9. bölüm · Taçsız Kral
9-Kırmızı Gece
Gözcüler evin önünden ayrıldığında geride bıraktıkları şey sadece sessizlik değildi.
Hollowmere'in normal "günlük" sessizliği de sanki bir adım geri çekilmişti; onun yerine daha dikkatli, daha gergin bir boşluk kalmıştı. Sokak artık sadece sakin değildi—izliyordu.
Kapı kapandığında içeride kısa bir an hiçbir şey olmadı.
Sora, kilidin son kez oturduğunu kontrol etti. Ardından omzunu hafifçe gevşetti.
"Bitti," dedi.
Bu kelime Arseny'ye bu kez daha farklı geldi. Öncekinden daha yumuşak değil… daha "geçici".
Arseny kapıya bakmayı sürdürdü.
"Bana 'bitti' dediğinde genelde hiçbir şey bitmiyor," dedi.
Sora kaşını kaldırdı. "Bu doğru bir gözlem ama moral bozucu."
Arseny başını eğdi. "Gerçekler genelde öyledir."
Sora iç çekti. "Senya… açsın."
Arseny bir an durdu.
"Bunu nereden çıkardın?"
Sora hiçbir şey olmamış gibi mutfağa yürüdü. "Gözcüleri izlerken bile midenin sesini duyuyordum."
"Bu imkânsız."
"Hayır," dedi Sora. "Bu 'Senya aç.' gerçekliği."
Arseny istemsiz bir şekilde güldü. "Bu bir teşhis gibi oldu."
Sora dolabı açtı. İçeriden basit malzemeler çıkardı: kuru ekmek, birkaç sebze, az miktarda et.
"Teşhis doğruysa tedavi yemek," dedi.
Arseny mutfağın kapısına yaslandı. "Bu yöntem tıpta kabul görmüyor."
Sora bıçağı eline aldı. "Ben tıp yapmıyorum. Ben seni hayatta tutuyorum."
Bu cümle, aralarındaki şakanın tonunu değiştirmedi ama ağırlığını değiştirdi.
Arseny bunu fark etti.
Ama üstünde durmadı.
Sora sebzeleri doğramaya başladı. Hareketleri hızlıydı ama dağınık değildi. Sanki yıllar önce öğrenilmiş bir ritim yeniden açılıyordu.
Arseny onu izledi.
"Bunu hâlâ yapabiliyor olman tuhaf," dedi.
Sora gözlerini kaldırmadan cevap verdi: "Bıçağı mı?"
"Normal olmayı."
Sora kısa bir an durdu.
Sonra hafifçe güldü.
"Ben normal değildim zaten."
Arseny başını eğdi. "Doğru."
Sora ona kısa bir bakış attı. "Bunu çok rahat söyledin."
"Çünkü doğru."
Sora sebzeleri tencereye attı. İçerideki su hafifçe buhar çıkarmaya başladı.
"Sen değiştin," dedi.
Arseny bir an sustu.
"Biliyorum."
Sora kaşığı karıştırırken devam etti:
"Eskiden biri sana 'çekirdeksiz' dediğinde üç gün konuşmazdın."
Arseny gözlerini kaçırmadı. "Şimdi konuşuyorum."
"Evet," dedi Sora. "Bu ilerleme mi gerileme mi hâlâ karar veremedim."
Arseny hafifçe güldü.
"İkisi de olabilir."
Sora ona baktı. "Senya, felsefe yapmayı bırak. Tavuk yanıyor."
"Ne tavuğu?"
Sora tencereyi gösterdi. "Metaforik tavuk."
Arseny gözlerini kıstı. "Bu mutfak çok karmaşık."
Sora omuz silkti. "Hayatta kalma karmaşıktır."
---
Yemek pişerken evin içi yavaş yavaş değişti.
Kokular yayıldı. Sıcaklık arttı. Taş duvarlar bile biraz daha "yaşayan" hale geldi.
Arseny istemsiz olarak rahatladığını fark etti.
Mana hissi hâlâ vardı ama artık dışarıdan gelen bir baskı değil, evin içinde dolaşan bir akış gibiydi.
Sora bunu fark etti.
"Daha sakin hissediyorsun," dedi.
Arseny başını salladı.
"Burası… sessiz."
Sora kaşığı karıştırmayı bıraktı. "Sessizlik tehlikelidir."
Arseny ona baktı.
Sora açıklamadı.
Sadece devam etti.
"Çünkü sessizlik genelde bir şeyin başlamadan önceki son halidir."
---
Gün batımına doğru yemek hazır oldu.
Masaya iki tabak kondu. Basit, sıcak, ama gerçek bir yemekti. Gösterişli hiçbir şey yoktu—ama tam da bu yüzden "gerçek" hissediyordu.
Arseny oturdu.
Sora karşısına geçti.
Bir süre konuşmadılar.
Sadece yediler.
Dışarıda güneş yavaşça alçalıyordu. Pencereden içeri giren ışık turuncudan koyu kırmızıya dönüyordu.
Arseny kaşığını bıraktı.
"Bunu uzun zamandır yapmıyorduk," dedi.
Sora başını kaldırdı. "Ne?"
"Normal yemek."
Sora kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi:
"Normal değiliz."
Arseny hafifçe gülümsedi. "Bu doğru."
---
O anda ilk çan çaldı.
Keskin.
Derin.
Evin içine bir bıçak gibi düştü.
Arseny'nin kaşığı masaya değdi.
Sora'nın bakışları anında pencereye kaydı.
İkinci çan.
Daha hızlı.
Daha acil.
Sora ayağa kalktı.
Üçüncü çan.
Bu artık uyarı değildi.
Bir kırılmaydı.
Sora pencereye yürüdü, perdeyi araladı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Arseny arkasından sordu:
"Ne oluyor?"
Sora cevap vermedi.
Sonra çok kısa konuştu:
"Kasaba saldırı altında."
Arseny ayağa kalktı.
"Kim saldırıyor?"
Sora yüzünü çevirdi.
"Orklar."
Bu kelime masadaki sıcaklığı bir anda yok etti.
---
İkisi dışarı çıktığında gökyüzü artık gün batımı değildi.
Kırmızıydı.
Gerçek bir kırmızı.
Alevlerin rengiyle karışmış bir gökyüzü.
Uzak sokaklardan duman yükseliyordu. Ahşap binalar yanıyor, taş yapılar bile ısıdan kararıyordu.
Bağırışlar vardı.
Ama düzensizdi.
Bir kasaba çığlığı değil… bir kırılma sesi gibi.
Arseny dondu.
"Bu… gerçek mi?"
Sora kısa bir adım attı.
Elini beline götürdü.
Kılıç kabzası oradaydı.
Ama bıçak kısmı kırılmıştı.
Sora bunu saklamadı.
Sadece baktı.
"Evet," dedi.
Arseny ona baktı.
"Senin kılıç…"
Sora omuz silkti.
"Eski savaş."
Uzakta bir bina çöktü.
Toz ve ateş gökyüzüne yükseldi.
Arseny refleksle bir adım attı.
Sora anında kolunu tuttu.
"İçeri," dedi.
Arseny direndi. "Ama insanlar—"
Sora sesi yükselmedi.
Sadece sertleşti.
"Senya."
Bu kez şaka yoktu.
Arseny durdu.
Bir saniye.
Sonra geri döndü.
İçeri girdiler.
Sora kapıyı kapattı.
Kilidi çevirdi.
Ama dışarıdan gelen sesler artık duvarın içinde gibiydi.
---
Gece hızla çöktü.
Ama karanlık gelmedi.
Çünkü dışarıda ateş vardı.
Pencereler kırmızı ışıkla doluydu.
Kasaba yanıyordu.
Hayvan sesleri, insan sesleri, metal çarpışmaları… hepsi birbirine karışmıştı.
Arseny pencereye yaklaştı.
Sora onu geri çekmedi.
Sadece izledi.
"Biz hiçbir şey yapmayacak mıyız?" dedi Arseny.
Sora bir an sustu.
"Şu an hayır."
Arseny yumruğunu sıktı.
"Bu doğru değil."
Sora gözlerini kapattı.
"Doğru değil ama gerçek."
---
Ay yükselmeye başladığında gökyüzü tamamen değişti.
Beyaz değil.
Soğuk değil.
Kızıl ve ağır.
Sanki kasabanın üstüne çökmüş bir yara gibiydi.
Ve o anda…
kapı sallandı.
Bir kez.
Sert.
Sora gözlerini kapıya dikti.
İkinci darbe.
Ahşap çatladı.
Arseny geri çekilmedi.
Üçüncü darbe.
Kilidin içi kırıldı.
Dördüncü darbe.
Kapı içeri çöktü.
Duman eve doldu.
Ve Hollowmere artık sadece dışarıda değildi.
İçerideydi.
Kapı içeri çöktüğünde evin içine dolan şey sadece duman değildi.
Aynı anda, dışarıdan gelen sesler de içeri sızdı: metal sürtünmesi, ağır adımlar ve kasabanın artık tanıyamadığı bir düzenin çöküşü.
Sora bir adım öne çıktı.
Arseny onun arkasında kaldı.
Bir saniye boyunca hiçbir şey olmadı.
Sonra Sora elini kaldırdı.
Ve hava "kırıldı".
Bu kırılma fiziksel bir ses değildi. Ama Arseny bunu net bir şekilde hissetti—evin içindeki mana akışı bir anda Sora'nın etrafında toplandı, sıkıştı, şekil aldı.
Saf mana.
Yoğun, doğrudan, aracı olmadan.
Sora'nın elinde ışık gibi başlayan şey, bir an içinde kılıca dönüştü.
Gerçek bir metal gibi değil.
Daha çok… yoğunlaştırılmış bir irade gibi.
Kapının ötesinden ilk ork içeri girdiğinde Sora hareket etti.
Tek adım.
Tek kesiş.
Ve ork geri savruldu.
İkinci geldi.
Sora döndü.
Bir çizgi.
Üçüncü.
Dördüncü.
Hareketleri hızlı değildi—daha çok kesinlikti.
Sanki her saldırı önceden yazılmıştı ve o sadece satırları takip ediyordu.
Arseny kapının kenarından dışarı baktı.
Ve gördü.
Kasabanın dar sokaklarında 13 ork vardı.
Dağınık bir formasyon değil—bir avcı düzeni gibi evin etrafını sarmışlardı.
Sora onları tek tek içine çekiyordu.
Ama sayı değişmiyordu.
Azalmıyordu.
Sadece… yaklaşıyorlardı.
Sora dişlerini sıktı.
"İçeri girmelerine izin verme!" dedi.
Arseny bir adım attı.
Sonra durdu.
Çünkü kitaplarda gördüğü şey zihninde aniden netleşti.
Manastırın kütüphanesinde, kimsenin "gerçek" kabul etmediği o sayfalar…
Yasaklı bölüm.
Eski dil.
Çekirdeksizler için bile tehlikeli kabul edilen bir teknik.
Arseny'nin nefesi değişti.
"Abla," dedi.
Sora arkasını dönmedi. "Şimdi değil."
Arseny sesi yükseltmedi.
"Sana yardım edebilirim."
Sora kısa bir an durdu.
"Silahın yok."
Arseny gözlerini orkların ötesine sabitledi.
"Silah gerekmiyor."
Sora o an ilk kez başını çevirdi.
Ama tamamen bakmadı.
Sadece bir anlık kontrol.
Arseny'nin gözleri farklıydı.
Karar verilmişti.
Sora dişlerini sıktı.
"Ne yapacaksan hızlı yap, Senya!"
Arseny ellerini kaldırdı.
İçindeki mana… farklıydı.
Düzgün değildi.
Eğitilmiş değildi.
Ama "uyanmaya" hazırdı.
Kitaplarda yazan kelime zihninde yankılandı.
Ruh Parçalama.
Bu isim bir büyüden çok bir uyarı gibiydi.
Arseny nefes aldı.
Ve konuştu.
"Ruh Parçalama."
Bir anlık sessizlik oldu.
Sanki dünya kelimeyi tanımaya çalıştı.
Sonra orkların etrafındaki hava değişti.
Görünmeyen bir baskı oluştu.
Sadece fiziksel değil—varlık seviyesinde.
Orklar bir an durdu.
Hareket ettiler.
Ama geç kaldılar.
Çünkü Arseny artık "görmüyordu".
Yönlendiriyordu.
Ve o yönlendirme, tek bir noktada toplandı.
Dışarıda, 13 ork aynı anda sendeledi.
Hiçbir patlama olmadı.
Hiçbir kanlı sahne yoktu.
Sadece… varlıklarının çözülmesi gibi bir şey.
Sanki bedenleri değil, onları "orada tutan şey" kopmuştu.
Ve birer birer yok oldular.
Sokak bir anda boşaldı.
Sessizlik, yangının uğultusunun arasına yerleşti.
Arseny nefes aldı.
Dizlerinin hafifçe boşaldığını hissetti.
Sora bir an hiçbir şey söylemedi.
Sonra çok kısa bir şekilde:
"…iyi yaptın."
Ama sesi güçlü değildi.
Çünkü Sora'nın dizleri o an kırıldı.
Savaş durduğu anda, beden ona ihanet etmişti.
Saf mana kullandığı kılıç çözülmeye başladı.
Işık gibi dağılmaya yüz tuttu.
Sora bir adım geri çekildi.
Sonra dizlerinin üzerine düştü.
Arseny hemen yanına gitti.
"Abla!"
Sora bir elini yere koydu.
Nefes alışı ağırdı.
Gözleri kapalıydı.
"Tamam…" dedi kısık sesle.
Arseny onu tuttu.
Sora başını hafifçe kaldırdı.
Ve neredeyse kendine kızar gibi bir tonla konuştu:
"Saf mana kullanmak çok yorucu…"
Arseny cevap vermedi.
Sadece onu tutmaya devam etti.
Dışarıda kasaba yanıyordu.
Ama o an evin içinde tek bir şey vardı:
ilk kez birlikte kazanılmış bir savaşın ağırlığı.
