22. bölüm · Tek Öpücük
Sevgi Kafesi
Sabah güneşinin ışıkları yatağın etrafını aydınlatırken ben sadece ışıkların beyaz örtüye vuruşunu seyrediyordum. Başım çatlıyordu ve yataktan hiç çıkmak istemiyordum. Her sabah yaptığım gibi ellerim saçlarıma gittiğinde normalde parmaklarımın arasından geçen saçlarım şimdi parmaklarım kadardı. Gözlerimi acı ile kapattım. Bu hastalık bana hiç yaramamıştı. Beni daha da değiştirmiş ve beni olmak istemediğim kişi yapmıştı. Dönüşmek istemediğim kişiliğe dönmüştüm.
Yataktan ayaklarımı sarkıtarak oturdum. Ayağa kalkmam ve okula gitmem lazımdı. Ayağa kalktım ve odanın içindeki lavaboya doğru ilerledim. Lavabonun içine girince musluğu açarak yüzüme soğuk su çarptım. Bu bana iyi gelebilirdi. Aynadaki aksime baktığımda duraksadım. Değişmiştim. Gözlerimin altı çökmüştü, saçlarım zaten kısaydı ama şimdi kulağımın altına gelemiyordu bile. Sadece fiziksel anlamda değil psikolojik anlamda da değişmiştim.
Yaşamak için bir sebebim olmadığını düşünürdüm. Yoktu bunu ailemden son parça olan teyzemi kaybedince daha da iyi anlamıştım. LKK lanet bir hastalıktı. Seni öldürmezdi ama keşke ölsem derdin. Lavabodan çıkarak odamdaki elbise dolabının önüne geldim. Dolabın kapaklarını açtığımda renk renk kıyafetlerimin arasında kendimi ölü bir beden gibi hissediyordum.
Altıma siyah bir tayt giydim, üzerime ise beyaz kolu uzun bir crop, altıma beyaz uzun botlarımı giydiğimde gri kabanımı da üzerime geçirdim. Beyaz pamuklu şapkamı kafama geçirdim ve atkımı boynuma doladım. Makyaj yapacak halim yoktu. Makyaj masasının üzerindeki çantama uzanmadan önce parfümümü alarak üzerime birkaç fıs sıktım. Daha sonra dün geceden hazırladığım çantamı alarak odadan çıktım. Adım seslerim boş koridorda duyulan tek sesti. Kapının önüne gelince kapıyı açarak evden çıktım. Merdivenin karşı tarafındaki asansöre doğru ilerledim.
Asansörün önüne gelince düğmeye basarak asansörün kata gelmesini bekledim. O sırada aklıma buraya ilk geldiğim gün geldi. Elindeki üç koca valizi zorlukla merdivenlerden çıkaran kadın şuan bana çok yabancıydı. Asansör kata gelince kapısını açarak asansöre bindim. Ve giriş katın düğmesine bastım. Asansörün kapısı kapanarak aşağıya inmeye başladı. Yorgunlukla gözlerimi kapattım. Geçen sene bu zamanlar aklımda canlandığında kalbim sıkıştı. Herkes gitmişti. Annem, babam, Ferit, o....
Asansör katta durunca kapısını açarak dışarıya çıktım. Ve sonrada binadan. Mavi arabamın önüne gelince çantamdan hızlıca anahtarımı çıkararak kapıları açtım. Arabanın sürücü koltuğunun kapısını açarak içeriye girdim. Çantamı yan koltuğa fırlattım. Anahtarı yuvaya yerleştirdim ve arabayı çalıştırdım. Araba yavaş yavaş mahalleden çıkarken elim radyoya gitti ve tanıdık müziğin arabayı doldurmasına izin verdim.
Şarkının nakaratı girerken aklıma o gün geldi. Uzun zaman sonra arabaya bindiğimde tanıdık melodiyi duyunca sinir krizi geçirmiştim. Artık o şarkıdan nefret ediyordum. O şarkı lanetliydi. Şimdi ise başka bir şarkıya sarmıştım. Şarkının nakaratı girerken bende adamla beraber söylemeye başladım.
“Yine bana gel, ah”
“Seni gördüğüm ilk gün gibi”
“Gözünü kapat ve öp beni”
“Kalabilirsem bu hikayede”
“Minik elinle sar kalbimi”
Şarkının devamını getirmeyerek sustum. Yeni şarkım bu olmuştu. Değişmiştim ve bu beni yormuştu. Hemde hiç olmadığı kadar. Arabayı tanıdık okulun içine park ettiğimde rahat bir nefes aldım. Arabanın anahtarını alarak yan koltuktaki çantama uzandım anahtarı çantama koyarak araçtan indim. Bu okul çok fazla üst düzey güvenlikli olduğundan arabayı kilitleme gereği duymamıştım.
Fakültenin kapısının önüne gelince merdivenleri tırmanmaya başladım. Beni tanıyan bazı kişilerin bana baktığını hissediyordum ama onlara bakmadım. İnsanların acıyan bakışları altında ezilmekten daha fazla işlerim vardı. Merdivenler bitince içeriye girdim. Gideceğim dersliği bildiğimden koridorda dersliğin olduğu tarafa doğru ilerledim. Dersliğin önüne gelince sınıftan içeriye girdim ve sıralara ulaşmak için olan merdivenleri çıkmaya başladım.
En arkalarda bir yere oturdum. Çantamı masaya koyarak dersin hocasının gelmesini bekledim. Ellerimi saçlarımdan geçirdiğimde eski saçlarımın gürlüğünü hissedemeyince yüzümde buruk bir gülümseme oluştu. Saçlarımda, anılarımda, günlerimde böyle ellerimin arasından kayıp gitmişti.
Hoca derse girdiğinde vakit kaybetmeden dersi anlatmaya başladı. Ders boyunca ona odaklanmaya çalıştım. Ama sanırım bu konuda istediğim kadar başarılı olamamıştım. Diğer günler böyle olmazdı. Şimdi neden böyle oluyordu? Anıları düşünmeden duramıyordum. Ders bittiğinde artık bunaltı basan sınıftan hızlıca çıktım. Bana şuan için temiz hava iyi gelecekti. Dışarıya çıktığımda derin bir nefes aldım.
Kendime gelmem lazımdı. Bu sene geçen sene vermediğim sınavlarımı da verecektim. Malum geçen sene benim açımdan çok çalkantılı geçmişti. Bakışlarım bahçede gezinirken gözüme çarpan tanıdık sima ile göz bebeklerim az kalsın yerinden çıkacaktı. O yanıma ilerlerken ben hala olduğum yerde dikiliyordum. Yanıma geldiğinde konuşmaya başladı.
“Konuşmamız lazım”
...
Sıcak çikolatamdan bir yudum alarak onun konuşmaya başlamayacağını anlayarak konuşmaya ben başladım. “Ne söyleyeceksen söyle. Sana ayıracak çok vaktim yok” Derin bir nefes aldı. Geçen sene gördüğüm kadın gibi değildi. Mesela saçları daha da uzamıştı. Benim saçlarım ne kadar kısalmışsa onunkisi de o kadar uzamıştı. Gözleri onu ilk tanıdığım zamanlar gibi enerji dolu değildi. Telefonunu önüme doğru itekledi. Ve bir videoyu başlattı.
Bakışlarımı ondan çekip telefona indirdim. Kerem ve bir kadın kadraja girdi. Kadının saçları kısaydı. Videodan gelen sesle tüylerim diken diken oldu. “Aşkım bugün nasılsın bitanem?” Kadının ona arkasından sarılarak sorduğu soruya kalın sesiyle cevap verdi. “İyiyim yavrum. Ama şu video çekme işini biraz abarttınmı? Her gün video çekiyorsun” “Bu videoları beni çok özlediğin zamanlar izle diye çekiyorum” Kerem kadına doğru döndü ve onu kolları arasına aldı.
“İyi de canım sen hep benim yanımda olacaksın. Seni her özlediğimde bir nefes arkamda olacaksın” Kadın burnunun onun burnuna sürterek konuştu. “Tamam” Kadının harfleri uzatarak kurduğu cümleyi devam ettirmesine izin vermeden dudaklarını dudakları ile buluşturdu. Ve video bitti.
Kulağım çınlıyordu. Beynim izlediklerimi algılamıştı. Ve gerçek olmadığınıda. Bakışlarımı videoyu izlerken tuttuğum gibi aynı soğuklukla ona çevirdim. “Ee ne yapayım şimdi?” “Abim mutlu Danla. Yaklaşma ona” Güldüm. Soğuk ve ruhsuz bir gülümsemeydi. “Sizi uzun zamandır görmüyorum. Ve uzun zaman sonra karşıma ilk çıktığında söylediğin sözler bunlar. Delirmiş olmalısınız”
Sıcak çikolatamın son yudumunu da alarak yan sandalyedeki çantama uzandım. İçini açarak çantanın içine fırlattığım bir iki yüzlüğü masaya bıraktım. Ve sandalyeden kalkarak mekanı terk ettim. Ben tam hayatıma yeni bir yerden başlamak isterken her yerde karşıma çıkıyorlardı. Arabanın anahtarlarını çantamdan çıkararak kapıları açtım ve araca bindim. Çantamı yan koltuğa fırlattım ve derin bir nefes aldım.
Beni bırakıp gittiği günden sonra onu hiç görmemiştim. O gün nasıl hıçkırıklar içinde ağladığımı bir ben birde o gün yanımda olanlar biliyordu. Ama gitmesi için haklı bir gerekçesi olacağını düşünüyordum. Benim için tuttuğu doktorlar tedavim boyunca yanımda kalacaklarını ne kadar söylesede hepsini reddedip başka bir hastaneye nakil aldırmıştım.
Sonrası benim için cehennemdi. Bedenim kemoterapiye yanıt vermiyordu. O lanet hastalık asla beni bırakmayacak gibiydi. Her gün yediğim serumlardan artık damar yollarım ağrımaya başlamış ve vücudum ilaçları kaldıramaz olmuştu. Sonra alışmıştım. Ben kendi cehennemime alışmıştım. Hastalıkla nasıl olduğunu benim bile hala çözemediğim bir şekilde baş etmiş ve şuan bulunduğum yere gelmiştim.
Ama buraya zor gelmiştim. Her gün öleceğini sanmanın ve kalp sıkışmasının ne demek olduğunu kelimelerle anlatamazdım. O acı öyle kuvvetliydi ki ben bu zamana kadar yaşadıklarıma acı bile demiyordum. Benden hala haber aldığını ve neler yaptığımı bildiğine emindim. Kerem ne kadar gitse de onu tanıdığım şu azcık zamanda beni asla bırakmayacağını anlamıştım.
Ve ben ona aşık olmuştum. Ben sadece yaşam savaşı değil aklım ve kalbim arasında da savaş vermiştim. Kendimi artık onun olmadığına ve yoluma devam etmem gerektiğine inandırmaya çalışsamda bu LKK hastalığını unutmaya çalışmak gibi değildi. Ve çok sonra fark etmiştim. Ben bu adama aşık olmuştum.
Evime her gittiğimde Milano dönüşü hastalandığım zaman aklıma geliyordu. O yüzden o evden taşınmıştım. Ama o eve ait hiçbir eşyayı yanıma almamıştım. Arabamı değiştirmiştim çünki o arabaya her bindiğimde aklıma ormanda gördüğümüz ve katili Kerem’mi yoksa annem mi olduğunu bilmediğimiz cesed geliyordu. O ev artık bana çok acı çektiriyordu. Annemin daha peşimde olmasını atlatamadan Kerem beni bırakıp gitmişti. Sonra teyzem vefat etmişti. Ve bu dünyada kan bağım olan tek kişi Kerem kalmıştı.
Dikiz aynasından kendimle göz göze geldim. Ben sadece yorulmuştum. Şuan sadece onun yanına gidip kolları arasına girmek ve huzurla uyumak istiyordum. Gerçekleşmeyecek bir düş. Yan koltuktaki çantamı koluma taktım ve anahtarı alarak araçtan indim. Aracın kapılarını kilitledim ve sahilin kenarına doğru yürümeye başladım. Şu koca hayattan ve Allahın zenginliklerinden sadece mutlu bir ailem olmasını istemiştim. Galiba mutluluk kelimesini söylemeyi unutmuştum yoksa bu talihsiz kaderimin başka açıklaması olamazdı.
Kumlara gelince yan taraftaki şezlonglara doğru ilerledim ve birinin üzerine uzandım. Gökyüzüne baktığımda normal bir gece için yıldızların çok fazla parlak olduğunu fark ettim. Gözlerimi kapatarak yavaş yavaş akşama doğru gelen havanın sessizliğini dinledim. Kafeye gittiğimizde tam bir buçuk saat boyunca Sinem konuşmamış sadece beni izlemişti. Değiştiğimi kendisine kanıtlamaya çalışıyor gibiydi.
Üzerimde bir gölge hissedince refleksle gözlerimi açtım. Ama karşımda görmeyi beklediğim yüz kesinlikle Civan değildi. Yine de sustum ve şaşırsamda tepki vermemeye çalıştım. Yanımdaki şezlonga oturdu ve konuşmaya başladı. “Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Nasılsın?” Güldüm. “Beni topluca bırakıp gittiğiniz günden beri çok iyiyim” Ellerini önünde birleştirerek konuşmaya başladı.
“Direkt konuya gireceğim Danla. Aktuğ’un sana ihtiyacı var” “Benimde ona ihtiyacımın olduğu zamanlar vardı” “Geçen sene bu zamanları hatırlarmısın? Aktuğ’un hem uzun zaman sonra buraya dönüşü hemde şirketinin kurulum yıl dönümünü kutlamıştık. Bu sene kutlama tekrar yapılacak. Orada olmanı istiyorum. “ “Neden orada olayım? “ “Eğer ona gerçekten aşıksan orada olursun. Yaşadığınız tanışma sahnesini ona tekrar yaşatır ve ona aşık olduğunu ona gösterirsin. Sana şunu temin ederim ki sen ne zaman gidersen git o seni hep kabul edecektir”
Bakışlarımı ondan çektim ve gökyüzüne çevirdim. “Ben ne zaman gidersem gideyim o beni kabul edecek fakat o ne zaman gelirse gelsin ben onu kabul edecekmiyim?” Bir süre sustu. Bende dışarıdaki seslere odaklandım. Arabaların ana yoldan geçiş sesi buraya kadar ulaşıyordu. “Eğer sende onu seviyorsan onu kabul edersin. Ve ben senin gözlerine baktığımda hala saf ve temiz bir aşk görüyorum”
“Gözlerinin kör olduğunu bu kadar belli etme “ Güldü. “İnkar güzeldir” Üzerime fırlatılan kağıtla ona doğru döndüm. Kağıdı alarak ona gösterdim. “Bu nedir?” “Eğer kararın değişirde o gece gelmek istersen davete girmek için giriş kartın. Ama benden sana bir tavsiye şimdiden davet için elbise bakmaya başla bence” Ona boş gözlerle baktım ve kağıdı ayaklarının önüne fırlattım. “İstemiyorum” Omuz silkti. “Peki. Ben yinede teklifimi yapmış olayım dedim”
Ayağa kalktı ve arkamdan dolaşarak yürümeye başladı. Bakışlarımı gökyüzüne çevirdim ve gözlerimi kapattım. Bir günde ikisi ile de görüşmek kalbimi yormuştu. Hala arsız gibi bana bu teklifi sunması ise cabasıydı. Biri gelir bana üzerinde oynanmış video izletir diğeri saçma sapan teklifler sunar. İkiside iyice çığırından çıkmıştı.
Tabikide o davete gitmeyecektim.Onu sevmem o davete gitmemi gerektirmezdi bence. Gidersem beni kabul edeceğini söylüyordu. Ben neden onu kabul etmeliydim. O bana kendisini kabul ettirmeliydi. Yüreğime düşen sıkıntı ile yerdeki kağıda şezlongdan uzanarak aldım ve üzerindeki yazılara baktım. Ön yüzünde.
“13/11/2025 Tarihindeki Şirketimizin Açılış Yıldönümüne Hepiniz Davetlisiniz. Siz Özel Misafirimiz Aşkım Danla Bilge Bizim Sizin İçin Ayırttırdığımız Locada Bu Davetin Keyfini Çıkarmaya Davetlisiniz.Her Zamanki Mekanda Görüşmek üzere...”
Kağıda boş gözlerle baktım ve arkasını çevirdim. Normalde boş olmasını beklediğim sayfa boş değildi. Bir yazı vardı. Kerem’in yazısı. Bu yazıyı nerede görsem tanırdım.
“Gel yanıma sevgilim, seni özledim. Seni neden terk ettiğimi sorma bunu öğrenirsen sen beni terk edersin. O geceyi bana tekrar yaşatamazmısın? Seni bekliyor olacağım. Gelebilme düşüncenle bile kelimeleri anlamlı yazamadım. Seni çok özledim”
İşte şimdi kalbimin ritmi değişmeye başlamıştı. Peki ben davette ne giyecektim?
Evettt bir bölümün daha sonuna geldikk
Nasılsıniz iyimisinixxx ramazanlik nasıl geçiyor umarım acikmazsiniz sizde benim gibimisiniz bilmiyorum ama ben aç olmamama rağmen karnım gurulduyor ve bunun ortam içinde yaşanmasının utancı jdjdjdhhd
Bu bölümün alıntısı yok cunki kitabın bende bitmesine çok az kaldı ve çok sık bölüm yayinliyorum bu yüzden elimde alıntı kalmıyor
Sona çok az kaldı ve eminim ki hepiniz çok şaşıracaksınız...
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤
