7. bölüm · Taçsız Kral
7-Hollowmere’de Yeni Bir Gerçek
Eve dönüş yolu, sabahki sessizlikten çok daha ağırdı.
Manastırdan kasabaya doğru ilerlerken hava değişmemişti; ama Arseny için dünya sanki ince bir katman daha kazanmış gibiydi. Görüntüler aynıydı, taş yollar, dar sokaklar, uzaktan gelen pazarcı sesleri… fakat her şeyin altında artık hissedilen ikinci bir akış vardı: mana.
Göğsündeki kalp, çevredeki yaşamı pasif bir yankı gibi algılıyordu. İnsanlar konuştuğunda, bir kapı açıldığında, hatta rüzgâr dar bir sokaktan geçtiğinde bile çok hafif titreşimler oluşuyordu.
Arseny bunu ilk kez bu kadar net fark ediyordu.
Sora yanında yürüyordu.
Sessizdi.
Ama bu sessizlik rahatlık değil, gözlemdi.
Kasabaya girdiklerinde değişim daha belirgin oldu.
Hollowmere sabah rutininin içindeydi; fırınlardan taze ekmek kokusu yayılıyor, demirciler kapılarını açıyor, çocuklar sokaklarda koşturuyordu. Her şey normaldi.
Ama Arseny'nin varlığı artık "normal" değildi.
İlk fark eden yaşlı bir adam oldu.
Tezgâhının arkasında duruyordu. Gözleri Arseny'nin üzerine düştüğü anda hareketi durdu. Sanki bir anlığına nefes almayı unutmuş gibi.
Arseny bunu fark etti.
Ve bakışını geri çekmedi.
Adamın gözleri önce Arseny'nin yüzüne, sonra istemsiz şekilde göğsüne kaydı.
Bandaj yoktu artık.
Ama his vardı.
"...Dragonheart," dedi adam neredeyse fısıldayarak.
Kelime kasıtlı söylenmemişti.
Ama yine de etrafındaki birkaç kişi duydu.
Fırıncı kadın elindeki hamuru bıraktı.
Bir çocuk koşmayı kesti.
Bir anlık sessizlik oluştu.
Sora durmadı.
Sadece başını hafifçe çevirdi.
"Yürü," dedi düşük sesle.
Arseny bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Ama artık farkındaydı: her adım bir dikkat çekiyordu.
İnsanlar onu görüyordu.
Sadece "Arseny" olarak değil.
Bir şey olarak.
Yanından geçtikleri bir sokakta iki genç maceracı durdu.
Biri diğerine eğildi.
"Bu o mu?"
"A sınıfı maceracının kardeşi… çekirdeği olmayan çocuk."
"Ölmüş olması gerekirdi."
Arseny bu cümleyi duydu.
Ama tepki vermedi.
Sora da etmedi.
Sadece yürüdüler.
Ama Arseny'nin içinde küçük bir şey kıpırdadı.
Eskiden bu cümleler onu yere çekerdi.
Şimdi ise…
sadece veri gibiydi.
Sora bunu fark etti.
Bir köşeyi döndüklerinde konuştu.
"Bakmıyorsun."
Arseny kısa bir an sessiz kaldı.
"Dinliyorum."
Sora başını salladı.
"Farklı."
Ardından devam etti:
"Eskiden bunu içselleştirirdin."
Arseny bakışlarını yere indirdi.
"Şimdi?"
Sora durmadı.
"Şimdi dışarıda kalıyor."
Kısa bir sessizlik oldu.
Arseny hafifçe nefes verdi.
"Bu iyi mi?"
Sora cevap vermedi hemen.
Sonra sade bir tonla konuştu:
"Hayatta kalmak için evet."
Kasabanın merkezi daha kalabalıktı.
Pazar kurulmuştu.
Renkler, sesler, hareket… hepsi normaldi.
Ama Arseny ve Sora içeri girdiğinde bu normallik çatladı.
Bir tüccar, kumaş rulosunu kaldırırken Arseny'yi gördü ve eli havada kaldı.
Yanındaki kadın fısıldadı:
"Gördün mü? O…"
"Çekirdeği yoktu."
"Şimdi var."
Sora durdu.
Arseny de.
Bu kez sesler daha yakındı.
Daha netti.
Arseny başını hafifçe çevirdi.
Sora hemen uyardı:
"Bakma."
Ama Arseny bakmadı.
Çünkü artık kaçınmıyordu.
Bir grup maceracı uzaktan onları izliyordu.
Zırhlarının üzerinde lonca rozetleri vardı.
Biri hafifçe öne çıktı.
"Dragonheart taşıyıcısı…"
Yanındaki kişi gergin bir şekilde konuştu:
"Bunun mümkün olduğu söyleniyordu ama…"
"Gerçek olduğunu sanmıyordum."
Arseny yürümeye devam etti.
Ama her kelime göğsündeki kalpte küçük dalgalanmalar yaratıyordu.
Sora bunu hissetti.
Yanına yaklaştı.
"Kontrol et."
Arseny gözlerini kısık tuttu.
"Kontrol ediyorum."
"Hayır."
Sora'nın sesi daha sertti.
"Dışarıyı kontrol et."
Arseny bunu düşündü.
Sonra yavaşça nefes aldı.
Ve ilk kez bilinçli olarak çevresindeki manayı "itmedi".
Sadece gördü.
İnsanların korkusu.
Merakı.
Hesaplaması.
Ve en önemlisi…
değişimi.
Arseny fısıldadı:
"Bana bakıyorlar."
Sora yanıt verdi:
"Evet."
"Eskiden yoktun."
Arseny bunu yavaşça sindirdi.
Pazarın ortasına geldiklerinde kalabalık artık tamamen onları izliyordu.
Ama kimse yaklaşmıyordu.
Bir sınır vardı.
Görünmeyen.
Sora o sınırı fark etti.
Ve Arseny de.
Arseny durdu.
Sora da onunla birlikte durdu.
Kısa bir sessizlik.
Arseny başını hafifçe kaldırdı.
"Ben artık aynı kişi değilim."
Sora cevap vermedi.
Arseny devam etti:
"Ama onlar hâlâ öyle düşünüyor."
Sora sonunda konuştu:
"Düşünmeye devam edecekler."
Arseny ona baktı.
Sora sakin bir şekilde ekledi:
"Ta ki sen aksini gösterene kadar."
Kısa bir duraklama.
Arseny çevresine baktı.
İnsanlar hâlâ izliyordu.
Ama bu kez korku tek başına değildi.
Bir şey daha vardı.
Beklenti.
Sora hafifçe başını eğdi.
"Ne yapacaksın?"
Arseny birkaç saniye sustu.
Göğsündeki kalp güçlü ama dengeli atıyordu.
Sonra çok net konuştu:
"Kaçmayacağım."
Sora onu inceledi.
Arseny bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Kalabalığın içinden geçerken bakışlar onu takip etti.
Ama bu kez Arseny bakışlardan kaçmadı.
Onların içinden geçti.
Ve her adımda bir şey daha netleşti:
Hollowmere onu artık eski haliyle hatırlamıyordu.
Ve o da artık o kişi değildi.
Kalabalığın içinden geçtikçe sesler tamamen kesilmedi, sadece yön değiştirdi.
Fısıltılar artık tek bir noktada toplanmıyordu; Arseny'nin arkasından değil, çevresinden akıyordu. Sanki insanlar onu konuşmak yerine ölçüyordu.
Sora onun biraz gerisinde yürüyordu.
Bu kez onu durdurmuyor, yönlendirmiyordu.
Sadece izliyordu.
Arseny bunu fark etti.
Ve bu farkındalık, içindeki ağırlığı garip bir şekilde azaltıyordu.
Pazarın çıkışına yaklaştıklarında bir grup çocuk yolun kenarında durmuştu.
En öndeki çocuk, Arseny'yi görünce önce geri çekildi.
Sonra durdu.
Merak, korkudan daha hızlı davranmıştı.
"Anne…" diye mırıldandı.
Kadın çocuğun kolunu tuttu ama bakışını Arseny'den çekemedi.
Arseny durmadı.
Ama bakışları çocukta kısa bir saniye kaldı.
Çocuk korkmamıştı aslında.
Sadece anlamamıştı.
Bu küçük detay Arseny'nin zihninde beklenmedik şekilde netleşti.
Korku değil.
Bilgisizlik.
Sora onun yanına yaklaştı.
"Farklı görüyorsun."
Arseny kısa bir nefes verdi.
"Onlar da öyle."
Sora başını hafifçe eğdi.
"Evet."
Arseny yürümeye devam etti.
Ama sesi bu kez daha düşük çıktı.
"Eskiden görünmezdim."
Sora hemen cevap vermedi.
Arseny devam etti:
"Şimdi… yanlışım."
Sora'nın adımları onunla aynı hizaya geldi.
"Yanlış değilsin."
Arseny hafifçe güldü.
"Kasaba öyle düşünmüyor."
Sora bakışlarını ileri sabitledi.
"Kasaba henüz anlamıyor."
Kısa bir duraklama.
Sonra ekledi:
"Ve anlamak zorunda da değil."
Arseny buna cevap vermedi.
Çünkü bu cümle, düşündüğünden daha sertti.
---
Kasabanın daha dar sokaklarına girdiklerinde kalabalık seyrekleşti.
Ama fısıltılar azalmadı.
Sadece değişti.
Artık daha temkinliydi.
Daha ölçülü.
Sanki insanlar yüksek sesle konuşmanın sonuçlarını tartıyordu.
Bir duvarın yanında duran yaşlı bir kadın Arseny'yi görünce gözlerini kıstı.
"Bu çocuk…" dedi kısık sesle.
"Ölüydü."
Yanındaki adam cevap verdi:
"Şimdi değil."
Bu cümle Arseny'nin içinde küçük bir yankı bıraktı.
"Şimdi değil."
Sora bunu fark etti.
"Dinliyorsun yine."
Arseny başını salladı.
"Bu sefer farklı."
"Nasıl?"
Arseny kısa bir duraklama yaşadı.
"Beni tanımlamıyor."
Sora'nın bakışları hafifçe değişti.
Arseny devam etti:
"Eskiden söyledikleri… benim gerçeğimdi."
"Şimdi sadece…"
Kelimeleri aradı.
"…dışarıdan bir yorum."
Sora birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra çok net konuştu:
"Bu iyi bir şey."
Arseny ona baktı.
Sora devam etti:
"Çünkü artık onlar seni inşa etmiyor."
Kısa bir duraklama.
"Sen kendini inşa ediyorsun."
Arseny bu cümleyi yavaşça içine aldı.
---
Sokağın sonunda küçük bir açık alan vardı.
Orada birkaç maceracı durmuştu.
Lonca armaları belirgindi.
Biri Arseny'yi gördüğünde refleksle elini kılıcına götürdü ama çekmedi.
Sadece baktı.
Uzun süre.
"Dragonheart taşıyıcısı…" dedi biri.
Diğeri ekledi:
"Gerçekten olmuş."
Arseny durmadı.
Ama bu kez kalbi hızlanmadı.
Sora bunu fark etti.
"Daha sakin alıyorsun."
Arseny başını hafifçe çevirdi.
"Alışıyorum."
Sora kısa bir bakış attı.
"İyi."
Sonra ekledi:
"Çünkü bu sadece başlangıç."
Arseny gözlerini ileriye çevirdi.
Sokaklar daralıyordu.
Evlerine giden yol görünmeye başlamıştı.
Ama kasaba artık aynı kasaba değildi.
Ve Arseny artık aynı "Arseny" değildi.
Göğsündeki kalp sabit atıyordu.
Yabancı bir varlık gibi değil.
Doğal bir uzantı gibi.
Arseny fısıldadı:
"Beni artık tanımıyorlar."
Sora cevap verdi:
"Henüz."
Arseny ona baktı.
Sora'nın sesi daha düşük ama netti:
"Tanımaları zaman alacak."
Kısa bir duraklama.
"Ve sen de onları tanımayı öğreneceksin."
Arseny yürümeye devam etti.
Ve ilk kez bunu bir yük gibi değil…
bir süreç gibi düşündü.
Arkasında kalan fısıltılar yavaş yavaş uzaklaştı.
Önünde ise sessiz bir ev vardı.
Ve içinde artık iki eski hayatın yerini alan tek bir gerçek:
değişim başlamıştı.
