Sen Papatya Seversin kitap kapağı

21. bölüm / 35

21.Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: 21.Bölüm

Babaannem öldükten sonra babam ve annem o kadar üzülmüşler ki tam mutlu olduk derken hayatları tekrardan alt üst olmuş.
Babam her ne kadar babaanneme kırgın olsa da son zamanlarda araları düzelmiş olduğundan babaannemin ölümüne çok perişan olmuş.
Babamın annesini kaybetmesi, hayatındaki bildiği bütün kelimelerin anlamını değiştiren bir acı olmuş.
İnsan, annesinin ölümünü duyduğu anda yalnızca bir insanı değil; çocukluğunu, sığındığı yeri, koşulsuz sevgiyi ve “ne olursa olsun yanımda biri var” duygusunu da kaybettiğini hisseder.
Babam da her ne kadar babaannemden şefkat görmeyerek büyüse de en nihayetinde onun yaşadığını bilmek içini huzurla kaplıyormuş. Öldüğünü gördüğünde ise tüm bu duyguları yerle bir olmuş.
Babam için ilk günler her şey bir sisin içinde gibiymiş. Başlarda ne olduğunu tam olarak anlayamamış. Önce ablası sonra babası üstüne birde annesini kaybetmesi altından kalkamayacak bir yüke dönüşmüş.
Abisini ise sadece cenaze günü mezarlıkta görmüş.
Ondan öylesine nefret ediyormuş ki ona nefret dolu bakışlar atmış.
Amcam da aynı şekilde babama öyle bakıyormuş. Babamla hiç konuşmamış sadece bir ara anneme;
“Günün birinde cezaevinden çıkacağım ve çıktıktan sonra hepinizi mahvedeceğim Ayşe. Ne pahasına olursa olsun isterse hayatım bitsin gitsin yine de hepinizi mahvedeceğim…”
Bu lafları söylemiş.
Annem ise cevap vermemiş babama ise söyleyip daha fazla üzmek istemediğinden öylece susup kalmış.
Ama bir yandan da içi içini kemirmeye başlamış…
Babam taziye için gelenlere teşekkür edip,başsağlığı dileklerini dinler, yapılması gerekenleri yapar ama bütün bunları sanki kendisi değil de başka biri yaşıyormuş gibi hissedermiş.
Evin içinde babaannemin eşyaları benim için ördüğü patikler,hırkalar öylece duruyormuş.
Babam için her şey yerli yerindeymiş ama annesi, hayatın ta kendisi artık yerinde değilmiş.
Ve sonra bir süre epey bir sessizlik başlamış evimizde.
Aradan geçen günlerde yine rutinler kaldığı yerden devam ediyormuş.
Babam yine işe başlamış annem ise beni büyütmeye devam etmiş…
Ama artık hayatlarına bir kişi eksik olarak devam ediyorlarmış.
Birçok kayıp vermişler hayatlarından sürekli birileri eksilmiş.
Ama ne olursa olsun hiç ümitlerini kaybetmemişler.
Annem babama her zamanki gibi destek olmaya devam etmiş,babamın yaşadığı zorlu süreçler artık omuzlarında çok büyük bir yük kaplıyormuş.
Babam en çok da alışkanlıkların içinde özlüyormuş annesini.
Bir şey anlatmak istediğinde,akşam eve gelip onu görmek istediğinde…Annemin de babamın da güzel bir haber aldığında paylaşmak istedikleri kişiler artık yanlarında yokmuş.
Sadece ikisi,bu süreçte hep yaptıkları gibi kendi kendilerine yetmeyi daha çok öğrenmişler.
Canları sıkıldığında, hastalandıklarında, korktuklarında ya da sadece sevdiklerinin sesini duymak istediklerinde ulaşamayacaklarını bildiklerinden hep birbirlerine destek olmuşlar…Annem ve babam kaybettikçe daha da güçlenmişler…
Zaman geçtikçe çevredeki hayat iyice normale dönmeye başlamış. Oysa babamın annesini kaybedişi içinde derin bir boşluk olarak kalmış.
Tıpkı ablası ve babası gibi…
İnsan alışır, çünkü bu insanın fıtratında vardır. Acıya da alışır,mutluluğa da…
Yavaş yavaş unutmaya,yara kabuk bağlamaya,bazı sabahlar daha iyi uyanmaya başlansa da;
Herhangi bir gün,küçücük bir koku, bir şarkı veya eski bir fotoğraf bütün özlemi yeniden ortaya çıkarır.
Ölüm unutulmak değildir.
Ölüm; yokluğa alışmaya çalışırken bir yandan da sevgiyi taşımayı öğrenmektir.
Babam da annemde hiçbir kaybettiği kişiyi unutmamış.
Onların acısıyla ve her daim sevgileriyle yaşamayı öğrenmişler…Annem bir gün babama;
“Birçok kayıp verdik Musa,zaman sevdiklerimizi bir bir elimizden alıp götürdü. Ama yine her daim yanımda sen kaldın. Çok zor zamanlar da geçirsem yanımda senin olduğunu bilmek çok iyi hissettiriyor hayatımdan hiç eksik olma.”
diye ufak bir konuşma yapmış.
Babam; “Sende asla benim hayatımdan eksik olma Ayşe’m. Evet bir sürü kayıp verdik ama biz hâlâ beraberiz sana söz biz hiç ayrılmayacağız. Annemi kaybetmek çok zor oldu. İnan ki daha ablamın,babamın,en yakın dostumun acısı bile dinmedi. Daha onların acısını içimde dindirememişken şimdi bir de annem… Anneme hayatım boyunca çok kırgındım Ayşe,ama nebileyim yine de annemdi. Vardı, yanımdaydı şimdi ise…
Çocukken tuttuğu elim,söylediği bir söz, yaptığı bir yemek, kızdığı bir an, sarıldığı bir gece… Az da olsa gösterdiği sevgi… Aramızda her ne olursa olsun o benim annemdi sığınacak dalımdı Ayşe,onu şimdiden öyle çok özledim ki…”
“Anne de baba da nasıl duygular ben hiç bilemedim Musa, biliyorsun küçükken hep teyzemi anne eniştemi baba bildim. Ama sonra öğrendiğim gerçekle ikisine de bir daha anne,baba demedim. Ama teyzemi çok severdim keza eniştemi de öyle… Çok yakın bir dostum da hiç olmadı hele de bir kardeşim… Bunlar bana çok uzak duygular benim bu hayatta en iyi bildiğim duygu seni sevmek oldu. Sonra ise anne olmak oldu. Ben anne olduktan sonra anladım ki evlat her şeyden ağır basıyormuş. Bilmiyorum belki de teyzem ve eniştemi öz annem babam gibi seviyordum. Bende onları kaybedince seninle aynı şeyleri hissettim ama sonra belli bir zaman hayatımda oluşlarına bile şükürler ettim ya hiç olmasaydılar… Ya annem gibi onları da hiç göremeseydim. O yüzden sende en azından hayatında olduğu dönemler için şükret, biliyorum özlem hiçbir zaman tamamen bitmez.
Çünkü anne, insanın hayatından çıkan sıradan bir kişi değildir. Bak ben annemi hiç görmediğim halde biliyorum,seni anlayabiliyorum.
Anne, insanın hikâyesinin başladığı yerdir. Onun yokluğunda insan büyümeye devam eder, yaşamaya devam eder, hatta yeniden mutlu olmayı da öğrenir. Ama içinde her zaman annesine ayrılmış, kimsenin dolduramayacağı bir yer taşır. Düşünsene Musa bana bir şey olsa Fatma ne yapar. Ömrü boyunca bir boşluğa düşmez mi? Kaç yaşında olursa olsun onun bize hep ihtiyacı var öyle değil mi? İnsan belki de zamanla şunu öğrenir: Annesini kaybetmek,onun sevgisini kaybetmek değildir. Çünkü bir annenin sevgisi, ölümden sonra bile evladının içinde yaşamaya devam eder. Tıpkı artık Hanife teyzenin de diğer kaybettiğimiz kişiler gibi içimizde yaşamaya devam ettiği gibi.
İnsan attığı bazı adımlarda annesini, söylediği bazı sözlerde onun sesini, yaptığı bazı iyiliklerde onun kalbini taşır.
Anne gider Musa ama bıraktığı sevgi, evladının içinde yaşamaya devam eder. Bak ben annemi hiç görmeme rağmen o hep bir yerlerde,içimde ve benimle şimdi senin annen de öyle olacak senin için Musa.”
“Allah korusun Ayşe’m sana hiçbir şey olmasın hatta sana gelecek en ufak acı bile bana gelsin. Seninle konuşunca sanki tüm dertlerim hafifliyor Ayşe,iyi ki varsın hep yanıbaşımda ol ,elimi tut ve beni asla yalnız bırakma.”
“Sende beni Musa’m sende beni asla yalnız bırakma ne sen acı gör artık ne de ben…”
Ve böylece annem ve babam birbirlerine ilaç olmaya devam etmişler… Hayatları bir şekilde devam ediyormuş tüm sevdikleri onlar için artık çok uzaklardaymış.
Onları sık sık ziyaret edip bol bol dualar ediyorlarmış…
Ben ise yavaş yavaş büyümeye devam ederken günler bir bir geçip gitmiş ve aradan tam 5 yıl geçmiş…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

219okunma 69beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…