Sen Papatya Seversin kitap kapağı

31. bölüm / 35

31. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: 31. Bölüm

Zamanımın çoğunu Mustafa’yla geçirdiğimden ona çok fazla alışmaya başlamıştım.
Birbirimize çok benziyorduk ikimiz de bir şekilde babalarımızı kaybettik, ikimiz de bir şekilde hayatın bizi erkenden büyütmesine alışmak zorunda kaldık.
Daha kendi hayatımızı yaşayacak yaşta, hayatın yükünü omuzladık.
Aslında buna mecbur kaldık Mustafa da bende hayatın bize getirdiği bu kötü sürprizlere alışmaya devam ediyorduk.
Her şeyi onunla yapar olmuştum.
Mustafa’nın zamanla kalbimde çok farklı bir yeri oldu.
Onunla beraber çalıştık, onunla beraber yorulduk, bazen içimizden hiçbir şey yapmak gelmedi ama yine de biz her daim çok güçlü durmaya çalıştık.
Çok fazla dertlendiğimiz zaman birbirimize omuz olmayı öğrendik.
Ben düştüm Mustafa kaldırdı, Mustafa düştü ben kaldırdım.
Belki de ikimizde benzer şeyleri yaşamış olduğumuzdan birbirimizi bu kadar iyi anladık.
Benim babam öldü onun babası ise onu bıraktı.
Tek fark birimizin ki toprağın altındaydı diğeri ise üstünde…Benim Leyla’m biricik kız kardeşim öldü, onun ise ablası abisi ondan uzakta ve birbirlerini hiç görmüyorlardı.
Benim de sadece annem ve küçük kardeşim vardı onunda…Hayatlarımız birbirine çok benziyordu.
Belki de Mustafa karşıma boşuna çıkmamıştı.
Belki de hayatıma, çekmiş olduğum acılara bir mükâfat olarak gelmişti…
Mustafa ile konuşurken kendimi anlatmak için kelimeler bulmak zorunda kalmıyordum.
O beni bir bakışımdan bile anlıyordu.
Başlarda onu sadece bir arkadaşım olarak görüyordum.
Onunla konuşmak hatta bazen hiçbir şey konuşmadan bile yanında olmak bana iyi geliyordu.
Ama sonra zaman geçtikçe Mustafa’nın yeri bende değişmeye başladı ben bunu kendime bile itiraf edemedim.
Çünkü insan bazen en çok değer verdiği kişiyi kaybetmekten korkar.
Mustafa’yı da kaybetmek istemiyordum.
Ona hissettiklerimi söylersem sanki her şey bir anda değişecek gibiydi.
Hatta eskisi gibi arkadaş bile kalamayabilirdik.
Bu yüzden her şeyi içimde tutmaya devam ettim.
Sanırım ilk adımı ondan bekliyordum.
O gelirse ben onu reddetmezdim ama ya o beni reddedip bir de üstüne bir daha asla yüzüme bakmasaydı ne yapardım.
Ama sonra ya o da böyle düşünüyorsa diye düşünmeye başladım.
“Ya Mustafa da benimle aynı düşüncedeyse ve çekiniyorsa?”
Yine de düşüncelerime rağmen önce ben itiraf edemedim.
Aslında ne büyük yanlıştı öyle değil mi?
Bugün olup, yarın olmadığımız şu dünyada birine karşı sevdiğimizi dahi söyleyememek.
Ama korkuyordum sevdiğim insanları kaybetmek çok ağır bir yüktü.
Mustafa’yı da kaybedersem korkusuyla, bir daha arkadaş kalamayız korkusuyla her şeyi içime gömdüm.
Mustafa’yla ne zaman konuşsam, ne zaman güldüğünü görsem içimi huzur kaplıyordu.
İkimiz de hayatın bize eksik bıraktığı şeyleri birbirimizde bulmuş gibiydik.
Ben annemin veya Yusuf’un yanında sürekli güçlü görünmek zorunda olduğumu hissederken tam aksine Mustafa’nın yanında tüm güçsüzlüğümü hatta herkesten sakladığım gözyaşlarımı bile göstermekten çekinmiyordum.
Mustafa çok fedakardı, o da yoruluyordu ama yine de her günün sonunda “Fatma çok yoruluyorsun, işleri çaktırmadan bana bırak ben senin yerine de hepsini hallederim.” Diyordu.
Mustafa benim için zorlu geçen bir kışın ardından gelen bahar gibiydi.
Mustafa benim için gülmekti, mutluluktu, huzurdu…
Günümün içinde en çok yer verdiğim kişi, başına bir şey geldiğinde herkesten önce merak ettiğim, mutlu olduğunda benim de mutlu olduğum biriydi Mustafa.
17 yaşındaydık ve ikimiz de beraber büyüyorduk.
Zaten ben bir tek onun yanında çocuk oluyordum.
Bir gün işe giderken onu o kadar heyecanlı gördüm ki dayanamayıp sordum;
“Mustafa, sende bugün bir haller var ne oluyor hadi söyle bakalım.”
“Var Fatma ama bunu öğrenmek için akşama kadar beklemek zorundasın sana bir hediye aldım beğenecek misin diye çok heyecanlıyım.”
“Ne aldın Mustafa ben bekleyemem ki akşama kadar. Hadi şimdi ver lütfen.”
Diye ısrar etmeye başlamıştım, o kadar merak ettim ki akşama kadar dayanmak çok uzun bir süre gibi geliyordu.
Ama Mustafa tüm ısrarlarıma rağmen akşam vereceğim diye tutturdu.
Ben de kabullenmek zorunda kaldım.
O gün akşam bir türlü olmuyordu ama her ne aldıysa Mustafa’nın cebinde olduğunu biliyordum.
Demek ki işten çıkar çıkmaz yolda giderken verecekti.
Gün boyu yanına defalarca gidip “Mustafa hadi çok merak ettim şimdi ver.” Diye başının etini yedim.
Sanırım Yusuf kadar bende çok sabırsız olmaya başlamıştım.
Nihayet akşam olduğunda eve doğru ilerlerken Mustafa cebinden bir kutu çıkardı ve bana doğru uzattı.
Kutuyu aldım ama açamıyordum.
Ellerim titremeye başladı, gün boyu beklediğim an gelmişti ama insanın yaşadığı güzel anılar da kötü anılar da hafızasından hiçbir zaman silinmiyordu.
Kutuyu elime aldığım an gözümün önüne o doğum günüm gelmişti.
Babamın, Leyla’nın, Yusuf’un ve annemin bana hediye verdikleri gün…
Bizim ne kadar mutlu bir aile olduğumuz o gün…
Her şey yine gözümün önünden geçip gitmeye devam ediyordu.
Olduğumuz yerdeki taşa oturdum ve ağlamaya başladım.
Mustafa da çok üzülmüştü.
Daha hediyesini açmadan ona çok mahcup olmuştum.
Benim ağlamamın bitmesini bekledi, hep beklerdi.
Her daim yanımda olduğunu her koşulda hissettiriyordu.
Bir an önce susayım diye değil de tüm dertlerimi anlatıp omuzlarımdan o yükleri atmam için bekliyordu.
Kendime gelince neden ağladığımı anlattım ona.
Mustafa benimle beraber üzülüp benimle beraber gülüyordu.
Önce dinlerdi, teselli ederdi sonra tekrar yüzümde gülümseme oluşsun diye çabalardı.
Daha iyi hissettiğimde kutuyu açtım.
Gözlerim dolu dolu baktım hediyeme.
Mustafa bana “saç kurdelesi” almıştı.
Saç kurdelesi bizim buralarda sevgi, masumiyet, özel bir bağ demekti.
Böyle anlamlı bir hediyeyi birde Mustafa tarafından almak beni çok mutlu etmişti.
Ona o kadar çok teşekkür ettim ki çok ince ve çok düşünceli bir hediyeydi bu.
Kocaman sarıldım ona, Mustafa’yı gerçekten çok seviyordum.
Kurdeleyi hemen saçıma taktım ve yürümeye devam ettik.
Mustafa’dan ayrılıp eve vardığımda annem hemen elimdeki kutuyu da saçımdaki kurdeleyi de fark etti.
“Mustafa mı aldı?” diye sordu.
O da biliyordu benim Mustafa’dan başka arkadaşım, çok yakın olduğum herhangi biri olmadığını.
Ben de;
“Evet annecim Mustafa aldı nasıl güzel mi? Ben çok beğendim, biliyor musun saç kurdelesinin anlamı sevgi, özel bir bağ demek. Bunu Mustafa’dan almak beni çok mutlu etti.”
Diye heyecanlı bir şekilde cevap verdim.
Annem çok beğendiğini söyledi ama benim gözlerimin içinin bile parladığını fark edince;
“Unutma ki Mustafa senin sadece arkadaşın. Gün boyu berabersiniz o seni dost olarak görüyor demekki içinden seni mutlu etmek gelmiş. Hepsi bu sakın başka düşüncelere kapılıp sonrasında üzülme canım kızım.” Demişti.
Sözleri o an canımı o kadar çok yaktı ki.
Oysa ben kurdeleyi elime alınca Mustafa’nın gözlerinde o sevgiyi görmüştüm.
Onun da beni gerçekten çok farklı sevdiğine inanmıştım.
Ama annemin söyledikleri canımı hem çok yaktı hemde aklımı çok karıştırdı.
Mustafa’dan ayrılıp eve gelene kadar belki yüzlerce tane hayal kurdum.
Annemin söyledikleriyle ise tüm hayallerim başıma yıkıldı.
Kurdeleye bakıp duruyordum.
Bir yandan ama sonuçta saç kurdelesinin anlamı buydu diye düşünüyor, bir yandan da belki de Mustafa tesadüfen aldı düşüncelerine kapılıyordum.
Annem haklı da olabilirdi haksız da.
Sonuçta annem artık sevgiye, aşka inanmayan bir kadındı…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

177okunma 28beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…