7. bölüm · Tek Öpücük
Kendini Feda Etmek
Ben hala anlattıklarının şokundayken sustu. Herkesin bakışları bana dönmüştü. Derin bir nefes aldım. Açıklama yapmam gerekiyordu. “Biz eskiden arkadaştık. Yani beni oradan tanıyor” Masadan kalktım ve çantamı alarak lavaboya doğru ilerledim. Kızlar lavabosunun önüne gelince bir el kolumu tuttu. Elin sahibine baktım. Aktuğ.
“Ne oldu yoksa bu seferde sen mi beni tuvalet köşesinde öpeceksin?” “Saçmalama. Alda ve Zeno’ya erken çıkmamız gerektiğini söyleyerek masadan kalktım. Lavaboya gireceksen gir. Seni burada bekliyor olacağım. “ Onu başımla onayladım. Tuvaletin kapısını açtım ve içeriye girdim. Lavaboya doğru ilerledim ve elimi krem rengi mermere dayadım.
Aynadaki aksime baktım. Bana ne yapmışlardı. Ben dönüşmek istemiyordum. Acı çekmek istemiyordum. Derin bir nefes aldım. Sonrada lavabodan çıktım. Lavabonun kapısını kaparken sırtını karşı duvara yaslamış bana bakan Aktuğ’u gördüm. Beni görünce sırtını duvardan ayırdı ve yanıma geldi.
Başıyla önüne geçmem için işaret verdi. Ben önde o arkada ilerlemeye başladık. Aramızda pek mesafe yoktu ve kokusunu alıyordum. Tuhaftı. Tarif edilemez kadar tuhaf. Restoranttan dışarıya çıkınca yağan yağmurla durduk. Araba çok uzakta değildi. Tekrar ilerledik ve arabanın önüne geldik. O aracın kapılarını açarken hızlıca içeriye girdim. O da içeriye girince ısıtıcıyı çalıştırdı. Ve aracı sürmeye başladı. Kafamı cama doğru çevirerek dışarıya bakmaya başladım. Bir süre sonra otelin yolunda ilerlemediğimizi fark edince kaşlarımı çatarak ona döndüm.
“Nereye gidiyoruz?” Bana cevap vermedi. Arabayı sağa çekti ve durdurdu. Sonrada bana döndü. “Şimdi yeteri kadar uzaklaştığımıza göre bana onu nereden tanıdığını anlat?”
Bu soruya cevap vermeyerek kapıyı açtım ve dışarıya çıktım. Ben daha arabanın önünden geçmeden yanımda bitti. Beni kolumdan tutarak aracın camına yasladı. Ben ona anlamazca bakarken konuşmaya başladı. “Şimdi bana anlat. Onu nereden tanıyorsun?” “Onu tanıyıp tanımamam seni neden ilgilendiriyor?” Yüzünü yüzüme daha da yaklaştırdı.
“Çünki bu heryerde karşıma çıkmaya başladı. Sen beni aptal mı zannediyorsun? O adamın bulunduğu ortamlarda nasıl diken üzerinde olduğunu fark etmiyormuyum sence? O yüzden bana neden ondan bu kadar rahatsız olduğunu anlat” Derin bir nefes aldım. Anlatmazsam susmayacak gibi duruyordu.
“O benim eski sevgilim” Başını devam etmem için salladı. Sanki bu hikayenin devamı olduğunu hissetmişti. “Beni aldattı” “Şerefsiz piç” Onu başımla onayladım.
“Şimdi artık gidebilirmiyiz?” “Neden ondan rahatsız olduğunu bana daha önce söylemedin?” Yüzünü yüzüme daha da yaklaştırdı. “Söyleseydim ne olacaktı? Siz ortaksınız sırf benim için onunla ortaklığı bozacakmıydın?” “Gerekirse evet” Bu sefer ben yüzümü ona yaklaştırdım. Yüzlerimiz arasında çok az mesafe vardı.
“İyi de neden? Neden sırf benim için onunla ortaklığı bozmayı seçiyorsun? Benim senin hayatında ki yerim ne?” Duraksadı. Sanki bu kadar çıkışmamı beklemiyor gibiydi. Derin bir nefes aldım ve kafamı arkaya yasladım. O da benden uzaklaşarak tekrar araca binerek aracı çalıştırdı. Bende hemen yerime kuruldum.
Yağan yağmur damlaları cama çarpıyor sonra da yere düşerek narin sesler çıkarıyordu. Ben çok yorulmuştum. Onların yanında benim hayatımdan ailemden bahsetmişti. Böyle birşeyi nasıl midesi alıyordu? Uzun bir zamandan sonra araç otelin önünde durduğunda rahat bir nefes verdim. Araçtan indim ve otelin önüne doğru gelerek içeriye giriş yaptım. O geliyor mu diye bakmadım bile.
Asansörün önüne gelince kapısını açarak içeriye girdim ve hızlıca üçüncü katın düğmesine bastım. O tam asansörün önüne gelmişken kapılar kapandı ve asansör yukarıya çıkmak için hareketlendi. Aynadaki aksime baktım. Acılı bir gece için çok şıktım. Asansör katta durunca kapısını açarak indim.
Koridoru dönerek odama doğru ilerledim. Odamın önüne gelince yan odanın kapısı açıldı ve Ferit onunla sarmaş dolaş odadan çıktı. Onlar ne ara gelmişti? Hızlıca çantamdan oda kartını çıkarmaya çalıştım. Kulağıma gelen seslerle acıyla gözlerimi kapattım.
Onların öpüşme seslerini duyuyordum. Sonunda ulaştığım oda kartımla odanın kapısını açarak içeriye girdim. Kapıyı kapatarak arkasına çöktüm. Ve gözümden bir kaç damla yaş aktı. Göz pınarlarım acıyordu artık. Kalbim kırılmıştı. Yine ve yine. Ben artık onu görmek istemiyordum. Ellerimle yüzümü kapatarak daha fazla ağlamaya başladım. Ama sesim asla çıkmıyordu. Derin bir iç çektim Acıyordu. Allahım nolur bu kadar acımasın....
....
Sabah telefonumun çalmasıyla uyanmıştım. Arayan Civan’dı. Bugün buradaki işimizin bittiğini ve döneceğimizi söylemişti. Dışarıda kahvaltı yaptıktan sonra gideceğimizide eklemişti. Bende hemen lavaboya gitmiş ve elimi yüzümü yıkamıştım. Dün gece kapının önünde uyuyakalmıştım.
Burnum akıyordu. Sanırım çok pis grip olmuştum. Hızlıca valizimi toplamış ve üzerimi değiştirmiştim. Üzerime siyah sweet,siyah eşofman ve siyah kısa botumu giymiştim. Siyah büyük çantamıda alarak kombinimi tamamlamıştım. Valizimi alarak mutfağa doğru ilerledim. Mutfak tezgahının üzerine oda kartını koyarak son defa odaya baktım.
Herşeyimi aldığıma kanaat getirince kapıyı açarak dışarıya çıktım. Aktuğ bey ve Civan beni kapıda bekliyordu. Ben gelince asansörün önüne doğru ilerledik. Asansörün düğmesine bastım ve gelmesini beklemeye başladık. Aktuğ bey bizi bırakarak yangın merdivenlerine doğru ilerledi. Asansör gelince önce valizleri koyduk sonra da biz yerimize geçtik.
Civan kata bastı ve aşağıya inmeye başladık. Hapşırdım ve burnumu çektim. Zaten hasta olmak beklediğim birşeydi. Dün gece yerde yatmasam yine hasta olacaktım. Zaten bünyesi herşeyi kaldıran bir insan değildim.
Birde bununla ölmüştüm. Ölüm gibi birşeydi ama kimse ölmemişti.
Asansör kata gelince önce valizleri çıkarıp sonrada biz dışarıya çıktık. Aktuğ bey bizi otelin girişinde bekliyordu. Bu adam nasıl bu kadar hızlı inmişti? Onun yanına gelince beraber ilerlemeye başladık. Otelden çıkınca kapısı açık olan araca doğru ilerledik. Civan bavulları diğer korumayla yerleştirirken biz araca yerleştik. Bu sefer karşıma değil yanıma oturmuştu. Civan’da araca binince yolculuk başladı.
Kafamı cama yasladım ve akıp giden yolu izlemeye başladım. Sahi birkaç toplantı için geldiğim şehirden içimdeki koca sıkıntıyla dönüyordum. Derin bir nefes aldım. Bir süre sonra araç durunca kapılar açıldı ve sırayla araçtan indik.
Aracın etrafında dolanarak kahvaltı için geldiğimiz mekanın önüne geldik. Çok şık ve zengin işiydi. Restoranttan içeriye giriş yaptık. Kapıdaki görevli bizi bir masaya doğru yönlendirdi. Cam kenarında ki masa sanki tüm şehri görüyordu. Camın yanına geçerek oturdum. Civan yanıma otururken Aktuğ bey karşıma oturdu. Menüler hemen masaya konuldu.
Sanırım zengin ve güçlü olursan heryerde böyle hizmet görüyordun. Önüme gelen menüyü açma gereği bile duymadım. İçerisindeki yemekler benim bildiğim dilde değildi. Aktuğ beyin sesini duyunca ona baktım. “Serpme kahvaltı söylüyorum Aşkım” Onu başımla onayladım. Sanki benden izin istiyordu. Bir süre sadece dışarıyı izledim. Yemekler masaya gelmeye başlayınca önüme döndüm.
Başımı kaldırınca Aktuğ beyin bana baktığını gördüm. Ve kaşları çatık bir şekilde. Ona anlamazca baktım. Sonrada önüme dönerek tabağımı doldurmaya başladım. O sırada Aktuğ bey konuşmaya başladı. “Yani Ferit’in masada ailen ile ilgili söyledikleri doğrumuydu?” Bakışlarımı ona çevirdim. “Bunun sizi ilgilendiren bir kısmı olduğunu düşünmüyorum”
Tekrar yemeğimi yemeye döndüm. O sorudan sonra masaya bir seslik çöktü. Yemek yememiz bittikten sonra kafamı kaldırdım. Bir adam bu masaya doğru bakıyordu. Ona tek kaşımı kaldırarak baktım. O ise güldü. “Aktuğ bey” “Efendim Aşkım” “Şu çapraz masadaki adamı tanıyormusunuz?” Kafasını kaldırarak o masaya baktı. “Neden sordun?” “Sabahtan beri buraya bakıyorda”
Aktuğ başıyla Civan’a işaret verdi. Civan masadan kalktı ve adamın masasına doğru ilerledi. Bir süre adamla konuştuktan sonra onu ensesinden tuttuğu gibi yere fırlattı. Şaşkınca Aktuğ beye döndüm. “Ne oluyor?” Omuz silkti. “Bilmem ama Civan yapıyorsa vardır bir bildiği” Adamı tekrar ensesinden tutarak kaldırdı. Ve başıyla girişteki korumalara işaret verdi. Onlar gelip adamı alırken Aktuğ bey ayağa kalktı. O kalkınca bende çantamı alarak ayağa kalktım.
Restoranttan çıkmak için ilerlemeye başladık. Restoranttan çıkınca araca doğru ilerledik. Aracın önüne gelince sırayla araca bindik. Bu sefer yine yanıma oturdu. Civan’da araca binince yolculuk başladı. Yol su gibi akıp giderken beynim hala o adama ne yaptıklarını düşünüyordu. Acaba o adama ne yapmışlardı? Yirmi dakikalık bir yolculuktan sonra sonunda havalimanına vardık. Araçtan sırayla indik ve valizlerimi bagajdan çıkardık.
Sonrada havalimanına giriş yaptık. Onlar önde ben arkada ilerliyordum. Arkadan şöyle Aktuğ beye alıcı gözüyle baktım. Gerçekten yakışıklı adamdı. Ama diğerleri gibi değildi. Mesela bazı erkekler yakışıklı olduğunun farkında olurdu ve bununla övünürdü. Hiç öyle bir tip gibi görünmüyordu.
Uçakların olduğu alana gelince yine onların uçağıyla gideceğimizi anlamıştım. Kapısı açık olan uçağın merdivenlerine doğru ilerledik. Merdivenleri çıkmaya başladık. Sonunda uçağın içine girdiğimizde koltuklardan birine yerleştim. Aktuğ beyde karşıma oturdu. Çantamdan kulaklığımı çıkararak telefonuma bağladım. Telefonu ise çantama attım.
Koltuğun kenarındaki demiri iterek koltuğu yatay hale getirdim ve uyku moduna geçtim. Dün gece ne kadar uyumuş olsamda hala belim ve boynum feci şekilde ağrıyordu. Sanırım uyumam lazımdı... Kulaklıklarımı taktım ve dünyadan uzaklaştım....
.....
Burnuma gelen değişik ama hoş olan kokuya biraz daha yaklaştım. Aklıma uçakta olduğumuz gelince yavaşça gözlerimi açtım. Karşımda gördüğüm yüzle donakaldım. Aktuğ dibime girmiş bana bakıyordu. Gözlerimi açtığımda o da şaşırmıştı.
“N-neden bu kadar yakınımdasınız?” Sesimle kendine gelmiş gibi bana baktı. “İstanbul’a iniş yaptık.” Eli ile üzerimi işaret etti. Üzerime baktığımda kabanını üzerimde gördüm. “Kabanımı alacaktım”
Hızlıca kabanı vermek içi hareketlendim ve başımı kaldırarak ayağa kalkmaya çalıştım o sırada yüzü yüzüme çok yakın olduğu için bir anlık dudaklarımız bir biri ile buluştu.
Tam ondan ayrılacakken dengemi kaybettim. Hızlıca beni belimden tuttu ve kendisine yaklaştırdı. Ona şaşkınca baktım. “Üç etti dördüncüye elimden kurtulamazsın” Hızlıca onu ittim ve dengemi sağladım. Yere koyduğum çantamı aldım ve uçaktan çıkmak için hareketlendim.
Merdivenlerin başına gelince hızlıca inmeye başladım. Merdivenler bitince aşağıda bizi bekleyen Civan’ın yanına doğru ilerledim. Yanına gelince konuşmaya başladı. “Aktuğ beyin bir işi varmış seni benim bırakmamı istedi” Onu başımla onayladım. En azından dönüş yolu boyunca onu görmeyecektim. Yoksa utançtan yanardağ gibi kızarmış suratıma mahkum olacaktı.
Havalimanının dışından dolanarak önüne doğru ilerledik. Valizlerimiz yanımızda değildi. Galiba onlar valizleri önceden arabaya getirmişlerdi. Demekki uzun süredir içerideydik. Ve o beni mi izlemişti?
Sanırım bu soruya hiç cevap alamayacaktım. Aracın önüne gelince kapıları korumalar bizim için açtı. Bu sefer servis yerine normal bir arabaya binmiştik. Siyah bir BMW’ye. Bunlar cidden asla düşük model araba kullanmıyorlardı. O aracı çalıştırırken bende kafamı geriye yaslayarak rahat bir pozisyon aldım.
Bir süre sonra konuşmaya başladı. “Sana demiştim” Ona dönerek anlamazca baktım. “Ne?” “Sana dedim Danla onu kendine aşık ettin değilmi? Tahmin etmeliydim böyle bir şey olacağını. Sen oturda asıl şimdi düşün o adama olacakları”
“Hangi adam? Civan sen neyden bahsediyorsun? Ne aşkı ya “ “O adama ne olacağını tahmin bile edemezsin. Aktuğ da aşık olacak zamanı buldu. “ “Hangi adam yoksa şu restoranttaki mi?” Beni başıyla onayladı.
“Derdiniz ne anlamıyorum ki?” Bana alayla baktı. “Sen gerçekten çok safsın” “Kes sesini” Sonra yolculuk sessiz geçti. Ne o ne de ben konuştum. Aklımda hala deli sorular vardı.
Evin önüne gelince araçtan indim ve bagaja doğru ilerledim. Bagajı açmak için kapağı kaldırmaya çalıştım ama açılmadı. Elimle bir kaç defa kapağı açması için vurdum. Sonunda açınca valizimi çıkardım ve bagajı kapattım. Evimin önüne doğru ilerledim
Küçük demir kapıyı iterek içeriye girdim. Taşlı yolda yürüyerek kapının önüne geldim. Çantamdan anahtarı çıkararak kapıyı açtım. Valizimi kapının önüne bıraktım ve odama doğru ilerledim. Odamın önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim.
Aklıma gelenle duraksayarak çantamı açarak içini kontrol ettim. Elimle alnıma vurdum. Kulaklığımı telefonuma bağlayarak uyumuştum. Kulaklığım kulağımda değildi. Çantamda hiç değildi. O almıştı. Sinirle çantamı yere attım. Ve yatağa doğru ilerleyip kendimi yatağa attım. Ne kadar uyusam da hala uykum vardı. Galiba uyuyacaktım...
Aşkım o gece uyudu Aktuğ’un bu seferde onun için elini kana buladığını bilmeden. Çünki o Aktuğ’un o adamı öldüreceğini düşünemeyecek kadar saf ve masumdu. Aktuğ’un aksine....
Evetttt yeni bölümmm geldiij
Sizce nasıldı?????
Bu bölümün alıntısı
"Beynim ne kadar reddetmek istese de olmuyordu. Gök gürültüsünden korkan bir adam katil olabilirmiydi?"
Evet alintimizda geldiğine göre benim gitme zamanım geldi demektir
Ama gitmeden önce bazı şeyler söylemek istiyorum hiçbiriniz bilmiyorsunuz ama ben gaziantep te yaşıyorum depremin yaşandığı anları hala dün gibi hatırlıyorum. Bizim için çok acılı zamanlardı en azından ben kendi duygularımı buradan paylaşmak istiyorum
O gece ben aslında benim başıma birsey gelir diye değil de ablamın kardeşlerimin başına birsey gelir diye korktum zaten o an sadece en sevdiklerinizi düşünebiliyorsunuz. Deprem olduğu an uyaniktim kitap okuyordum hdhdhdh
Tam uyumak üzereyken hani uyku ile uyanıklık arası varya o sırada hissettim depremi yataktan nasıl kalkıp içeriye gittiğimi hatırlamıyorum bile
Kendi hikayemi daha fazla anlatıp sizleride üzmek istemiyorum sadece şunu söylemek istiyorum Tüm Türkiye’nin başı sağ olsun. Bu günü asla unutamayacağımız bir şekilde tarih sayfalarına yazdık.
Neyse benim gitme vaktim geldi
Bu arafa eğer isterseniz beni ebruermec_27 hesabından takip edebilirsiniz
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm ⭐️🖤🖤
