23. bölüm · Taçsız Kral

23-Küçük İhtiyaçlar

İlbey Yıldırım

Bölümler
1 1-Bir Ejderhayı Öldürmekten Daha Zor Şeyler 2 2-Parçalanmış Yıldız 3 3-Ölümden Dönen Yıldız 4 4-Ölü Bir Ejderhanın Sesi 5 5-Beyaz Ölümün Tek Sahibi 6 6-Yeniden Yazılan Kimlik 7 7-Hollowmere’de Yeni Bir Gerçek 8 8-İnsan mı? Anomali mi? 9 9-Kırmızı Gece 10 10-Kızıl Geceden Mavi Kadere 11 11-Ölümsüzlerle Kurulan Bağ 12 12-Kanlı Kuzey Toprakları 13 13-Şehir Yeniden Doğarken 14 14-Kayıp Türün Geri Dönüşü 15 15-Başlangıç Adaptasyonu 16 16-Enerjinin Adı: Aure 17 17-Kızıl Kılıç, Beyaz Mana 18 18-Kuzey Geçidindeki Katliam 19 19-Bahçeye Bakan Oda 20 20-Acı Kahve, Keskin Kılıç 21 21-Bunu Özlemişim 22 22-Korkunun Arasında Huzur 23 23-Küçük İhtiyaçlar 24 24-Bir Gülüşün Ardına Saklanan Karanlık 25 25-Kahve ve Hatıralar 26 26-Işık Tapınağı’nın Karanlığı 27 27-Kan ve Onur Düellosu 28 28-Kan Yıldızı'nın Doğuşu 29 29-Sessizliğin Ardındaki Kayıp 30 30-Masalın Sonundaki Yıldız 31 31-Hiçbir Şeyin Ortasında 32 32-Sonsuzluğun Sonunda Bir Kapı 33 33-Aynı Gökyüzü, Başka Dünya 34 34-Uzak Kıyıların Çağrısı 35 35-Kırık İbre 36 36-Kırık İbre, Doğru Yön 37 37-Kuzeybatıya Dönen İbre 38 38-Kanatların Gölgesinde 39 39-Ardyn’ın Emri 40 40-Ovada Kurulan Tuzak 41 41-Yolun Sonundaki Saray 42 42-En İlginç İnsanlar Zincirle Tutulmaz 43 43-Gecenin Kalbi 44 44-Çürüyen Köy 45 45-Thyraxis'in Mirası 46 46-Yedinci Kilit 47 47-Mutlak Gece 48 48-Sonraki Sabah 49 49-Sora Nerede? 50 50-Kayıp Yılların Ardından 51 51-Kahve Masasında Anlatılanlar 52 52-Gece Pazarı’nın Gürültüsü 53 53-Tanımsız Alan 54 54-Gökyüzünün Altında 55 55-Okyanusun Sesini Duymak 56 56-Algı Katmanları 57 57-Güçten Daha Fazlası 58 58-Kaarn'ın Açıklanamayan Sözleri 59 59-Kılıç Arayışı 60 60-Canavarların Korkusu 61 61-Gümüş Kanatlar ile Akşam 62 62-Bir Evin Yeniden Canlanışı 63 63-Rapor Ekibi 64 64-Taç Altında Yargı 65 65-İmparatorun Soruları

Arseny masadan kalktı.

Hiçbir şey söylemedi.

Sora baktı.

"Nereye?"

"Üst kat."

"Neden?"

"Değişeceğim."

Sora'nın kaşı kalktı.

"Neden değişiyorsun?"

"Çünkü çarşıya gideceğim."

"Çarşıya neden gidiyorsun?"

Arseny durdu.

Döndü.

Sora'ya baktı.

"Çünkü evde yiyecek yok."

"Az var."

"Az yetmez."

Sora bir şey demedi.

Arseny merdivene yürüdü.

Aure hemen arkasından seslendi.

"Ben de gelebilir miyim?"

"Hayır."

"Neden?"

"Küçüksün."

"Bu cevap değil."

"Yeterince cevap."

Aure şişindi.

Arseny merdivenden çıktı.

---

Odası küçüktü.

Ama yeterliydi.

Arseny dolabı açtı. Dolap henüz dolmamıştı. Az sayıda kıyafet vardı, katlanmış, düzenli. Üst rafta küçük bir kutu duruyordu.

Günlük kıyafetini çıkardı.

Koyu gri bir gömlek. Üzerine daha koyu bir yelek. Sade ama kaliteli kumaş. Dikişleri sağlamdı. Uzun süre dayanırdı.

Giyindi.

Botlarını bağladı.

Aynaya baktı.

Saçları hâlâ tam düzelmemişti.

Sora'nın yüzünden.

Eliyle düzeltti.

Olmadı.

Tekrar denedi.

Biraz daha oldu.

Bıraktı.

Sonra rafa uzandı.

Kutuyu indirdi.

İçinde küçük bir obje vardı.

Boyut artifaktı.

Görünürde küçük, yuvarlak, taş gibi bir şeydi. Sıradan görünüyordu. Ama içi boyutsal katmanlarla örülmüştü. Ağır yükler, büyük hacimler sığdırılabiliyordu içine. Dışarıdan bakılınca sadece küçük bir taştı.

Arseny onu cebine koydu.

Ve aşağıya indi.

---

Sora hâlâ masadaydı.

Peleri bitirmişti. Katlayıp bırakmıştı.

Arseny'e baktı.

Aure de baktı.

Arseny kapıya yürüdü.

"Dönerken geç olabilir."

"Tamam." dedi Sora.

"Listeyi düşünüyorum."

"Liste mi?"

"Ne almam gerektiğini."

Sora'nın dudağı kıpırdadı.

"Kafanda liste mi tutuyorsun?"

"Evet."

"Kaç madde?"

Arseny düşündü.

"Şu an on dört."

Sessizlik.

Aure fısıldadı.

"On dört."

Sora döndü.

Pencereye baktı.

"Git o zaman Senya. Listeni kaybetme."

Arseny kapıyı açtı.

"Kaybolmaz."

Ve çıktı.

---

Çarşı öğleden sonra farklı bir ritme giriyordu.

Sabahki koşturmaca yerini daha ağır, daha sistematik bir akışa bırakıyordu. Tezgâhlar hâlâ doluydu ama pazarlık sesleri azalmıştı. Satıcılar daha rahat, alıcılar daha az aceleciydi.

Arseny bunu seviyordu.

Kalabalık ama gürültüsüz.

İlk durağı tahıl tezgâhıydı.

Yaşlı bir adam yönetiyordu tezgâhı. Arkasında büyük çuvallar duruyordu. Pirinç, buğday, arpa, yulaf.

Arseny yaklaştı.

"Pirinç. Kaliteli olanından."

Adam çuvallardan birine uzandı.

Bir avuç çıkardı.

Uzattı.

Arseny inceledi.

Taneler dolgundu. Kırık değildi. Rengi düzgündü.

"Bu."

"Ne kadar?"

Arseny düşündü.

Üç kişi. Uzun süre yetmesi lazımdı. Ama çok fazla almak da anlamsızdı, tazelik önemliydi.

"İki okka."

Adam tartmaya başladı.

Arseny beklerken yanındaki çuvala baktı.

Bulgur.

"Bir okka da bulgur."

Adam başını salladı.

Tartıp sardı.

Arseny ikisini artifaktın içine yerleştirdi.

Tezgâhtan ayrıldı.

---

İkinci durak baharatçıydı.

Aynı kadın.

Sabah kahveyi ücretsiz veren.

Arseny yaklaşınca kadın güldü.

"Yine geldin."

"Evet."

"Bu sefer ne?"

Arseny rafları inceledi.

Kimyon. Kekik. Karabiber. Tuz. Tarçın. Defne yaprağı. Kırmızı pul biber.

"Kimyon. Karabiber. Kekik." Durdu. "Ve tuz. Büyük paket."

Kadın toplamaya başladı.

Arseny bekledi.

Gözleri rafta gezindi.

Bir şişede koyu kahverengi bir toz vardı.

"O ne?"

Kadın baktı.

"Kakule. Kahveye atıyorlar genellikle."

Arseny durdu.

Düşündü.

Sora sabah kahvesine bir şey ilave edilmesinden nefret ederdi.

Ama bu Sora için değildi.

"Küçük paket."

Kadın gülümsedi.

"Kendine mi?"

"Belki."

Kadın paketi sardı.

Arseny ödedi.

Artifaktın içine koydu.

---

Üçüncü durak sebze tezgâhıydı.

Geniş bir tezgâhtı. Birkaç çeşit sebze. Arseny yavaşça ilerledi.

Soğan. Sarımsak. Havuç. Pırasa. Turp. Patates.

Taze görünüyordu.

Arseny soğana uzandı.

Sıktı.

Sert.

İyi.

"Soğan. Bir demet."

Sarımsaklara baktı.

"Sarımsak da. İki baş."

Tezgâhtaki genç adam topladı.

Arseny havuca uzandı.

İnceledi.

"Havuç. Yarım okka."

"Pırasa ister misiniz?"

Arseny baktı.

Pırasa.

Uzun, taze görünüyordu.

"İki tane."

Adam sardı.

Arseny ödedi.

Artifakta yerleştirdi.

Sonra geri döndü.

"Patates de. Bir okka."

---

Dördüncü durak kasaptı.

Küçük bir dükkandı. İçerisi karanlıkça ama temizdi. Kancalarda etler asılıydı. Tezgâhta kesik parçalar duruyordu.

Orta yaşlı, iri yarı bir adam bıçağını siliyordu.

Arseny içeri girdi.

Adam baktı.

Küçük, sade giyimli bir çocuk.

"Ne istiyorsun?"

"Dana eti. Sert kısımdan değil."

Adam kaşını kaldırdı.

"Biliyor musun neresi sert neresi değil?"

"Evet."

Adam bıçağını bıraktı.

Tezgâha yürüdü.

"Ne kadar?"

Arseny düşündü.

"İki okka."

"Nasıl kesilsin?"

"Küp. Büyük değil."

Adam eti aldı.

Kesmeye başladı.

Arseny bekledi.

Dükkânın içini inceledi.

Köşede küçük bir raf vardı. Üzerinde kavanozlar duruyordu. İçinde soslar mıydı, salamura mıydı, karanlıkta tam görünmüyordu.

"O kavanozlarda ne var?"

Adam kesmeden konuştu.

"Salamura. Kendi yapımım."

"Ne salamurası?"

"Turşu çeşitleri. Lahana. Salatalık. Biraz da pancar."

Arseny düşündü.

"Lahana. Küçük bir kavanoz."

Adam eti bitirip sardı.

Sonra köşedeki rafa gitti.

Kavanozlardan birini çıkardı.

Arseny inceledi.

İçindeki lahana rengini koruyordu. Suyu berraktı.

"Bu."

İkisini birden ödedi.

Artifakta koydu.

---

Çarşının ortasında küçük bir ekmekçi vardı.

Dışarıdan bile kokusu geliyordu.

Sıcak.

Tahıl.

Arseny içeri girdi.

Genç bir kadın tezgâhın arkasındaydı. Önlüğü unluydu. Fırından yeni çıkmış ekmekler soğumaya bırakılmıştı.

"İki somun. Büyük."

Kadın baktı.

"Bugünkü mü? Taze."

"Evet."

"Çavdarlı var. Normal de var."

Arseny düşündü.

"Bir çavdarlı, bir normal."

Kadın sardı.

Arseny ödeyip artifakta koydu.

Sonra durdu.

Tezgâhın köşesinde küçük yuvarlak şeyler vardı.

"Bunlar ne?"

Kadın güldü.

"Tarçınlı çörek. Bu sabah yaptım."

Arseny baktı.

"Kaç tane var?"

"Beş kaldı."

Arseny birkaç saniye düşündü.

"Üçü."

Kadın şaşırdı.

"Neden üç?"

"Üç kişiyiz."

Kadın güldü.

"Mantıklı."

Sardı.

Uzattı.

Arseny aldı.

Artifakta koymadı.

Elinde tuttu.

---

Altıncı durak yağcıydı.

Zeytinyağı, tereyağı, çeşitli hayvansal yağlar.

Arseny bir şişe zeytinyağı aldı.

Küçük bir kutu tereyağı.

Artifakta yerleştirdi.

---

Yedinci durak peynirciydi.

İçerisi ferahlatıcı kokuyor du.

Farklı çeşitler vardı. Olgunlaşmış, taze, tuzlu, yayvan.

Arseny inceledi.

"Tuzludan. Sert olan."

Peynirci bir parça kesti.

Uzattı.

Arseny tattı.

Tuzluydu.

Yeterlince sert.

"Bu. Yarım okka."

"Başka?"

Arseny baktı.

Köşede sarımsarı, yuvarlak bir peynir vardı.

"O ne?"

"Olgunlaşmış. Üç ay beklettim."

"Tatlı mı?"

"Biraz. Ama keskin."

"Küçük bir parça."

Peynirci kesti.

Sardı.

İkisini birden aldı.

---

Sekizinci durak küçük bir aktardı.

Kuru bakliyat. Nohut, mercimek, fasulye.

Arseny içeri girdi.

Rafları inceledi.

"Kırmızı mercimek. Bir okka."

"Nohut ister misiniz? Taze geldi."

"Yarım okka."

Torbalara koyuldu.

Tartıldı.

Ödendi.

Artifakta yerleşti.

---

Dokuzuncu durak beklenmedikti.

Çarşının kenarında küçük bir köşe tezgâhtı. Yaşlı bir adam oturmuş, önündeki nesnelere bakıyordu. Mutfak aletleri satıyordu. Kepçeler, bıçaklar, tahtalar, kaplar.

Arseny yavaşladı.

Durdu.

Tezgâha baktı.

Küçük bir bıçak.

İnce, düz, ahşap saplı.

Meyve bıçağıydı.

Arseny onu aldı.

Ağırlığına baktı.

Dengeliydi.

Sapa baktı.

Sağlamdı.

Aure ekmeği yanlış tutuyordu bu sabah. Büyük bıçakla meyve kesmek de zordu küçük eller için.

"Bu kaça?"

Adam fiyat söyledi.

Arseny ödedi.

Bıçağı artifakta değil, doğrudan cebine koydu.

---

Onuncu ve son durak küçük bir mandıraydı.

Süt, yoğurt, ayran.

Arseny içeri girdi.

"Yoğurt. Tam yağlı."

Mandıracı büyük bir kap çıkardı.

Arseny baktı.

"Küçük boy."

"Bir tane mi?"

"İki."

İkisini aldı.

Artifakta yerleştirdi.

Ve döndü.

---

Çarşıdan çıkarken eli hâlâ tarçınlı çörekleri tutuyordu.

Durup baktı.

Üç çörek.

Hâlâ ılıktı.

Bir tanesini ağzına götürdü.

Isırdı.

Tatlıydı.

Tarçın keskin ama dengeli.

İyi.

Yürümeye devam etti.

Sokaklar biraz daha sakinleşmişti.

Öğleden sonranın o derin sessizliğine girmişti şehir.

Arseny adımlarını ölçtü.

Elindeki çöreği bitirdi.

Cebindeki bıçağa dokundu.

Artifaktın ağırlığını hissetti.

Doluydu.

On dört madde.

Hepsi vardı.

Eve döndü.

---

Kapıyı açtığında içeriden ses geliyordu.

Aure'nin sesi.

Sora'ya bir şeyler anlatıyordu. Hızlı. Ardı ardına.

Arseny içeri girdi.

İkisi salondaydı.

Aure masanın üzerinde oturmuş, ayaklarını sallıyordu. Sora karşısında yaslanmıştı. Dinliyordu.

Ya da dinliyor gibi yapıyordu.

Arseny'yi görünce Aure durdu.

"Döndün."

"Döndüm."

"Ne kadar sürdü?"

"Birkaç saat."

"Çok uzun."

"Çarşı büyük."

Sora doğruldu.

"Ne aldın?"

Arseny artifaktı çıkardı.

Masaya koydu.

İçindekiler tek tek çıkmaya başladı.

Pirinç. Bulgur. Soğan. Sarımsak. Havuç. Pırasa. Patates. Dana eti. Lahana turşusu. İki somun ekmek. Zeytinyağı. Tereyağı. Mercimek. Nohut. İki kap yoğurt. Peynirler. Baharatlar.

Masa doldu.

Sora baktı.

Uzun süre baktı.

Sonra Arseny'e döndü.

"Senya."

"Ne?"

"Ordu mu besliyoruz?"

"Yeterlince aldım."

"Bu 'yeterlince' mi?"

"Evet."

Aure masadaki yiyeceklere bakıyordu.

Gözleri büyümüştü.

"Hepsini sen mi taşıdın?"

"Artifakt var."

"Ama almak için sen koştun."

"Koşmadım. Yürüdüm."

Aure incelemeye devam etti.

Sonra bir şey gördü.

Arseny'nin elindeki küçük şeyi.

"O ne?"

Arseny cebinden çıkardı.

Tezgâha koydu.

Bıçak.

Küçük. İnce. Ahşap saplı.

Aure baktı.

"Bu bıçak mı?"

"Evet."

"Neden aldın?"

Arseny bir saniye düşündü.

"Meyve için."

Aure bıçağı aldı.

Tuttu.

Evirdi.

Çevirdi.

Tam olarak eline sığıyordu.

Sora'ya baktı.

Sora Arseny'e bakıyordu.

Arseny masadaki yiyecekleri düzenliyordu.

Yüzünde hiçbir şey yoktu.

Ama bir şey almıştı.

Bunu sormadan.

Sormaya gerek kalmadan.

Aure bıçağı masaya bıraktı.

Sonra çok sessizce konuştu.

"Teşekkür ederim."

Arseny durdu.

"Ne için?"

"Bıçak için."

"İhtiyacın vardı."

"Ama söylemedim ki."

Arseny baktı.

Kısa.

Net.

"Söylemene gerek yoktu."

Ve döndü.

Yiyecekleri mutfağa taşımaya başladı.

Sora onu izledi.

Aure de izledi.

İkisi de hiçbir şey söylemedi.

Çünkü gerekmiyordu.