54. bölüm · Taçsız Kral
54-Gökyüzünün Altında
Aure yukarı çıktıktan sonra mutfak yeniden sessizleşti.
Merdivenlerden gelen hafif ayak sesleri de kaybolunca geriye yalnızca duvardaki saatin düzenli tıklamaları kaldı.
Ay artık neredeyse tam tepedeydi.
Sora masadaki son kupayı da aldıktan sonra tekrar yerine oturdu.
Bu kez bakışlarını kaçırmadan doğrudan Arseny'ye baktı.
"Şimdi ne yapacaksın?"
Arseny pencereye doğru baktı.
"Ne anlamda?"
"Bundan sonra."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sora devam etti.
"Bir hedefin var. Yüzünden belli oluyor."
Arseny birkaç saniye sustu.
Sonra oldukça sakin bir sesle cevap verdi.
"İmparator Ardyn'i öldürmek."
Sessizlik.
Sora'nın eli masanın üstünde hafifçe durdu.
Ama şaşırmadı.
Sadece gözleri biraz daraldı.
"…Direkt söyledin."
"Çünkü saklamıyorum."
Sora birkaç saniye onu izledi.
"Peki bunu nasıl yapacaksın?"
Bu soru korkuyla değil, gerçekten merakla sorulmuştu.
Arseny arkasına yaslandı.
"Şimdilik etherde ustalaşmak için çalışacağım."
Bakışlarını kısa süreliğine kendi eline çevirdi.
"Sonuçta artık manayı hissedemiyorum."
Sora bunu sessizce dinledi.
Arseny birkaç saniye duraksadı.
Sonra derin bir nefes verdi.
Ve konuşmaya devam etti.
"Etherde ustalaştıktan sonra… kitapta gördüklerim doğruysa ışınlanma gibi mistik büyüler kullanabilirim."
Sora'nın kaşı hafifçe kalktı.
"Işınlanma mı?"
"Teorik olarak."
"Bu kulağa saçma geliyor."
"Bana da öyle geliyor."
Kısa bir sessizlik oldu.
Arseny gözlerini pencereye çevirdi.
Ay ışığı yüzünün yarısını aydınlatıyordu.
"Bu yalan olsa bile…" dedi düşük bir sesle. "Eninde sonunda Altın Şafak İmparatorluğu'na dönmem gerekiyor."
Sora sessiz kaldı.
Arseny'nin sesi değişmedi.
"Sarayın içine girdiğim an onu rahatlıkla öldürürüm."
Bu cümle o kadar sakin söylenmişti ki daha ağır hissediliyordu.
Sora uzun süre konuşmadı.
Sonra yavaşça arkasına yaslandı.
"Gerçekten yapabileceğini düşünüyorsun."
"Yapabilirim."
"Bu özgüven değil."
"Hayır."
Arseny gözlerini ona çevirdi.
"Bu hesap."
Sora birkaç saniye boyunca onun yüzünü inceledi.
Sonra alçak sesle konuştu.
"Sen değişmişsin."
Arseny hafifçe başını yana eğdi.
"İyi yönde mi?"
Sora düşünmeden cevap verdi.
"Henüz karar vermedim."
Kısa bir sessizlik oldu.
Dışarıda rüzgâr taş duvarların arasından geçti.
Sora bakışlarını tekrar masaya indirdi.
"Peki sonra?"
Arseny kaşını hafifçe kaldırdı.
"Sonra?"
"Ardyn öldükten sonra."
Bu soru ilk kez Arseny'yi düşündürdü.
Sessizlik birkaç saniye uzadı.
Sonra dürüstçe cevap verdi.
"Bilmiyorum."
Sora gözlerini tekrar kaldırdı.
"Yani bütün planın bundan mı ibaret?"
"Şimdilik."
"Bu korkutucu derecede eksik bir plan."
Arseny hafifçe omuz silkti.
"Şimdilik yeterli."
Sora kısa bir nefes verdi.
"Sen gerçekten tehlikeli hâle gelmişsin."
Arseny buna cevap vermedi.
Ay artık tam tepedeydi.
Ve mutfaktaki gümüş ışığın altında, konuşulan şey yalnızca bir intikam planı gibi durmuyordu.
Daha çok…
kaçınılmaz bir gelecek gibiydi.
Gece iyice derinleşmişti.
Malikânenin içindeki sesler birer birer kaybolmuştu. Önce Aure'nin odasının kapısı kapanmış, ardından koridordaki kısa adımlar durmuştu. Bir süre sonra Sora'nın odasından gelen hafif hareket sesleri de kesilmişti.
Ev sonunda tamamen sessiz kaldı.
Arseny yatağa gitmedi.
Koridor boyunca yürüyüp eski balkon kapısını açtı.
Soğuk gece havası hemen içeri doldu.
Balkon taş korkuluklarla çevriliydi; yılların aşındırdığı yüzeylerde ince çatlaklar vardı. Şehrin uzak ışıkları aşağıda soluk bir nehir gibi uzanıyordu. Eirion geceleri hiçbir zaman tamamen uyumuyordu ama burası, malikânenin üst katı, o gürültüden kopuk gibiydi.
Arseny korkuluğun önüne kadar yürüdü.
Sonra durdu.
Ay tam tepede duruyordu.
Gümüş ışık çatılara, taş sokaklara ve uzak kulelere vuruyordu. Gökyüzü bulutsuzdu. Sonsuz gibi görünen siyahlığın ortasında yalnızca ay vardı.
Arseny uzun süre hiçbir şey yapmadan onu izledi.
Bakışları sakindi.
Ama zihni sessiz değildi.
Son birkaç gün, son birkaç ay… hatta son birkaç yıl birbirine karışmış gibiydi.
Doğudaki ilk sabah.
Dorath'ın kirli sokakları.
Cassel'in durmadan konuşması.
Maren'in hanındaki uzun geceler.
Orta Ova'nın bitmeyen rüzgârı.
Gri Dağlar'ın baskısı.
Ejderhaların çığlıkları.
Ardyn'ın bakışları.
Ve hepsinin arkasında…
o hiçlik.
Sessizlik.
Zamanın bile olmadığı o karanlık boşluk.
Arseny parmaklarını korkuluğun taş yüzeyine hafifçe bastırdı.
Soğuktu.
Gerçekti.
Buradaydı.
Belki de bu yüzden ayı izliyordu.
Çünkü ay değişmiyordu.
Ne kadar zaman geçerse geçsin, hâlâ aynı yerdeydi.
O sırada balkon kapısı sessizce açıldı.
Ama Arseny bunu duymadı.
Düşüncelerinin içinde fazla derine gitmişti.
Koridordan gelen ayak sesleri hafifti.
Yavaş.
Tereddütlü değil ama dikkatli.
Ve birkaç saniye sonra…
Bir çift kol aniden beline sarıldı.
Sıkıca.
Beklenmedik kadar sıkı.
Arseny'nin bedeni refleksle hafifçe gerildi ama hemen ardından durdu.
Bu hissi tanıyordu.
Sıcaklığı da.
Arkasından gelen nefes düzensizdi.
Ve sonra Sora'nın sesi duyuldu.
"Uzun bir süre buradan ayrılmayı aklından bile geçirme."
Sesi sakindi.
Ama içinde tek bir duygu yoktu.
Öfke vardı.
Korku vardı.
Rahatlama vardı.
Kırgınlık vardı.
Ve hepsinden daha baskın şekilde…
kaybetme korkusu vardı.
Arseny birkaç saniye konuşmadı.
Sora onu bırakmadı.
Kolları hâlâ sırtında kilitliydi. Parmakları kıyafetini hafifçe sıkıyordu.
Sanki gerçekten dönüp baksa bile onun hâlâ burada olduğuna emin olamayacakmış gibi.
Arseny yavaşça nefes verdi.
"Abla…"
Sora başını sırtına yasladı.
"Hayır."
Sesi bu kez daha düşüktü.
"Gerçekten söylüyorum."
Gece rüzgârı saçlarını hafifçe hareket ettirdi.
Sora gözlerini kapattı.
"Bir daha böyle kaybolursan…" dedi yavaşça. "Seni gidip kendim bulurum."
Arseny hafifçe başını yana çevirdi.
"Bunu yaparsın."
"Kesinlikle yaparım."
Kısa bir sessizlik oldu.
Aşağıdaki şehirden uzak bir kahkaha sesi yükselip kayboldu.
Sora sonunda daha sessiz konuştu.
"Seni öldü sandım."
Bu cümle önceki bütün sözlerinden daha ağırdı.
Arseny cevap vermedi.
Çünkü verilecek doğru bir cevap yoktu.
Sora'nın elleri biraz daha sıkıldı.
"Her gün," dedi kısık sesle. "Mantıklı düşünmeye çalıştım. Hayatta kalmış olabileceğini düşündüm. Geri dönebileceğini düşündüm."
Nefesi hafifçe titredi.
"Ama bazen…"
Cümlesi yarım kaldı.
Arseny ilk kez elini kaldırdı.
Ve Sora'nın ellerinin üzerine koydu.
Sessizce.
"Buradayım."
Sora gözlerini kapattı.
"Şimdilik."
Arseny birkaç saniye sustu.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Şimdilik yeterli."
Sora bunun üzerine hafifçe başını kaldırdı.
"Bunu teselli edici söylemedin."
"Denedim."
"Başarısız oldun."
Arseny çok hafif güldü.
Kısa bir ses.
Sora bunu hissedince gözlerini kapatıp alnını sırtına yasladı.
Uzun süre öyle kaldılar.
Hiç konuşmadan.
Ay ışığı balkon taşlarının üzerine vuruyor, gece rüzgârı sessizce geçiyordu.
Bir süre daha aynı şekilde kaldılar.
Gece sessizdi.
Eirion'un uzak sesleri bile bu yüksekliğe ulaştığında yumuşamış gibiydi. Rüzgâr balkonun taş korkulukları arasında dolaşıyor, ay ışığı ikisinin gölgelerini zemine uzun çizgiler hâlinde düşürüyordu.
Sora sonunda ellerini gevşetti.
Ama tamamen bırakmadı.
Başını hafifçe kaldırıp Arseny'nin sırtına baktı.
"Gerçekten büyümüşsün."
Arseny gözlerini gökyüzünden ayırmadı.
"Bu bir iltifat mı?"
"Kararsızım."
"Evde herkes aynı cevabı veriyor."
Sora'nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Sonra ifadesi yeniden sakinleşti.
"Yine de…"
Kısa bir duraksama oldu.
"Eskisi gibi değilsin."
Arseny bu kez cevap vermedi.
Sora bunu fark etti.
"Yanlış mı söyledim?"
"Hayır."
"Peki?"
Arseny birkaç saniye düşündü.
Sonra yavaşça konuştu.
"Eskisi gibi kalmak zor."
Sora bakışlarını indirdi.
Bu cümleyi anlıyordu.
Belki herkesten daha iyi.
"Doğuda ne kadar yalnız kaldın?"
Arseny omuzunu hafifçe korkuluğa yasladı.
"Fazla."
"Bu cevap sayı değil."
"Çünkü saymayı bıraktım."
Sora sessizleşti.
Rüzgâr hafifçe güçlendi.
Arseny'nin saçları gözlerinin önüne düşerken ay ışığı yüzünün keskinleşen hatlarını daha belirgin gösteriyordu. Eskiden daha genç duran yüzü artık daha sertti.
Sora bunu uzun uzun izledi.
Sonra sessizce konuştu.
"Bakışların değişmiş."
Arseny hafifçe kaş kaldırdı.
"Kötü mü?"
"Yorgun."
Bu cevap doğrudan gelmişti.
Arseny kısa bir nefes verdi.
"Muhtemelen doğru."
Sora birkaç saniye sustuktan sonra tekrar konuştu.
"Az önce söylediğin şeyi ciddiydin."
"Hangisini?"
"Ardyn."
Arseny'nin gözleri tekrar aya kaydı.
"Evet."
Sora korkuluğa yaslandı.
"Onu öldürmek istediğini anlayabiliyorum."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Ama bunu söylerken yüzünde hiçbir şey yoktu."
Arseny cevap vermedi.
Sora devam etti.
"Eskiden öfkelendiğinde belli olurdu."
"Eskidendi."
"Şimdi?"
Arseny gözlerini kapatmadan konuştu.
"Şimdi öfke daha sessiz."
Bu cümle gece havasında ağır kaldı.
Sora onu izlemeyi bırakamıyordu.
Çünkü karşısındaki kişi hâlâ kardeşiydi.
Ama aynı zamanda…
uzun süre tek başına yaşamış, geri dönmek için dünyayı yürümüş biri olmuştu.
Arseny birkaç saniye sonra başını hafifçe çevirdi.
"Sen de değiştin."
Sora kısa bir nefes verdi.
"Biliyorum."
"Daha sert olmuşsun."
"Olmak zorundaydım."
Arseny bunu sorgulamadı.
Çünkü cevabı biliyordu.
Ev sessiz kalmıştı.
Aure korkuyordu.
Sora tek başına ayakta durmak zorundaydı.
Sora gözlerini aşağıdaki şehre çevirdi.
"Bazen gerçekten döneceğine inanmıyordum."
Arseny sessiz kaldı.
"Sonra kendime kızıyordum."
Nefesi yavaşladı.
"Çünkü inanmam gerekiyordu."
Arseny birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Beklediğin için teşekkür ederim."
Bu söz Sora'nın yüzündeki ifadeyi kısa süreliğine durdurdu.
Arseny kolay kolay böyle şeyler söylemezdi.
Sora hafifçe başını çevirdi.
"Sen gerçekten değişmişsin."
"Bu sefer iyi anlamda mı?"
Sora uzun süre baktı.
Sonra çok hafif gülümsedi.
"Belki."
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından Sora aniden kaşlarını çattı.
"Bir dakika."
Arseny ona baktı.
"Ne?"
"Sen az önce teşekkür mü ettin?"
"…Evet?"
Sora tamamen ciddi bir ifadeyle geri çekildi.
"Bu korkutucu."
Arseny düz baktı.
"Abla."
"Hayır, ciddi söylüyorum. Sen normalde bunu söylemezsin."
"Büyüme belirtisi."
"Hayır. Bu ya hastalık ya da kafa travması."
Arseny istemsizce kısa bir kahkaha attı.
Sora bunu duyunca birkaç saniye ona baktı.
Sonra o da güldü.
Sessiz.
Yorgun.
Ama gerçek bir gülüştü.
Ay ışığı balkonun üzerine düşmeye devam ederken, ikisinin arasındaki o ağır mesafe ilk kez biraz küçülmüş gibiydi.
