60. bölüm · Taçsız Kral
60-Canavarların Korkusu
Arka taraftan gelen çekiç sesleri bir anda durdu.
Atölyeye kısa bir sessizlik çöktü.
Sonra ağır ayak sesleri duyuldu.
Birkaç saniye sonra Theo arka bölümden çıktı.
Kolları sıvanmıştı.
Önlüğünün üzerinde kurum ve metal tozu vardı.
Muhtemelen birkaç dakika önce hâlâ çalışıyordu.
Kapıya doğru baktı.
Önce Arseny'yi gördü.
Sonra derin bir nefes verdi.
"...Yine mi sen?"
Arseny kaşını kaldırdı.
"Bu karşılama şeklin mi?"
"Genelde evet."
Theo'nun bakışları bu kez Aure'ye kaydı.
Bir saniye durdu.
"Bu da kim?"
Aure hemen cevap verdi.
"Aure."
"Tamam."
Theo başını salladı.
Sonra Arseny'ye döndü.
"Kardeşin mi?"
"Sayılır."
"Bu cevap hiçbir şeyi açıklamadı."
"Alışıyorsun."
Theo birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra omuz silkti.
"Muhtemelen haklısın."
Bakışları raflardaki kılıçlara kaydı.
Ardından tekrar Aure'ye döndü.
"Ve anlaşılan dükkânıma girer girmez bütün kılıçları denemiş."
Aure bozuldu.
"Hepsini değil."
"Küçük olan şu rafta yedi tane eksik duruyor."
"..."
"Saydım."
"Bu biraz korkutucu."
"Ben demirciyim."
"Bu açıklama değil."
Theo'nun masaya bıraktığı çizim hâlâ Aure'nin önündeydi.
Atölyenin içindeki sıcak hava, yanan kömürün kokusu ve uzaktan gelen çekiç sesleri birbirine karışıyordu.
Aure dikkatle çizime bakıyordu.
Parmakları istemsizce kâğıdın kenarına dokundu.
Kılıç gerçekten sadeydi.
Ne gösterişli desenler vardı ne de süslü bir kabza.
Ama nedense gözünü çekiyordu.
"Bu kadar sade olması normal mi?"
Theo bir sandalyeyi çekip oturdu.
"Normal."
"Filmlerde ve hikâyelerdeki kahramanların kılıçları böyle olmuyor."
"Çünkü onlar hikâye."
Aure birkaç saniye düşündü.
"Burası da bir hikâye değil mi?"
Theo'nun yüzünde hafif bir sırıtış oluştu.
"Bu konuda haksız da sayılmazsın."
Arseny sessizce onları izliyordu.
Theo çizimi tekrar eline aldı.
"İlk kılıçların amacı etkileyici görünmek değildir."
Kalemiyle kılıcın orta kısmını işaret etti.
"Amacı hata yapmana izin vermektir."
Aure göz kırptı.
"Bu pek iyi bir slogan değil."
"Gerçekler genelde iyi slogan olmaz."
Arseny istemsizce güldü.
Theo devam etti.
"Yeni başlayanlar için yapılan kılıçlar kusurları gizlemez."
"Kusurları mı?"
"Yanlış duruş."
"Yanlış kavrayış."
"Yanlış ağırlık aktarımı."
"Yanlış zamanlama."
Theo masaya hafifçe vurdu.
"İyi bir eğitim kılıcı sana her hatanı gösterir."
Aure'nin yüzündeki heyecan biraz meraka dönüştü.
"Yani bu kılıç bana sürekli yanlış yaptığımı mı söyleyecek?"
"Özetle evet."
"...Birden daha az sevdim."
Theo kahkaha attı.
Atölyeye girdiğinden beri ilk kez gerçekten güldüğü görülüyordu.
Arseny bunu fark etti.
Demirci genelde ciddi bir adamdı.
Ama Aure'nin yanında istemeden de olsa biraz daha rahat davranıyordu.
Belki de Aure'nin insanı konuşmaya zorlayan bir tarafı vardı.
Theo ayağa kalktı.
"Gel."
"Nereye?"
"Ölçü alacağım."
Aure hemen peşinden gitti.
Atölyenin arka kısmına geçtiler.
Burada yarım kalmış silahlar, metal külçeleri ve çeşitli aletler vardı.
Duvar boyunca dizilmiş tahta eğitim kılıçları dikkat çekiyordu.
Theo onlardan birini alıp Aure'ye uzattı.
"Şunu tut."
Aure kılıcı aldı.
Sonra doğal olarak sağ eline geçirdi.
Theo birkaç saniye onu izledi.
"Bir kez savur."
Aure savurdu.
Sonra tekrar.
Ve bir kez daha.
Theo hiçbir şey söylemedi.
Sadece gözlemliyordu.
Arseny de sessizce kenarda duruyordu.
Bir süre sonra Theo elini uzattı.
"Kılıcı ver."
Aure uzattı.
Theo düşünceli görünüyordu.
"İlginç."
"Ne ilginç?"
"Doğal hareketlerin fena değil."
Aure'nin yüzü aydınlandı.
"Gerçekten mi?"
"Heyecanlanma."
Yüzü tekrar düştü.
Theo devam etti.
"Ama tamamen kötü de değilsin."
"Bu iltifat mı?"
"Benim için evet."
Arseny güldü.
Aure ise şüpheyle Theo'ya baktı.
"Herkese böyle mi davranıyorsun?"
"Evet."
"Arkadaşın var mı?"
Theo birkaç saniye düşündü.
"...Bu konunun kılıçla ilgisi yok."
"Demek ki yok."
Arseny bu kez kahkahasını gizleyemedi.
Theo ona dönüp baktı.
"Sen de yardım etmiyorsun."
"İzlemesi eğlenceli."
Theo başını iki yana salladı.
Sonra yeniden işine döndü.
Birkaç ölçü aldı.
Omuz genişliği.
Kol uzunluğu.
Boy.
El ölçüsü.
Her şeyi dikkatle not etti.
Sonunda küçük defterini kapattı.
"Tamam."
Aure hemen öne eğildi.
"Tamam ne?"
"Kılıcı yapabilirim."
"Ne kadar sürer?"
Theo düşündü.
"Bir hafta."
"Bir hafta mı?"
"İyi bir kılıç yapmak zaman alır."
Aure'nin heyecanı yüzünden okunuyordu.
Ama sonra aklına başka bir şey geldi.
"Ne kadar tutacak?"
Bu soru üzerine Theo doğrudan Arseny'ye baktı.
Arseny'nin içinden kötü bir his geçti.
Theo'nun gözlerinde tehlikeli bir parıltı oluşmuştu.
"Kaliteli çelik."
"Özel denge."
"El yapımı işçilik."
"Özel ölçüler."
Arseny iç çekti.
"Fiyatı söyle."
Theo sakince rakamı söyledi.
Sessizlik oldu.
Aure rakamın ne kadar büyük olduğunu tam anlayamamıştı.
Ama Arseny anlamıştı.
Hem de çok iyi anlamıştı.
"Bu bir kılıç."
"Evet."
"Bir malikâne değil."
"Evet."
"Bu kadar pahalı olmak zorunda mı?"
Theo omuz silkti.
"Kaliteli işçilik ucuz değildir."
"Bu soygun."
"Bu sanat."
"Bu soygun."
"Bu sanat."
Aure ikisine bakıyordu.
Bir tenis maçı izler gibi.
Sonunda Theo gülümsedi.
"Şaka yapıyorum."
Arseny birkaç saniye durdu.
"...Ne?"
"Bir kısmı şakaydı."
"Bir kısmı mı?"
"Çok küçük bir kısmı."
Arseny başını ellerinin arasına aldı.
Aure kahkaha atmaya başlamıştı.
Theo da gülüyordu.
Atölyenin içindeki hava beklenmedik şekilde hafiflemişti.
Bir süre sonra Theo yeniden ciddileşti.
"Merak etme."
Bakışlarını Aure'ye çevirdi.
"İlk kılıcını yapacağım."
Ses tonu bu kez daha yumuşaktı.
"Düzgün yapacağım."
Aure birkaç saniye sustu.
Sonra yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
"Teşekkür ederim, usta."
Theo başını salladı.
Kısa bir hareketti.
Ama gözlerinde belli belirsiz bir memnuniyet vardı.
Atölyenin dışından geçen insanların sesleri duyuluyordu.
Şehir yaşamaya devam ediyordu.
Ve belki büyük olayların yanında önemsiz görünüyordu ama...
O gün, Theo'nun Demir Atölyesi'nde küçük bir başlangıç yapılmıştı.
Bir kılıcın başlangıcı.
Bir ustanın emeği.
Ve Aure'nin yavaş yavaş kendi yoluna doğru attığı ilk gerçek adım.
Theo sipariş defterini kapattıktan sonra bir süre daha Aure'yi izledi.
Aure ise atölyenin içinde dolaşıyor, duvarlarda asılı silahlara bakıyordu.
Bir çocuk gibi heyecanlandığını belli etmemeye çalışıyordu.
Başarısız oluyordu.
Theo bunu görünce burnundan hafif bir nefes verdi.
"Bir haftayı çıkarabilecek misin?"
Aure hemen döndü.
"Ne demek?"
"Her gün gelip kılıcın hazır olup olmadığını sormayacaksın değil mi?"
"Ben öyle biri gibi mi duruyorum?"
Theo birkaç saniye sustu.
Sonra Arseny'ye baktı.
Arseny de ona baktı.
İkisi de aynı anda başını salladı.
"Evet."
Aure derin bir ihanete uğramış gibi göründü.
"İkiniz de korkunç insanlarsınız."
"Doğru."
"Katılıyorum."
Aure birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra vazgeçti.
Çünkü itiraz edecek bir şey bulamamıştı.
Theo tekrar çalışma masasının yanına geçti.
"Bu arada."
Arseny ona baktı.
"Hm?"
"Son zamanlarda ilginç şeyler duyuyorum."
Bu cümleyle birlikte atölyedeki hava hafifçe değişti.
Theo genelde boş konuşan biri değildi.
Arseny bunu biliyordu.
"Ne gibi?"
Theo masanın üzerinde duran metal parçalarından biriyle oynadı.
"Dışarıdan gelen tüccarlar azalıyor."
"Onu duydum."
"Bu normal kısmı."
Arseny sessiz kaldı.
Theo devam etti.
"Normal olmayan kısmı ise gelenlerin anlattıkları."
Aure de konuşmayı dinlemeye başlamıştı.
"Ne anlatıyorlar?"
Theo birkaç saniye düşündü.
Sanki duyduklarını nasıl ifade edeceğine karar vermeye çalışıyordu.
"Yollar değişiyor."
Aure kaşlarını çattı.
"Yollar nasıl değişebilir ki?"
"Ben de aynı şeyi söyledim."
Theo omuz silkti.
"Ama son iki ayda üç farklı kervan aynı şeyi anlattı."
Arseny dikkat kesildi.
Theo kolay kolay söylenti taşıyan biri değildi.
"Bazı bölgelerde canavar hareketleri arttı."
"Bu olağan dışı değil."
"Evet."
Theo başını salladı.
"Ama canavarların yönleri olağan dışı."
Sessizlik oldu.
"Yönleri?"
"Evet."
Theo parmağıyla masaya hafifçe vurdu.
"Göç eden yaratıklar normalde dağlara gider."
"Ormanlara gider."
"Güvenli bölgelere gider."
"Şimdi ise..."
Durdu.
"Şehirlere yaklaşıyorlar."
Aure'nin yüzündeki ifade değişti.
Arseny de kaşlarını hafifçe çatmıştı.
Theo devam etti.
"Sanki bir şeyden kaçıyorlarmış gibi."
Atölye sessizleşti.
Uzakta bir yerde çekiç sesi duyuldu.
Sonra tekrar sessizlik.
Arseny'nin zihninde istemsizce Kaarn'ın sözleri yankılandı.
Kapı.
Şeytan alemi.
Yaklaşan savaş.
Kiliseler.
Dış tanrılar.
Bütün bunlar birbirinden bağımsız olaylar gibi görünüyordu.
Ama artık öyle hissettirmiyordu.
Sanki görünmeyen bir şey dünyanın farklı yerlerinde hareket etmeye başlamıştı.
Henüz kimse ne olduğunu bilmiyordu.
Ama etkileri hissediliyordu.
Theo sonunda omuz silkti.
"Belki de hiçbir şey değildir."
"Belki."
Ama Arseny buna tam olarak inanmadı.
Çünkü son zamanlarda çok fazla tuhaf şey oluyordu.
Ve tecrübeleri ona bir şey öğretmişti:
Bir dünyada aynı anda çok fazla tesadüf yaşanıyorsa...
Muhtemelen tesadüf değillerdir.
Aure sessizliği bozdu.
"Umarım kötü bir şey değildir."
Theo ona baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Ben de."
Arseny bu gülümsemeyi gördü.
Ama gözlerine ulaşmadığını da fark etti.
Theo da endişeliydi.
Sadece belli etmiyordu.
Bir süre sonra konu değişti.
Theo birkaç farklı metal türünü gösterdi.
Bazılarının neden daha dayanıklı olduğunu anlattı.
Bazılarının neden kılıç yapımında tercih edilmediğini açıkladı.
Aure şaşırtıcı şekilde dikkatle dinliyordu.
Hatta birkaç soru bile sordu.
Bu durum Theo'nun hoşuna gitmiş gibiydi.
Çünkü cevapları beklenenden daha uzun vermeye başlamıştı.
Yaklaşık yarım saat sonra Arseny çıkmak için ayağa kalktı.
"Bizim gitmemiz lazım."
Theo başını salladı.
"Bir hafta."
Aure anında cevap verdi.
"Hatırlıyorum."
"İyi."
"Üç gün sonra gelebilir miyim?"
"Hayır."
"Beş gün?"
"Hayır."
"Altı?"
"Hayır."
Aure iç çekti.
Theo ise ilk kez açıkça güldü.
"Bir haftayı bekle."
"Zor olacak."
"Bu da eğitimin bir parçası."
Atölyeden ayrılırken Aure son kez dönüp içerideki kılıçlara baktı.
Sonra Theo'nun çalışma alanına.
Sonra da ocağın içindeki kızıl alevlere.
Yüzünde istemsiz bir gülümseme vardı.
Arseny bunu fark etti.
"Mutlu görünüyorsun."
Aure birkaç saniye sustu.
Sonra başını salladı.
"Evet."
"Neden?"
Bu soruya hemen cevap vermedi.
Biraz düşündü.
Sonra dürüstçe konuştu.
"Bilmem."
Gökyüzüne baktı.
"Ama ilk defa gelecekte yapmayı istediğim bir şey varmış gibi hissediyorum."
Arseny birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Bu güzel bir şey."
Aure de gülümsedi.
İkisi birlikte Demirciler Sokağı'ndan çıkıp malikâneye doğru yürümeye başladılar.
Arkalarında çekiç sesleri yankılanmaya devam ediyordu.
Önlerinde ise yavaş yavaş değişmeye başlayan bir dünya uzanıyordu.
Ve henüz hiçbiri bilmiyordu ki...
Bu sakin günler çok uzun sürmeyecekti.
