43. bölüm · Taçsız Kral

43-Gecenin Kalbi

İlbey Yıldırım

Bölümler
1 1-Bir Ejderhayı Öldürmekten Daha Zor Şeyler 2 2-Parçalanmış Yıldız 3 3-Ölümden Dönen Yıldız 4 4-Ölü Bir Ejderhanın Sesi 5 5-Beyaz Ölümün Tek Sahibi 6 6-Yeniden Yazılan Kimlik 7 7-Hollowmere’de Yeni Bir Gerçek 8 8-İnsan mı? Anomali mi? 9 9-Kırmızı Gece 10 10-Kızıl Geceden Mavi Kadere 11 11-Ölümsüzlerle Kurulan Bağ 12 12-Kanlı Kuzey Toprakları 13 13-Şehir Yeniden Doğarken 14 14-Kayıp Türün Geri Dönüşü 15 15-Başlangıç Adaptasyonu 16 16-Enerjinin Adı: Aure 17 17-Kızıl Kılıç, Beyaz Mana 18 18-Kuzey Geçidindeki Katliam 19 19-Bahçeye Bakan Oda 20 20-Acı Kahve, Keskin Kılıç 21 21-Bunu Özlemişim 22 22-Korkunun Arasında Huzur 23 23-Küçük İhtiyaçlar 24 24-Bir Gülüşün Ardına Saklanan Karanlık 25 25-Kahve ve Hatıralar 26 26-Işık Tapınağı’nın Karanlığı 27 27-Kan ve Onur Düellosu 28 28-Kan Yıldızı'nın Doğuşu 29 29-Sessizliğin Ardındaki Kayıp 30 30-Masalın Sonundaki Yıldız 31 31-Hiçbir Şeyin Ortasında 32 32-Sonsuzluğun Sonunda Bir Kapı 33 33-Aynı Gökyüzü, Başka Dünya 34 34-Uzak Kıyıların Çağrısı 35 35-Kırık İbre 36 36-Kırık İbre, Doğru Yön 37 37-Kuzeybatıya Dönen İbre 38 38-Kanatların Gölgesinde 39 39-Ardyn’ın Emri 40 40-Ovada Kurulan Tuzak 41 41-Yolun Sonundaki Saray 42 42-En İlginç İnsanlar Zincirle Tutulmaz 43 43-Gecenin Kalbi 44 44-Çürüyen Köy 45 45-Thyraxis'in Mirası 46 46-Yedinci Kilit 47 47-Mutlak Gece 48 48-Sonraki Sabah 49 49-Sora Nerede? 50 50-Kayıp Yılların Ardından 51 51-Kahve Masasında Anlatılanlar 52 52-Gece Pazarı’nın Gürültüsü 53 53-Tanımsız Alan 54 54-Gökyüzünün Altında 55 55-Okyanusun Sesini Duymak 56 56-Algı Katmanları 57 57-Güçten Daha Fazlası 58 58-Kaarn'ın Açıklanamayan Sözleri 59 59-Kılıç Arayışı 60 60-Canavarların Korkusu 61 61-Gümüş Kanatlar ile Akşam 62 62-Bir Evin Yeniden Canlanışı 63 63-Rapor Ekibi 64 64-Taç Altında Yargı 65 65-İmparatorun Soruları

Arseny uzun süre konuşmadı.

Odadaki sessizlik ağırdı ama rahatsız edici değildi. İmparator bekliyordu — baskı kurmadan, acele ettirmeden. Sanki cevabın er ya da geç geleceğini biliyordu.

Arseny sonunda gözlerini pencereye çevirdi.

Şehir aşağıda uzanıyordu. Işıklar seyrekleşmişti artık. Gece derinleşiyordu.

“Düşünmem gerek,” dedi.

İmparator başını hafif eğdi. “Mantıklı.”

“Şimdi cevap verirsem yanlış olur.”

“Çoğu insan düşünmeden kabul ederdi.” Ardyn fincanını eline aldı. “Ya da düşünmeden reddederdi.”

“Çoğu insan ben değilim.”

“Fark ettim.”

Sessizlik kısa bir an daha sürdü.

“Bir oda hazırlanır,” dedi imparator sonra. “Muhafız verilmeyecek. Kaçmayı denersen de kimse seni durdurmaya çalışmayacak.”

Arseny baktı ona.

“Gerçekten garip bir imparatormuşsunuz.”

Ardyn’ın yüzünde belirsiz bir ifade geçti. “Gerçekten garip bir misafirim var.”

Oda küçüktü ama temizdi.

Ahşap yatak, dar bir masa ve dışarı bakan tek pencere.

Arseny yatağa oturmadı.

Pencerenin önünde durdu. Batıya baktı.

Göremiyordu tabii. Arada dağlar, şehirler, ovalar vardı. Ama yön aynıydı.

Hep aynı yön.

Teklifi düşündü.

İmparatorluk kaynakları işine yarardı. Haritalar, kayıtlar, hızlı geçiş izinleri… Ve en önemlisi: batıda gerçekten bir şeylerin değiştiğini onlar da fark etmişti.

Bu önemliydi.

Çünkü yalnızca söylentilere dayanarak yüz kırk asker kaybetmezlerdi.

Ama güven başka meseleydi.

Ardyn tehlikeli bir adamdı.

Sessiz adamlardan biri.

Bağırmayan, tehdit etmeyen ama bulunduğu odanın kontrolünü fark ettirmeden elinde tutan türden.

Arseny böyle insanları severdi.

Aynı zamanda onlardan uzak dururdu.

Sabaha kadar uyumadı.

Ertesi gün öğlene doğru tekrar çağrıldı.

Bu kez taht salonuna değil, harita odasına.

Duvarlar eski parşömenlerle kaplıydı. Kırmızı işaretler, notlar, mühürler… Ortadaki büyük masanın üzerinde batı sınırları açıktı.

İmparator oradaydı.

Yanında General Vael Sorin duruyordu.

“Karar verdin mi?” diye sordu Ardyn.

Arseny masaya yaklaştı. İşaretli bölgelere baktı.

“Teklifinizi kabul ediyorum.”

General’ın yüzü değişmedi ama bakışları biraz sertleşti.

“Neden?” dedi.

“Çünkü gideceğim yer aynı.”

“İmparatorluğa güveniyorsun yani.”

“Hayır.”

Sessizlik oldu.

Arseny gözünü haritadan ayırmadan devam etti:

“Ama çıkarlarımız şu an aynı noktaya bakıyor.”

İmparator hafifçe başını salladı.

“Dürüst cevap.”

“En kullanışlısı da bu.”

Ardyn haritadaki koyu işaretli bölgeye dokundu.

“Velkar Geçidi.”

Arseny ismi tanıyordu. Cassel’in bahsettiği eski ticaret yollarından biri.

“Son rapor üç ay önce geldi,” dedi imparator. “Ondan sonra sessizlik başladı.”

“Ordu gönderdiniz.”

“Evet.”

“Kaç kişi?”

“Yüz kırk.”

Arseny birkaç saniye sustu.

“Ve geri dönen olmadı.”

“Olmadı.”

Vael bu kez öne çıktı.

“Yanına küçük bir birlik verilecek.”

“Asker istemiyorum.”

“Bunlar asker değil.”

Kapı açıldı.

On kişi içeri girdi.

Sessizdiler.

Disiplinleri asker gibiydi ama hareketleri değildi. Fazla rahatlardı. Odayı tek bakışta tarıyor, birbirleriyle konuşmadan pozisyon alıyorlardı.

Tehlikeli insanlardı.

Öndeki kadın kısa siyah saçlıydı. İnce yapılıydı ama yürüyüşünde kararsızlık yoktu.

“Kod adım Lyr,” dedi.

Arseny baktı ona.

“Kod adı.”

“Seninki gerçek mi?”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra kadının ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.

İlk anlaşmaları buydu.

Üç gün sonra yola çıktılar.

Gökyüzü griydi. Yağmur kokusu vardı.

Şehir geride kalırken ekip kendi içinde konuşmaya başladı.

Arseny’ye kimse özellikle yaklaşmıyordu.

Bazıları onu sadece “imparatorun ilginç misafiri” olarak görüyordu. Bazıları ise fazla genç.

Ama küçümsemelerinin asıl nedeni başka bir şeydi.

Arseny’nin savaşırken nasıl biri olduğunu bilmiyorlardı.

Bu da onu ölçememelerine neden oluyordu.

Lyr birkaç kez onu izlerken yakaladı.

Hiçbir şeye tepki vermiyordu.

Ne sohbete katılıyor ne de dikkat çekmeye çalışıyordu.

Sadece dinliyordu.

Bu durum bazılarını rahatsız etmişti.

İlk kamp üçüncü gecede kuruldu.

Ay bulutların arasından görünüyordu. Ateş çıtırdıyordu.

Ekip kendi arasında konuşurken Arseny biraz uzağa oturmuş gökyüzüne bakıyordu.

Lyr yanına geldi.

“Bir sorun mu var?” dedi Arseny gözünü ayırmadan.

“Hayır,” dedi kadın. “Sadece seni anlamaya çalışıyorum.”

“Kolay gelsin.”

Lyr hafifçe güldü.

“Ekibim senden hoşlanmıyor.”

“Fark ettim.”

“Bunu umursamıyor gibisin.”

“Çünkü fikirleri henüz bilgiye dayanmıyor.”

Bu cevap Lyr’ın ilgisini çekmişti.

“Kendine fazla güveniyorsun.”

“Hayır,” dedi Arseny sakin şekilde. “Sadece neyi yapabildiğimi biliyorum.”

Lyr birkaç saniye sustu.

“İmparator senden çekiniyor.”

“Akıllıca.”

Kadın bu kez doğrudan ona baktı.

“Sen tam olarak nesin?”

Arseny ilk kez gözlerini ona çevirdi.

“Yorgun biri.”

O gece saldırı kampın ikinci nöbetinde başladı.

Önce ağaçlar sallandı.

Sonra ağır adımlar duyuldu.

Troller.

On yedi tane.

İlk çarpışma sert oldu.

Birlik düzenli savaşıyordu ama yaratıklar beklediklerinden güçlüydü. Kalın derileri normal darbeleri durduruyordu.

Bir adam omzundan yaralandı.

Bir diğeri ağaca savruldu.

Arseny ilk birkaç dakika hiç hareket etmedi.

Sadece izledi.

Trollerin hareketlerini.

Dayanıklılıklarını.

Ne kadar hızlı yenilendiklerini.

Lyr bir yaratığın saldırısından son anda kaçarken bağırdı:

“Bir fikrin varsa şimdi tam zamanı!”

Arseny ayağa kalktı.

Ay bulutların arasından tamamen çıkmıştı.

Gümüş ışık kısa süreliğine gözlerine vurdu.

Elini kaldırdı.

Mana önce göğsündeki ejderha kalbinde toplandı.

Sonra damarlarına yayıldı.

Etraftaki hava ağırlaştı.

Bunu herkes hissetti.

Troller duraksadı.

Arseny’nin sesi sakindi.

“Ruh Parçalama.”

Sessizlik oldu.

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra üç troll aynı anda yere çöktü.

Gözlerinde korku vardı ama bedenlerinde yara yoktu.

Bir diğeri sendeledi.

Sonra bir başkası.

Büyü hepsini öldürmemişti.

Ama zihinlerini parçalamıştı.

Geri kalan troller çığlık atarak geri çekilmeye başladı.

Ekip birkaç saniye hareket edemedi.

Çünkü az önce gördükleri şey normal bir büyü değildi.

Savaş kalan yaratıkların da öldürülmesiyle bitti.

Ama sessizlik devam etti.

Lyr ölü trollere bakıyordu.

“Hiç iz yok…” diye mırıldandı.

Sonra Arseny’ye döndü.

“Bu nasıl bir büyü?”

“Anlatması uzun sürer.”

“Öğretebilir misin?”

Arseny birkaç saniye onu inceledi.

Lyr’ın gözlerinde açgözlülük yoktu.

Merak vardı.

Ve başka bir şey daha.

Şüphe.

İmparatorluğa karşı mı, yoksa kendine karşı mı olduğunu anlamak zordu.

“Belki,” dedi Arseny.

“Belki?”

“Güven pahalıdır.”

Kadın hafifçe kaşlarını çattı.

“Yani?”

“Yani bir gün gerçekten kime sadık olduğunu seçmen gerekecek.”

Bu söz Lyr’ı susturdu.

Çünkü ikisi de bunun sadece bir büyü hakkında konuşma olmadığını anlamıştı.

Ateşin ışığı yüzünde titrerken kadın gözlerini kaçırdı.

Ve ilk kez gerçekten düşünmeye başladı.

Gece ilerledikçe kamp sessizleşti.

Yaralıların pansumanı bitmiş, nöbetler yeniden düzenlenmişti. Ateş artık daha küçüktü; yalnızca közlerin kırmızı ışığı toprağın üstünde nefes alır gibi yanıp sönüyordu.

Ama rahatlama yoktu.

Trollerin geri çekilmesi kimseyi sakinleştirmemişti.

Aksine.

Çünkü yaratıkların davranışı yanlıştı.

Lyr bunu ilk fark edenlerden biriydi.

Bir kayanın üstüne çömelmiş, ölü trollere bakıyordu. Parmakları yaratıklardan birinin kolundaki koyu izi inceliyordu.

“Bu normal değil,” dedi.

Yakındaki adamlardan biri başını kaldırdı. “Nesi?”

“Troller sürü halinde hareket eder ama bu kadar organize olmazlar.”

“Belki açlardır.”

“Hayır.” Lyr gözlerini kaldırmadan konuştu. “Aç yaratıklar korkup kaçmaz.”

Sessizlik oldu.

Çünkü haklıydı.

Arseny biraz uzakta duruyordu. Kollarını bağlamıştı.

“Bir şey onları yönlendiriyor,” dedi sonunda.

Birkaç kişi ona baktı.

Bu kez bakışlarda küçümseme yoktu.

Temkin vardı.

Ekipten iri yapılı bir adam kaşlarını çattı. “Ne demek o?”

Arseny yerdeki troll cesedine baktı.

“Hayvanlar korkuyu tanır. Az önce geri çekilmeleri gerekiyordu.”

“Ama?”

“Ama çok geç geri çekildiler.”

Lyr yavaşça ayağa kalktı.

“Sanki biri kalmalarını emretmiş gibi,” dedi.

Kimse cevap vermedi.

Çünkü bu düşünce hoş değildi.

Nöbet değişiminden sonra kamp iyice sessizleşti.

Arseny uyumadı.

Bir ağacın dibinde oturmuş haritaya bakıyordu.

Ay ışığı parşömenin üstüne düşüyordu.

Velkar Geçidi’ne hâlâ günler vardı.

Ama yol üzerindeki işaretler dikkatini çekmişti.

Kaybolan kervanlar.

Sessizleşen köyler.

Boşalan karakollar.

Hepsi aynı çizginin üzerindeydi.

Batıya ilerleyen tek bir iz gibi.

“Uyumuyorsun.”

Lyr’dı.

Kadın sessizce yanına geldi ve ağaca yaslandı.

“Sen de.”

“Ben alışığım.”

Arseny haritayı kapatmadı.

Lyr birkaç saniye bekledi.

“Az önce söylediğin şey…” dedi sonunda. “Sadakat hakkında olan.”

Arseny gözünü haritadan ayırmadı.

“Ne olmuş?”

“İmparatora güvenmiyorsun.”

“Doğru.”

“Yine de onun için çalışıyorsun.”

“Şimdilik.”

Lyr hafifçe başını çevirdi.

“Tehlikeli konuşuyorsun.”

“Tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz.”

Kadın kısa süre sustu.

Sonra daha alçak sesle konuştu:

“İmparator kötü biri değil.”

“Bunu söylemen ilginç.”

“Neden?”

“Çünkü sen ona sadık görünmüyorsun.”

Bu söz Lyr’ın bakışlarını sertleştirdi ama inkâr etmedi.

Uzun süre sessizlik oldu.

Sonunda kadın derin bir nefes verdi.

“Ardyn…” diye başladı. “İyi bir hükümdar.”

“Ama?”

“Ama imparatorluk değişiyor.”

Arseny ilk kez dikkatini tamamen ona verdi.

Lyr devam etti:

“Sarayın içi eskisi gibi değil. Soylular hareketleniyor. Batıdaki kayıplar gizleniyor. Bazı emirler doğrudan imparatorun mührüyle çıkıyor ama onun haberi var mı emin değilim.”

“Darbeden mi şüpheleniyorsun?”

“Henüz değil.” Kadın gözlerini ateşe çevirdi. “Ama bir şey çürüyor.”

Rüzgâr geçti.

Ağaç dalları hafifçe sallandı.

Arseny birkaç saniye düşündü.

Sonra sakin şekilde konuştu:

“Bu yüzden beni izliyorsun.”

Lyr hafifçe gülümsedi.

“Belki.”

“Hayır,” dedi Arseny. “Bir şey arıyorsun.”

Kadın cevap vermedi.

Bu da yeterliydi.

Ertesi sabah hava daha soğuktu.

Yol daralmaya başlamıştı. Toprak sertleşiyor, ağaçlar sıklaşıyordu.

Batıya yaklaşıyorlardı.

Öğlene doğru öncü olarak gönderilen iki kişi geri döndü.

Yüzleri gergindi.

“İleride köy var,” dedi biri.

“Ve?”

Adam yutkundu.

“Boş.”

Köye vardıklarında sessizlik ilk dikkat çeken şey oldu.

Hayvan sesi yoktu.

Duman yoktu.

Kapılar açıktı ama rüzgâr dışında hiçbir şey hareket etmiyordu.

Arseny attan indi.

Çamurun üstünde izler vardı.

Çok fazla iz.

Sürüklenmiş ayaklar.

Dağılmış eşyalar.

Ve koyu lekeler.

Lyr bir evin içine baktıktan sonra sessizce çıktı.

“Ceset yok.”

Bu daha kötüydü.

Ekip gerilmeye başlamıştı.

Bir adam mırıldandı:

“Belki kaçmışlardır.”

“Hayır,” dedi Arseny.

Yerdeki izi gösterdi.

“Kaçan insanlar yanına erzak alır.”

Köy meydanındaki dağılmış çuvallara baktı.

“Bunlar aceleyle gitmiş.”

Lyr’ın eli yavaşça hançerine kaydı.

“Birisi geliyor.”

Herkes aynı anda döndü.

Meydanın öbür ucunda biri duruyordu.

Küçük bir kız çocuğu.

Kirli beyaz bir elbise giymişti.

Hareketsizdi.

Ve gözleri tamamen siyahtı.