61. bölüm · Taçsız Kral

61-Gümüş Kanatlar ile Akşam

İlbey Yıldırım

Bölümler
1 1-Bir Ejderhayı Öldürmekten Daha Zor Şeyler 2 2-Parçalanmış Yıldız 3 3-Ölümden Dönen Yıldız 4 4-Ölü Bir Ejderhanın Sesi 5 5-Beyaz Ölümün Tek Sahibi 6 6-Yeniden Yazılan Kimlik 7 7-Hollowmere’de Yeni Bir Gerçek 8 8-İnsan mı? Anomali mi? 9 9-Kırmızı Gece 10 10-Kızıl Geceden Mavi Kadere 11 11-Ölümsüzlerle Kurulan Bağ 12 12-Kanlı Kuzey Toprakları 13 13-Şehir Yeniden Doğarken 14 14-Kayıp Türün Geri Dönüşü 15 15-Başlangıç Adaptasyonu 16 16-Enerjinin Adı: Aure 17 17-Kızıl Kılıç, Beyaz Mana 18 18-Kuzey Geçidindeki Katliam 19 19-Bahçeye Bakan Oda 20 20-Acı Kahve, Keskin Kılıç 21 21-Bunu Özlemişim 22 22-Korkunun Arasında Huzur 23 23-Küçük İhtiyaçlar 24 24-Bir Gülüşün Ardına Saklanan Karanlık 25 25-Kahve ve Hatıralar 26 26-Işık Tapınağı’nın Karanlığı 27 27-Kan ve Onur Düellosu 28 28-Kan Yıldızı'nın Doğuşu 29 29-Sessizliğin Ardındaki Kayıp 30 30-Masalın Sonundaki Yıldız 31 31-Hiçbir Şeyin Ortasında 32 32-Sonsuzluğun Sonunda Bir Kapı 33 33-Aynı Gökyüzü, Başka Dünya 34 34-Uzak Kıyıların Çağrısı 35 35-Kırık İbre 36 36-Kırık İbre, Doğru Yön 37 37-Kuzeybatıya Dönen İbre 38 38-Kanatların Gölgesinde 39 39-Ardyn’ın Emri 40 40-Ovada Kurulan Tuzak 41 41-Yolun Sonundaki Saray 42 42-En İlginç İnsanlar Zincirle Tutulmaz 43 43-Gecenin Kalbi 44 44-Çürüyen Köy 45 45-Thyraxis'in Mirası 46 46-Yedinci Kilit 47 47-Mutlak Gece 48 48-Sonraki Sabah 49 49-Sora Nerede? 50 50-Kayıp Yılların Ardından 51 51-Kahve Masasında Anlatılanlar 52 52-Gece Pazarı’nın Gürültüsü 53 53-Tanımsız Alan 54 54-Gökyüzünün Altında 55 55-Okyanusun Sesini Duymak 56 56-Algı Katmanları 57 57-Güçten Daha Fazlası 58 58-Kaarn'ın Açıklanamayan Sözleri 59 59-Kılıç Arayışı 60 60-Canavarların Korkusu 61 61-Gümüş Kanatlar ile Akşam 62 62-Bir Evin Yeniden Canlanışı 63 63-Rapor Ekibi 64 64-Taç Altında Yargı 65 65-İmparatorun Soruları

Malikânenin büyük demir kapıları açıldığında güneş yavaş yavaş batıya eğilmeye başlamıştı.

Demirciler Sokağı'nın sıcaklığı ve gürültüsü geride kalmıştı ama Aure'nin heyecanı hâlâ dinmemişti.

Hatta yol boyunca tek konuşan neredeyse oydu.

"Acaba nasıl bir kılıç olacak?"

"Bilmiyorum."

"Kabzasında desen olur mu?"

"Bilmiyorum."

"Ya çok havalı olursa?"

Arseny ona baktı.

"Bu sorunun cevabı tamamen sana bağlı."

"Neden?"

"Çünkü sen zaten havalı bulacaksın."

Aure birkaç saniye düşündü.

"...Haklı olabilirsin."

Kapıya ulaştıklarında Arseny hafifçe güldü.

Son haftalarda Aure'nin bu kadar heyecanlandığını ilk kez görüyordu.

İçeri girdikleri anda salondan gelen sesler duyuldu.

Birden fazla kişinin konuştuğu belliydi.

Arada kahkahalar yükseliyor, biri bir şey anlatıyor, diğerleri cevap veriyordu.

Aure durdu.

"Misafir mi var?"

Arseny birkaç saniye dinledi.

Sonra yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

"Sanırım."

Salona girdikleri anda içeridekiler dönüp kapıya baktılar.

Salon alışılmadık derecede kalabalıktı.

Sora her zamanki gibi pencereye yakın koltuğa oturmuştu.

Elinde bir fincan vardı.

Karşısında ise Gümüş Kanatlar ekibi bulunuyordu.

Dorn.

Yeva.

Selene.

Harun.

Brek.

Lis.

Ve Mordain.

Görünüşe göre Sora sözünü tutmuştu.

Aure'nin gözleri hafifçe büyüdü.

"Vay."

Yeva ilk gülen kişi oldu.

"Demek ünlü kardeş bu."

"Ünlü mü?"

"Son birkaç saattir senden bahsediyoruz."

"İyi şeyler mi?"

"Hayır."

"Beklediğim cevap buydu."

Salondan birkaç kahkaha yükseldi.

Sora ise doğrudan Arseny'ye baktı.

"Neredeydiniz?"

Arseny cevap vermeye hazırlanırken Sora fincanını masaya bıraktı.

Bakışları hafifçe daraldı.

"Yine kaybolmayı düşünmüyorsun değil mi Senya?"

Arseny gözlerini kapattı.

"Başlıyoruz."

"Başlıyoruz."

"Abla."

"Ne?"

"Üç yıl önceydi."

"Farkındayım."

"Geçmişte kaldı."

Sora birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

"Bir sabah ortadan kayboldun."

"Sonra üç yıl boyunca senden haber alamadık."

"Sonra da kapıyı çalıp hiçbir şey olmamış gibi geri döndün."

Salondaki birkaç kişi sessizleşti.

Bu hikâyeyi ilk kez duyuyor gibiydiler.

Arseny omuz silkti.

"Özetleyince kötü duyuluyor."

"Çünkü kötü."

"Biraz."

"Biraz mı?"

Bu kez Harun kahkahasını tutamadı.

Dorn da gülüyordu.

Sora başını iki yana salladı.

"Bir gün yine ortadan kaybolursan peşinden gelmiyorum."

"Yalan."

"Tamamen yalan."

Bu kez konuşan Aure olmuştu.

Yeva da başını salladı.

"Ben de inanmadım."

Sora gözlerini devirdi.

"Kimse sizden fikir istemedi."

"Yine de verdik."

Salondaki hava yeniden yumuşadı.

Arseny koltuğa oturdu.

"Lyr ve diğerleriyle buluşmaya gittim."

Sora başını salladı.

"Sonra?"

"Geri dönerken Aure bir kılıç istedi."

Bir anda bütün dikkat Aure'ye döndü.

Aure ise bunun olmasını bekliyormuş gibi dikleşti.

"Evet."

Brek sırıtıyordu.

"Kılıç mı?"

"Kılıç."

"İyi seçim."

"Ben de öyle düşündüm."

Arseny devam etti.

"Epey ısrar etti."

"Yalan."

"Epey ısrar etti."

"Biraz ısrar ettim."

"Demirciler Sokağı'na gittik."

"Sonra Theo'nun atölyesine."

Bu noktada Aure dayanamayıp araya girdi.

"Pek çok kılıç denedim."

Elleriyle anlatmaya başladı.

"Uzun olanları."

"Kısa olanları."

"Hafif olanları."

"Ağır olanları."

Selene merakla sordu.

"Nasıl hissettirdiler?"

Aure birkaç saniye düşündü.

Sonra omuz silkti.

"Yanlış."

"Yanlış mı?"

"Evet."

Bakışlarını yere indirdi.

"Hiçbiri bana göre değilmiş gibi geldi."

Salonda kısa bir sessizlik oldu.

Mordain dikkatle onu izliyordu.

Dorn da düşünceli görünüyordu.

Bu cevap çocukça değildi.

Gerçek bir savaşçının vereceği türden bir cevaptı.

Aure devam etti.

"Sonra orta yaşlı, kalıplı bir adam çıktı."

Arseny kaşını kaldırdı.

"Theo'yu böyle mi anlatıyorsun?"

"Doğru ama."

"Doğru."

Mordain gülümseyerek başını salladı.

Aure anlatmaya devam etti.

"Bir süre abimle konuştu."

"Sonra içeri gitti."

"Bazı aletler getirdi."

"Kollarımı ölçtü."

"Ellerimi ölçtü."

"Boyumu ölçtü."

Harun kaşlarını kaldırdı.

"Özel sipariş."

"Sanırım."

"Hayır," dedi Arseny. "Kesinlikle özel sipariş."

Aure'nin yüzü aydınlandı.

"Sonra da bir hafta sonra hazır olacağını söyledi."

Bu kez Lis hafifçe gülümsedi.

"Şanslısın."

"Neden?"

"Theo kolay kolay herkes için özel kılıç yapmaz."

Aure'nin sırıtışı biraz daha büyüdü.

Ama gözleri yavaşça Sora'ya kaydı.

Sora bunu fark etti.

Ve birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Aure sonunda dayanamadı.

"Ee?"

"Ee ne?"

"Bir şey söylemeyecek misin?"

Sora fincanını eline aldı.

Sonra onu dikkatlice inceledi.

"Ne söylemem gerekiyor?"

Aure'nin yüzü düştü.

"Bilmem."

Sora birkaç saniye onu izledi.

Sonra yüzündeki ifade yumuşadı.

"Bu güzel."

Aure göz kırptı.

"Hepsi bu mu?"

"Hayır."

Salondaki herkes sessizleşti.

Sora devam etti.

"Eğer gerçekten istiyorsan..."

Kısa bir duraksama oldu.

"...iyi bir kılıç ustası olabilirsin."

Bu kez Aure'nin yüzündeki ifade tamamen değişti.

Çünkü bunu söyleyen kişi Sora'ydı.

Ve Sora kolay kolay övgü dağıtan biri değildi.

Aure birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi.

Sonra boğazını temizledi.

"Bu bir iltifat mı?"

"Sanırım."

"Harun."

"Efendim?"

"Bunu bir yere yaz."

Harun kahkahaya boğuldu.

Yeva da gülüyordu.

Brek masaya vurdu.

"Tarihî an."

"Kesinlikle tarihî an."

Sora gözlerini devirdi.

"Abartıyorsunuz."

"Abartmıyoruz."

"Abartıyoruz," dedi Mordain.

"Kesinlikle abartıyoruz."

Bu kez herkes güldü.

Arseny koltuğuna yaslandı.

Kahkahaları dinledi.

Konuşmaları dinledi.

Ve bir anlığına hiçbir şey söylemedi.

Geri döndüğünde bu malikâne boştu.

Sessizdi, soğuktu.

Şimdi ise... insanlar vardı, hayat vardı.

Kahkahalar yavaş yavaş dinerken salondaki sohbet farklı konulara kaymaya başladı.

Aure çoktan Gümüş Kanatlar'ın yanına kurulmuştu.

Biraz önce tanışmış olmasına rağmen sanki onları yıllardır tanıyormuş gibi davranıyordu.

Bu da garip şekilde kimseyi rahatsız etmiyordu.

"Yani gerçekten canavar avlıyorsunuz?"

Harun omuz silkti.

"Genelde."

"Ve gerçekten ölüm tehlikesi yaşıyorsunuz?"

"Genelde."

"Ve gerçekten yaralanıyorsunuz?"

Bu kez Brek kolundaki eski bir yara izini gösterdi.

"Bu sayılır mı?"

Aure'nin gözleri büyüdü.

"Bu bayağı sayılır."

Salondan hafif gülüşmeler yükseldi.

Arseny bir köşeden onları izliyordu.

Aure'nin insanlarla kaynaşması her zamanki gibi hızlı olmuştu.

Belki de onun en güçlü yönlerinden biri buydu.

İnsanların arasındaki mesafeleri fark etmeden kaldırabiliyordu.

Sora ise sessizce çayını içiyordu.

Bir süre sonra Mordain koltuğunda hafifçe öne eğildi.

"Bu arada."

Salondaki birkaç kişi ona döndü.

Mordain'in sesi bu kez biraz daha ciddiydi.

"Şehir hakkında konuşuyorduk."

Arseny dikkatini ona verdi.

"Bir şey mi oldu?"

Mordain başını salladı.

"Henüz değil."

"Bu iyi haber."

"Tam olarak değil."

Arseny kaşını kaldırdı.

Mordain devam etti.

"Son birkaç haftada loncaya gelen raporlar arttı."

Dorn kollarını göğsünde birleştirdi.

"Özellikle dış bölgelerden."

Arseny dikkatle dinliyordu.

Theo'nun söyledikleri aklına geldi.

Değişen yollar.

Göç eden canavarlar.

Huzursuzluk.

Mordain devam etti.

"Canavar saldırıları artıyor."

"Ne kadar?"

"Normalden fazla."

"Anormal seviyede değil."

"Henüz."

Bu son kelime odadaki havayı hafifçe değiştirdi.

Sora fincanını masaya bıraktı.

"Ne tür canavarlar?"

"Karışık."

Dorn cevap verdi.

"Orman yaratıkları."

"Mağara türleri."

"Hatta normalde dağlardan inmeyen bazı türler bile görülmüş."

Sora'nın gözleri hafifçe daraldı.

"Dağlardan mı?"

"Öyle deniyor."

Yeva omuz silkti.

"Belki abartıyorlardır."

"Belki."

Mordain aynı fikirde görünmüyordu.

"Fakat aynı raporlar farklı bölgelerden geliyor."

Sessizlik oldu.

Arseny düşüncelere dalmıştı.

Bu duydukları Theo'nun anlattıklarıyla örtüşüyordu.

Ve bu onu rahatsız ediyordu.

Çünkü iki farklı kaynaktan gelen aynı haberler genelde tesadüf olmazdı.

Sora bunu fark etmiş gibi ona baktı.

"Bir şey mi düşünüyorsun?"

Arseny birkaç saniye sustu.

Sonra konuştu.

"Bugün Theo da benzer şeyler söyledi."

Odadaki dikkat yeniden ona yöneldi.

"Theo mu?" dedi Harun.

"Evet."

"Ne demiş?"

Arseny duyduklarını anlattı.

Tüccarlar.

Göç yolları.

Şehirlere yaklaşan yaratıklar.

Ve son olarak Theo'nun söylediği o cümleyi.

"Sanki bir şeyden kaçıyorlarmış gibi."

Sözleri bittiğinde odada kısa bir sessizlik oluştu.

Bu kez konuşan kişi Selene oldu.

"Sence bir şeyden mi kaçıyorlar?"

Arseny dürüstçe cevap verdi.

"Bilmiyorum."

"Fakat aynı hikâyeyi iki kez duyduğumda dikkat kesilirim."

Mordain başını salladı.

"Ben de."

Sora bir süre sessiz kaldı.

Sonra arkasına yaslandı.

"Lonca ne düşünüyor?"

Dorn kısa bir nefes verdi.

"Resmî açıklama mı?"

"Evet."

"Mevsimsel hareketlilik."

Bu cevabın ardından odadaki birkaç kişi aynı anda güldü.

Yeva başını iki yana salladı.

"Loncanın her soruna verdiği cevap."

Harun da ekledi.

"Eğer gökyüzü yarılsa ona da mevsimsel hareketlilik derler."

Bu kez Sora bile hafifçe güldü.

Ama Arseny gülmedi.

Çünkü Kaarn'ın sözleri yeniden zihninde yankılanmıştı.

Kapı.

Yaklaşan savaş.

Dış tanrılar.

Bilinmeyen tehditler.

Bütün bunların arasında canavarların huzursuzlaşması kulağa önemsiz gelmiyordu.

Tam tersine...

Daha büyük bir şeyin ilk işaretleri gibi hissettiriyordu.

Aure ise konuşulanları dikkatle dinliyordu.

Normalde böyle konularda sıkılırdı.

Ama bugün farklıydı.

Belki ilk kez bir kılıcı bekliyor olmasıydı.

Belki de ilk kez kendisini bu dünyanın olaylarının bir parçası gibi hissetmeye başlamıştı.

Bir süre sonra Lis ayağa kalktı.

"Güneş batıyor."

Yeva da pencereye baktı.

Gerçekten de gökyüzü turuncuya dönmeye başlamıştı.

Mordain doğruldu.

"Bizim de gitmemiz gerekiyor."

Harun homurdandı.

"Yarın yine erken kalkacağız."

"Çünkü görevimiz var."

"İşte bu yüzden homurdanıyorum."

Gümüş Kanatlar üyeleri yavaş yavaş ayağa kalkmaya başladılar.

Aure'nin yüzü biraz düştü.

Bu durumu fark eden Brek hafifçe gülümsedi.

"Merak etme."

"Neyi?"

"Tekrar görüşeceğiz."

Harun sırıtıp ekledi:

"Muhtemelen bir dahaki gelişimizde elinde kılıç olacak."

Aure'nin morali anında düzeldi.

"Kesinlikle olacak."

"İddialı konuşuyorsun."

"Bir haftadır bekliyor gibi hissediyorum."

"Henüz birkaç saat oldu."

"Detay."

Salondan son kez kahkahalar yükseldi.

Kapıya kadar uğurlandıktan sonra Gümüş Kanatlar malikâneden ayrıldı.

Akşam serinliği yavaş yavaş çökmeye başlamıştı.

Kapı kapandığında malikâne yeniden sessizleşti.

Ama bu eski sessizlik değildi.

Boşluk hissi veren bir sessizlik değil.

İnsanların biraz önce bulunduğu bir yerin sessizliği.

Yaşamış bir sessizlik.

Sora pencereye doğru yürüdü.

Dışarı baktı.

Arseny de yanına geldi.

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Sonra Sora sakin bir sesle konuştu:

"Rahatsız eden bir şey var."

Bu bir soru değildi.

Bir tespitti.

Arseny gözlerini ufka çevirdi.

"Belki."

"Canavarlar mı?"

"Kısmen."

Sora birkaç saniye bekledi.

"Diğer kısmı?"

Arseny cevap vermeden önce gökyüzünde süzülen birkaç kuşa baktı.

Sonra yavaşça konuştu.

"Kaarn..."

Bu tek kelime yeterli olmuştu.

Sora'nın yüzündeki ifade hafifçe değişti.

Çünkü ikisi de biliyordu.

Kaarn'ın sözleri hiçbir zaman sebepsiz olmazdı.

Ve eğer söyledikleri gerçekten gerçekleşmeye başlıyorsa...

Dünya çok yakında düşündüklerinden daha karmaşık bir hâl alacaktı.