Bölümler 35Şu an: 27.Bölüm
- 1 1.Bölüm1.166 kelime
- 2 2.Bölüm922 kelime
- 3 3.Bölüm1.017 kelime
- 4 4.Bölüm1.014 kelime
- 5 5.Bölüm943 kelime
- 6 6.Bölüm967 kelime
- 7 7.Bölüm1.051 kelime
- 8 8. Bölüm823 kelime
- 9 9.Bölüm1.117 kelime
- 10 10.Bölüm1.212 kelime
- 11 11.Bölüm1.055 kelime
- 12 12. Bölüm1.098 kelime
- 13 13.Bölüm1.141 kelime
- 14 14.Bölüm921 kelime
- 15 15.Bölüm1.579 kelime
- 16 16. Bölüm1.204 kelime
- 17 17. Bölüm1.118 kelime
- 18 18. Bölüm1.202 kelime
- 19 19.Bölüm1.056 kelime
- 20 20. Bölüm904 kelime
- 21 21.Bölüm1.006 kelime
- 22 22.Bölüm1.156 kelime
- 23 23. Bölüm853 kelime
- 24 24.Bölüm939 kelime
- 25 25.Bölüm1.185 kelime
- 26 26.Bölüm1.146 kelime
- 27 27.Bölüm828 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 28.Bölüm1.109 kelime
- 29 29.Bölüm953 kelime
- 30 30.Bölüm914 kelime
- 31 31. Bölüm1.031 kelime
- 32 32.Bölüm1.135 kelime
- 33 33.Bölüm1.167 kelime
- 34 34.Bölüm960 kelime
- 35 35.Bölüm1.402 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayat yine bir şekilde devam ediyordu.
Günler geçiyordu, herkes günlük işlerine dönüyordu.
Güneş yine doğuyor, akşam yine oluyordu.
Ne garipti öyle değil mi?
Daha bundan iki hafta öncesine kadar bir dakika görmesem özlediğim Leyla’mı, işten eve gelsin de kocaman sarılayım diye beklediğim babamı tam iki haftadır görmüyordum.
Özlüyordum hemde çok özlüyordum.
Gülüşlerini, seslerini, yüzlerini özlüyordum.
Birinin yüzünü hiç özlediniz mi?
Çok korkuyordum, onların yüzü aklımdan silinir diye…
Her sabah uyanır uyanmaz fotoğraflarına bakıp her akşam uyumadan tekrar bakıyordum.
Yüzlerini hafızama iyice kazıyordum.
Babamı da Leyla’yı da öylesine çok özlüyordum ki…
Evet hayat geçiyordu ama artık çok eksikti.
Mesela artık babam yoktu, savunmasız bir çocuktum.
Bu eksikliği bir daha hiçbir şey dolduramadı.
Leyla’m güzel gözlüm artık yoktu, ondan geriye annemin o diktiği tek kolu olmayan kıyafetlerden ve tek kolu olmayan bebekten başka bir şey kalmamıştı…
Onun açtığı yarayı hiçbir şey kapatamadı…
Bir gün içinde iki sevdiğimizden de koparmışlardı bizi.
Kalbimiz acıyordu, her anlamda…
Annem geçen her günde daha da kötüleşiyordu.
Artık olmayan şeyleri görmeye başlamıştı.
Annemin bu halini ben anlayabilsem de Yusuf anlamıyor, korkuyordu…
Geceleri yataktan birden kalkıp;
“Geldim Leyla’m geldim kızım ağlama, Musa kalkıp Leyla ile ilgilensene yine üzdüler kızımızı hey sana diyorum Musa beni duymuyor musun?” Diye evin içinde dolaşıyordu.
Leyla’yı arayıp bulamayınca yere yığılıp ağlama krizleri geçiriyordu.
Nurcan teyze annemi sakinleştirip yatağa yatırırken;
“İyi olacaksın Ayşe, olmak zorundasın senin geride iki evladın daha var.” diyordu.
Çoğu günler Yusuf uykusundan uyanıp olanlara şahit oluyordu.
Bana sarılıp masumca yüzüme bakıyordu.
Onun neler anlatmak istediğini çok iyi anlıyordum.
“Üzülme Yusuf, annemiz iyi sakın korkma biz bu günleri de atlatacağız.” diye tekrar uyutmaya çalışıyordum.
Uykuya dalana kadar elimi hiç bırakmıyordu.
Kendini güvende hissetmek onu rahatlatıyor gibiydi.
Annemle iletişimlerimiz çok azalmıştı.
Ne Yusuf’u bağrına basıyordu ne beni.
Yanına gittiğimizde bile kafasını dizlerine gömüp ağlamaya başlıyordu.
Nurcan teyze annemizin düzeleceğini anlatıp duruyordu ama annem gün geçtikçe daha da kötüleşiyordu.
Hemen hemen her gün mezarlığa gider olmuştu.
Ama bizi götürmüyordu.
Cenazeden sonra hepi topu iki kere gidebilmiştim o da annemin peşine zar zor takılarak.
Annem yalnız gidip içini döküyordu ama bu onu daha kötü yapıyordu farkında bile değildi.
Bir gün yine gitmişti ama çok geç olmasına rağmen dönmemişti.
Artık çok merak etmiştik.
Nurcan teyze Yusuf’a göz kulak olmamı söyleyip annemin ardından gitmişti.
Döndüklerinde annemin üstü başı toprak içindeydi.
Nurcan teyze, annemi yarı baygın halde yatağına yatırıp bana;
“Fatma, canım benim anneni bulduğumda çok iyi değildi babanın mezarına sarılmış gelmek istemediğini söyleyip durdu zar zor getirebildim. Yanına gitmeyin de uykuya dalsın, en azından birazcık uyusun kızım tamam mı?” Demişti.
Kafa sallamakla yetindim ve Yusuf’u alıp onu yatırmaya çalıştım.
Aslında biz aynı zamanda bir anda annesiz de kalmıştık.
Yusuf’a elimden geldikçe annelik yapmaya çalışıyordum. Yemeği, uykusu her şeyiyle ben ilgileniyordum.
Ama ben de annesine muhtaç bir çocuktum.
Annem ise her geçen gün kendini daha fazla içine kapatıyordu.
Ona hak veriyordum aynı gün içinde verdiği iki kayıp onun için çok zordu.
Babamla her zorluğa rağmen evlendiklerini anlatırlardı bazen.
Çok güzel hayalleri olduklarından bahsederlerdi.
Şimdi ise annem yalnız kalmıştı. Zaten annem hayatının her döneminde yalnız kalmıştı.
Daha doğarken başlamıştı çilesi.
Önce annesini, ardından babasını kaybetmişti.
Sonra annesi, babası yerine koyduğu teyzesini ve eniştesini…Şimdi ise evladını ve hayat arkadaşını…
Hayat annem için çok acımasızdı.
Belki anneannem öldükten sonra dedem onu sarıp sarmalasaydı, çok iyi davransaydı, hâlâ daha yanında olsaydı, annem de az bir şey de olsa ayakta daha güçlü dururdu.
En azından annem için ardımda babam var hissi olurdu.
Artık bende hiçbir zaman olmayacak bir his…
Benim sadece babam ölmemişti, arkamdaki o güçlü dağım, her şeyi yapabilirim çünkü arkamda babam var hissim, bildiğim tüm yollar, güvendiğim tüm dağlar da yıkılıp, ölüp gitmişti…
Zaman geçiyordu babamın ve Leyla’nın ölümünün üstünden tam 1 ay geçtiğinde biz hâlâ Nurcan teyze’nin evinde kalıyorduk.
Aslında Nurcan teyze bırakmıyordu bizi annem artık gidelim dedikçe Nurcan teyze;
“Olmaz Ayşe seni böyle bırakamam biraz daha kalın.” diyordu.
Ama annem 1 ay olunca artık evimize gitmemiz gerektiği konusunda ısrarcıydı.
Nurcan teyze de;
“Bari izin ver o evi biz komşularla bir güzel temizleyelim, az bir şey de olsa eski haline çevirmeye çalışalım. Siz öyle gidin şimdi o halde girerseniz daha kötü olursunuz.” demişti.
Ve dediğini yapmıştı, evimizi diğer komşularla bir güzel temizlemişlerdi.
Annem kapıyı açıp da içeriye girdiğimizde her şey yerli yerindeydi.
Sanki bir odadan Leyla koşup gelecekti.
Diğer bir odadan babam seslenecekti.
Çok garip bir histi kocaman bir boşluk hissi…
Annem çok kötü olmuştu ama artık alışmalıydık.
Burası bizim evimizdi.
Hem daha ne kadar yük olacaktık Nurcan teyzeye.
Evimizde yaşamak çok zordu, çok tuhaf geliyordu.
Keyifli, mutlu, huzurlu evimizden geriye hüzün kokan evimiz kalmıştı.
Boştu, her şey o kadar boş geliyordu ki.
Komşular babamın ve Leyla’nın kıyafetlerini, eşyalarını hep toplamışlardı.
Nurcan teyze zaten çok önceden Leyla’nın bebeğini de almıştı benden.
Annem görüp daha kötü olmasın diye.
Ama annem Leyla’nın bebeğini ve babamın kırılmış sazını geri aldı.
Sazı tamir etmeye çalıştı, parçalarını birleştirdikten sonra duvara astı.
Bebeği ise komodinin üstüne koydu.
Her an her dakika görebileceği yere…
Annem de korkuyordu onları unuturum diye mahvoluyordu…
O saz bir daha hiç çalınmadı, babam öldü türküler de sonsuza kadar yok oldu…
Bölüm etkileşimi
