17. bölüm · Taçsız Kral

17-Kızıl Kılıç, Beyaz Mana

İlbey Yıldırım

Bölümler
1 1-Bir Ejderhayı Öldürmekten Daha Zor Şeyler 2 2-Parçalanmış Yıldız 3 3-Ölümden Dönen Yıldız 4 4-Ölü Bir Ejderhanın Sesi 5 5-Beyaz Ölümün Tek Sahibi 6 6-Yeniden Yazılan Kimlik 7 7-Hollowmere’de Yeni Bir Gerçek 8 8-İnsan mı? Anomali mi? 9 9-Kırmızı Gece 10 10-Kızıl Geceden Mavi Kadere 11 11-Ölümsüzlerle Kurulan Bağ 12 12-Kanlı Kuzey Toprakları 13 13-Şehir Yeniden Doğarken 14 14-Kayıp Türün Geri Dönüşü 15 15-Başlangıç Adaptasyonu 16 16-Enerjinin Adı: Aure 17 17-Kızıl Kılıç, Beyaz Mana 18 18-Kuzey Geçidindeki Katliam 19 19-Bahçeye Bakan Oda 20 20-Acı Kahve, Keskin Kılıç 21 21-Bunu Özlemişim 22 22-Korkunun Arasında Huzur 23 23-Küçük İhtiyaçlar 24 24-Bir Gülüşün Ardına Saklanan Karanlık 25 25-Kahve ve Hatıralar 26 26-Işık Tapınağı’nın Karanlığı 27 27-Kan ve Onur Düellosu 28 28-Kan Yıldızı'nın Doğuşu 29 29-Sessizliğin Ardındaki Kayıp 30 30-Masalın Sonundaki Yıldız 31 31-Hiçbir Şeyin Ortasında 32 32-Sonsuzluğun Sonunda Bir Kapı 33 33-Aynı Gökyüzü, Başka Dünya 34 34-Uzak Kıyıların Çağrısı 35 35-Kırık İbre 36 36-Kırık İbre, Doğru Yön 37 37-Kuzeybatıya Dönen İbre 38 38-Kanatların Gölgesinde 39 39-Ardyn’ın Emri 40 40-Ovada Kurulan Tuzak 41 41-Yolun Sonundaki Saray 42 42-En İlginç İnsanlar Zincirle Tutulmaz 43 43-Gecenin Kalbi 44 44-Çürüyen Köy 45 45-Thyraxis'in Mirası 46 46-Yedinci Kilit 47 47-Mutlak Gece 48 48-Sonraki Sabah 49 49-Sora Nerede? 50 50-Kayıp Yılların Ardından 51 51-Kahve Masasında Anlatılanlar 52 52-Gece Pazarı’nın Gürültüsü 53 53-Tanımsız Alan 54 54-Gökyüzünün Altında 55 55-Okyanusun Sesini Duymak 56 56-Algı Katmanları 57 57-Güçten Daha Fazlası 58 58-Kaarn'ın Açıklanamayan Sözleri 59 59-Kılıç Arayışı 60 60-Canavarların Korkusu 61 61-Gümüş Kanatlar ile Akşam 62 62-Bir Evin Yeniden Canlanışı 63 63-Rapor Ekibi 64 64-Taç Altında Yargı 65 65-İmparatorun Soruları

Öğleden sonra gökyüzü gri bulutlarla kaplanmıştı.

Şehrin duvarları artık ilk geldikleri zamanki kadar harabe görünmüyordu. Kulelerde nöbetçiler vardı, ana caddelerde yeniden hareket başlamıştı ve vampir muhafızları düzenli devriyeler atıyordu.

Ama kalmaları mümkün değildi.

Şatonun ana avlusunda iki at hazırlanmıştı.

Biri koyu siyah, uzun ve güçlü yapılıydı. Diğeri açık gri renkte, daha hızlı ve çevik görünüyordu.

Justicar merdivenlerin başında durmuş onları izliyordu.

Her zamanki gibi sakin görünüyordu ama bakışları daha ağırdı.

"Yollar kuzeyde güvenli sayılmaz." dedi düşük bir sesle. "Velkar geri çekildi ama tamamen kaybolmadı."

Sora dizginleri kontrol ederken cevap verdi.

"Biliyoruz."

Justicar'ın gözleri kısa süreliğine Aure'ye kaydı.

Aure o sırada atın etrafında dönüyordu.

"Bu neden bu kadar büyük?"

"Çünkü at." dedi Arseny.

"Ben de büyür müyüm?"

"Evet."

"Bu kadar mı?"

"Muhtemelen daha fazla."

Aure birkaç saniye bunu düşündü.

"Güzel."

Justicar onları sessizce izledi.

Sonra bakışlarını Arseny'ye çevirdi.

"Bedenini zorlamamaya çalış."

Arseny kısa bir nefes verdi.

"Deneyeceğim."

Sora hemen araya girdi.

"Bu 'hayır' demek."

"Yaklaşık."

Justicar hafifçe başını salladı.

Sonra ciddi bir tonla konuştu.

"Ashkar topraklarında adınız artık biliniyor."

Kısa bir duraksama.

"Bu hem avantaj hem de hedef olacağınız anlamına gelir."

Arseny cevap vermedi.

Bunu zaten biliyordu.

Justicar son kez başını hafifçe eğdi.

"Yolunuz açık olsun."

Sora da aynı şekilde başını eğerek karşılık verdi.

Arseny ise yalnızca kısa bir el hareketi yaptı.

Birkaç dakika sonra şehir kapıları açıldı.

İki at yavaşça kuzeye uzanan taş yoldan ilerlemeye başladı.

Sora öndeydi.

Tek başına ilerliyordu. Siyah atın üzerinde oldukça rahat görünüyordu. Omuzlarındaki gerginlik ilk kez azalmış gibiydi.

Rüzgâr saçlarını hafifçe hareket ettirirken çevreyi dikkatlice izlemeye devam ediyordu ama eski sertliği yoktu.

Arkasında ise Arseny ve Aure vardı.

Aure aynı ata binmişti.

Daha doğrusu…

Arseny'nin önünde oturuyordu.

Ve konuşuyordu.

Sürekli.

"Bu ağaç neden eğri?"

"Rüzgâr."

"Peki şu taş neden kırık?"

"Savaş."

"İnsanlar neden her şeyi kırıyor?"

Arseny birkaç saniye düşündü.

"Alışkanlık."

Aure bunu ciddi şekilde değerlendirdi.

"Bu kötü bir alışkanlık."

"Evet."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra:

"Arseny."

"Ne?"

"Ben gerçekten yüzlerce şeye dönüşebilir miyim?"

Arseny dizginleri gevşetirken cevap verdi.

"Muhtemelen."

"Sen de dönüşebiliyor musun?"

Bu soru birkaç saniyelik sessizlik yarattı.

Öndeki Sora bile hafifçe başını yana çevirdi.

Arseny sonunda konuştu.

"Kısmen."

Aure'nin gözleri anında parladı.

"Göster!"

"Hayır."

"Neden?"

"Çünkü düşeriz."

Aure birkaç saniye sustu.

Sonra oldukça ciddi bir ses tonuyla:

"Bu mantıklı."

Sora önden hafifçe güldü.

Arseny bunu duydu ama yorum yapmadı.

Yol ilerledikçe şehir arkalarında küçülmeye başladı.

Önlerinde ise geniş taş ovalar, orman sınırları ve uzak dağlar uzanıyordu.

Uzun bir yolculuktu.

Ama bu kez atmosfer farklıydı.

Eskisi kadar ağır değildi.

Aure'nin bitmeyen soruları, Sora'nın ara sıra verdiği kısa alaycı cevaplar ve Arseny'nin istemeden de olsa bu tempoya uyum sağlaması…

Grubu daha "canlı" hissettiriyordu.

Bir süre sonra Aure tekrar konuştu.

"Sora."

Öndeki siyah at yavaşlamadı.

"Ne?"

"Sen neden bazen sessizleşiyorsun?"

Sora kısa bir süre düşündü.

Sonra omzunun üzerinden hafifçe baktı.

"Çünkü siz ikiniz yeterince gürültülüsünüz."

Aure bunu birkaç saniye düşündü.

Sonra tamamen ciddi şekilde Arseny'ye döndü.

"Bence bu iltifattı."

Bu kez Arseny istemsizce güldü.

Ve uzun zamandır ilk kez…

Yolculuk gerçekten bir yolculuk gibi hissettirdi.

Öğleden sonraki sakin yolculuk, güneşin alçalmaya başladığı saatlerde değişmeye başladı.

Ovalar genişti.

Rüzgâr kuru otların arasından geçiyor, ufuk çizgisini dalga gibi hareket ettiriyordu. Yol uzun ve açıktı; saklanacak yer azdı.

Bu yüzden onları fark etmek zor olmadı.

Önce ses geldi.

Ağır adımlar.

Sonra boğuk bağırışlar.

Ve birkaç saniye sonra tepenin ardından çıkan büyük siluetler.

Orklar.

Hem de sıradan bir grup değil.

En az kırk taneydiler.

Paslı baltalar, kemikten yapılmış zırh parçaları ve savaş boyaları taşıyorlardı. İçlerinden bazıları diğerlerinden çok daha büyüktü.

Aure'nin gözleri büyüdü.

"Bunlar neden bu kadar çirkin?"

Sora sakince dizginleri çekti.

"Çünkü ork."

"Bu da cevap değil."

Arseny gözlerini sürüye sabitlemişti.

Orklar da onları görmüştü.

İlk bağırış yükseldiği anda sürü hızlanmaya başladı.

Toprak titriyordu.

Aure hafifçe gerildi.

"Çok hızlı geliyorlar."

Arseny onu dikkatlice atın arkasına çekti.

"Düşme."

Sonra sağ elini kaldırdı.

Hava anında değişti.

Beyaz mana çizgileri parmaklarının etrafında oluşmaya başladı. Toprakta ince çatlaklar belirdi.

Sora bunu hissedince başını yana çevirdi.

"…Ciddi misin?"

Arseny gözünü sürüden ayırmadı.

"Hızlı olur."

Mana yoğunlaşmaya başladı.

"Ruh Parçalama."

Kelime ortaya çıktığı anda çevredeki hava ağırlaştı.

Aure bile ürperdi.

Ama tam büyü tamamlanacakken Sora iç çekti.

Sonra elini uzatıp Arseny'nin kolunu tuttu.

"Bırak da biraz eğleneyim kardeşim."

Arseny birkaç saniye ona baktı.

Sora'nın yüzünde uzun zamandır görülmeyen bir ifade vardı.

Canlı.

Ve hafif tehlikeli.

Arseny kısa bir nefes verdi.

Sonra büyü çemberini dağıttı.

Beyaz mana havada parçalanarak kayboldu.

"Ölme."

Sora'nın dudak kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Denemem."

Bir sonraki saniye attan indi.

Kan kırmızısı kılıcı yavaşça kınından çıktı.

Justicar'ın hediyesi.

Kılıç çekildiği anda etrafa yoğun bir mana yayıldı.

Bıçak tamamen kırmızı değildi; sanki metalin içinde akan koyu kan hareket ediyordu.

Orklar bunu görünce daha da hızlandı.

İlk ork baltasını kaldırarak bağırdı.

Sora yürümeye başladı.

Sakin.

Düzgün adımlarla.

Sonra bir anda hızlandı.

Toprak çatladı.

İlk ork daha saldıramadan Sora'nın kılıcı boynundan geçti.

Kan havaya sıçradı.

İkinci hareket daha sertti.

Kılıç yana savruldu ve bir ork göğsünden ikiye ayrıldı.

Aure'nin gözleri parladı.

"Çok hızlı!"

Arseny sakince izliyordu.

Ama dikkatle.

Çünkü Sora'nın hareketleri değişmişti.

Eskisinden daha akıcıydı.

Daha vahşi.

Üçüncü ork arkadan saldırmaya çalıştı.

Sora aniden döndü.

Kırmızı kılıç havada yay çizdi.

Orkun baltası parçalandı.

Bir sonraki saniye ork yere düştü.

Sürü bağırarak etrafını sardı.

Ama Sora geri çekilmedi.

Tam tersine…

Ortalarına daldı.

Kan kırmızısı kılıç her savruluşta mana izi bırakıyordu.

Bazı darbeler yalnızca kesmiyordu.

Patlıyordu.

Kırmızı mana orkun bedeninin içinde infilak ediyor, ağır yaratıkları birkaç metre geriye savuruyordu.

Aure heyecanla ayağa kalktı.

"Arseny! Arseny! Bunu ben de öğrenebilir miyim?"

"Muhtemelen."

"Gerçekten mi?"

"Önce yürürken düşmemeyi öğren."

Aure birkaç saniye sustu.

"…Bu da mantıklı."

Öndeki savaş daha da sertleşmişti.

Sora'nın yüzünde ilk kez net bir sırıtış vardı.

Bir ork üzerine doğru devasa bir çekiç savurdu.

Sora eğildi.

Sonra yukarı doğru tek bir kesiş yaptı.

Dev ork olduğu yerde durdu.

Ve iki parçaya ayrıldı.

Rüzgâr kırmızı mana artıklarını taşıyordu.

Sora ağır nefes almıyordu bile.

Sanki uzun süredir bastırdığı bir şeyi sonunda serbest bırakmış gibiydi.

Arseny bunu izlerken hafifçe başını yana eğdi.

"…Gerçekten eğleniyor."

Aure ciddi ciddi başını salladı.

"Biraz korkutucu."

Aure'nin gözleri büyüdü.

Rüzgâr hâlâ savaş alanındaki kan kokusunu taşıyordu. Uzakta Sora'nın kılıcı yeniden savruldu ve bir ork daha yere yığıldı.

Ama Aure'nin dikkati artık tamamen Arseny'deydi.

"…Ne?"

Arseny bakışlarını savaştan ayırmadı.

Sesi sakindi.

"Sora her zaman korkunçtu."

Bir ork havaya savruldu. Kırmızı mana patlaması kuru otları dağıttı.

"Ne de olsa…" diye devam etti Arseny, "Dört İlkel Ejderha'dan biri olan Beyaz Ölüm Aarav'ı öldürdü."

Aure tamamen donmuştu.

Arseny'nin sesi değişmedi.

"Sonra onun kanını içti."

Uzakta Sora'nın kılıcı bir kez daha parladı.

Bir ork sürüsü geri çekilmeye başlamıştı artık.

"…Ve onun kalbini benim kalbimle değiştirdi." dedi Arseny.
"Mana kullanabilmemi sağlamak için."

Sessizlik.

Aure birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.

Küçük elleri dizginleri sıkıca tutuyordu.

"…Kalbini mi değiştirdi?"

"Evet."

"Gerçek anlamda mı?"

"Gerçek anlamda."

Aure'nin yüz ifadesi giderek daha karmaşık hale geldi.

Şaşkınlık.

Hayranlık.

Biraz korku.

Ve büyük miktarda merak.

"Bu… normal değil."

Arseny hafifçe omuz silkti.

"Zaten hiçbir zaman normal değildik."

Aure tekrar savaş alanına baktı.

Sora o sırada son büyük orku yere sermişti. Kan kırmızısı kılıcı omzunda duruyordu.

Orklar artık tamamen kaçıyordu.

Ama Sora peşlerinden gitmedi.

Sadece oldukları yerde durdu.

Nefesi düzgündü.

Sanki az önce onlarca ork öldüren kişi o değilmiş gibi.

Aure sessizce mırıldandı.

"…Gerçekten korkutucu."

Arseny bu kez hafifçe güldü.

"Evet."

Sonra ekledi:

"Ama garip şekilde güven verici."

Aure başını kaldırdı.

"Nasıl yani?"

Arseny birkaç saniye düşündü.

"Sora tehlikelidir."

Rüzgâr saçlarını hafifçe hareket ettirdi.

"Ama o tehlikeyi hiçbir zaman bize yöneltmedi."

Aure bunu uzun süre düşündü.

Sonra gözlerini tekrar Sora'ya çevirdi.

Sora uzaktan onlara doğru yürümeye başlamıştı. Kılıcın üzerindeki kırmızı mana yavaş yavaş dağılıyordu.

Aure bir anda bağırdı:

"SORA!"

Sora kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Ne?"

Aure tamamen ciddi bir ifadeyle konuştu.

"Sen gerçekten çok korkunçsun."

Sora birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Arseny'ye baktı.

"…Yine ne anlattın?"

Arseny masum bir ifadeyle omuz silkti.

"Gerçekleri."

Sora derin bir iç çekti.

"Harika."

Aure hâlâ etkilenmiş görünüyordu.

"Sen gerçekten ilkel ejderha mı öldürdün?"

Sora atına yaklaşırken kısa cevap verdi.

"Evet."

"Tek başına mı?"

"Hayır."

Aure rahatlamış gibi nefes verdi.

"Tamam, bu daha mantıklı."

Sora birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra düz bir sesle:

"Diğerleri ilk üç dakikada öldü."

Sessizlik.

Aure'nin yüzü boşaldı.

Arseny gözlerini kapatıp alnını tuttu.

"Sora."

"Ne?"

"Bunu söylemene gerek yoktu."

Sora attan tekrar dizginleri aldı.

"Geç öğrenmesindense şimdi öğrenmesi daha iyi."

Aure birkaç saniye hiçbir şey diyemedi.

Sonra yavaşça:

"…Ben gerçekten korkunç insanlarla geziyorum."

Arseny ciddi şekilde başını salladı.

"Teknik olarak bizler insan değiliz, tıpkı senin gibi ejderhayız."

Sora da aynı sakinlikle ekledi:

"Alışırsın."

Ve üçü, ork cesetleriyle dolu ovaları arkalarında bırakarak yollarına devam etti.