15. bölüm · Tek Öpücük

Flim Yeni Başladı

Ebru Ermeç

Üzerimdeki kabana daha da sarıldım arabanın içerisi sıcak olsada dışarıda yağan kar insanın içini titretiyordu. Kar yağmur ile karışık yağdığı için yerlerde tutmuyordu. Ama arabaların üzerinde yığınla kar vardı. Yola o kadar odaklanmıştım ki geldiğimizi fark etmedim. Demir kapının açılma sesini duyunca irkilerek Aktuğ’a döndüm. Dışarıya tekrar baktığımda benim evime gelmediğimizi fark ettim. Tekrar ona döndüğümde konuşmaya başladım. “Neredeyiz?” Gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. Evin bahçesine giriş yapıyorduk. “Benim evimde”

Sakin kalmam gerekiyordu yoksa bu sinirle ona kafa göz dalabilirdim. Eğer bu evden gitmek istersem giderdim. Buna kimse engel olamazdı. O yüzden sakince arabanın evin önünde durmasını bekledim. Araba evin önünde durduğunda emniyet kemerimi çözerek araçtan indim. O da arkamdan indi. Yanıma geldiğinde evinin kapısına doğru ilerledik. Geniş bir bahçesi vardı. Bahçenin tam ortasında içinden su akan bir yapboz parçası heykeli vardı. Emindim ki bu evin arka bahçeside vardı.

Kapıyı çaldıktan sonra kapıyı bir kadın açtı. Evdeki hizmetlilerden birisi olduğu çok belliydi. “Hoşgeldiniz Aktuğ bey” Aktuğ bir şey demeden içeriye girdi. Bende hemen arkasından giriş yaptım. O yürürken bende onu takip ediyordum. Girişten sonra birkaç basamak merdiven vardı. Sağ tarafta yukarıya uzanan merdivenler vardı. Birkaç basamak merdiveni inince tam çaprazdaki kapısı kapalı odaya doğru ilerledi. Bende arkasından tabi.

Kapıyı açarak içeriye girdiğinde bende arkasından girdim. Siyah ve kahverengi tonlarda koltukar vardı. Koca bir televizyon ve onun sehpasında duran oyun konsolları. Televizyonun üzerindeki kitaplıkta bir sürü aksiyon ve psikoloji flimi vardı. Dikkatli baktığımda bazılarını izlediğimi anladım.

“Otursana” Onun sesiyle ayakta durduğumu fark ettim. Etrafı çok incelediğim için biraz utansamda bunu belli etmemeye çalıştım. Ama yüzümün kızardığına emindim. Uzun koltukta oturmuş ellerini koltuğun arkasına atmıştı. Yanına doğru ilerledim ve bende koltuğun diğer ucuna oturdum. Aramızda birkaç karış mesafe vardı. Koltuk gerçekten büyüktü. Sadece o fazla kalıplıydı.

Ayaklarımı bağdaş yaparak yönümü ona çevirdim. Konuşmanın başlama vaktiydi. İçimdeki öfkeyi törpülemeye çalışarak konuşmaya başladım. “Ben neden buradayım?” Hemen cevap geldi. “Dün o adam bize not göndermişken seni evine gönderemezdim” Sakinleşmem için derin bir nefes aldım. “Peki ne zamana kadar burada kalacağım?” “Tehlike geçene kadar” “Ve sende bizim için en güvenli yerin senin evin olduğunu düşündün?” Sesim daha çok soru sorar gibiydi.

“Evet” Ellerimi saçlarımdan geçirdim ve yine derin bir nefes aldım. “Bu adam senin dağ evinin yerini biliyor. Bu yerin pekte bilinen bir yer olduğunu zannetmiyorum. Demekki senin çok yakınında. Ve sen beni onun burnunun dibine getirdin” Bir süre sustu. Onun düşünmesi için benim ise sakinleşmem için ikimizede bir süre verdim.

Bir süre sonra ayağa kalktı ve odadan dışarıya çıktı. Ellerimle başımı ovmaya başladım. Ne yapacaktık bilmiyordum. Sadece tek istediğim şu korkunç kabusun bir an önce son bulmasıydı. Bir süre sonra tekrar içeriye girdi. Elinde bir kutu vardı. Ben ona anlamazca bakarken o kutuyu orta sehpaya bıraktı ve sırtını koltuğa yaslayarak kutuyu açmaya başladı.

Kutunun içindekileri döktüğünde bir sürü yapboz parçası sehpanın üzerine dağıldı. Elini parçalardan birine attı ve kendi kurduğu oyununu oynamaya başladı. O oyun oynarken ben sadece ne yapacağımızı düşündüm...

....

Onu izledim. Tam üç saat boyunca yapbozun yapımı sürdü. Ve ben o üç saat boyunca onu izledim. Yapboz o kadar büyüktü ki tüm orta sehpayı parçalar kaplamıştı. Son parçayıda yerine yerleştirdiğinde rahat bir nefes verdi. Sanki kafasındaki parçalarda birleşmiş gibi. Öne doğru eğildim yapboza daha dikkatli bakmak için. Tam önümde duruyordu. Sırtı dizime değiyordu. Kafasını bana çevirmesiyle göz göze geldik. “Nasıl olmuş?”

Sanki güzel olmadığını söylersem ağlayacak gibiydi. Gülümsedim. “Çok güzel olmuş” Gamzeleri görünecek kadar gülümsedi.

Gözlerim yapboza kaydı. Büyük bir düğüm vardı. Gözlerim bir an ensesine kaydı. Aynısı ensesindede vardı. O an fark ettim. Bu yapboz onun için tasarlanmıştı. Hala bana bakarak gülümsüyordu. “Dövmenin anlamı nedir?” Sanki ona onun hakkında bir soru sormam onu mutlu etmiş gibi daha da gülümsedi. “Halatta tek düğüm var. O düğüm hayatımı değiştiren olayı temsil ediyor. Ama başka bir düğüm daha olacak” “Onun anlamı nedir?” Yüzünü yüzüme daha da yaklaştırdı. Nefesini yüzümde hissediyordum.

“O da benim yılbaşı dileğim” Güldüm. “Bu kadar çabuk kabul olacak ne diledin?” Güldü. “Zengin olmayı” Güldüm. Benimle alay ediyordu. Gülüşü yavaş yavaş solarken gözleri yüzümün çehresinde gezindi. Ben de onu inceledim. Yapılı kaşlar ve kahverengi gözler. Siyah saç ve derin elmacık kemikleri. Gülmese bile yüzünde az çok belirli olan bir çift gamze. Damarlı eller ve kas yığını bir vücut. Alnında yaşının getirdiği birkaç kırışıklık.

“Yaşlanıyorsun” Güldü. “Hatırlatma” Sonra aklına ne geldiyse kaşlarını çattı. “Benim yaşımda birisi ile olmazmıydın?” Duraksamadan cevap verdim. “Eğer çok aşıksam neden olmayayım. Yaş sadece bir rakamdır.” Yüzünde gülüşü tekrar yer edinirken konuşmama devam ettim. “Ama kendimden yaşça büyük birisi ile olmam için mükemmel bir psikolojide olmam lazım. Çoğu insan elalem ne der diye yaşıyor” Kaşlarını çattı. “Peki sen elalem ne der diye yaşayanlardanmısın?” “Hayır”

“Peki sen kendinden küçük birisi ile olabilirmiydin?” Ciddi ifadesine büründü. “Olurdum. Ben aşk için yaşı engel görmem. Ve zaten birisini sevdiysem yolun sonunda benim olur. Her anlamda.” Güldüm. “Bu zamana kadar kimse ile olmadığın o yüzden belli oluyor demek” Beni başı ile onayladı. “Yemek yiyelim?” Ben ayağa kalkarken o da yerden kalktı. Odadan çıkmak için adımladık. O önde ben arkada odadan çıktık. Mutfak odanın hemen yanındaydı.

Mutfağa giriş yaptık. Ben ortadaki bar sandalyesinden birine otururken o da karşıma oturdu. Hizmetli bir kadın ikimizede yemek koyarak mutfaktan uzaklaştı. Bugünki yemekte mantı vardı. O yemeye başlayınca bende hemen arkasından yemeye başladım. Bir süre sadece yemek yedik.

“Kerem “ “Efendim” “Ben burada uzun süre kalamam. Hani tehlike geçene kadar kal dedin ya “ Bakışlarını yemeğinden kaldırdı ve bana çevirdi. “O zaman tehlikenin erkenden geçmesini sağla. Çünki ben burada uzun süreli kalıcı değilim” “Birazdan Sinem ve Civan gelecek. Birazda onlarla kafa yoracağız.” Tekrar yemeğime döndüm.

İçimden bir ses ben buradan gitmek istesem bile beni göndermeyeceğini söylüyordu. Hemen bu düşünceyi aklımdan kovdum. Sadece tehlike geçene kadar buradaydım. Yemeğim bittiğinde mutfaktan çıkıp oturma odasına girdim. Kendimi koltuklardan birine atınca yanımda duran kabanımın cebinden telefonumu çıkardım. Şifresini girerek hızlıca “Beyimm” isimli numarayı aradım. Çaldı,çaldı ve açıldı.

“Söyle kuşum” Güldüm. “Nasılsın?” “İyi napalım iş güç. Sen?” Sesi nefes nefese geliyordu. “Neredesin sen?” “Dışarıdayım. Bizim çocuklarla bizim kafeye gidecektik. Senin şu işin için konuşmaya. Senide çağıracaktık neyseki sen beni aradın” “En geç yarım saat oradayım aşkım” Ve telefonu kapattım.

Koltuktaki kabanımı üzerime geçirdim ve koltuktan kalktım. O sırada içeriye Aktuğ girdi. “Nereye?” “Bizimkilerle buluşacağım” Kapıya doğru ilerledim. “Peşinde birileri varken onlarla buluşman ne kadar doğru?” Tüm bedeni kapıyı kapladığı için ve odadan dışarıya çıkmam için yana kayması gerekiyordu. Tam önünde durdum. “Sikik birisi peşimde diye hayatımın akışını durdurmayacağım” Sıkıntı ile bir nefes aldı. “Seni benim korumalar bırakacak ve geç olmadan döneceksin”

“Senden izin almıyorum haber veriyorum Kerem. Çizgini bil” Sinirle gözlerini kapadı. Eli ile saçlarını karıştırdı ve tekrar konuştu. “Seni istersen korumalar bıraksın ve rica etsem erken gelebilirmisin?” Gülümsedim. Samimiyetten uzak gıcık bir gülümsemeydi. “İşim erken biterse neden olmasın” Yana çekilerek bana yer açtı. Odadan çıkmak için yanından geçtim ama yana çekilse bile bedeni çok fazla yer kaplıyordu. Kolu koluma değdiğinde hızlıca odadan çıktım.

Çıkış kapısına doğru ilerledim. Kapıya ulaşan birkaç basamağı hızlıca çıktım. Kapının önüne gelince kapıyı açarak dışarıya çıktım ve soğuk havanın yüzüme ulaşmasına izin verdim. Ben ilerlerken o da arkamdan geliyordu. Yanımıza birkaç koruma geldi.

“Onu istediği yere bırakın ve sağ salim gidip gelmesine yardımcı olun” Korumalar onu başı ile onayladı. Bahçenin ortasındaki siyah minibüse doğru ilerledim. Bir koruma gelerek minibüsün kapısını açtı. Hızlıca minibüse bindim ve yerimi aldım. Kapı ardımdan kapandı ve birkaç saniye sonra aracın şoför koltuğunun kapısı açıldı. Bir süre sonra ise araba çalıştı ve yolculuk başladı....

....

“Yani saçma salak iş diyorsun?” Tuğkan’ı başımla onayladım. “Yani daha 2026’ya bugün girdik amına koyim bir yavaş olsaymış olacak” Sıkıntı ile nefes aldım. “Ne olacak bilmiyorum. Ama adam ben bunu söylediğimde sakin karşıladı. Sanki daha önce böyle şeyler başına gelmiş gibi. Fakat benimle bir süre aynı evde kalacak kadar durum ileri seviye ise karşımızdaki kişi gerçekten tehlikeli demektir.” “Keşke de o gece davete gitmeseydin” Diğerleride Ali’yi başı ile onayladı.

“Olacak olan ben o davete gitsemde gitmesemde olurdu. Kader. Bunu insanlar asla kontrol edemez.” “Sence bu şeyi engellemek için nasıl önlemler almalıyız?” Gözlerimi konuşan Gizem’in gözlerinden çektim ve dirseklerimi masaya dayayarak elim ile yüzümü kapattım.

“Bilmiyorum. Daha birkaç hafta önce senelerdir sevgilim olan adamın beni aldattığını öğrendim. Sonrasında o gece bir adamla tanıştım. Sonra bir anda kendimi onun yanında çalışırken buldum. Ve bir baktım ki peşimde bir psikopat var. Bunların hepsinin ne kadar yorucu olduğunu bilemezsiniz”

Dolan gözlerimi sıkıca kapattım. Ve dudaklarımdan şu sözler çıktı. “Annemle babam olsaydı böyle olmazdı” Birkaç gözyaşı özgürlüğünü ilan ederek gözlerimden uzaklaştı. Dudaklarımı ısırdım. Omzumda bir el hissettim. Ve sonra bana sarılan kollar. Ağlamaklı sesimle konuştum.

“Mahşer günü hesap vakti. Bugünlerde yanımda olmamalarının hesabını soracağım. Umarım bana yapacakları güzel bir açıklamaları vardır”

Kollarının arasından çıktım ve ellerimle gözlerimi sildim. Sandalyemden kalkarak kabanıma uzandım. Hızlıca üzerime kabanımı geçirdim. “Ben gidiyorum” Gamze’ye doğru ilerledim ve yanağını öptüm. Sonra da Beyza’nın. Ali beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Başımın üzerine bir öpücük kondurdu. Ondan ayrılınca Tuğkan bana sarıldı ve o da aynı hareketi yaptı. Ondan da ayrılınca kafeden çıkmak için adımladım. Renkli kapının önüne gelince kapıyı açarak soğuk havayı karşıladım. Kafeden çıkarak kapıyı kapadım ve siyah minibüse doğru ilerledim.

Beni gören koruma hızlıca arka kapıyı açtı. Arabanın önüne gelince kapısı açık olan araca bindim. Ben içeriye girince kapıyı kapadılar. Ve bir süre sonra araba çalıştı. Buraya geldiğimizde inince fark ettiğim bir detay vardı. Bindiğim araç hariç iki araba daha vardı. Düğün konvoyu gibiydi.

Eğer üç araba dışarıya çıkacağım kadar tehlikeli bir durum varsa bu işin erkenden çözülmesi gerekirdi. Kısa bir yolculuktan sonra araba yapboz heykelinin önünde durdu. Kapısı açılan araçtan indim ve eve doğru ilerledim. Evin önüne geldiğimde kapıyı çaldım. Dışarısı gerçekten soğuktu. Yerler hala kar tutmamıştı. Bir süre sonra kapıyı bir kadın açtı ve beni içeriye aldı. Kabanımı çıkarırken konuştum.

“Aktuğ bey nerede?” “Çalışma odasında” “Çalışma odası?” “Yukarıda koridorun sonundaki kapı” Kabanımı ona vererek merdivenlere doğru ilerledim. Ben Aktuğ’un evine dosya almaya gelmiştim. Ama dosya almaya geldiğim ev bu değildi. Yani bu iki evi var demekti. Belkide daha fazla. Merdivenler bitince uzun koridora girdim ve koridorun sonundaki odaya doğru ilerledim. Kapının önüne gelince elimi tam kapının kolunu açmak için uzatmıştım ki Sinem’in sesini duymamla duraksadım.

“Şimdi sen bu kadına aşık değilmisin?” “Aşığım” Konunun sahibinin ben olduğumu anlamamak için aptal olmak gerekiyordu. Sinem onun bana aşık olduğunu zannediyordu. “Abi böyle bir hataya nasıl düşersin. Bu kadın daha yirmi yaşında. Okulu var. Senin hayatına uygun bile değil. Nasıl tanıştığının bile belli olmadığı kadını hayatına almaya çalışıyorsun. Sen aynaya baktığında karşındaki yüzün kim olduğunu biliyormusun?” “Ona herşeyi anlatacağım”

Aktuğ bana neyi anlatmamıştı?

“Saçmalama” Civan’ın sesini duydum. Demekki o da içerideydi. Sinem koca bir kahkaha attı. Yapmacık olduğu buradan bile anlaşılıyordu.

“Evet anlat abi anlat. De ki senin başına bu bok olayı saran kişi benim. Çünki benim ne idüğü belirsiz düşmanlarım var. Tehlikenin göbeğindeyim. Hatta tehlikenin ta kendisiyim. O ormanda gördüğün ceset ve tüm yaşadıklarının sorumlusu benim” Sesi sonlara karşı daha da yükselmişti. “Sus” Aktuğ’un dediğini kale almadı.

“Çünki ben polisler tarafından arana azılı bir katilim. Koskoca yer altı lideri ve senin ormanda gördüğün cesedin son gördüğü yüz benim.Çünki ben kaçtığın tehlikeyim”

Bir an elim ayağım boşalır gibi olsada duvara tutunarak destek aldım. Benim bildiğim Aktuğ işine aşık bir adamdı. Ama Sinem onun katil olduğunu söylüyordu. Ben bir katillemi öpüşmüştüm? Ben bir katile mi sarılmıştım? Kahretsin ki bunların hepsi olmuştu. Birkaç adım geri atarak geldiğim yolu geri dönmeye başladım. Merdivenlerden hızlıca inerek çıkış kapısına doğru ilerledim. Kapının önüne gelince kapıyı açarak dışarıya çıktım ve kapıyı kapattım.

Yapboz heykelinin önüne doğru ilerledim. Heykelin önüne gelince kalçamı mermere dayadım. Bakışlarımı gökyüzüne çevirerek yıldızlara baktım. Keşke bir yıldız olsaydım.

“Keşke bir Yıldız Tozu olsaydım”

Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Annem ve babam olsaydı böyle olmazdı. Birkaç yaş gözümden düştü. Sıcak bir eli yüzümde hissedince irkilerek gözlerimi açtım.

Karşımda o vardı Kerem Aktuğ Yücesoy diğer adıyla Yeraltı işlerle uğraşan azılı katil.

Omuzlarıma bir kaban bıraktı.

“Bu soğuk havada hasta olmayı göze alacak kadar dışarıya çıkmana sebep olan şey nedir?”

Bir katil bana ısınayım diye kaban verecek kadar iyi kalpli olabilirmiydi?

Evettt bir bölümün daha sonuna geldikk

Bölüm hakkında ve gelecekte olma ihtimali olan şeyler hakkında yorumm👉

Bu bölümün alıntısı

"Sağol ya benim hakkımda yaptığın birşeyi ben neden simdi öğreniyorum?" "Senin için yaptım ayrıca bunu öğrensen istemeyeceğini biliyordum" "Pardonda sen kimsinde benim hayatıma müdahale ediyorsun" "Senin öptüğün adamım "

Evettt padişah fermanı gibi uzun olan alintimizda geldiğine göre ben kacarrr

Yakında ramazanloga gireceğiz. Bu sene sonav senem olduğu için bölümleri ne kadar geç atmamaya çalışsam da yapabildiğim bu anlayışınız için sagolun

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤