11. bölüm · Tek Öpücük

Kaos ortamı

Ebru Ermeç

Hala duyduklarımın şokundayken daha fazla kapıda beklememin bir anlamı olmadığını düşünerek kapının yanındaki masaya doğru ilerledim ve çantamı masanın üzerine koydum. Gri sandalyeyi çekerek oturdum. Belkide ben yanlış anlamıştım. Belkide sadece şakalaşıyorlardı. Umarım öyle olurdu. Masanın üzerindeki bilgisayarı açtım. Normalde buradaki bilgisayarlarda şifre olmasa da bunda vardı. Bilgisayarın başına bir kağıt yapıştırılmıştı. Biraz daha dikkatli bakınca bunun bilgisayar şifresi olduğunu anladım. Hızlıca şifreyi girerek Aktuğ beyin öğleden sonradaki toplantılarını düzenlemeye başladım. Onun katil olma düşüncesini beynimden itmeye çalışarak...

....

Sonunda bilgisayarı kapatmamla rahat bir nefes vererek arkama yaslandım. Ellerimle saçlarımı dağıtarak kendime gelmeye çalıştım. Bir kaç toplantıya girmiş. Sonrada şirketteki çoğu şeyi kontrol etmiştim. İşten çıkanların sayısından takıların üretim sayısına kadar. Hafta,gün,ay olarak hesaplamıştım. Bazılarını ise yıl olarak hesaplamıştım.Çantamı toparlayarak çıkmak için ayaklandım. Son kez masaya bakarak asansörlerin önüne doğru ilerledim. Asansörlerin önüne gelince asansörün yukarıya gelmesi için düğmeye bastım.

Bir süre sonra yanımda bir beden hissedince kafamı çevirerek yanımda ki kişiye baktım. Aktuğ. Demekki hala çıkmamıştı. Asansör gelince kapısını açarak içeriye girdim. Ardımdan da o girdi. Giriş kata basarak beklemeye başladık. Bir süre sonra konuşmaya başladı. "Neden bana karşı bu kadar soğuksun? Özelliklede bugün" Güldüm. "Normalde yakınmıydık?" Bir anda bana döndü ve bir kaç koca adımla yanıma geldi. "Bugün birşey var sende. Ne oldu?" Sırtımı daha da asansörün duvarına yasladım. "Bir şey yok" "Öyle mi?" Bunu derken bana daha da yaklaştı. Benim sırtım tamamen duvara yaslıyken o tam önümdeydi. Bir elini duvara koyarak boynunu eğdi ve bana daha yaklaştı. Yüzlerimiz arasında sadece santimler vardı.

Bir anda alnını alnıma yaslamasıyla irkildim. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Yüzünü yanağıma doğru çevirdi. Yanağı yanağıma değerken hissettiğim şeyler çok farklıydı. Bir anlık gözlerimi kapattım. Dudaklarını kulağımın dibinde hissediyordum. "İradesi düşük erkekler ilgimi çekmiyor demiştin. Neden iradesi düşük bir kadın gibi davranıyorsun?" Dedikleriyle irkildim. Sonra asansörün geldiğine dair ses duyuldu. Bir baskına daha denk gelmek istemediğim için hızlıca onun alanından çıktım. Asansörün kapısını açtım ve dışarıya çıktım. Güvenlikler dışında şirkette kimsecikler yoktu.

Tam dışarıya çıkmak için adım atmıştım ki bir anda yağmur yağmaya başladı. O kadar gür ve fazla yağıyordu ki. Bir an bu gecenin lanetli olacağını düşündüm. Yanıma birisinin geldiğini hissettim. Aktuğ. Güçlü bir şekilde gök gürleyince irkildiğini hissettim. Gök gürültüsünden korkuyormuydu? Onu umursamayarak yanından geçtim. Ve arabama doğru ilerledim. arabanın önüne gelince çantamdan anahtarı çıkardım ve kapıları açarak kendimi sürücü koltuğuna attım. Çantamı yan koltuğa koyarak aracı çalıştırdım ve yola koyuldum. Bu gece Tuğkanların evinde buluşacaktık. Uzun zamandır yan yana vakit geçiremiyorduk.

Beynim ne kadar reddetmek istesede olmuyordu. Gök gürültüsünden korkan bir adam katil olabilirmiydi?

Kısa süreli bir yolculuktan sonra arabamı evlerinin önüne ustaca park ettim. Araçtan inerek kapılarının önüne doğru ilerledim. Kapının önüne gelince zile bastım. Kapıyı açan Ali'nin bakışları hiçte güzel değildi. Hızlıca içeriye girerek ayakkabılarımı ve kürkümü çıkardım. Hemen oturma odasına geçerek kendimi koltuklardan birine attım. "Of nasıl yorulmuşum anlatamam" "Daha etmemiz gereken bir kavga var. Ne yorgunluğu?" "Ya Alii?" Ve benim onlarla olan mesaim başladı...

....

Dün gece başta Ali ile tartışsakta sonradan zor bela bir araya geldiğimiz aklımıza gelince beraber vakit geçirmiştik. Oyunlar oynamış ve kareoke yapmıştık. Hepimizin sesi birbirinden berbat olduğundan gece boyunca kulaklarımız kanamıştı. Bana orada kalmayı teklif etselerde kendi evi hariç başka evlerde uyuyamayan bir insandım. Gece eve gelince kendimi yorgunlukla yatağa atmıştım. Bugün fakülteye gidecektim. Derslerim vardı. Yine yoğun bir gün geçirecektim. Sabah erkenden kalkmış ve hazırlanmaya başlamıştım. Üzerime mavi bir eşofman takımı giymiştim. Altına ise siyah kısa botlarımı.

Koca siyah çantamıda yanıma alınca evden çıkmıştım. Bugün saçlarımı bağlamıştım. Bu da yorgunluğumun göstergesiydi. Arabanın anahtarlarını çantama atarak araçtan indim.Kendime kahve almak istiyordum ama dersim vardı. Ve kahve alacak vaktim yoktu.

Telefonuma gelen mesajla telefonu çıkardım ve gelen mesaja baktım. "Bugün saat 9'da konferans salonunda bir söyleşi olacaktır. Katılım zorunludur" Sanırım hayat benim kahve almam için bir işaret göndermişti. Hızlı adımlarla kafeye doğru ilerledim. Fakültenin dışında hemen yanındaydı. Kafenin önüne gelince kapısını açarak sıcak havanın yüzümle buluşmasına izin verdim. Hızlı adımlarla kasanın olduğu tarafa doğru ilerledim. Beni gören Okan hızlıca kahvemi hazırlamaya başladı. Buraya çok sık gelirdim. Sadece son zamanlarda vaktim olmuyordu. Çantamı açarak içinden kartlığımı çıkardım. O kahveyi hazırlarken ben derin düşüncelere dalmıştım. Acaba bugün ki söyleşiye kim gelecekti? Daha önce çoğu kez böyle söyleşilere denk gelmiştim. Hatta okuldaki herkes beni söyleşilerde çok fazla soru sormamla tanırdı.

Yerinde sorular sorduğum için gelenlerin kimisi bana sinir olsada kimisi beni çok severdi. Mesela ünlü iş adamı Hakan Duman gibi. Kendisi ile hala iletişim halindeydik. Buraya geçen sene söyleşi için gelmişti. O zamandan dikkatini çektiğimi söylerdi hep. Ailesi ile tanışmıştım. Gerçekten iyi insanlardı. Çok sık görüşürdük. En son konuştuğumuzda beni müsait bir zamanımda evlerine davet etmişti. Bunu unutmamak için aklıma not ettim. Belkide bugün onlara giderdim. Kahvem hazır olunca Okan pos cihazını çıkardı. Kartı okutarak ödemeyi yaptım. Sonrada kartı kartlığa koyarak çantama attım. Kahvemi almış çıkacakken Okan'ın sesini duydum.

"Hiç uğramaz oldun buralara. Arayı açma bak" Gülerek ona döndüm. "Merak etme açmam" Dükkanın kapısını ittirerek açtım ve dışarıya çıktım. Gece yine yağmur yağmıştı. Etrafta kokusunun izlerini taşıyordu. Fakültenin girişine doğru ilerledim ve merdivenlerden yukarıya çıkmaya başladım. Merdivenlerden çıkarken bir el koluma girdi. Hızlıca arkamı döndüğümde Gizem'i gördüm. Beyza'da diğer koluma girince yukarıya çıkmaya başladık. Diğerleri arkamızdan geliyordu. Merdivenler bitince koridorun sağına döndük. Konferans salonu zaten girişteydi. Gizem konuşmaya başladı. "Sizce bu sefer kim gelecek? Eğer yakışıklı birisi ise ben kaptım sayın" Onun bu dediğine güldük. "Peki Gizem'in şansına göbekli dayı çıkması şoku" Bu dediğine ben gülerken Gizem somurtuyordu. Arkadan Ali ve Tuğkan ellerini omzumuza attı. "Ne sevgilisi kızım sizi kimseye vermiyoruz biz" "Oğlum varya evlendiğim gece göreceksiniz siz önünüzda roman havası oynayacağım" "Seni kimselere vermem ben kızım" Ali'nin yine babalığı tutmuştu. Konferans salonunun önüne gelince sırayla içeriye girdik ve baştan dördüncü sıraya kurulduk.

Benim sağıma Beyza soluma Ali otururken diğerleride Beyza'nın yanına oturmuştu. Tüm ışıları yanan salonun ışıları sönünce hepimiz sahneye odaklandık. Bir kaç adım sesinden sonra içeriye rehber koçu Derya hanım girdi. Ve elindeki mikrofona bakarak konuşmaya başladı.

"Evet bugün yine önemli isimlerden birisini okulumuzda misafir edeceğiz. Ondan öğreneceğiniz çok şey olduğunu düşünüyorum. Buraya gelmeden önce biraz odamda konuştuk ve kendisi çok olgun bir insan" Eli ile konferans salonunun diğer girişini gösterdi. "Ve karşınızda Kerem Aktuğ Yücesoy" İçeriye bir adam girdi. Jilet gibi bir pantolon,beyaz bir gömlek esmer tenini ortaya çıkaracak kadar güzel bir şekilde ona yakışmıştı. Derya hanımın elinden mikrofonu alarak konuşmaya başladı. "Evet bugün ki söyleşide size eşlik edeceğim. Aslında bu söyleşinin bir konusu yok. Konuyu sizin sorularınız belirleyecek. İsterseniz başlayalım?" Ön sıralardan bir kız el kaldırdı. Aktuğ bey başı ile konuşması için işaret verdi.

"Yaşınız kaç acaba?" "29 fakat bir daha özel hayatımla ilgili sorular sormazsanız sevinirim. Başka sorusu olan?" 29 yaşındamıydı aramızda 9 yaş vardı. Bir erkek sesi duydum. "Bu başarınızın sebebi sadece sabır değildir. Doğru mu?" "Evet ben gençken çok hırslı bir insandım. Bu da beni herkesten öne geçiriyordu. " Diğerleri ona dört gözle bakarak konuşmasını dinliyor, söylediği her söze mest oluyorlardı. Onlarda hipnoz etkisi yaratıyordu. Elimi kaldırarak söz hakkı aldım.

"Hırslı olmak bir insanı diğerlerinden öne geçirecek bir şey mi? Çok kuvvatli bir hırsın insanı öldüreceğini bilmiyormusunuz? Buradaki insanlara geçtiğiniz yollardan bahsediyorsunuz ve geçtiğiniz yollar hırs dolu. Hırs insanoğluna acı ve düşkırıklığından başka bir şey getirmez. " "Bana bu zamana kadar bir düş kırıklığı getirmedi. Tabi hırsın fazlası zarardır. Ama bunu kontrol etmek mümkün değil mi?

"Bir gün hırsınız sizi öldürdüğünde tekrar görüşelim Aktuğ bey" Ve yerimden kalkarak salondan çıkmak için adımladım. Salondan çıkınca rahat bir nefes aldım. Bu adam gerçekten sinirdi. Cebimden telefonumu çıkararak diğerlerine peşimden gelmeyip söyleşiyi dinlemelerine dair mesaj atmıştım. Elimdeki kahvenin varlığını bile unuttuğum aklıma gelince soğumuş kahvemi kafama dikerek bitirdim.

Bahçeye çıkmak için adımladım. Son günlerde üzerimde çok fazla dalgınlık vardı. Kafayı yememe ramak kalmıştı. Herşeyi unutuyordum. Mesela dün akşam şirkette çizimlerimi unutmuştum. Ve çizimlerimi saklaması için Ezgi'ye yazmayı. Sinirle elimi alnıma vurdum. Telefonumu açarak hızlıca Ezgi'ye dosyaları saklaması için mesaj attım. Bahçeye çıkınca rehberden o numarayı aradım. Çaldı,çaldı ve açıldı.

"Sonunda aramak aklına geldi ha hayırsız" Güldüm. "Acil b12 için ilaç almam lazım. Gerçekten unuttum. Ama görüyorum ki sizde beni aramayı unutmuşsunuz" Sesimi olabildiğince küskün çıkarmaya çalışmıştım. "E ben işinin başında bir insanım senin gibi o dersten bu partiye koşmuyorum" Güldüm. "Neyseki bunun böyle olmadığını ikimizde biliyoruz. Akşama sizdeyim haberin olsun" "Tamamdır. Aynur'a söyleyeyim de sana mantı yapsın" "İşte bu akşam kesin sizdeyim" Güldü. "Hadi tutma beni ben meşgul bir insanım" "Bende meşgul bir öğrenciyim " Tekefonu kapattım. Ve cebime attım.

Bu hayatta en sevdiğim yemek mantıydı. Gerçekten bu yemeği kim bulduysa eli öpülesi bir insandı. Elimdeki boş karton bardağı çöpe attım. Ve diğer ders saatimin gelmesini bekledim...

....

Sonunda evin önünde aracı durdurdum. Neden şehirden bu kadar uzakta yaşamak zorundalardı? Yol yarım saat sürmüştü. Uzun yolu severdim. Ama uzun yolda araba sürmeyi sevmezdim. Beyaz kapının önüne gelince zile basarak kapının açılmasını bekledim. Bir süre sonra kapıyı Aynur abla açtı. İçeriye girerken sırtıma vurarak konuştu.

" Geç eşşek sıpası. Unuttun zaten bizi" Onu kendime çektim ve sıkıca sarıldım. "Seni unutan ölsün be Aynurum" Çantamı ve kabanımı yardımcı kadına vererek içeriye doğru ilerledim. "Yemek odasındayız" Evet yemek odaları olacak kadar zenginlerdi. Yemek odasının önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim. İçeride Hakan abi dışında birisi daha vardı. Kerem Aktuğ Yücesoy. Bu adam heryerde karşıma çıkmak zorundamıydı. Şaşkın adımlarla masanın başında oturan Hakan abinin yanına doğru ilerledim. Beni görünce ayağa kalktı ve sıkıca sarıldı.

"Oy canım kızım benim hoş geldin" "Hoşbuldum abi" Ondan ayrılınca yanındaki sandalyeyi oturmam için çekti. Hemen yanına oturdum. "Benim için bile sandalye çekmedin Hakan. Bu kızın yerimde gözü var diyorum" Hakan abinin koluna sarılarak konuştum. "Çünki senden çok beni seviyor" Aynur abla ikimizede küskünce baktı ve Aktuğ'un yanına oturdu. Önüme konulan tabakla aşkla konuştum. "Mantı. Eline sağlık Aynur abla" Beklemeden bir kaşıkla mantı aldım ve hemen yedim. Aldım tatla zevkle gözlerimi kapattım. Bu halime ikiside güldü. "Size diyorum bu kadın melek parmakları ile bize şifa veriyor. Yemekleri şifa gibi" Dediklerimle Aynur abla utanırken Hakan abi konuştu. "Bende bu parmakları şifalı kadının ruhuna aşığım" Bir süre sessizlik oldu.

"Ergenler gibi önümüzde romantizim yapmayında yemeğinizi yiyin" "Aşkım haklı" "Siz tanışıyormusunuz?" Hakan abiyi başımla onayladım. "Kendisi staj yaptığım şirketin patronuydu" Beni başıyla onayladı. Yemek benim Aynur ablayı kıskandırmam ve Aynur abla ile Hakan abinin birbirine romantik sözler söylemesiyle geçti. Onlar her romantik söz söylediğinde kusar gibi yapıyordum. Uzun zaman sonra kahkaha dolu bir masa da yemek yemiştim. Ellerimin temiz olduğundan emin olunca lavabodan çıktım. Çıkar çıkmaz karşımda Aktuğ'u gördüm. Tam kapının dibinde beni bekliyordu.

Ben çıkar çıkmaz kolumdan tutmuş ve beni içeriye sokmuştu. Sırtımı lavabonun kapısına dayadı ve konuşmaya başladı. "Kimsin sen?" Ona şaşkınca baktım ve konuştum. "Ne yapıyorsun sen? Asıl sen kimsin? Bir katilmisin? Yoksa bir mafya mı? Belki de bir iş adamı?" "Hepsiyim"

Konuşmama fırsat vermeden dudakları dudaklarımı buldu. Ben anın şokundayken o beni delicesine öpüyordu. Ne oluyordu burada? Ben bir katil tarafından öpülüyormuydum?

Evettt bir bölümün daha sonuna geldikkk

Bu saatten sonra kitapla ilgili tahminleri alayim👉👉👉

Bu bölümün alıntısı

"Hayır tam aksine iyi görünüyordum. Sadece o iyi olmadığımı anlayacak kadar bana yakındı "

Evettt alintimizda geldiğine göre ben kacarottiii

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...🖤⭐️⭐️