58. bölüm · Taçsız Kral

58-Kaarn'ın Açıklanamayan Sözleri

İlbey Yıldırım

Bölümler
1 1-Bir Ejderhayı Öldürmekten Daha Zor Şeyler 2 2-Parçalanmış Yıldız 3 3-Ölümden Dönen Yıldız 4 4-Ölü Bir Ejderhanın Sesi 5 5-Beyaz Ölümün Tek Sahibi 6 6-Yeniden Yazılan Kimlik 7 7-Hollowmere’de Yeni Bir Gerçek 8 8-İnsan mı? Anomali mi? 9 9-Kırmızı Gece 10 10-Kızıl Geceden Mavi Kadere 11 11-Ölümsüzlerle Kurulan Bağ 12 12-Kanlı Kuzey Toprakları 13 13-Şehir Yeniden Doğarken 14 14-Kayıp Türün Geri Dönüşü 15 15-Başlangıç Adaptasyonu 16 16-Enerjinin Adı: Aure 17 17-Kızıl Kılıç, Beyaz Mana 18 18-Kuzey Geçidindeki Katliam 19 19-Bahçeye Bakan Oda 20 20-Acı Kahve, Keskin Kılıç 21 21-Bunu Özlemişim 22 22-Korkunun Arasında Huzur 23 23-Küçük İhtiyaçlar 24 24-Bir Gülüşün Ardına Saklanan Karanlık 25 25-Kahve ve Hatıralar 26 26-Işık Tapınağı’nın Karanlığı 27 27-Kan ve Onur Düellosu 28 28-Kan Yıldızı'nın Doğuşu 29 29-Sessizliğin Ardındaki Kayıp 30 30-Masalın Sonundaki Yıldız 31 31-Hiçbir Şeyin Ortasında 32 32-Sonsuzluğun Sonunda Bir Kapı 33 33-Aynı Gökyüzü, Başka Dünya 34 34-Uzak Kıyıların Çağrısı 35 35-Kırık İbre 36 36-Kırık İbre, Doğru Yön 37 37-Kuzeybatıya Dönen İbre 38 38-Kanatların Gölgesinde 39 39-Ardyn’ın Emri 40 40-Ovada Kurulan Tuzak 41 41-Yolun Sonundaki Saray 42 42-En İlginç İnsanlar Zincirle Tutulmaz 43 43-Gecenin Kalbi 44 44-Çürüyen Köy 45 45-Thyraxis'in Mirası 46 46-Yedinci Kilit 47 47-Mutlak Gece 48 48-Sonraki Sabah 49 49-Sora Nerede? 50 50-Kayıp Yılların Ardından 51 51-Kahve Masasında Anlatılanlar 52 52-Gece Pazarı’nın Gürültüsü 53 53-Tanımsız Alan 54 54-Gökyüzünün Altında 55 55-Okyanusun Sesini Duymak 56 56-Algı Katmanları 57 57-Güçten Daha Fazlası 58 58-Kaarn'ın Açıklanamayan Sözleri 59 59-Kılıç Arayışı 60 60-Canavarların Korkusu 61 61-Gümüş Kanatlar ile Akşam 62 62-Bir Evin Yeniden Canlanışı 63 63-Rapor Ekibi 64 64-Taç Altında Yargı 65 65-İmparatorun Soruları

Sabah malikânenin yüksek pencerelerinden içeri süzülen solgun güneş ışığıyla başladı.

Ashraven Malikânesi'nin eski taş duvarları gece boyunca soğuğu içine çekmişti. Koridorlar hâlâ hafif serindi. Uzak bir yerden gelen ahşap çıtırtıları ve mutfaktan yayılan sıcak ekmek kokusu sessizliği yavaşça dağıtıyordu.

Arseny merdivenlerden aşağı inerken kısa süre durdu.

Son birkaç haftadır sabahlar ona farklı hissettiriyordu.

Eskiden yalnızca uyanırdı.

Şimdi ise malikânenin içindeki ether akışlarını hissedebiliyordu.

Alt kattaki hafif hareketler.

Mutfaktaki sıcaklığın oluşturduğu yoğunluk.

Aure'nin hızlı ve düzensiz enerji dalgaları.

Ve—

Sora'nın sakin varlığı.

Eskiden bu durum dikkat dağıtıcıydı.

Şimdi ise zihni bunu doğal kabul etmeye başlamıştı.

Bu düşünce onu biraz rahatsız etti.

Çünkü insan en çok alıştığı şeylerden değişirdi.

Mutfaktan gelen seslerle düşünceleri dağıldı.

Aure masanın üstüne tabak bırakırken yarı uykulu bir ifadeyle homurdandı.

"Eğer biri tekrar gün doğmadan eğitim yaparsa bu kez gerçekten bayılacak."

Arseny sandalyesine oturdu.

"Gün doğmadan değildi."

"Abi."

Aure boş gözlerle ona baktı.

"Gökyüzü siyahtı."

"Teknik olarak şafak yaklaşmıştı."

"Bu daha kötü."

Sora kahvesini hazırlarken kısa bir kahkaha attı.

"Onu durdurmaya çalışma. Başarısız olursun."

"Sen neden bu kadar sakinsin?"

"Çünkü yıllardır uğraşıyorum."

Aure dramatik şekilde başını iki yana salladı.

"Bu ailede neden herkes zihinsel olarak sorunlu?"

Sora kahvesinden bir yudum aldı.

"Kan bağı olabilir."

"Ben evlatlık olarak kalmayı tercih ediyorum."

Arseny istemsizce hafifçe gülümsedi.

Bu anlar garip şekilde huzurluydu.

Basit.

Sessiz.

Normal.

Ve son zamanlarda "normal" kelimesinin ne kadar değerli olduğunu fark etmeye başlamıştı.

Masaya oturan Sora birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra Arseny'ye baktı.

"Bu arada."

Arseny kaş kaldırdı.

"Ne oldu?"

Sora fincanını masaya bıraktı.

"Dün gece uyumadan yarım saat önce Kaarn'ın söylediği bir şeyi hatırladım."

Bu isim ortamın havasını hafifçe değiştirdi.

Kaarn.

O adamın varlığında her zaman görünmeyen bir ağırlık vardı.

Sanki söyledikleri yalnızca bilgi değil de yaklaşan bir şeyin habercisiydi.

Arseny dikkatini tamamen ona verdi.

Sora sakin şekilde konuştu.

"Çok nadir de olsa bazı insanlar birden fazla ether yolunda ilerleme gösterebilirler."

Çayından bir yudum aldı.

Sonra aynı sakin tonla devam etti.

"Onlara dış tanrılar denir."

Sessizlik oldu.

Aure'nin yüzündeki ifade değişti.

"Bu kulağa hiç normal bir şey gibi gelmedi."

Sora omuz silkti.

"Zaten normal değiller."

Arseny gözlerini hafifçe kıstı.

"Devam et."

Sora birkaç saniye sustu.

Sanki doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordu.

"Kaarn onların çoğunun geçmiş yaşamlarını hatırlamadığını söylemişti."

Arseny'nin bakışları ağırlaştı.

"Geçmiş yaşamlar."

"Evet."

Sora bu kez doğrudan onun gözlerine baktı.

"Aslında hepsi başka evrenlerde ölen tanrıların reenkarneleriymiş."

Mutfaktaki sessizlik bir anda ağırlaştı.

Dışarıdan gelen rüzgâr sesi bile daha uzak geliyordu.

Aure birkaç saniye boş boş baktı.

Sonra tamamen ciddi şekilde konuştu.

"Tamam."

Sora kaş kaldırdı.

"Ne?"

"Bu konuşmayı kahvaltıda yapmamalıyız."

Arseny hâlâ sessizdi.

Çünkü zihni o cümlenin üzerinde durmuştu.

Başka evrenler.

Ölen tanrılar.

Reenkarnasyon.

Bunlar masal gibi duyuluyordu.

Ama Kaarn'ın söyledikleri hiçbir zaman tamamen saçma çıkmamıştı.

Ve en rahatsız edici kısım şuydu:

Ether hakkında öğrendiği her yeni şey, dünyanın sandığından çok daha büyük olduğunu gösteriyordu.

Arseny yavaşça konuştu.

"Bir insan birden fazla ether yolunu aynı anda kullanabiliyorsa…"

"Normal kullanıcıların sınırlarını aşabilir," dedi Sora.

"Çünkü ether dalları genelde birbirini bastırır. Güçlendirme kullanan biri zamanla bedene yönelir. Algı kullanıcıları zihne. Manipülasyon kullanıcıları ise dış dünyaya."

Arseny düşünceli şekilde masaya baktı.

"Yani farklı yollar farklı düşünme biçimleri yaratıyor."

"Muhtemelen."

Sora fincanını döndürdü.

"Kaarn onların bu yüzden tehlikeli olduğunu söylemişti."

Aure hemen araya girdi.

"Tanrı olmaları yüzünden değil mi?"

"Hayır."

Sora'nın sesi sakinleşti.

"Çünkü birden fazla ether yolunu aynı anda taşıyan biri… insan zihninin normal sınırlarının dışında düşünmeye başlayabiliyormuş."

Bu cümle Arseny'nin içinde rahatsız edici bir yankı oluşturdu.

Çünkü son zamanlarda yaşadığı şeylerin küçük bir versiyonu buydu.

Algı yeteneği bile düşünce biçimini değiştirmeye başlamıştı.

Peki bir insan aynı anda birden fazla ether dalının etkisini taşıyorsa ne olurdu?

Sessizlik uzadı.

Sonunda Aure derin nefes verdi.

"Harika."

İkisi ona baktı.

"Artık kozmik tanrılar falan da var."

Sora gülmeye başladı.

"Bu özetleme yeteneğin inanılmaz."

"Teşekkür ederim."

Arseny istemsizce hafifçe başını salladı.

Ama içindeki düşünceler dağılmıyordu.

Dış tanrılar.

Başka evrenler.

Ether yolları.

Ve Kaarn'ın o zamanki ifadesi…

Sanki bunlar yalnızca eski hikâyeler değildi.

Yaklaşan bir şeydi.

Sora sonunda sandalyesini geri itti.

"Her neyse."

Ayağa kalktı.

"Bugün loncaya uğramam lazım."

Aure ekmeğini ağzına atarken konuştu.

"Yine görev mi?"

"Evet."

"Normal görev mi yoksa 'ölme ihtimali yüzde seksen' görevlerinden mi?"

"Bu kez sadece yüzde altmış."

"İçimi rahatlattın."

Sora hafifçe sırıtıp ceketini aldı.

Kapıya yönelirken kısa süre durdu.

Sonra dönüp Arseny'ye baktı.

"Döndüğümde seni ekibim ile tanıştıracağım."

Sessizlik oldu.

Arseny birkaç saniye boyunca ona baktı.

Sonra kaşını kaldırdı.

"Bir ekibin mi var?"

Sora omuz silkti.

"Kulağa inanılmaz geliyor biliyorum."

"Koskoca Ascender Sora Ashraven bir ekiple mi çalışmaya başladı?"

Sora kahkahasını tutamadı.

"Acı verici şekilde dramatiksin."

"Güneş batıdan doğdu da haberim mi yok?"

Bu kez Aure bile gülmeye başladı.

Sora kapının yanında birkaç saniye kahkaha attıktan sonra başını iki yana salladı.

"İnsan bazen tek başına çalışmaktan sıkılıyor."

Arseny kollarını bağladı.

"Yoksa yaşlanıyor musun?"

"Bu saygısızlığı unutmayacağım."

"Gerçekler can acıtır."

Sora gözlerini devirdi.

Ama yüzündeki ifade alışılmadık derecede rahattı.

Uzun zamandır ilk kez gerçekten normal biri gibi görünüyordu.

Bir savaşçı ya da Ascender gibi değil.

Sadece genç bir kadın gibi.

Kapıyı açarken son kez arkalarına baktı.

"Evi yakmayın."

Aure anında cevap verdi.

"Garanti veremem."

"Bu beni korkutuyor."

Sonra çıktı.

Kapı kapandığında malikâne yeniden sessizleşti.

Ama bu sessizlik ağır değildi.

Yaşayan bir sessizlikti.

Arseny birkaç saniye kapıya baktıktan sonra derin bir nefes verdi.

Aure ona baktı.

"Ne düşünüyorsun?"

"Karmaşık şeyler."

"Bu da yeni değil."

Arseny hafifçe gülümsedi.

Sonra ayağa kalktı.

Birlikte masayı toplamaya başladılar.

Tabakların sesi eski mutfakta yankılanıyordu.

Aure bulaşıkları taşırken bir anda konuştu.

"Sence gerçekten başka evrenler var mı?"

Arseny kısa süre düşündü.

"Bilmiyorum."

"Çok yardımcı oldun."

"Şu an ether hakkında bildiklerimizin yarısının bile eksik olduğundan şüpheleniyorum."

Aure lavaboya yaslandı.

"Bu beni rahatsız ediyor."

"Beni de."

Bir süre sessiz çalıştılar.

Arseny tabakları yerleştirirken düşünceleri yeniden kitaba kayıyordu.

Ether dalları.

Dış tanrılar.

İnsan zihninin sınırları.

Ve en önemlisi—

Kaarn'ın neden bunları anlattığı.

Çünkü o adam hiçbir bilgiyi rastgele vermiyordu.

Her şeyin bir amacı vardı.

Bu da demek oluyordu ki…

yaklaşan şey büyük olmalıydı.

Salon kısmını toparladıktan sonra Aure koltuğun üstüne kendini bıraktı.

"Tamam."

Derin nefes verdi.

"Ev işi yapmayı sevmiyorum."

"Şaşırtıcı değil."

"Ben savaşmayı tercih ederim."

"Henüz savaşamıyorsun."

"Detaylar."

Arseny pencereden dışarı baktı.

Şehir uyanmıştı.

Uzak sokaklardan insan sesleri geliyordu.

Arabalar.

Ayak sesleri.

Satıcıların bağırışları.

Ve bütün bunların altında hissedilen ince ether akışları.

Eskiden yalnızca bir şehir görürdü.

Şimdi ise yaşayan dev bir ağ hissediyordu.

Bu düşünce onu kısa süreliğine sessizleştirdi.

Aure bunu fark etti.

"Yine o bakışı yaptın."

Arseny ona baktı.

"Nasıl bir bakış?"

"Sanki dünyanın gizli anlamını çözmeye çalışıyorsun."

"…Bunu sık mı yapıyorum?"

"Evet."

Aure ayağa kalktı.

"Ve dürüst olmak gerekirse biraz korkutucu."

Arseny istemsizce güldü.

Sonra ceketini aldı.

"Hazır mısın?"

Aure gerindi.

"Lyr ve diğerleriyle buluşacağız değil mi?"

"Evet."

"Umarım bu kez başımıza bina falan düşmez."

"Oldukça spesifik bir korku."

"Tecrübeye dayanıyor."

Malikâneden çıktıklarında sabah güneşi taş yolları aydınlatıyordu.

Hava serindi.

Rüzgâr hafifti.

Şehir ise her zamanki gibi canlıydı.

Ama Arseny yürürken zihninin bir kısmı hâlâ sabah konuşmasındaydı.

Dış tanrılar.

Başka dünyalar.

Reenkarnasyon.

Ve birden fazla ether yolu.

İçinde açıklayamadığı garip bir his oluşuyordu.

Sanki bu bilgiler yalnızca uzak hikâyeler değildi.

Kaderinin bir yerinde onlarla bağlantılı bir şey vardı.

Ama ne olduğunu bilmiyordu.

Henüz bilmiyordu.

Ve bu bilinmezlik…

onu rahatsız edecek kadar derindi.