olabilir. Biz gidiyoruz ve sen evde Sinem’le kalıyorsun” Tek kaşımı kaldırarark ona baktım. “Gidiyoruz hem kendine çok güveniyorsan beni de korursun orada herhalde”

Çok fazla göz alıcı olan odadan çıktım ve kapının oraya doğru ilerledim. Kapıya ulaşan birkaç basamağı çıkarak askılığa doğru ilerledim. Kabanımı aldım ve hızlıca üzerime geçirdim. Kabanın iplerinide bağlayınca arkamı dönmemle Kerem ile yüz yüze gelmem bir oldu. Dağınık topuzumdan firar eden birkaç tutamı kulağımın arkasına sıkıştırarak konuştu. “Beraber gideceğiz. Büyük bir tehlike oluşturacak bir şey olursa anında orayı terk edeceksin” “Bakarız” Benden birkaç adım uzaklaştı ve askılığa doğru ilerledi.

Bende o sırada askılığın yanındaki dolaptan botlarımı çıkardım ve hızlıca ayaklarıma geçirdim. İkimizde hazır olduğumuzda kapıyı açarak dışarıya çıktık. Kapıda bizi her zamanki araç hazırda bekliyordu. Hep nasıl hazırda bekliyor anlamıyordum. Ya haber veriyorlardı ya da gerçekten her dakika tetiktelerdi. Arabanın önüne gelince hızlıca içeriye girdik. Elimdeki telefonu Kerem’e uzattım. Elimden alarak telefonu kapıyı kapatmak için bekleyen korumaya verdi. Koruma telefonu alarak kapıyı kapattı. Bir süre sonra arabanın hareketlenmesiyle yolculuğun başladığını anladım.

Kerem dizlerini açarak oturdu ve kollarını dizlerine yaslayarak öne eğildi. Ellerini birbirine kenetlemesi ile bir konuşma yapacağını anladım. Bende onun yaptığı gibi yaparak öne doğru eğildim işte o zaman gözleri gözlerim ile tam anlamıyla buluştu.

“Aşkım gidiyoruz ama başımıza ne geleceği belli değil. Sadece gitmeden önce sana birşeyler söylemek istiyorum. Ben düşündüğün kadar da çok kötü bir adam değilim. Senin gözünde yerim nasıl bilmiyorum ama bu konuşmaya senin benim gözümdeki yerini söylemek için başladım”

Söyleyeceklerinin merakı ile yerimde kıpırdandım. Ellerimin titremesi görünmesin diye kolumu karnımın üzerinden birbirine sardım.

“Aşkım fark etmişsindir ki seninle çok tuhaf bir şekilde tanıştık. Ama bu tuhaf tanışma artık beni eskisi kadar rahatsız etmiyor. Sana karşı olan çekimimi anlamamak için aptal olmak gerekir. Bunun adı Aşkmı bilmiyorum ama seni herkesten ve herşeyden korumaya çalışıyorum. Oraya gitmeden önce şunu bilmeni istiyorum”

Sustu. Kelimeleri tamamlamaya çalışıyordu. Ona bir süre zaman verdim. O sırada gözlerini gözlerimden asla ayırmıyordu. Bu konuşmanın sonunda gelecek cümleyi biliyordum. O yüzden kendimi yokluyordum. Ben ona karşı bir şey hissediyormuydum? Hayır. Ben ilk tanıştığımız gece hariç onu asla severek öpmemiştim. Evet aramızdaki çekimi hissediyordum. Ama bizim peşimizde olan ve şuan yanına gittiğimiz kişinin aslında amacının bizim birbirimizi sevmemiz olduğunu da anlamamak için aptal olmak gerekirdi.

Sonunda dudakları aralandı ve konuşmasını bitirmek için son cümlesini kurdu. “Sana karşı adını koyamadığım şeyler hissediyorum ve bu hisler öyle ufak şeyler değil. Orada seni kaybetmemek için herşeyi yapacağım” Sustu. Bende sustum. Bir süre sonra araba durduğunda ikimizde derin bir nefes aldık. Sanki büyük bir savaşa hazırlanacakmış gibi kendimi tedirgin ve cesur hissediyordum. Arabanın açılan kapısı ile ikimizde yavaşça araçtan indik.

Arabadan inince belimden tutarak bedenimi bedenine yasladı. Belkide böyle yapınca beni koruyacağını düşünüyordu. Yol üzerindeki bir fabrikanın önündeydik. Arabalar hızla geçip giderken fabrikaya bakmıyorlardı bile. İkimizde aynı anda koca bir nefes alarak yürümeye başladık. Civan ve korumalar arkamızdan geliyordu. Belkide bu flimin başrolleri biz olduğumuzdan dolayı önde biz yürüyorduk. Fabrikanın girişine gelince bir an durduk. İkimizde aynı anda birbirimize baktık. Gözleri çok şey anlatıyordu. Bir yandan benim için korkuyor diğer yandan ise kendisine çok güvendiğinden endişesini dindirmeye çalışıyor gibiydi. Gözlerimi gözlerinden ayırdım ve yürümek için bir adım attım. Ardımdan o da yürümek için hareketlendi. İçeriye girdiğimizde bizi büyük kolonlarla dolu bir alan karşıladı. Kimseler yoktu. Biraz daha yürüyünce kolonların çevrelediği orta yerde durduk. Duyduğumuz ses ile ikimizde aynı anda irkilerek arkamızı döndük. Bir kapı kapanma sesiydi. Kapıyı kapatan kişi loş ışıktan görünmüyordu. Ama topuklu ayakkabı sesinden kadın olduğu anlaşılıyordu. Ve ışığın etkisi altına girince onu gördük.

Nefes almayı unutmuştum. Ben nefes almayı unutmuştum. Burnumun direği sızlarken konuştuk.

“Anne!”

“Teyze!”

Gözlerimin önüne gelen anılarla görüşüm bulanıklaştı.

2012/07/25

Koşarak koca kapıdan içeriye girdim. Mutluluk çığlıklarımı atarken kolumdan çekilmemle duraksadım. O sırada saçımdaki kelebekli tokamda yere düşmüştü. Kolumu tutan kişiye bakarak daha da çok gülümsedim. “Nedir bu coşkulu çığlıklarının sebebi?” “Çünki annem bugün beni arkadaşlarıyla tanıştırmaya getirdi” Annem güldü. Kırmızı ruju ve üzerindeki yazlık elbise zaten güzel olan kadını daha güzel gösteriyordu. Bende büyüyünce annem gibi olmak istiyordum. Onun kadar güzel gülüşlü.

Önümde diz çöktü ve kolumdaki ellerini ellerime sardı. “Ama arkadaşlarımı pek sevmeyebilirsin yine de saygılı olmalı ve onlarla konuşmalarımız bitene kadar yanımızda kalmalısın. Ben kalkana kadar yerinden kalkmazsan akşama en sevdiğin pastayı yapacağım” Gülümsememi bozmadan heyecanla başımı salladım. Ayağa kalktı ve elimi daha sıkı tutarak beni yürütmeye başladı. Onun elini tutmayı ve onunla yürümeyi seviyordum.

Bir merdivenin önüne gelince yukarıya çıkmaya başladık. Nereye gitmek istediğimizi anneme sormak için ona baktığımda dümdüz ileriye bakan gözleri bana dönünce gülücükler saçtı. Annem en çok beni seviyordu. Bende en çok onu. Merdivenler bittiğinde bir koridora çıktık. Yürümeye devam ettik. Ben o sırada etrafı inceliyor ve kendime bir oyun arkadaşı arıyordum. Annem bana burada çok fazla arkadaş bulacağımı söylemişti. Bir kapının önüne gelince annem kapıyı açarak ilk benim sonra onun girmesini sağladı.

En çokta bana kapı açmasını seviyordum. Annem gerçekten çok kibar bir kadındı. Bende onun gibi olacaktım. İçeriye girince odanın çok güzel koktuğunu fark ettim. Anneme sormalı ve bu kokudan benim odama aldırmalıydım. Evet benim bir odam vardı. En sevdiğim renk siyahtı. Annem ne kadar siyahın bana yakıştığını söylerse babam o kadar pembe rengin bana yakıştığını söylerdi. Ama ben annemin kızıydım.

Annem beni içerideki koltuklardan birine oturttu. Ama kendisi yanıma oturmadı. “Aşağıdan telefonumu getireyimde babanı arayalım. Onu çok özlediğini söylemiştin” Heyecanla başımı salladım. Babam çok yoğun bir adamdı. Bize kocaman bir ev vermek ve o evi geçindirmek için hep çalışırdı. Annem telefonu almak için odadan çıkınca heyecanla yere değmeyen ayaklarımı sallamaya başladım. Yüzümde kocaman bir gülümseme vardı.

“Babanı bu kadar çok mu seviyorsun?” Başımı konuşan Kadir abiye çevirdim. Onunla bize geldiğinde tanışmıştık. Mavi gözleri çok güzeldi. Onu çok sevmiştim benimle oyun oynuyordu. Ve beni kızı gibi görüyordu. Bana hep en sevdiğim yemeği alıp gelirdi. Ve annem evde ne zaman mantı pişirse o gün Kadir abi bana patates kızartması alıp gelirdi. Mantıyı hiç sevmezdim annem ise patates kızartmasının çok sağlıksız olduğunu söylerdi.

“Bak sana ne aldım” Masanın altından çıkardığı poşeti görünce kocaman gülümseyerek sandalyeden kalktım ve ona doğru koştum. Yanına gelince kollarını açarak beni kucağına aldı. Ayaklarımı sallayarak konuştum. “Hadi yiyelim” “Yiyeceğiz ama anneni beklememiz lazım” Oflayarak başımı salladım. Beni kendine daha da çekti. Öyle yapınca altıma giydiğim siyah eteğim katlanmıştı. Hızlıca düzeltmek için elimi ileriye doğru uzattığımda Kadir abi elimi tuttu.

“Kızım sen benim elimde büyüdün rahat ol yanımda” O öyle olsun istiyorsa sıkıntı yoktu. “Geçen bize geldiğinde en sevdiğim çikolatayı getirmemiştin küstüm sana” Soğuk elini tenimde hissedinde irkildim. “Tamam ben sana çikolata yerinde daha büyük bir hediye aldım. O zaman küslüğün geçer mi?” Heyecanla ona döndüm. “Ne aldın?” Güldü. O da aynı annem gibi çok güzel gülüyordu. “Annen gelene kadar hediyeni vereyim. Annen görürse çok kızar” Hızlıca başımla onu onayladım.

Eteğimin katlandığını hissedince bakışlarım oraya kaydı. Eli eteğimin yarısından gözüküyordu. Demekki elini bacağıma koymuştu. Elleri cidden soğuktu. “Kadir abi ellerini ısıtmayı denemelisin” Güldü. “Bu uyarını dikkate alacağım” Diğer elini belimden çözerken ellerinin uyuşma ihtimalini düşünürdüm. Elleri uyuşunca saatlerce geçmezdi.

Duyduğum sesle etrafa baktım. Sonra ellerine baktığımda fermuarımı açtığını fark ettim. Gülümsedim. “Yoksa bana yeni etek mi aldın?” Başını olumsuzca iki yana salladı. Ne aldığını merak eden kalbim heyecanla çarpıyordu. Elini tenimin en derinlerinde hissedince vücuduma yayılan tuhaf hisle iki büklüm oldum. “Ne yapıyorsun abi?” “Hediyeni veriyorum”

Ben ona anlamazca bakarken Kollarını bacaklarımın arasından geçirerek beni kolları arasına aldı. Beni yukarıya doğru kaldırdı. Gözlerim kapıya kaydı. Annem ne zaman gelecekti? Hissettiğim ıslaklıkla inleyerek Abime döndüm. Dudakları bedenimdeydi. Vücudum farklı şeyler hissediyordu. Dudaklarını saniyelik olarak tenimden ayırıyor ve sonra tekrar tenimle buluşturuyordu.

“Abi hediyemi ne zaman vereceksin?” “Veriyorum ya” Dilini tenimde hissedince dudaklarımdan bir kahkaha çıktı. “Abi yapma gıdıklanıyorum” Konuşurken bile nefes nefese kalmıştım. Dudaklarını daha sıkı bastırdı. Daha da kahkaha attım. Çok gıdıklanıyordum.

“Sende aynı annen gibisin?” “Nasıl?” “Güzel ve seksi” Parmağımı çeneme dayayarak konuştum.

“Seksi ne demek abi?” Güldü. “Boşver” Fermuarımın kapanma sesini duyunca rahat bir nefes verdim. Beni güldürecek şeyi yapmayı kesmişti. Babamdan sonra beni en çok güldüren adam oydu.

Kucağından indim ve sandalyeye doğru ilerledim. Sandalyeye oturunca ayaklarımı sallamaya başladım. Kapının açılma sesini duyunca kafamı hızlıca kaldırdım. Annem gelmişti. Koşarcasına sandalyeden kalkarak annemin yanına doğru ilerledim. Önüne gelince durdum ve konuştum.

“Anne seksi ne demek?”

Bana anlamazca baktı. Sonra Kadir abiye dönerek konuştu. “Ne yaptın kıza?” Kadir abiye döndüm. Eli ile küçük bir miktar gösterdi. Aynı anneme patatesi az yerken gösterdiğim şekilde bir miktar. “Sadece biraz eğlendik.” Annem başını iki yana salladı. “Evet anne çok eğlendik. Kadir abi beni çok güldürdü. “ Annem elimi tuttu ve kapıya doğru ilerledik. Tam çıkacakken Kadir abinin sesini duyduk. “Yalnız kızında aynı senin gibi. İyi bu işlerde” “Ee kimin kızı” Ben annemin kızıyım”

Bu dediğime ikiside gülerken odadan çıktık. Anneme bakarak konuştum. “Anne rujun silinmiş” “Evet ben silinsin istedim” “Ama sana hiç yakışmamış” “Başkasına yakıştığını gördüm çünki”

.....

Düşen vazonun sesini duyunca daha da hıçkırarak ağlamaya başladım. “Yeter bıktım senin şu bana güvenmeyen hallerinden” “Bir adamla fotoğrafın var Nare. Hemde çırılçıplak” Bir vazo sesi daha. “Gördüğün herşeye inanma Ekrem” “Lan ben seni o bok çukurundan geri oraya dön diyemi çıkardım”

....

2010/09/03

“Kızım koşma düşeceksin” Daha da hızlı koşarak masaya doğru ilerledim. Sandalyemin önüne gelince sandalyeme oturarak yemeklerin gelmesini bekledim. Annem son tabağıda masaya bıraktığında karşıma oturdu. “Nasılmış benim kızım?” “Anne bugün okulda bir resim çizdim ve öğretmenim çok beğendi. Çocuk sergisi için aday lazımmış beni seçmek istedi. Yarın sizi okula çağırıyor” Anneme olanları anlatırken ayaklarımı sallıyordum.

Odayı tanıdık melodi doldurunca kahkaha attım. Babam annemi dansa kaldıracaktı. Merdivenlerin son basamağını hızlıca inerek annemin önüne geldi ve elini ona uzattı. Onlar dans için ayağa kalkarken ben elimi çeneme koyarak onları izlemeye başladım. Bugün evlilik yıldönümleriydi.

Babam anneme bakarak şarkıyı söylemeye başladı.

“Ben yağmuru gözlerinde

bülbülü dillerinde

günahı bedeninde

tanıyıpta sevmişim”

“Dönmüyor yedi cihan

esirin olmuş zaman

şarabı dudağından

içip öyle sevmişim”

Annemin alnını öptü. “Bülbülüm benim” Ben onları aşkla izlerken babam bana döndü.”Küçük bülbülüm benim” Güldüm. Babam beni hep böyle severdi....

....

“Uzak durun benden” “Annen yoksa sen varsın güzellik” Hayır bırak” Vücuduma yayılan acı ile çığlık attım. Karnıma baktığımda bıçağın kanla dolduğunu fark ettim. “Ya ölü ya da diri sen bizimsin” “Hayır” Başım dönmeye ve midem bulanmaya başlayınca bilincimin kapanacağını anladım...

....

“Ye şu yemeğini” Ağlayarak başımı iki yana salladım. Ben mantı sevmezdim. “Burası annenin kıymetli kucağı değil. Ye yemeğini ölüpte başımıza kalma” “Ölsemde mantı yemem” “Alın şunu kilere atın bakalım ne kadar dayanacak açlığa” “Hayır anne nerdesin?” Hıçkırıklarım yetimhaneyi inletiyordu. “Senin annen yok “ “Hayır var”

....

“Annesi pavyonda çalışıyor dediler kızıda kendi işine alet etmiş”

“Babası aldatıldığını duyunca kızda bırakıp gitmiş”

“Yazık olmuş kıza vah vah yavrum”

“Annesi onu tecavüz etmelerine göz yummuş hatta zevkle izlemiş”

“Babası ve annesi onu hiç sevmemiş ki zaten”

....

Gözümden düşen yaşla gözlerimi kapattım. “Teyze senin burada ne işin var?” Aktuğ’un kolunu tuttum. “Bu o” Kekeleyerek ve nefes nefese konuşmuştum. “Kim?” Az önce söylediğim kelimeyi duymamış gibi davranıyordu. “Annem” Bu kelimeyi söylerken kalbim binbir parçaya ayrılıyordu. “Ve peşimizdeki kişi”

Gerçekler ağır bir tokat gibi yüzümüze çarparken ikimizde sustuk. Ama karşımızdaki kadın konuştu. “Nasılsınız çocuklar?”

İyi değiliz anne. Biz hiç iyi değiliz....

Evetttt bir bölümün daha sonuna geldikkk

Danlanin böyle bir meselesi çıkacağını az çok herkes biliyordu bence

Peki sizce şimdi ne olacak?👉

Bu bölümün alintisi yokk çünki alıntı kalmadı hdhdhdhd

Bende sadece 20 bölüm taslakta var ve şuan 19. Bölümü yayinladim rndjjrjrhr

Kitabın bitmesine çok az kaldı Mary ayi bitmeden biter diye düşünüyorum

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤