46. bölüm · Taçsız Kral

46-Yedinci Kilit

İlbey Yıldırım

Bölümler
1 1-Bir Ejderhayı Öldürmekten Daha Zor Şeyler 2 2-Parçalanmış Yıldız 3 3-Ölümden Dönen Yıldız 4 4-Ölü Bir Ejderhanın Sesi 5 5-Beyaz Ölümün Tek Sahibi 6 6-Yeniden Yazılan Kimlik 7 7-Hollowmere’de Yeni Bir Gerçek 8 8-İnsan mı? Anomali mi? 9 9-Kırmızı Gece 10 10-Kızıl Geceden Mavi Kadere 11 11-Ölümsüzlerle Kurulan Bağ 12 12-Kanlı Kuzey Toprakları 13 13-Şehir Yeniden Doğarken 14 14-Kayıp Türün Geri Dönüşü 15 15-Başlangıç Adaptasyonu 16 16-Enerjinin Adı: Aure 17 17-Kızıl Kılıç, Beyaz Mana 18 18-Kuzey Geçidindeki Katliam 19 19-Bahçeye Bakan Oda 20 20-Acı Kahve, Keskin Kılıç 21 21-Bunu Özlemişim 22 22-Korkunun Arasında Huzur 23 23-Küçük İhtiyaçlar 24 24-Bir Gülüşün Ardına Saklanan Karanlık 25 25-Kahve ve Hatıralar 26 26-Işık Tapınağı’nın Karanlığı 27 27-Kan ve Onur Düellosu 28 28-Kan Yıldızı'nın Doğuşu 29 29-Sessizliğin Ardındaki Kayıp 30 30-Masalın Sonundaki Yıldız 31 31-Hiçbir Şeyin Ortasında 32 32-Sonsuzluğun Sonunda Bir Kapı 33 33-Aynı Gökyüzü, Başka Dünya 34 34-Uzak Kıyıların Çağrısı 35 35-Kırık İbre 36 36-Kırık İbre, Doğru Yön 37 37-Kuzeybatıya Dönen İbre 38 38-Kanatların Gölgesinde 39 39-Ardyn’ın Emri 40 40-Ovada Kurulan Tuzak 41 41-Yolun Sonundaki Saray 42 42-En İlginç İnsanlar Zincirle Tutulmaz 43 43-Gecenin Kalbi 44 44-Çürüyen Köy 45 45-Thyraxis'in Mirası 46 46-Yedinci Kilit 47 47-Mutlak Gece 48 48-Sonraki Sabah 49 49-Sora Nerede? 50 50-Kayıp Yılların Ardından 51 51-Kahve Masasında Anlatılanlar 52 52-Gece Pazarı’nın Gürültüsü 53 53-Tanımsız Alan 54 54-Gökyüzünün Altında 55 55-Okyanusun Sesini Duymak 56 56-Algı Katmanları 57 57-Güçten Daha Fazlası 58 58-Kaarn'ın Açıklanamayan Sözleri 59 59-Kılıç Arayışı 60 60-Canavarların Korkusu 61 61-Gümüş Kanatlar ile Akşam 62 62-Bir Evin Yeniden Canlanışı 63 63-Rapor Ekibi 64 64-Taç Altında Yargı 65 65-İmparatorun Soruları

Ormandaki tüm sesler bir anda kesildi.

Ne böcek sesi kaldı ne de yaprak hışırtısı.

Sadece rüzgâr vardı.

Ve o gözler.

Altın renkli irisler karanlığın içinde hareketsiz duruyordu. Göz kapakları bile kırpmıyordu.

Lyr yavaşça geri çekildi.

"Herkes pozisyon alsın."

Kılıçlar çekildi.

Mana akışları hissedilmeye başladı.

Ama Arseny hareket etmedi.

Bakışlarını o gözlerden ayırmıyordu.

İçinde garip bir his vardı.

Tehlike hissi…

Ama aynı zamanda tanıdıklık.

Sonra ağaçlar hareket etti.

Devasa bir gölge dalların arasından çıktı.

İlk görünen şey boynuzları oldu.

Siyaha yakın koyu gri renkte, geriye doğru kıvrılan iki uzun boynuz.

Ardından başı ortaya çıktı.

Bir ejderhaydı.

Ama modern çağda anlatılan ejderhalara benzemiyordu.

Pulları metal gibi sert görünüyordu. Gövdesinin bazı bölgelerinde doğal taş oluşumlarını andıran çıkıntılar vardı. Kanatlarıysa yırtılmış gibiydi; sanki çok eski savaşlardan kalma izler taşıyordu.

Yaratık tamamen ortaya çıktığında ağaçların tepesi bile küçük görünmeye başladı.

Vael'in adamlarından biri istemsizce geri adım attı.

"Bu şey… gerçek mi?"

Ejderha cevap vermedi.

Sadece Arseny'ye baktı.

Sonra burnundan ağır bir nefes verdi.

Yerden toz kalktı.

Arseny'nin göğsündeki ejderha kalbi yeniden atmaya başladı.

Bu kez daha güçlü.

Dum.

Dum.

Dum.

Lyr bunu hissetti.

"Arseny."

"...Biliyorum."

Ejderha başını hafifçe eğdi.

Bu hareket saldırı gibi görünmüyordu.

Daha çok inceleme gibiydi.

Arseny bir adım öne çıktı.

Deon anında sert bir sesle konuştu.

"Sakın yaklaşma."

Ama Arseny durmadı.

Çünkü zihninin içinde yine o ses vardı.

Bu kez Kaarn'ın sesi değildi.

Daha derin.

Daha eski.

"Thyraxis'in kanı hâlâ yaşıyor…"

Arseny'nin gözbebekleri hafifçe küçüldü.

"Etrafımdaki herkes bugün ses duymaya başlamış gibi hissediyorum."

Ejderhanın gözlerinde kısa süreli bir parıltı oluştu.

Sonra…

Konuştu.

Ama ağzı hareket etmedi.

Ses doğrudan zihinlerinin içinde yankılandı.

"Çünkü perde inceliyor."

Bir anda herkesin yüzü değişti.

Zihinsel iletişim.

Hem de bu seviyede.

Deon'un sesi ilk kez tam anlamıyla gerildi.

"Sen nesin?"

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra cevap geldi.

"Ben son nöbetçilerden biriyim."

Ejderha başını yavaşça gökyüzüne çevirdi.

Gün batımı tamamen kararmaya başlamıştı.

Bulutların arasında ince siyah çizgiler oluşuyordu.

Normal çatlaklara benzemiyorlardı.

Sanki gökyüzünün dokusu yırtılıyordu.

Lyr bunu gördüğü anda kaşlarını çattı.

"...O şeyler de ne?"

Ejderhanın cevabı kısa oldu.

"Mühürler zayıflıyor."

Arseny kitabı biraz daha sıkı tuttu.

"Kaarn'ın bahsettiği savaş yüzünden mi?"

"Hayır."

Bu cevap herkesin dikkatini çekti.

Ejderhanın altın gözleri yeniden Arseny'ye döndü.

"Savaş yalnızca sonuç olacak."

Sessizlik çöktü.

Sonra yaratık devam etti.

"Asıl sebep çok daha önce başladı."

Arseny'nin içindeki huzursuzluk büyüdü.

"Neyden bahsediyorsun?"

Ejderha birkaç saniye cevap vermedi.

Sanki karar veriyordu.

Sonunda ağır bir ses yankılandı.

"Tanrılar ölmeye başladı."

Kimse konuşamadı.

Çünkü bu cümle mantıksızdı.

Tanrılar mühürlenebilirdi.

Uyuyabilirdi.

Zayıflayabilirdi.

Ama ölmek?

Bu düşünce bile dünyanın düzenine aykırıydı.

Alyssa'nın sesi titredi.

"...Ne demek tanrılar ölüyor?"

Ejderhanın gözlerindeki ışık hafifçe azaldı.

"İlkel tanrılar onları avlıyor. "

Rüzgâr yeniden esti.

Ama bu kez hava belirgin şekilde soğumuştu.

Arseny istemsizce gökyüzündeki siyah çatlaklara baktı.

Ve bir anlığına…

Orada bir yüz gördü.

Devasa.

İnsana benzemeyen.

Çatlakların arkasından onları izliyordu.

Bir göz kırpması kadar kısa sürdü.

Sonra kayboldu.

Arseny aniden durdu.

Nefesi sertleşmişti.

Lyr bunu fark etti.

"Ne gördün?"

Arseny birkaç saniye konuşamadı.

Sonra yavaşça fısıldadı:

"...Sanırım bir şey bizi buldu."

Lyr'ın bakışları anında sertleşti.

"Ne demek bizi buldu?"

Arseny cevap vermedi.

Çünkü gökyüzündeki o şeyi tekrar görmeye çalışıyordu.

Ama çatlaklar normale dönmüştü.

Sanki birkaç saniye önce yaşanan şey hiç olmamış gibiydi.

Yalnızca içindeki huzursuzluk gerçekti.

Ejderha bunu fark etmişti.

Devasa başını hafifçe eğdi.

"Gördün."

Bu bir soru değildi.

Arseny yavaşça başını salladı.

"Çatlakların arkasında bir şey vardı."

Ortam yeniden sessizleşti.

Deon ağır bir sesle konuştu.

"Bunu açıklamaya başlayacaksın."

Ejderhanın altın gözleri kısa süreliğine parladı.

Sonra zihinsel sesi tekrar yankılandı.

"Bu dünyanın tanrıları sonsuz değildir."

"Bunu zaten biliyoruz," dedi Deon.

"Hayır. Bildiğinizi sanıyorsunuz."

Ejderhanın sesi bu kez daha ağırdı.

"Sizin taptığınız tanrıların çoğu gerçek ilk tanrılar değil."

Bu cümle birkaç kişiyi doğrudan gerdi.

Kyran kaşlarını çattı.

"İlk tanrılar mı?"

Ejderha devam etti.

"Zamanın başlangıcında yalnızca birkaç varlık vardı. Onlar etherin kendisinden doğdu. Gerçek ölümsüzlerdi."

Arseny dikkatle dinliyordu.

Çünkü Kaarn'ın anlattığı şeylerle bağlantıyı hissediyordu.

Ejderha devam etti:

"Ancak ilk tanrılar birbirleriyle savaştı. Bu savaş gerçekliği parçalayacak seviyeye ulaştığında diğer tanrılar birleşti."

"Ve onları mühürledi," diye mırıldandı Lyr.

"Evet."

Gökyüzündeki bulutlar ağırlaşmaya başlamıştı.

Sanki anlatılan şeyler dünyanın kendisini rahatsız ediyordu.

Ejderhanın sesi biraz daha derinleşti.

"Mutlak Karanlık."

Bu isim duyulduğu anda Arseny'nin kalbi sertçe attı.

"İlk tanrıların hapsedildiği yer."

"Zamanın işlemediği…"

"Ve ışığın var olamadığı bir hapishane."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Deon konuştu.

"Eğer mühürlendilerse şimdi nasıl geri dönüyorlar?"

Ejderhanın cevabı gecikmedi.

"Çünkü mühür zayıflıyor."

"Kilise savaşı yüzünden mi?"

"Hayır."

Ejderhanın gözleri karardı.

"Tanrılar yüzünden."

Bu cevap herkesin dikkatini çekti.

Ejderha devam etti.

"Modern tanrılar güçlerini inançtan alıyor. Yüzyıllardır birbirlerini zayıflatmak için savaşlar, felaketler ve kutsal bölünmeler yarattılar."

Lyr'ın yüzü sertleşti.

"Yani kendi sonlarını hazırladılar."

"Evet."

Rüzgâr şiddetlendi.

Ağaçlar eğilmeye başladı.

Ejderhanın devasa gövdesindeki eski yara izleri hafifçe parladı.

"İlk tanrılar bunu bekliyordu."

Arseny'nin zihninde Kaarn'ın sözleri yankılandı.

Kapı açılmadan önce seni bulmam gerekiyordu.

Bir anda bağlantıyı kurdu.

"Kaarn korkuyordu."

Ejderhanın bakışları ona döndü.

"Evet."

"Bu yüzden bizi uyarmaya çalıştı."

"Çünkü o da av listesinde."

Sessizlik çöktü.

Bu kez kimse konuşamadı.

Çünkü artık durum yalnızca yaklaşan bir savaş değildi.

Tanrılar bile korkuyordu.

Ve eğer tanrılar korkuyorsa…

İnsanların hiçbir şansı olmayabilirdi.

Tam o anda Arseny'nin elindeki kitap titremeye başladı.

Üzerindeki semboller siyah ışık yaydı.

Sonra kitap kendi kendine açıldı.

Sayfalar hızla çevrilmeye başladı.

Kimse dokunmuyordu.

Rüzgâr da yoktu.

Sayfalar bir yerde durdu.

Tek bir cümle vardı.

Eski dilde yazılmıştı.

Ama Arseny onu okuyabiliyordu.

Sanki kelimeler doğrudan zihnine aktarılıyordu.

"Kapıyı kapatabilecek son soy uyanıyor."

Arseny'nin nefesi yavaşladı.

Ve o anda…

Zihninin derinliklerinde bir anı kırıldı.

Siyah taşlardan oluşan devasa bir şehir gördü.

Gökyüzünde üç ay vardı.

Binlerce insan ether kullanıyordu.

Ve şehrin merkezinde—

Devasa bir kapı duruyordu.

Kapının önünde iki kişi vardı.

Bir kadın.

Bir erkek.

Kadın yavaşça konuştu.

"Eğer mühür kırılırsa soyumuz geri dönecek."

Erkek cevap verdi.

"Ya başarısız olurlarsa?"

Kadın birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini kapıya çevirdi.

"O zaman dünya ikinci kez yaratılacak."

Görüntü aniden parçalandı.

Arseny sendeleyerek gerçeğe döndü.

Lyr hemen onu tuttu.

"Arseny!"

Arseny birkaç saniye nefesini toparlayamadı.

Başının içinde uğultular vardı.

Ejderha onu dikkatle izliyordu.

Sonra ağır bir sesle konuştu:

"Hatırlamaya başladın."

Arseny yavaşça başını kaldırdı.

Gözlerinin içinde ilk kez korkuya benzeyen bir şey vardı.

"…Thyraxis mühürü yapan uygarlık değildi."

Ejderha sessiz kaldı.

Bu bile cevaptı.

Arseny'nin sesi daha da düştü.

"Biz… kapıyı koruyorduk."

Bu kez soruyu soran Deon'du.

Sesindeki sakinlik korunuyordu ama yüzündeki sertlik daha belirgindi.

"Peki ya şimdi ne yapabiliriz ki? Tanrılar katledilmeye başlanmış. Ayrıca onların bile korktuğu varlıklara karşı ne yapabiliriz?"

Kimse hemen konuşmadı.

Çünkü bu soru herkesin aklındaydı.

Devasa ejderha birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.

Sonra başını yavaşça Arseny'ye çevirdi.

"Kaçmak."

Bu cevap herkesi şaşırttı.

Kyran kaşlarını çattı.

"Ne?"

"Şu anki gücünüzle savaşamazsınız."

Ejderhanın sesi soğuktu.

"Bir ilk tanrı tamamen uyanırsa şehirler birkaç dakika içinde yok olur. Denizler kaynar. Mana akışı bozulur. Gerçeklik zayıflar."

Alyssa'nın yüzü soldu.

"Bu kadar mı güçlüler?"

"Modern tanrılar onların gölgesidir."

Rüzgâr yeniden esti.

Gökyüzündeki siyah çatlaklardan biri kısa süreliğine genişledi.

İçinden koyu siyah bir sıvı damlası düştü.

Toprağa değdiği anda çimler çürüdü.

Hava ağırlaştı.

Lyr refleksle hançerini çekti.

"Bu şey bile normal değil."

Ejderha devam etti.

"Çünkü ilk tanrıların neredeyse tamamı artık özgür."

Arseny sessizce kitabın kapağını kapattı.

"Kaarn neden bizi seçti?"

"Çünkü sizin soyunuz etheri doğrudan manipüle edebiliyor."

"Bu bizi yeterince güçlü yapmaz."

"Hayır."

Ejderha bunu tereddütsüz söyledi.

"Şu an değilsiniz."

Bu dürüstlük rahatsız ediciydi.

Ama yalandan daha güven veriyordu.

Arseny düşünceli şekilde konuştu.

"Yani amacımız savaşmak değil."

"Hayatta kalmak."

"Ve sonra?"

Ejderhanın altın gözleri daraldı.

"Öğrenmek."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra yaratık devam etti.

"İlk tanrılar mühürlendikten sonra Thyraxis üç şey inşa etti."

Arseny dikkat kesildi.

"Kapılar."

"Kapıları biliyorum."

"Hayır. Gerçek kapıları bilmiyorsun."

Bir anda Arseny'nin zihninde kısa görüntüler oluştu.

Devasa siyah kuleler.

Yeraltında hareket eden ışık nehirleri.

Ve gökyüzüne uzanan altın halkalar.

Ejderha devam etti:

"Hiçlik yalnızca tek bir mühürle kapatılmadı. Dünya boyunca dağıtılmış yedi kilit kullanıldı."

Deon hemen bağlantıyı kurdu.

"Ve bu kilitler bozuluyor."

"Evet."

Lyr derin bir nefes verdi.

"Harika. Demek dünyanın sonunu durdurmak için yedi antik mührü bulmamız gerekiyor."

Ejderha bu kez ilk kez hafifçe başını salladı.

"Hayır."

Bu cevap ortamı yeniden sessizleştirdi.

"Ne demek hayır?"

"Altısı zaten kırıldı."

Bir anda herkes dondu.

Kyran'ın sesi yükseldi.

"NE?"

Ejderhanın gözleri gökyüzüne çevrildi.

"Bu yüzden tanrılar ölmeye başladı."

Sessizlik çöktü.

Alyssa birkaç saniye konuşamadı.

"Yani…"

"Son mühür kaldı."

Arseny'nin içindeki huzursuzluk ağırlaştı.

Çünkü cevabı hissediyordu.

Ve birkaç saniye sonra ejderha onu doğruladı.

"Son mühür sizin soyunuza bağlı."

Arseny'nin gözleri hafifçe daraldı.

"…Bana mı?"

"Hayır."

Ejderhanın sesi derinleşti.

"Sizlere."

"Sora…"

Arseny bunu istemsizce söyledi.

Ejderha başını salladı.

"İki taşıyıcı. İki anahtar."

Lyr hemen sordu.

"Peki mühür kırılırsa ne olacak?"

Bu kez ejderha hemen cevap vermedi.

Uzun süre sessiz kaldı.

Sonunda gelen ses diğerlerinden daha ağırdı.

"İlk tanrılar geri dönecek."

"Sonra?"

Ejderhanın altın gözleri ilk kez karardı.

"Sonra dünya onları taşıyamayacak."

Bir uğultu yayıldı.

Sanki havanın kendisi çatlıyordu.

Arseny aniden bir şey fark etti.

Gökyüzündeki siyah çatlaklar büyüyordu.

Yavaş ama sürekli.

Ve sadece o değil…

Ejderha da zayıflıyordu.

Devasa bedeninin kenarlarından siyah parçacıklar dökülmeye başlamıştı.

Lyr bunu fark etti.

"Sen…"

Ejderha sakin kaldı.

"Beni buldular."

Arseny'nin bakışları sertleşti.

"Kim?"

Tam o anda—

Gökyüzü yarıldı.

Gerçekten yarıldı.

Siyah bir çizgi geceyi ikiye böldü.

Sonra içinden bir el çıktı.

Devasa.

İnsan eline benzeyen ama eklemleri ters yönde bükülmüş siyah bir el.

Sadece ortaya çıkışı bile çevredeki manayı bozdu.

Bazı ağaçlar anında çürüdü.

Deon'un yüzü ilk kez tamamen değişti.

"…Bu şey gerçek olamaz."

Ejderha ağır bir nefes verdi.

Ve ilk kez sesinde korku hissedildi.

"Kaçın."

El gökyüzünü daha fazla yırtmaya başladı.

Ve çatlağın içinden…

Yüzlerce göz açıldı.