63. bölüm · Taçsız Kral
63-Rapor Ekibi
Baharın gelişi artık inkâr edilemezdi.
Ashraven Malikânesi'nin çevresindeki ağaçlar, haftalar önceki çıplak ve kasvetli görüntülerinden uzaklaşmaya başlamıştı. Dalların ucunda beliren küçük yeşil tomurcuklar, doğanın uzun uykusunun sona erdiğini haber veriyordu.
Sabah güneşi avlunun taş zeminine vuruyor, gece boyunca biriken nemi yavaş yavaş kurutuyordu.
Her şey sakindi.
Belki de fazla sakindi.
Arseny son birkaç gündür bunu düşünüyordu.
Hayatın böylesine sıradan ilerlemesi ona garip geliyordu.
Çünkü son yıllarda başına gelen hiçbir şey sıradan değildi.
Üç yıllık kayboluş.
Geri dönüşü.
Ether.
Kaarn.
Dış tanrılar.
İlkel iblisler.
Ve şimdi...
Sanki dünya bir süreliğine nefes alıyormuş gibi görünüyordu.
Ama Arseny bunun sonsuza kadar sürmeyeceğini biliyordu.
---
Mutfaktan gelen kahkaha sesi düşüncelerini böldü.
Aure'nin sesi duyuldu.
"Hayır! Kesinlikle hile yaptın!"
"Yetenek hile değildir."
"Abla, bu resmen hile!"
Arseny istemsizce gülümsedi.
Merdivenlerden aşağı indiğinde beklediği manzarayla karşılaştı.
Aure ve Sora masanın iki yanında oturuyordu.
Ortalarında ise yarım kalmış bir kart oyunu vardı.
Aure açıkça yeniliyordu.
Sora ise bundan son derece memnun görünüyordu.
"Sabahın bu saatinde mi?"
Aure hemen yardım ister gibi döndü.
"Abi!"
"Ne?"
"Abla yine kazanıyor."
"Yine mi?"
"Bu destek olmadı."
Sora çayından bir yudum aldı.
"Yetenek meselesi."
"Hayır."
"Kesinlikle öyle."
Arseny sandalyesine oturdu.
Son bir ayda buna alışmıştı.
Malikâne artık eskisi gibi sessiz değildi.
Koridorlar boş değildi.
Odalar terk edilmiş görünmüyordu.
İnsan sesleri vardı.
Kahkahalar vardı.
Ve tuhaf şekilde...
Bu hoşuna gidiyordu.
---
Kahvaltı her zamanki gibi uzun sürdü.
Aure sürekli konuşuyordu.
Kılıç eğitiminden.
Theo'nun verdiği tavsiyelerden.
Dün yaptığı hatalardan.
Ve gelecekte yapacağı büyük başarılardan.
Sora ise her zamanki gibi onun heyecanını dengelemeye çalışıyordu.
"Henüz temel duruşlarda hata yapıyorsun."
"Detay."
"Hayır."
"Önemli olmayan detay."
"Hayır."
Arseny kahvesini içerken onları izliyordu.
Sonra kapı çalındı.
Üçü de durdu.
Sora kaşlarını kaldırdı.
"Misafir?"
Aure ayağa fırladı.
"Ben bakarım."
Kapıya doğru koştu.
Birkaç saniye sonra sesi yeniden duyuldu.
"Abi!"
Arseny yerinden kalktı.
Koridora çıktığında gelen kişinin kim olduğunu gördü.
Lyr.
Her zamanki gibi düzenli giyinmişti.
Yüzünde ciddi ama sakin bir ifade vardı.
"Sabahın erken saati."
"Önemli bir şey var."
Arseny bunu duyunca dikkat kesildi.
Lyr kolay kolay gereksiz ziyaretlerde bulunmazdı.
---
Birkaç dakika sonra herkes salonda toplanmıştı.
Lyr çantasından mühürlü bir belge çıkardı.
Belgenin üzerindeki arma dikkat çekiciydi.
Altın taç.
Çift başlı kartal.
Ve imparatorluk mührü.
Arseny'nin gözleri hafifçe daraldı.
"Başkent."
Lyr başını salladı.
"Başkent."
Sora koltuğuna yaslandı.
"Ne istiyorlar?"
"Rapor."
"Bu kadar mı?"
"Hayır."
Lyr birkaç saniye sustu.
Sonra devam etti.
"İmparator Ardyn son aylarda gelen bütün sınır raporlarını yeniden inceletiyor."
Odadaki hava hafifçe değişti.
Arseny dikkatle dinliyordu.
Lyr devam etti.
"Canavar hareketleri."
"Ticaret yollarındaki değişimler."
"Yerel yönetimlerin raporları."
"Ve son dönemde ortaya çıkan bazı anormallikler."
Sora'nın bakışları keskinleşti.
"Anormallikler."
"Resmî ifade bu."
"Gerçek ifade?"
"Kimse bilmiyor."
Bu cevap hoşlarına gitmedi.
Çünkü bilinmeyen şeyler genellikle sorun demekti.
---
Yaklaşık yarım saat süren konuşmanın ardından karar netleşmişti.
Arseny, Lyr ve diğerleri başkente gidecekti.
Yolculuk yaklaşık üç gün sürecekti.
Arseny odasına döndüğünde çantasını hazırlamaya başladı.
Ama birkaç dakika boyunca hiçbir şey yapmadı.
Pencerenin önünde durdu.
Avluya baktı.
Sonra derin bir nefes verdi.
Birkaç ay önce olsaydı bu yolculuk ona sıradan gelirdi.
Şimdi ise farklı hissediyordu.
Çünkü ilk kez...
Geri döneceği bir yer vardı.
---
Öğleye doğru hazırlıklar tamamlandı.
Aure üçüncü kez çantayı kontrol ediyordu.
"Abi."
"Ne?"
"Bunu unutma."
"Bu benim kitabım."
"Biliyorum."
"Çantamdaydı zaten."
"Emin olmak istedim."
"Üç kez kontrol ettin."
"Dördüncü daha güvenli."
Arseny başını iki yana salladı.
Sora ise kapının yanında durmuş onları izliyordu.
Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Ama gözlerinde başka bir şey de vardı.
Endişe.
Bunu gizlemeye çalışıyordu.
Ama Arseny fark etmişti.
---
Malikânenin önünde vedalaşma beklediğinden daha sessiz geçti.
Belki de kimse bunu büyütmek istemiyordu.
Sora kollarını göğsünde birleştirdi.
"Başını belaya sokma."
"Denemem."
"Bu güven vermedi."
"Ben de aynı şeyi düşündüm," dedi Aure.
Arseny gözlerini devirdi.
Sora birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yaklaşarak omzuna hafifçe vurdu.
"İmparatoru bekletme."
"Elimden geleni yaparım."
"Hayır."
Sora hafifçe gülümsedi.
"Gerçekten yapma."
Bu kez Arseny güldü.
Aure ise dayanamadı.
Sarılıp onu bırakmadan önce son kez konuştu.
"Hediyesiz dönme."
"Önceliklerin korkutucu."
"Teşekkür ederim."
---
Şehir kapısına ulaştığında diğerleri çoktan gelmişti.
Lyr.
Rowan.
Mira.
Kael.
Ve birkaç görevli daha.
Atlar hazırlanmıştı.
Belgeler kontrol edilmişti.
Yolculuk başlamaya hazırdı.
Arseny son kez arkasına baktı.
Uzakta malikânenin bulunduğu bölge görünmüyordu artık.
Ama yine de orada olduğunu biliyordu.
Garipti.
Üç yıl boyunca hiçbir yere ait hissetmemişti.
Şimdi ise ayrılırken geride bıraktığı şeyi özlemeye başlamıştı bile.
---
Öğleden sonra yolculuk başladı.
Şehir kapıları arkalarında kaldı.
Taş yollar uzayıp gitti.
Bahar güneşi gökyüzünde yükseliyordu.
İlk birkaç saat sessiz geçti.
Atların nal sesleri düzenli bir ritim oluşturuyordu.
Rüzgâr hafif esiyordu.
Yol boyunca geçen köyler dikkat çekiciydi.
İnsanlar tarlalarda çalışmaya başlamıştı.
Bazıları yeni ekimler yapıyordu.
Bazıları eski çitleri onarıyordu.
Hayat yeniden hareketleniyordu.
Kael bunu izlerken konuştu.
"Her yıl aynı manzara."
"Yine de sıkılmıyorsun."
"Çünkü değişiyor."
Arseny ona baktı.
Kael omuz silkti.
"Aynı gibi görünse de farklı."
Bu cevap beklenmedik şekilde anlamlıydı.
---
Öğleden sonra ilerledikçe yol kalabalıklaşmaya başladı.
Tüccar kervanları görünüyordu.
Gezginler.
Maceracılar.
Askerî devriyeler.
Bir noktada yanlarından geçen yaşlı bir tüccar yüksek sesle şikâyet etmeye başladı.
"Bu yıl yollar geçen seneden daha kalabalık."
Lyr bunu duyunca dikkat kesildi.
"Ticaret arttı mı?"
Yaşlı adam omuz silkti.
"Bilmiyorum."
"Ama herkes bir yere yetişmeye çalışıyor gibi."
Bu cümle Arseny'nin aklında kaldı.
Çünkü son zamanlarda duyduğu birçok şey gibi...
Basit görünüyordu.
Ama içinde açıklayamadığı bir ağırlık vardı.
---
Güneş ufka yaklaşmaya başladığında ilk günün sonuna gelmişlerdi.
Yol kenarındaki küçük bir hana ulaştılar.
Burası yolcular için yapılmış sıradan bir konaklama yeriydi.
Büyük değildi.
Ama temizdi.
Ve en önemlisi sıcak yemek vardı.
Atlar ahırlara götürülürken Arseny gökyüzüne baktı.
Turuncu ve altın renkleri ufku kaplamıştı.
Bir anlığına her şey huzurlu görünüyordu.
Ama içindeki his hâlâ değişmemişti.
Sanki görünmeyen bir şey hareket ediyordu.
Henüz uzakta.
Henüz sessiz.
Ama yaklaşıyordu.
Ve Arseny bunun yalnızca başlangıç olduğunu hissediyordu.
Gece, yol üzerindeki taş istasyonun etrafına ağır ağır çökmüştü.
Gündüzün kalabalığı yerini sessizliğe bırakmış, sadece rüzgârın kuru otlar arasında sürüklediği ince sesler kalmıştı.
İstasyon eskiydi.
Duvarlarındaki taşlar yıllar içinde koyulaşmış, bazı yerlerde yosun ince çizgiler hâlinde yüzeyi kaplamıştı. Eskiden burada düzenli asker devriyeleri ve ticaret konvoyları konaklardı. Şimdi ise yalnızca zorunlu yolcular kullanıyordu.
Ama yine de güvenliydi.
İmparatorluk yollarının en önemli özelliği buydu: Ne kadar uzak olursa olsun, tamamen sahipsiz bırakılmazdı.
Arseny kamp ateşinin yanına çömelmişti.
Alevler hafif rüzgârla titriyor, yüzüne turuncu gölgeler düşürüyordu.
Etrafına baktı.
Lyr, haritayı taş zemine açmıştı.
Rowan bir kenarda atları kontrol ediyordu.
Mira sessizce su kabını dolduruyordu.
Kael odun kırıyordu.
Alyssa duvara yaslanmış, gözlerini ateşten ayırmıyordu.
Deon ise her zamanki gibi en rahatsız edici şekilde rahat görünüyordu; sırtını bir taş sütuna yaslamış, bıçağıyla odun parçası yontuyordu.
Sessizlik vardı.
Ama bu sessizlik huzurlu değildi.
Daha çok… bekleyişti.
Lyr konuştu.
"Yarın öğlene başkente varırız."
Hiç kimse hemen cevap vermedi.
Bu cümle, yolculuğun sonuna geldiklerini hatırlatıyordu.
Deon hafifçe homurdandı.
"Sonunda."
Kael ona baktı.
"Sevinmedin mi?"
"Seviniyorum."
"Ses tonun öyle demiyor."
"Benim ses tonum normalde hiçbir şey söylemez."
Alyssa kısa bir bakış attı.
"Bu doğru."
Deon sırıttı.
"Teşekkür ederim."
Arseny konuşmayı izliyordu.
Bu insanlar artık onun için yabancı değildi.
Yol boyunca birlikte savaşmış, birlikte uyumuş, aynı sessizliği paylaşmışlardı.
Bu, bir ekipten daha fazlasıydı.
Ama tam olarak ne olduklarını da kimse söylemiyordu.
---
Lyr haritayı kapattı.
"Rapor sunumu sadece formalite değil."
Bu cümle ortamı yeniden değiştirdi.
Kael omuzlarını dikleştirdi.
"Hiçbir şey formalite değil zaten."
Mira sessizce ekledi.
"İmparator Ardyn söz konusuysa."
Ateşin çıtırtısı daha belirgin hale geldi.
Lyr devam etti.
"Son aylarda gönderilen tüm sınır raporları tekrar inceleniyor."
"Canavar hareketleri."
"Ticaret değişimleri."
"Göçler."
"Yerel yönetimlerin ani askerî talepleri."
Alyssa gözlerini kaldırdı.
"Ve hiçbir açıklama yapılmıyor."
"Yapılmıyor," dedi Lyr.
Deon bıçağını yere bıraktı.
"Bu hiç iyi değil."
Kael ona baktı.
"Sen bile mi?"
Deon omuz silkti.
"Ben genelde umursamam."
"Ama bu kadar çok şey aynı anda oluyorsa…"
Cümlesini tamamlamadı.
Alyssa tamamladı.
"Bir şeyler hazırlanıyor."
Sessizlik.
Arseny bu cümleyi içinden tekrar etti.
Bir şeyler hazırlanıyor.
Kaarn’ın sözleri zihninde kısa bir an parladı.
> “Bazı insanlar birden fazla yol üzerinde yürüyebilir…”
> “Onlara dış tanrılar denir…”
O an ateşin sıcaklığı biraz daha farklı hissettirdi.
---
Gece ilerlediğinde herkes yavaş yavaş dağıldı.
Nöbet sırası belirlenmişti.
İlk Mira ve Kael.
Sonra Deon ve Rowan.
En son Lyr ve Alyssa.
Arseny uyumak için taş yapının içine çekildi.
Ama gözlerini kapatmadı.
Yan odada hafif adım sesleri vardı.
Birisi su içiyordu.
Birisi zırhını kontrol ediyordu.
Birisi sessizce nefes alıyordu.
Dünya küçük bir an için normal görünüyordu.
Ama Arseny bunun kırılgan olduğunu hissediyordu.
---
Sabah erken saatlerde yola çıktılar.
Güneş henüz yükselmemişti.
Gökyüzü gri ve soluktu.
Atlar sessizdi.
Kimse fazla konuşmuyordu.
Başkent artık yakınlardaydı.
Bunu herkes hissediyordu.
Yol boyunca ilerledikçe ticaret artıyordu.
Kervanlar.
Askerî birlikler.
Lonca temsilcileri.
Hatta bazı soylu ailelerin özel muhafızları bile görünüyordu.
Lyr bunu fark etti.
"Normal değil."
Mira başını salladı.
"Aynı şeyi dün de söyledik."
"Ve hâlâ doğru."
Deon etrafına baktı.
"İnsanlar sanki bir şeye hazırlanıyor."
Alyssa ekledi.
"Ya da bir şeyden kaçıyorlar."
Arseny atının üzerinde sessizdi.
Bu iki cümle arasında bir fark yokmuş gibi hissediyordu.
---
Öğleye doğru küçük bir kontrol noktasına ulaştılar.
İmparatorluk muhafızları yolu denetliyordu.
Zırhları düzenliydi.
Bakışları dikkatliydi.
Komutanları Lyr'i tanıyınca başıyla selam verdi.
"Rapor ekibi."
Lyr başını eğdi.
"Başkentteyiz."
"İzinler kontrol edildi."
Kapılar açıldı.
Ama geçerken komutan Arseny'ye kısa bir bakış attı.
O bakış sıradan değildi.
Arseny bunu fark etti.
Ama karşılık vermedi.
---
Öğleden sonra başkentin dış duvarları görünmeye başladı.
İlk olarak kuleler.
Sonra devasa taş surlar.
Ve en sonunda…
Şehrin gerçek ölçeği.
Deon hafifçe ıslık çaldı.
"Bu şey her seferinde daha büyük görünüyor."
Kael sırıttı.
"Alıştım sanıyordum."
"Alışılmaz buna."
Alyssa sessizce baktı.
"İçinde çok fazla insan var."
Bu cümle garipti.
Ama doğruydu.
Başkent yalnızca bir şehir değildi.
Bir sistemdi.
Bir merkezdi.
Bir ağırlıktı.
---
Kapıya yaklaştıklarında yoğunluk arttı.
Ticaret arabaları.
Askerler.
Maceracılar.
Lonca temsilcileri.
Ve soylular.
Her şey iç içeydi.
Muhafızlar sırayla kontrol yapıyordu.
Lyr belgeleri uzattı.
Uzun bir inceleme oldu.
Sonunda kapı açıldı.
---
Başkent onları yuttu.
Sokaklar genişti.
Binalar yüksekti.
Sesler birbirine karışıyordu.
Demir.
Taş.
İnsan.
Hayat.
Deon etrafına baktı.
"Bu şehir her zaman fazla gürültülü."
Kael cevap verdi.
"Ama güçlü."
"Bu ikisi aynı şey değil."
"Burada öyle."
Alyssa Arseny'ye baktı.
"Burada dikkatli ol."
Arseny başını hafifçe salladı.
"Neden?"
Alyssa birkaç saniye düşündü.
"Çünkü bu şehir hiçbir şeyi saklamaz."
"Her şeyi büyütür."
Lyr öne geçti.
"İmparatorluk Sarayı'na gidiyoruz."
Sessizlik.
Bu cümle artık yolculuğun sonunu işaret ediyordu.
Ama aynı zamanda başka bir şeyin başlangıcıydı.
Arseny bunu net hissediyordu.
Çünkü birkaç gün içinde İmparator Ardyn'ın karşısına çıktıklarında…
Bu yolculukta gördükleri hiçbir şey artık aynı anlamı taşımayacaktı.
