59. bölüm · Taçsız Kral

59-Kılıç Arayışı

İlbey Yıldırım

Bölümler
1 1-Bir Ejderhayı Öldürmekten Daha Zor Şeyler 2 2-Parçalanmış Yıldız 3 3-Ölümden Dönen Yıldız 4 4-Ölü Bir Ejderhanın Sesi 5 5-Beyaz Ölümün Tek Sahibi 6 6-Yeniden Yazılan Kimlik 7 7-Hollowmere’de Yeni Bir Gerçek 8 8-İnsan mı? Anomali mi? 9 9-Kırmızı Gece 10 10-Kızıl Geceden Mavi Kadere 11 11-Ölümsüzlerle Kurulan Bağ 12 12-Kanlı Kuzey Toprakları 13 13-Şehir Yeniden Doğarken 14 14-Kayıp Türün Geri Dönüşü 15 15-Başlangıç Adaptasyonu 16 16-Enerjinin Adı: Aure 17 17-Kızıl Kılıç, Beyaz Mana 18 18-Kuzey Geçidindeki Katliam 19 19-Bahçeye Bakan Oda 20 20-Acı Kahve, Keskin Kılıç 21 21-Bunu Özlemişim 22 22-Korkunun Arasında Huzur 23 23-Küçük İhtiyaçlar 24 24-Bir Gülüşün Ardına Saklanan Karanlık 25 25-Kahve ve Hatıralar 26 26-Işık Tapınağı’nın Karanlığı 27 27-Kan ve Onur Düellosu 28 28-Kan Yıldızı'nın Doğuşu 29 29-Sessizliğin Ardındaki Kayıp 30 30-Masalın Sonundaki Yıldız 31 31-Hiçbir Şeyin Ortasında 32 32-Sonsuzluğun Sonunda Bir Kapı 33 33-Aynı Gökyüzü, Başka Dünya 34 34-Uzak Kıyıların Çağrısı 35 35-Kırık İbre 36 36-Kırık İbre, Doğru Yön 37 37-Kuzeybatıya Dönen İbre 38 38-Kanatların Gölgesinde 39 39-Ardyn’ın Emri 40 40-Ovada Kurulan Tuzak 41 41-Yolun Sonundaki Saray 42 42-En İlginç İnsanlar Zincirle Tutulmaz 43 43-Gecenin Kalbi 44 44-Çürüyen Köy 45 45-Thyraxis'in Mirası 46 46-Yedinci Kilit 47 47-Mutlak Gece 48 48-Sonraki Sabah 49 49-Sora Nerede? 50 50-Kayıp Yılların Ardından 51 51-Kahve Masasında Anlatılanlar 52 52-Gece Pazarı’nın Gürültüsü 53 53-Tanımsız Alan 54 54-Gökyüzünün Altında 55 55-Okyanusun Sesini Duymak 56 56-Algı Katmanları 57 57-Güçten Daha Fazlası 58 58-Kaarn'ın Açıklanamayan Sözleri 59 59-Kılıç Arayışı 60 60-Canavarların Korkusu 61 61-Gümüş Kanatlar ile Akşam 62 62-Bir Evin Yeniden Canlanışı 63 63-Rapor Ekibi 64 64-Taç Altında Yargı 65 65-İmparatorun Soruları

Sabah ilerledikçe şehir tamamen uyanmıştı.

Ana caddelerde insan kalabalıkları artıyor, dükkânlar birer birer açılıyor, satıcıların sesleri taş sokakların arasında yankılanıyordu.

Arseny ve Aure şehir merkezine doğru yürürken etraflarındaki hareketliliği sessizce izliyordu.

İlk geldikleri günlere kıyasla şehir belirgin şekilde değişmişti.

Yıkılan binaların çoğu hâlâ onarılmamıştı.

Bazı sokaklarda yangının bıraktığı siyah izler duruyordu.

Ama insanların yüzlerindeki ifade farklıydı.

Panik yoktu.

Korku tamamen kaybolmamıştı ama yerini kararlı bir yorgunluğa bırakmıştı.

Hayat devam ediyordu.

Her şeye rağmen.

Bir süre sonra loncanın yakınındaki küçük meydana ulaştılar.

Lyr çoktan gelmişti.

Her zamanki gibi çeşmenin yanında durmuş, elindeki birkaç belgeyi inceliyordu.

Onları görünce başını kaldırdı.

"Geç kaldınız."

Aure anında cevap verdi.

"Bu yalan."

"Yedi dakika."

"Yedi dakika geç kalmak geç kalmak sayılmaz."

Lyr doğrudan Arseny'ye baktı.

"Onu neden hâlâ yanında taşıyorsun?"

"Alıştım."

"Bu açıklama beni rahatsız etti."

Aure zafer kazanmış gibi sırıtıyordu.

Birkaç dakika sonra diğerleri de gelmeye başladı.

Mira.

Darian.

Ve son olarak Elric.

Artık grup ilk günkü kadar yabancı görünmüyordu.

Son haftalarda yaşanan olaylar insanları ister istemez yakınlaştırmıştı.

Mira herkese kısa bir selam verdikten sonra meydandaki hareketliliğe baktı.

"Şehir düzeliyor."

Lyr belgeleri kapattı.

"Dışarıdan bakınca öyle görünüyor."

"Gerçekte değil mi?"

"Gerçekte daha karmaşık."

Bu cevap grubun dikkatini çekti.

Lyr çeşmenin kenarına oturdu.

"Son raporları inceledim."

Arseny sessizce dinliyordu.

Lyr devam etti.

"Yıkılan bölgelerin yarısından fazlası temizlendi."

"Bu iyi haber," dedi Mira.

"Evet."

Lyr başını salladı.

"Ama ekonomik kayıp çok büyük."

Meydandaki insanlara baktı.

"Birçok tüccar şehri terk etti."

"Lonca?" diye sordu Darian.

"Beklenenden daha iyi durumda."

Bu gerçekten şaşırtıcıydı.

Lyr hafifçe gülümsedi.

"Maceracılar felaket zamanlarında daha fazla iş buluyor."

Aure başını salladı.

"Bu kulağa biraz kötü geldi."

"Çünkü biraz kötü."

Mira istemsizce güldü.

Arseny sessizce çevreyi inceliyordu.

İnsanların yüzleri.

Konuşmaları.

Yürüyüşleri.

Artık ister istemez bunları hissedebiliyordu.

Şehir gerçekten iyileşiyordu.

Ama yüzeyin altında başka şeyler de vardı.

Gerginlik.

Belirsizlik.

Ve yaklaşan bir şeyin hissi.

Belki yalnızca kendi düşünceleriydi.

Belki değildi.

Elric kollarını bağladı.

"Ben daha çok sınır bölgelerini merak ediyorum."

"Ben de," dedi Mira.

Lyr'nin yüzündeki ifade biraz ciddileşti.

"Orası daha sorunlu."

"Canavarlar mı?"

"Canavarlar da."

Lyr derin nefes verdi.

"Ama asıl problem insanlar."

Sessizlik oluştu.

Arseny kaşını hafifçe kaldırdı.

"Nasıl insanlar?"

"Kaos fırsatçılar yaratır."

Lyr'nin sesi sertleşmişti.

"Kaçakçılar."

"Haydutlar."

"Silah tüccarları."

"Tarikatlar."

Son kelime grubun dikkatini çekti.

Darian doğrudan ona baktı.

"Tarikatlar mı?"

"Evet."

"Ne tür tarikatlar?"

Lyr birkaç saniye sustu.

"Son aylarda bazı garip hareketlilikler rapor edildi."

"Garip?"

"Normalde ortaya çıkmayan gruplar ortaya çıkmaya başladı."

Mira'nın yüzü ciddileşti.

"Bir şeye mi hazırlanıyorlar?"

"Muhtemelen."

Bu cevap meydandaki havayı biraz ağırlaştırdı.

Arseny istemsizce Kaarn'ın sözlerini hatırladı.

Kiliseler.

Savaş.

Kapı.

Şeytan alemi.

Bir anlığına bütün parçalar görünmez bir şekilde birbirine bağlanıyormuş gibi hissetti.

Ama hâlâ eksik çok fazla şey vardı.

Aure bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu.

"Yani özetle..."

Herkes ona baktı.

"Şehir düzeliyor ama aslında düzelmiyor."

Lyr iç çekti.

"Bu kadar karmaşık bir konuyu nasıl bu kadar basitleştirebildin?"

"Doğuştan yetenek."

Mira gülmeye başladı.

Darian da istemsizce sırıtıyordu.

Hatta Lyr bile kısa süreliğine gülümsedi.

Bu küçük an, konuşmanın ağırlığını biraz dağıttı.

Çeşmenin su sesi yeniden duyulmaya başladı.

İnsanlar yanlarından geçiyor, çocuklar meydanın diğer tarafında oynuyordu.

Her şey normal görünüyordu.

Ama grup artık bunun ne kadar aldatıcı olabileceğini biliyordu.

Bir süre sonra Mira yeniden konuştu.

"Peki şehir beş yıl sonra nasıl olur?"

Bu kez kimse hemen cevap vermedi.

Sorunun beklenmedik şekilde zor olduğu ortaya çıkmıştı.

Darian omuz silkti.

"Toparlanır."

Elric başını salladı.

"Toparlanır ama eskisi gibi olmaz."

Lyr düşünceli görünüyordu.

"Şehirler yara alır."

"İnsanlar da."

"Ama bazen yaralar güçlendirir."

Arseny sessizce dinliyordu.

Sonra ilk kez konuştu.

"Şehrin geleceğini binalar belirlemeyecek."

Diğerleri ona baktı.

"İnsanlar belirleyecek."

Sessizlik oluştu.

Lyr birkaç saniye sonra başını salladı.

"Katılıyorum."

Mira hafifçe gülümsedi.

"Bu beklediğimden daha iyimserdi."

Arseny omuz silkti.

"Belki."

Ama gerçekten öyle düşünüyordu.

Son haftalarda çok şey görmüştü.

Korku.

Ölüm.

Yıkım.

Ama aynı zamanda insanların yeniden ayağa kalktığını da görmüştü.

Belki insanlığı güçlü yapan şey buydu.

Düşmemek değil.

Tekrar kalkabilmek.

Rüzgâr meydandan geçti.

Çeşmenin suyunda küçük dalgalar oluştu.

Uzakta çan sesleri duyuldu.

Ve grup bir süre daha meydanda oturup şehrin geleceği hakkında konuşmaya devam etti.

Çünkü yaklaşan tehlikeler ne kadar büyük olursa olsun...

Hayat yalnızca savaşlardan oluşmuyordu.

Bazen insanların neyi korumaya çalıştığını hatırlaması gerekiyordu.

——

Yaklaşık yarım saat sonra meydandan ayrıldılar.

Şehir her zamanki hareketliliğine dönmeye başlamıştı.

İnsanlar sokakları dolduruyor, dükkânlar açılıyor, uzaktan arabaların ve satıcıların sesleri geliyordu.

Bir süre sessiz yürüdüler.

Sonra Aure boğazını temizledi.

"Abi?"

"Hm?"

"Bana bir kılıç alır mısın?"

Arseny ona döndü.

"Kılıç mı?"

"Evet."

"Neden?"

Aure birkaç saniye düşündü.

Sonra omuz silkti.

"İstiyorum."

"Bu açıklama değil."

"Yeterince açıklayıcı."

"Aure."

"Tamam ya."

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra daha dürüst bir ses tonuyla konuştu.

"Ablam yüzünden."

Arseny'nin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

"Bekliyordum."

"Ne demek bekliyordum?"

"Son birkaç haftadır onu izleyip duruyorsun."

"İzleyip durmuyorum."

"Düellolarını kaçırmıyorsun."

"Bu farklı."

"Nasıl farklı?"

"...Bilmiyorum ama farklı."

Arseny hafifçe güldü.

Aure ise devam etti.

"Gerçekten çok iyi."

"Bunu inkâr edemem."

"Geçen gün üç kişiyi aynı anda yenmişti."

"Hatırlıyorum."

"Ve hiç zorlanmadı."

Arseny bu kez kahkaha attı.

"Çünkü ablan normal bir ölçüt değil."

Aure kaşlarını çattı.

"Ne demek o?"

"Onunla kendini kıyaslama."

"Neden?"

"Çünkü bence ablan insan kılığına girmiş bir kılıç tanrıçası."

Aure birkaç saniye boş boş baktı.

Sonra gülmeye başladı.

"Kılıç tanrıçası mı?"

"Evet."

"Abi, ciddiyim."

"Ben de ciddiyim."

"Hayır değilsin."

"Bir insanın kılıcı o kadar iyi kullanabilmesinin başka açıklaması yok."

Aure kahkahasını bastırmaya çalışıyordu.

"Bir gün bunu yüzüne söyleyeceğim."

"Sakın."

"Neden?"

"Çünkü hoşuna gider."

Bu kez ikisi de güldü.

Bir süre sonra Aure yeniden sakinleşti.

"Peki ben?"

"Hm?"

"Ben de öğrenebilir miyim?"

Arseny ona baktı.

Bu soru bu kez şaka değildi.

Gerçekten merak ediyordu.

Arseny birkaç saniye düşündü.

"Öğrenebilirsin."

Aure'nin gözleri hafifçe büyüdü.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Ablam kadar?"

"Hayır."

"Teşekkür ederim."

"Kimse ablan kadar olamaz."

"Bu kadar mı?"

"Bu kadar."

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Ama çok iyi olabilirsin."

Yolun geri kalanında sohbet daha hafif konulara kaydı.

Aure bir yandan heyecanını bastırmaya çalışıyor, bir yandan da başarısız oluyordu.

Bu durum yürüyüş şeklinden bile belli oluyordu.

Adımları normalden daha hızlıydı.

Gözleri sürekli etrafa kayıyordu.

Arseny birkaç kez bunu fark edip gülümsemek zorunda kaldı.

Sonunda şehrin daha eski bölgelerinden birine girdiler.

Buradaki atmosfer merkezden oldukça farklıydı.

Taş yollar daha dardı.

Binalar birbirine daha yakındı.

Ve her şeyden önemlisi...

Hava farklı kokuyordu.

Kömür.

Sıcak demir.

Yağ.

Yanmış odun.

Uzaktan gelen çekiç sesleri sokağın tamamına yayılıyordu.

Birden fazla ritim birbirine karışıyor, bütün sokak boyunca yankılanıyordu.

Demirciler Sokağı.

Şehrin silahlarının, zırhlarının ve aletlerinin büyük kısmı burada üretiliyordu.

Aure etrafına bakarken gözleri büyüdü.

"Burayı daha önce neden görmedim?"

"Muhtemelen dikkat etmiyordun."

"Burada yüzlerce kılıç var."

"Bu biraz abartı."

"Belki."

Aure duraksadı.

"Yine de çok fazla."

Sokağın iki yanında farklı atölyeler sıralanıyordu.

Bazılarının önünde hazır zırhlar sergilenmişti.

Bazılarında ise demirciler hâlâ çalışıyordu.

Kıvılcımlar havaya yükseliyor, örslerin sesi yankılanıyordu.

Arseny birkaç dükkânı geçtikten sonra tanıdık tabelayı gördü.

Kalın demir zincirlerle asılmış eski bir tabela.

Üzerinde sade harflerle yazılmıştı:

Theo'nun Demir Atölyesi

Aure tabelayı okudu.

"Buraya mı giriyoruz?"

"Evet."

Kapıyı açtılar.

İçeri girdikleri anda sıcaklık birkaç derece arttı.

Atölyenin içi genişti.

Duvarlarda farklı silahlar asılıydı.

Kılıçlar.

Baltalar.

Mızraklar.

Hançerler.

Bazı raflarda yarım kalmış parçalar duruyordu.

Bazılarında ise tamamlanmış eserler sergileniyordu.

Arka taraftan gelen düzenli çekiç sesleri Usta Theo'nun çalıştığını gösteriyordu.

Ama Aure'nin dikkati çoktan başka yere kaymıştı.

Daha kapıdan girer girmez en yakın kılıç rafına yönelmişti.

Arseny bunu görünce hafifçe başını salladı.

"En azından heyecanını saklamaya çalışmadı."

Aure çoktan ilk kılıcı eline almıştı.

Parlak çelikten yapılmış uzun bir kılıçtı.

İki eliyle kavradı.

Havaya kaldırdı.

Sonra birkaç kez dikkatlice savurdu.

Kılıç havada temiz bir ses çıkardı.

Ama birkaç saniye sonra yüzünü buruşturdu.

"Yok."

Tekrar yerine bıraktı.

Sonra başka bir kılıç aldı.

Bu daha hafifti.

Birkaç deneme yaptı.

Başını iki yana salladı.

"Bu da değil."

Sonraki.

Ve sonraki.

Ve bir diğeri.

Arseny kollarını bağlayıp onu izliyordu.

Yaklaşık on dakika boyunca Aure farklı kılıçları denedi.

Bazıları ağır geldi.

Bazıları hafif.

Bazıları fazla uzun.

Bazıları ise garip hissettiriyordu.

Sonunda elindeki son kılıcı da yerine bıraktı.

Yüzündeki heyecan biraz sönmüştü.

"Hiçbiri olmuyor."

Arseny ona baktı.

"Nesi olmuyor?"

Aure doğru kelimeyi aradı.

"Bilmiyorum."

"Bu oldukça açıklayıcı."

"Ciddiyim."

Bir süre sustu.

Sonra tekrar konuştu.

"Yanlış hissediyorlar."

Arseny'nin yüzündeki ifade değişmedi.

Ama bu cevabı beklemiyordu.

"Yanlış?"

"Evet."

Aure raflardaki kılıçlara baktı.

"Sanki..."

Duraksadı.

"...sanki benim değillermiş gibi."

Bu kez Arseny birkaç saniye sessiz kaldı.

Çünkü bu düşündüğünden daha olgun bir cevaptı.

Bir silahı kullanmak yalnızca ağırlık meselesi değildi.

Denge.

Tutuş.

Uzunluk.

Ve bazen açıklanması zor bir uyum hissi.

Aure bunu içgüdüsel olarak fark etmiş gibiydi.

Arseny sonunda başını salladı.

"Anladım."

Aure ona baktı.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

Bir kez daha raflara göz gezdirdi.

Sonra sakin şekilde konuştu.

"O halde hazır bir kılıç almak zorunda değiliz."

Aure kaş kaldırdı.

"Ne demek o?"

Arseny atölyenin arka tarafına baktı.

Oradan hâlâ düzenli çekiç sesleri geliyordu.

Aure'nin gözleri hafifçe büyüdü.

"Özel sipariş mi?"

"Muhtemelen."

Arseny omuz silkti.

"Kendisi özel sipariş de alıyor."

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Eminim ki sana uygun bir kılıç yapabilir."

Aure birkaç saniye boyunca bunu düşündü.

Sonra yüzündeki heyecan yeniden geri döndü.

Bu kez eskisinden bile güçlüydü.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Yani tamamen bana özel olacak?"

"Öyle görünüyor."

Aure'nin sırıtışı gittikçe büyüyordu.

"O zaman kesinlikle yapalım."

Arseny istemsizce güldü.

Çünkü Aure'nin gözlerinde gördüğü şey yalnızca heyecan değildi.

İlk kez kendi yoluna ait bir şey bulmuş gibi görünüyordu.

Ve bazen...

Bir insanın hikâyesi büyük savaşlarla değil,

elinin ilk kez gerçekten kendisine ait hissettiren bir kılıca uzanmasıyla başlardı.

Tam o sırada arka taraftaki çekiç sesleri durdu.

Atölyenin derinliklerinden ağır adımlar duyuldu.

Görünüşe göre Usta Theo sonunda misafirlerinin geldiğini fark etmişti.