Sen Papatya Seversin kitap kapağı

36. bölüm / 36

36.Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 36.Bölüm

Arkamı dönemiyordum…
Olduğum yerde kalakalmıştım…
Gelen kişi Cafer ağaydı.
Adım kadar emindim.
İyi de ne çabuk dolmuştu yarım saat, ne çabuk gelmişti Cafer ağa.
Acaba annem mi bir şey söylemişti.
Yokluğum ne çabuk anlaşılmıştı.
Ben daha arkamı dönemeden Cafer ağa bileğimi kavrayıp beni kenara çekti daha doğrusu fırlattı ve Mustafa’ya öyle bir tokat attı ki içim cız etti.
“Ulan sen kimsin de benim karımı karşına almış konuşuyorsun kim olarak ha? Konuş hadi bana da konuşsana.”
Hem bağırarak konuşup hemde Mustafa’ya vuruyordu.
Ben ise hiçbir şey yapamıyordum.
Mustafa karşılık veremiyor, benden ise bir tepki bekliyordu.
En azından Cafer ağayı durdurmam gerekiyordu.
Ama ben her zamanki güçsüzlüğüme yenik düşüp yine her zaman olduğu gibi sadece ağlıyordum.
Ardından Cafer ağa beni yine bileğimden tutup peşinden sürükleyerek eve götürdü.
Ve bir iki demeden öyle bir tokat attı ki…
Yanağım cayır cayır yanıyordu.
Hayatımda ilk defa birinden tokat yemiştim.
İlk defa birisi bana elini kaldırmıştı.
Bunca zaman ne babamdan ne annemden dayak yememiştim.
Onlar bana sesini bile yükseltmemişti.
Daha birkaç zamandır tanımış olduğum adam ise bana öyle şiddetli bir tokat atmıştı ki neye uğradığımı şaşırmıştım.
Annem ortalarda yoktu, Cafer ağa ise bas bas bağırıyordu.
“Anlaşma bitti Fatma, Mustafa bu köyden gidecek sende bir daha dışarıya adımını bile atmayacaksın. Şimdi burada otur düğün bitinceye kadar düşün o tokatı hak edecek ne yaptığını iyi düşün. Sakın bir kelime dahi etme sen bana yalan söyleyip köşe bucak Mustafa’yla buluşarak hayatının hatasını yaptın bunu sakın unutma.”
Çıkıp gitmişti.
Üzerimde gelinlikle ağlaya ağlaya oturdum bir köşeye.
Artık öyle sessiz gözyaşları dökmüyordum hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.
Yaşadıklarım nefesimi keser hale gelmişti.
Ve ben öylece uyuya kalmıştım.
Uyandığımda hâlâ olduğum yerdeydim gün çoktan doğmuştu…
Demek ki kimse beni uyandırmamış ben orada uyumaya devam etmiştim.
Annem ve Yusuf içeride uyuyordu Cafer ağa ise ortalarda yoktu.
Yerimden doğrulup üzerimi değiştirmek için odaya gidecektim ki kapı şiddetli bir şekilde çalmaya başladı.
Kapıyı açtığımda karşımda duran Cafer ağaydı ve hiç vakit kaybetmeden konuşmaya başladı.
“Hadi Fatma gidiyoruz.”
Kısa ve net bir şekilde konuşmuştu.
Kızgınlığı hâlâ geçmemişe benziyordu.
Sormak istediğim bir sürü şey vardı.
Acaba annem olanları biliyor muydu?
Mustafa’ya ne olmuştu?
Ama hiçbir şey soramadan annem uyanıp yanımıza geldi.
“Cafer oğlum içeri gelseydin Fatma üzerini değiştirseydi de öyle gitseydiniz.”
“Yok Ayşe teyze biz gidelim artık.”
“Peki oğlum tamam öyleyse. Sen ne dersen o, hem Fatma artık senin nikahlı karın. Bu arada kızım sen dün gelene kadar Cafer oğlum geldi, bende onunla gelirsin diye düğüne geri döndüm. Cafer senin yorgun olduğunu uyumak istediğini söyledi geldiğimde de uyuyordun ondan uyandırmadım iyisin demi kızım?”
Anlaşılan annemin hiçbir şeyden haberi yoktu.
“İyim annecim aynen çok yorgundum öyle gelişti olaylar hadi ben gideyim artık Yusuf’u öp yerime.”
Anneme sıkı sıkı sarılıp ayrıldım oradan.
Yine mükemmel oyunculuk yapıp ona hiçbir şeyi belli etmemiştim.
Cafer ağa hiç konuşmuyordu.
Eve geldiğimizde de hiç konuşmadı.
Beni eve bırakıp çekip gitti.
3 gün sonra döndü tam 3 gün boyunca kocaman evde tek başıma kafayı yiyecek gibi oldum. Geldiğinde siniri biraz olsun geçmiş gibiydi.
Sormaya çok korksamda sordum;
“En son anlaşma bitti dedin Yusuf dahil mi bu söylediğine.”
“Değil Fatma, Yusuf’u tedavi ettireceğim üç ay sonra annenle beraber gidecekler buradan.”
Demekki sadece Mustafa dahildi, ona ne yapmıştı acaba?
Nasıl soracağım konusunda epey bir kıvranınca Cafer ağa anlayıp kendisi konuşmaya başladı;
“Mustafa’yı soracaksın Fatma anlamıyorum sanma. Mustafa yok bu köyden apar topar gönderdim onu. Senin yüzünden çocuğun hayatını mahvettim anlaşmaya uysaydın o da kalırdı ama sen düğün günü köşe bucak onunla buluştun beni aptal yerine koydun.”
“Dinlemedin bile o gün orada başka bir şey için bulunuyordum. Mustafa’yla dostane bir şekilde konuşuyorduk ama dinlemedin ki. Nereye gönderdin onu neler oldu durumu nasıl?”
Sesim biraz yüksek çıkmıştı.
“O seni artık ilgilendirmez, kır dizini otur evinde kardeşinin iyileşip dönmesini bekle.”
Mustafa nasıldı?
Nereye gitmişti?
Bir daha hiç öğrenemeyecek miydim?
Keşke gitmeseydim yanına en azından hâlâ daha buralarda olurdu bende hiç olmazsa uzaktan da olsa görebilirdim onu.
Ama şimdi nerede ne halde bilmiyordum.
Tek suçlu ben miydim?
Cafer ağa haklıydı tüm her şeyin suçlusu bendim…
O kadar ağlamıştım ki resmen ağlamaktan içim çıkmıştı. Neden yaptığım hiçbir şeyin sonucu doğru düzgün olmuyor diye kendimi suçlamaya devam ediyordum.
Cafer ağa dediğini yapmıştı, üç ay sonra annemi ve Yusuf’u göndermişti.
Onları buradan göndermek o kadar zordu ki, benim için kocaman köy bir anda bomboş olmuştu.
Artık hiçbir sevdiğim burada değildi.
Cafer ağa ara sıra mezarlığa gitmeme izin veriyordu hepsi bu.
Yerden papatyaları toplayarak gittiğimi fark ettikten sonra giderken bana buket halinde papatya almaya başlamıştı.
Papatyaları götürüp halamın, babamın ve Leyla’nın mezarına bırakıp içimde biriktirdiğim tüm dertleri onlarla paylaşıp biraz olsun rahatlıyordum.
Bunun dışında evden bir adım atmıyor dışarıya hiç çıkmıyordum.
Çıksam nereye gidecektim ki?
Birkaç kez Nurcan teyze gelmişti birkaç kez de ben gittim.
O da zar zor izin alarak gittim.
Tek kelimeyle hayatım mahvolmuştu…
Cafer ağa bana hiç güvenmiyor doğru düzgün hiçbir yere gitmeme izin vermiyordu.
Aylar geçiyordu, yıllar geçecekti ve ben yalnız başıma ölüp gidecektim.
Cafer ağa bir tek o gün vurmuştu bana onun dışında dayak yediğim söylenemezdi.
Ama onu sevmiyordum.
Ve o da bunun farkındaydı…
Bazen günlerce gelmediği oluyordu koca evde yalnız başıma kalıyordum.
Bazı geceler o kadar çok korkuyordum ki.
Ağlıyordum ve etrafımda beni teselli edecek hiç kimse yoktu…
Uyumadan önce sevdiğim tüm insanların fotoğraflarına bakıyordum.
Anneme, babama, Leyla’ya, Yusuf’a ve Mustafa’ya…
Evet Mustafa ile bir fotoğrafımız vardı.
Annemleri gönderdiğimiz gün evden çıkmadan onu da almıştım yanıma.
Cafer ağanın bundan haberi yoktu.
Zaten böyle bir şeyi öğrenseydi yaşatmazdı beni…
Mustafa’nın bana aldığı saç kurdelesini, Leyla ve Yusuf’un aldığı elbiseyi, annemin aldığı tokayı da almıştım.
Babamın aldığı kolye zaten hâlâ daha boynumdaydı…
Kırılır diye çok korkuyordum ama hiçbir zaman kırılmadı.
Her daim boynumda bana güç veriyordu.
En azından ben öyle hissediyordum…
Bir tarafta sevdiğim tüm insanların fotoğrafı bir tarafta bana aldıkları hediyeler…
Şimdi hiçbirini göremiyordum sadece bana aldıkları hediyeler ve fotoğrafları ile kendimi kandırıp hayatıma devam ediyordum.
Ama bir şeyi çok merak ediyordum…
Mustafa’yı…
Acaba Mustafa ne yapıyordu ve nasıldı?
Onu bir daha görememek kalbimi çok acıtıyordu.
Ama her ne olursa olsun yaptığım fedakarlık biraz da olsa işe yaramıştı. Yusuf ve annem tedavi oluyor, Mustafa da en azından hâlâ daha yaşıyordu.
Son yaşadıklarımızı düşünüyorum da aslında ne güzel ne masum hayallerim vardı…
Hayallerimde ben doktor oluyordum, çok güzel bir hayatım oluyordu. Babam, kardeşlerim, annem her daim yanımda oluyordu…
Sevdiğim insanla evlenmiş mutlu bir yaşam sürüyordum…
Şimdi ise tüm hayallerim alt üst olmuştu.
Hani bir ara Mustafa vardı da açılan tüm yaralarımı o kapatmaya çalışıyordu ya, işte şimdi Mustafa da yoktu.
Ve benim tüm yaralarım kanıyordu.
Hayatım boşa geçmiş bir ömür gibiydi.
Yaşıyordum ama sebebi yoktu.
Yaşamam için herhangi bir nedenim yoktu.
Tutunduğum bir dal yoktu...
Ben yavaş yavaş yok oluyordum, hayatım ellerimin arasından kayıp gidiyordu..
Zaman ise acımasızca geçmeye devam ediyordu.
Aradan tam 6 yıl geçtiğinde yeniden yaşamam için bir sebebim olmuştu.
6 yıl boyunca ne annemi ne de Yusuf’u görememiştim.
Seslerini bile duyamamış zaman zaman kafayı yiyecek hale gelmiştim.
Koskoca 6 yıl içinde bana sadece 2 kere mektup yazmışlardı. Ya da belki de daha fazla yazmışlardı ama hiçbiri elime ulaşmamıştı.
Tam 24 yaşıma gelmiştim.
Boşa geçmiş koskoca 24 yıl…
Ve benim bir kızım olmuştu…
Ben 24 yaşında anne olmuştum.
Kızım daha minicikti. Elleri, ayakları o kadar küçüktü ki dokunmaya kıyamıyordum…
24 yaşında en nihayetinde hayata tutunacak bir nedenim olmuştu.
Dünyalar tatlısı bir kızım oldu ve ben anne oldum.
O küçük Fatma büyümüştü ve artık anne olmuştu.
Kızımın adını Cafer ağayı da ikna edip “Leyla” koymuştum.
Cafer ağa anlayışla karşıladı aslında o da annesinin ismini vermek istiyordu ama ne hikmetse kırmadı beni.
Leyla güzeller güzeliydi.
Tıpkı kardeşim Leyla gibiydi…
Yüzü ona o kadar çok benziyordu ki.
Ama kaderi benzemesin diye elimden gelen her şeyi yapmaya hazırdım.
Leyla tüm olayların üzerine bir güneş gibi doğmuştu.
Onun sayesinde tüm gün sıkıldığım bu ev bana cennet olmuştu.
Günümün tamamını ona harcıyordum. Ondan başka hiçbir şey düşünmüyordum.
Biraz fazla ağlasa telaşlanıp tekrar gülümseyince onunla beraber gülüyordum.
Yine bir gün Leyla’yla vakit geçirirken kapı çalmaya başladı.
Aslında kapıyı çalan kişi o kadar heyecanla çalıyordu ki hemen kapıyı açmak için aşağıya doğru koştum.
Kapıyı açtım ve karşımda uzun zamandır görmek istediğim, yıllardır heyecanla yolunu beklediğim o kişiyi gördüm…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 9beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…