14. bölüm · Taçsız Kral

14-Kayıp Türün Geri Dönüşü

İlbey Yıldırım

Bölümler
1 1-Bir Ejderhayı Öldürmekten Daha Zor Şeyler 2 2-Parçalanmış Yıldız 3 3-Ölümden Dönen Yıldız 4 4-Ölü Bir Ejderhanın Sesi 5 5-Beyaz Ölümün Tek Sahibi 6 6-Yeniden Yazılan Kimlik 7 7-Hollowmere’de Yeni Bir Gerçek 8 8-İnsan mı? Anomali mi? 9 9-Kırmızı Gece 10 10-Kızıl Geceden Mavi Kadere 11 11-Ölümsüzlerle Kurulan Bağ 12 12-Kanlı Kuzey Toprakları 13 13-Şehir Yeniden Doğarken 14 14-Kayıp Türün Geri Dönüşü 15 15-Başlangıç Adaptasyonu 16 16-Enerjinin Adı: Aure 17 17-Kızıl Kılıç, Beyaz Mana 18 18-Kuzey Geçidindeki Katliam 19 19-Bahçeye Bakan Oda 20 20-Acı Kahve, Keskin Kılıç 21 21-Bunu Özlemişim 22 22-Korkunun Arasında Huzur 23 23-Küçük İhtiyaçlar 24 24-Bir Gülüşün Ardına Saklanan Karanlık 25 25-Kahve ve Hatıralar 26 26-Işık Tapınağı’nın Karanlığı 27 27-Kan ve Onur Düellosu 28 28-Kan Yıldızı'nın Doğuşu 29 29-Sessizliğin Ardındaki Kayıp 30 30-Masalın Sonundaki Yıldız 31 31-Hiçbir Şeyin Ortasında 32 32-Sonsuzluğun Sonunda Bir Kapı 33 33-Aynı Gökyüzü, Başka Dünya 34 34-Uzak Kıyıların Çağrısı 35 35-Kırık İbre 36 36-Kırık İbre, Doğru Yön 37 37-Kuzeybatıya Dönen İbre 38 38-Kanatların Gölgesinde 39 39-Ardyn’ın Emri 40 40-Ovada Kurulan Tuzak 41 41-Yolun Sonundaki Saray 42 42-En İlginç İnsanlar Zincirle Tutulmaz 43 43-Gecenin Kalbi 44 44-Çürüyen Köy 45 45-Thyraxis'in Mirası 46 46-Yedinci Kilit 47 47-Mutlak Gece 48 48-Sonraki Sabah 49 49-Sora Nerede? 50 50-Kayıp Yılların Ardından 51 51-Kahve Masasında Anlatılanlar 52 52-Gece Pazarı’nın Gürültüsü 53 53-Tanımsız Alan 54 54-Gökyüzünün Altında 55 55-Okyanusun Sesini Duymak 56 56-Algı Katmanları 57 57-Güçten Daha Fazlası 58 58-Kaarn'ın Açıklanamayan Sözleri 59 59-Kılıç Arayışı 60 60-Canavarların Korkusu 61 61-Gümüş Kanatlar ile Akşam 62 62-Bir Evin Yeniden Canlanışı 63 63-Rapor Ekibi 64 64-Taç Altında Yargı 65 65-İmparatorun Soruları

Justicar bir süre sessiz kaldı. Pencerenin dışındaki yeniden inşa edilen şehri izliyordu; taş duvarlara yeni ışıklar asılıyor, sokaklarda düzen yeniden kuruluyordu.

Sonra yavaşça Arseny'ye döndü.

"Bir süre daha dinlenmen gerekiyor."

Arseny hafifçe omuz silkti.

"Zaten fazla seçeneğim yok."

Sora yan gözle ona baktı ama yorum yapmadı.

Justicar'ın bakışları bu kez ikisine birden kaydı.

"Şehrimi geri almamda payınız büyük."

Sesi bu kez daha resmiydi. Bir lordun konuşması gibi, duygudan çok ağırlık taşıyan bir ton.

"Velkar ve Seraphine burada olsaydı… bu topraklar çoktan kaybedilmişti."

Bir an durdu.

Sonra başını hafifçe eğdi.

"Teşekkür ederim."

Bu kelime Justicar'dan beklenmeyecek kadar sade ama netti.

Sora kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Bu kadar mı?"

Justicar bakışlarını ona çevirdi.

"Vampir lordları kolay teşekkür etmez."

"Fark ettim."

Arseny o sırada sessizdi. Yorgunluk hâlâ yüzünde hissediliyordu ama dikkatini kaybetmemişti.

Justicar bir adım geri çekildi ve elini ceketinin iç kısmına götürdü.

Oradan küçük, koyu renkli metal bir obje çıkardı.

Düz bir plaka.

Üzerinde ince işlenmiş bir arma vardı: karanlık bir taç ve onun etrafında dönen iki kırık kanat.

"Bu, Ashkar ailesinin armasıdır."

Sora'nın bakışları anında ciddileşti.

Arseny hafifçe başını kaldırdı.

"Bunu neden veriyorsun?"

Justicar plağı avucunda çevirdi.

"Bir aile armasına sahip olan kişi, o hanenin koruması altına girer."

Kısa bir duraksama yaptı.

"Ve aynı zamanda… o hanenin tüm kaynaklarına erişim hakkı kazanır."

Sora'nın sesi düşük çıktı.

"Bunu herkese vermezsin."

"Veremem."

Justicar Arseny'ye baktı.

"Bu arma, Ashkar soyunun en yüksek yetkisini temsil eder. Bir vampir lordunun doğrudan sözü gibidir."

Arseny gözlerini kısarak plakayı inceledi.

"Yani…"

"Benim adıma konuşur."

Sora araya girdi.

"Bu seni hedef yapmaz mı?"

Justicar hafifçe başını eğdi.

"Zaten oldum."

Sonra plağı Arseny'ye uzattı.

Arseny bir süre hareket etmedi.

Yorgundu, evet.

Ama aynı zamanda bunun ağırlığını da hissediyordu.

Bu bir hediye değildi sadece.

Bir bağdı.

Bir sorumluluk.

Sonunda plağı aldı.

Soğuktu.

Ama içindeki mana hafifçe tepki veriyordu.

Justicar devam etti.

"Bu armayı taşıdığınız sürece, Ashkar topraklarında size düşman olan herkes… bana düşman olur."

Sora hafifçe nefes verdi.

"Oldukça net bir koruma."

Arseny plağı elinde çevirdi.

"Ve bedeli?"

Justicar gözlerini kıstı.

"İhanet etmediğiniz sürece yok."

Bu cümle kısa ama kesindi.

Odada birkaç saniye sessizlik oldu.

Yavru ejderha Arseny'nin omzunda kıpırdandı, sonra tekrar uykuya daldı.

Sora sonunda konuştu.

"Bunu kabul edebiliriz."

Arseny ona baktı.

"Bu kadar kolay mı?"

"Kolay değil." dedi Sora. "Ama mantıklı."

Justicar arkasını döndü.

"Şehir toparlanıyor. Birkaç gün içinde kuzey yolları tekrar açılacak."

Kapıya doğru yürürken son kez konuştu.

"Dinlenin."

Sonra durdu.

"Ve bu sefer…"

Kısa bir sessizlik.

"Daha dikkatli olun."

Kapı kapandı.

Oda tekrar sessizleşti.

Arseny elindeki armaya baktı.

Sora yanına oturdu.

"Şimdi ne yapacağız?"

Arseny hemen cevap vermedi.

Dışarıdan şehir sesleri geliyordu; yeniden kurulan bir düzenin belirsiz ama canlı ritmi.

Sonunda sakin bir sesle konuştu.

"Önce toparlanacağız."

Kısa bir duraksama.

"Sonra yol devam eder."

Sora başını hafifçe eğdi.

"Eirion yoktu zaten."

Arseny hafifçe başını salladı.

"Şimdilik yok."

Ve odanın içinde, bir vampir şehrinin yeniden inşası sürerken…

İki yolcu ve bir uyanmamış ejderha, yeni bir yönün eşiğinde sessizce bekledi.

Sora bir süre sessizce odanın içini izledi. Dışarıdan gelen şehir sesleri giderek daha düzenli hale geliyordu; taşların sürüklendiği, duvarların onarıldığı, emirlerin verildiği bir yeniden doğuş ritmi gibi.

Sonra bakışları Arseny'nin omzuna kaydı.

Yavru ejderha hâlâ oradaydı.

Kıvrılmış, yarı uykuda, tamamen güvende hisseder gibi.

Sora gözlerini hafifçe kıstı.

"…Henüz bir ismi yok."

Arseny ona baktı.

"Ne?"

"Ejderha."

Sora başıyla omzundaki küçük yaratığı işaret etti.

"Onu hâlâ 'o' diye çağırıyoruz."

Arseny birkaç saniye sessiz kaldı.

Sanki bu detay ilk kez gerçekten dikkatini çekmişti.

Yavru ejderha o sırada hafifçe kıpırdadı, gözlerini yarı açtı. Sora'ya kısa bir bakış attı ve tekrar uykuya döndü.

Sora devam etti.

"İsim vermedik."

Arseny yavaşça omzuna baktı.

Küçük, gece mavisi pullar ışıkta hafifçe parlıyordu.

"Doğru."

Sora biraz öne eğildi.

"Sen ver."

Arseny kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Ben mi?"

"Evet."

"Niye?"

Sora omuz silkti.

"İlk sen temas kurdun."

Arseny bu cevabı kısa bir süre düşündü.

Sonra gözlerini yavruya sabitledi.

O anda mağara, şehir, Justicar… hepsi bir anlığına geri planda kaldı.

Sadece küçük bir yaşam vardı.

Yeni.

Sessiz.

Henüz şekillenmemiş.

Arseny yavaşça nefes verdi.

"...Aure."

Sora hemen başını kaldırdı.

"Ne?"

Arseny tekrar söyledi, bu kez daha net.

"Aure."

Sora ismi ağızda tartar gibi sessizce tekrar etti.

"Aure…"

Yavru ejderha o anda gözlerini tamamen açtı.

Sanki o kelimeyi hissetmiş gibi.

Başını hafifçe kaldırdı.

Arseny'nin yüzüne baktı.

Bir süre öyle kaldı.

Sonra çok küçük bir ses çıkardı.

Ne bir onay ne de itiraz.

Sadece varlığını bildiren bir ses.

Sora hafifçe gülümsedi.

"Buna tepki verdi."

Arseny başını salladı.

"Demek ki kabul etti."

Yavru Aure, Arseny'nin omzunda yeniden kıvrıldı. Bu kez daha yerleşmiş, daha "kendine ait" bir şekilde.

Sora arkasına yaslandı.

"Buna alışmak biraz garip olacak."

Arseny kısa bir bakış attı.

"Ne?"

"İsimli bir ejderhayla gezmek."

Arseny hafifçe omuz silkti.

"Zaten normal bir yolculuk değildi."

Sora buna karşılık vermedi.

Haklıydı.

Oda bir süre sessiz kaldı.

Dışarıda şehir yeniden kuruluyordu.

İçeride ise üç varlık — bir insan, bir yarı ejderha ve yeni isim almış bir yavru ejderha — aynı sessizlik içinde geleceğin yönünü bekliyordu.

Aure ismini aldıktan birkaç saat sonra şehirdeki düzen neredeyse normale dönmüştü.

Duvarlarda onarım sesleri, sokaklarda emirler, gözetleme kulelerinde nöbet değişimleri vardı. Justicar'ın varlığı şehrin üstüne yeniden bir "düzen" oturtmuş gibiydi.

Sora pencere kenarında durmuş dışarıyı izliyordu.

Arseny ise yatağın kenarında oturmuş, hâlâ tam toparlanmamış bedenini dinliyordu. Aure omzunda uyuyordu; küçük ve sakin.

Bir süre böyle devam etti.

Sonra oldu.

İlk önce hava değişti.

Hafif bir titreşim.

Ardından ikinci bir dalga.

Ve üçüncüsü…

Mana.

Yoğun.

Ağır.

Şehrin üzerine bir dalga gibi çöktü.

Camlar titredi.

Taş duvarlar ince bir inleme sesi çıkardı.

Dışarıdaki herkes aynı anda durdu.

Sora anında döndü.

"Bu…"

Arseny ayağa kalkmaya çalıştı ama bedenindeki yorgunluk hâlâ tam geçmemişti.

"Şehirde biri mi—"

Cümlesi tamamlanmadı.

Çünkü mana dalgası bir anda merkeze toplandı.

Aure'nin olduğu noktaya.

O anda küçük ejderha gözlerini açtı.

Ama bu kez bakışları farklıydı.

Uykulu değil.

Boş da değil.

Odaklı.

Sanki içinde bir şey uyanıyordu.

Sora'nın yüzü anında sertleşti.

"Geri çekil—"

Ama geç kalmıştı.

Aure'nin bedeni hafifçe titreşti.

Sonra…

Pullar çatladı.

Ama kırılma gibi değil.

Dönüşüm gibi.

Küçük vücudu uzamaya başladı.

Kanat tomurcukları genişledi.

Omuz yapısı değişti.

Kuyruğu incelip güçlendi.

Ve birkaç saniye içinde Aure artık bir yavru değil…

Yarı ejderha formundaydı.

İnsan benzeri ama açıkça ejderhaya ait özellikler taşıyan bir form.

Gece mavisi pullar boynundan kollarına doğru yayılmıştı. Gözleri daha keskin, daha derindi.

Ama en dikkat çekeni…

Nefesi.

Yoğun mana taşıyordu.

Arseny dondu.

Sora da öyle.

İkisi birkaç dakika boyunca tek kelime etmedi.

Hatta hareket bile etmediler.

Sanki gördükleri şey gerçek olamazmış gibi.

Aure ise birkaç saniye durdu.

Sonra sendeledi.

Mana akışı bir anda çökmüştü.

İlk dönüşüm.

Beden bunu kaldıramamıştı.

Gözleri yavaşça kapandı.

Ve düşmeye başladı.

Arseny refleksle yakaladı.

Kollarının içinde küçük vücut ağırlaştı.

Ama artık tamamen uykudaydı.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Sora hâlâ olduğu yerde donmuştu.

Bakışlarını Aure'den ayıramıyordu.

Sonunda yavaşça konuştu.

"…Bu türün yok olmuş olması gerekiyordu."

Sesi düşük ama nettı.

Arseny başını Aure'den kaldırmadan cevap verdi.

"Görünüşe göre tamamen değil."

Sora bir adım yaklaştı.

Gözleri hâlâ şaşkınlığını gizleyemiyordu.

"Bu bir yarı form değil…"

Kısa bir duraksama yaptı.

"Bu kontrollü bir uyanış."

Arseny Aure'ye baktı.

Küçük nefesler düzenliydi.

Ama içindeki mana hâlâ dalgalanıyordu.

"Daha ilk kez yaptı."

Sora başını yavaşça salladı.

"Evet."

Sonra sesi daha da ciddileşti.

"Ve bu, onun bir 'normal ejderha yavrusu' olmadığını doğruluyor."

Arseny hafifçe kucağındaki yaratığa baktı.

"Zaten hiçbir şey normal değildi."

Sora kısa bir süre sustu.

Sonra gözlerini Arseny'ye çevirdi.

"Bu formu kontrol etmeyi öğrenirse…"

Cümleyi bitirmedi.

Gerek yoktu.

İkisi de aynı şeyi düşünüyordu.

Aure artık sadece bir yol arkadaşı değildi.

Bir yük de değildi.

Bir tehlike de değildi.

Potansiyeldi.

Ve en kötüsü…

Kimse onun sınırlarını bilmiyordu.