Bölümler 35Şu an: 25.Bölüm
- 1 1.Bölüm1.166 kelime
- 2 2.Bölüm922 kelime
- 3 3.Bölüm1.017 kelime
- 4 4.Bölüm1.014 kelime
- 5 5.Bölüm943 kelime
- 6 6.Bölüm967 kelime
- 7 7.Bölüm1.051 kelime
- 8 8. Bölüm823 kelime
- 9 9.Bölüm1.117 kelime
- 10 10.Bölüm1.212 kelime
- 11 11.Bölüm1.055 kelime
- 12 12. Bölüm1.098 kelime
- 13 13.Bölüm1.141 kelime
- 14 14.Bölüm921 kelime
- 15 15.Bölüm1.579 kelime
- 16 16. Bölüm1.204 kelime
- 17 17. Bölüm1.118 kelime
- 18 18. Bölüm1.202 kelime
- 19 19.Bölüm1.056 kelime
- 20 20. Bölüm904 kelime
- 21 21.Bölüm1.006 kelime
- 22 22.Bölüm1.156 kelime
- 23 23. Bölüm853 kelime
- 24 24.Bölüm939 kelime
- 25 25.Bölüm1.185 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 26.Bölüm1.146 kelime
- 27 27.Bölüm828 kelime
- 28 28.Bölüm1.109 kelime
- 29 29.Bölüm953 kelime
- 30 30.Bölüm914 kelime
- 31 31. Bölüm1.031 kelime
- 32 32.Bölüm1.135 kelime
- 33 33.Bölüm1.167 kelime
- 34 34.Bölüm960 kelime
- 35 35.Bölüm1.402 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi gün ailecek kahvaltımızı yaptıktan sonra babam o gün işe gitmeyeceğini,biraz yorgun olduğunu ve evde dinlenmek istediğini söyledi.
Bizim ise şehre gidip halletmemiz gereken birkaç iş vardı.
Normalde ben ve annem gidecektik ama Yusuf da ağlayıp o da bizimle gelmek isteyince annem onu da götürmeye karar verdi.
Yusuf geliyorsa Leyla da kesin gelir diye düşündük ama tam tersi Leyla o gün bizimle gelmek istemeyip evde babamla kalmak istedi.
Şaşırmıştık çünkü Yusuf’un geldiği yere Leyla’nın gelmediği olmazdı ama Leyla o gün ısrarla babamla kalmaya karar vermişti.
Ben, annem ve Yusuf yola koyulup şehre varmıştık.
İşlerimizi halledip tekrar yola koyulduk. Neredeyse iki saat süren işlerimiz nihayet bitmişti, yorgunluktan resmen pert olmuştuk.
Yusuf sürekli “Ben yürümekten sıkıldım keşke gelmeseydim Leyla’yla kalsaydım.” Diye mızmızlanıyordu.
Annem de ona “Gelmeseydin oğlum sen kendin gelmek istedin” deyince Yusuf daha çok sitem ediyordu.
Ben ise Yusuf’un bu haline gülüp onu iyice sinirlendiriyordum.
Yusuf her haliyle olduğu gibi sinirlenince de çok tatlı oluyordu.
Annem bir Yusuf’a bir bana “kızım yapma, oğlum etme” diye diye nihayet eve vardık.
Ama eve vardığımızda gördüğümüz manzara hiç beklemediğimiz bir şeydi.
Kapıda elinde silahla bir adam oturuyordu.
Başına da neredeyse köyün yarısı toplanmış polisler ise hemen hemen yeni gelmişti.
Çünkü adama daha yeni kelepçe takıyorlardı.
Anlaşılan her ne olmuşsa daha yeni olmuştu.
Ben ise o kişinin amcam olduğunu daha sonra öğrenmiştim.
Meğer amcamın 14 yıllık hapis cezası sona ermiş, çıkar çıkmaz da soluğu bizim evde almış.
Annem zaten amcamı görünce yüreği ağzına gelmişti.
Biz anne bu adam kim demeye kalmadan o adamın bize doğru dönüp konuştuklarını işittik;
“Dua edin de siz evde değildiniz yoksa diğer yeğenlerim ve sende içeridekiler gibi ölüp gidecektiniz. Sana söylemiştim Ayşe ne pahasına olursa olsun sizin de hayatınızı mahvedeceğim demiştim.”
Amcam, anneme ve bize doğru bunları söylemişti.
Hayatınızı mahvetmek derken neyi kastediyordu bu adam diye düşünüyordum.
O an her kafadan bir ses çıkıyordu.
Herkes annemi sakinleştirmeye çalışıyordu.
Ben ise Yusuf’un elini tutmuş babamı ve Leyla’yı arıyordum.
Bir yandan da;
İçeride ölen kimdi?
İnsanlar neden bağırıyordu?
Annem neden böylesine çok ağlıyordu? diye düşünüyordum.
Biz içeriye giremiyorduk.
Sadece polisler amcamı götürürken ardından bakıyorduk.
Birkaç polis de evi çevrelemiş içeriye girmemizi engelliyordu.
Ama o sırada nasıl olduysa Yusuf birden elimi bırakıp “Leyla neredesin?” diye hızla eve doğru koşunca ortalık iyice karıştı ve biz o hengamede içeriye girebildik.
Annemle beraber Yusuf’un ardından içeriye koştuk.
Ben etrafta Leyla ile babamı görmeye çalıştıkça babam da Leyla da neredeydi biliyor musunuz?
İçeride, kanlar içinde yerde yatıyorlardı.
Her şey o an puslandı gözümde.
Benim biricik Leyla’m, dünyalardan daha çok sevdiğim babam yerde kanlar içinde yatıyordu.
Leyla’nın üzerindeki o tek kolu olmayan bebek bile kanlar içindeydi.
Babamın sazı duvardan düşüp kırılmıştı.
Ne olmuştu?
Şimdi babam ve Leyla ölmüş müydü?
Hayır hayır hayır! Bu olamaz bu olmamalı diye bağırdığımı hatırlıyorum.
Koşup babama da Leyla ya da sarıldığımı.
Baba aç gözlerini dediğimi…
Leyla’m hadi uyan diye bağrışlarımı…
Annemin feryatlarını…
Hiçbir şeye anlam veremiyordum.
Misler gibi kokan Leyla’m kan kokuyordu.
Ama o daha çok küçüktü…
Daha iki saat önce ayrıldık birbirimizden.
Biz eve tekrar geldiğimizde oturup, gülüp söyleyecektik.
Leyla’yla Yusuf oyunlar oynarken ben ders çalışacaktım.
Annem yemek yapıp babam ise anneme sofrayı kurmada yardım edecekti.
Ne olmuştu şimdi?
Biz gidince burada neler olmuştu?
Babam ve Leyla bizi bırakıp gitmiş miydiler?
İmkanı yoktu babam söz vermişti hani babalar sözünü tutardı hep?
Sanki her şey bir karanlığa dönüştü o an.
Annem bayıldı, komşular bizi evden çıkardı.
Yusuf’dan ise çıt bile çıkmıyordu.
Korkmuştu.
Babamdan da Leyla’dan da korkmuştu.
Onlara yaklaşmamıştı bile…
Normalde Leyla’nın elini hiç bırakmayan Yusuf, Leyla’ya yaklaşmamıştı…
Kucağından hiç inmediği babama yaklaşmamıştı…
Evimizin önü mahşer yerine dönmüştü.
Herkes oradaydı, konu komşu toplanmış annemi sakinleştirmeye çalışıyordu.
Etrafa bakıyordum sanki bir yerden Leyla çıkıp “abla” diyecekti.
Veya babam çıkacaktı bir yerden “Fatma’m güzel kızım.” diyecekti.
Biliyordum bunlar olacaktı.
Benim babam ölemez ölmemeli.
Hem babalar neden ölür ki?
Babalar da anneler de ölümsüz olmalı öyle değil mi?
Sürekli bunları düşünüyordum.
Kafamdaki sesleri susturamıyordum.
Leyla bir an olsun gözümün önünden gitmiyordu.
Film şeridi gibi her şey tek tek gözümün önünden geçiyordu…
Leyla’nın bebeğini alıp kucağıma sıktırmış öylece bekliyordum.
Ağlıyordum…
Hemde çok ağlıyordum.
Bir anda kimsesiz kalmıştım.
Babam ve Leyla gitmişti.
Annem baygın, Yusuf ise hiç konuşmuyordu.
Herkesin içinde öylece kimsesiz kalmıştım.
Etraf kalabalıktı ama ben kimsesizdim…
Ve sadece ağlıyordum…
Ama öyle annem gibi değil ben sessizce ağlıyordum.
Sanki babam ve Leyla ağladığımı duyar da üzülür diye sessizce çaresizce gözyaşlarımı döküyordum.
Yusuf’a bakıyordum hiç konuşmuyordu o hiç susmayan çocuktan şimdi çıt çıkmıyordu.
Komşular Yusuf’ta bir hâl olduğunu anlamış olacaklardı ki birisi damağını kaldırıyordu birisi su veriyordu.
Ama Yusuf hiç tepki vermiyordu…
Ağzından duyduğumuz son sözler eve gelirken yorulduğunda söylediği sözler ve en son ki “Leyla neredesin?” sözü olmuştu.
Annem kendine az bir şey gelip izin verilmemesine rağmen tekrar eve gitmişti zar zor da olsa içeriye girmiş babamı ve Leyla’yı görmüştü.
Öyle bir bağırmıştı ki sanki yer yerinden oynamıştı.
Ama bizi bir daha götürmediler.
Babamı ve Leyla’yı bir kez daha göremedim…
En son gördüğüm an öyleydi yerde kanlar içinde yattıkları andı…
Leyla’nın yüzü öyle masumdu ki o bembeyaz yüzü kıpkırmızı kanlarla doluydu.
Daha dün eğlencelerle, kahkahalarla dolu evimiz kana bulanmıştı.
Misler gibi kokan evimiz şimdi kan kokuyordu…
Elim bir anda boynumdaki kolyeye gitti.
Babamın aldığı son hediyeye.
Sonra kulaklarıma dün söylediği o söz geldi.
“Fatma,kızım senin uyumaya hiç niyetin yok galiba ama bak kardeşlerin uyudu annenle benim de uykumuz geldi yatalım gerisine sonra devam ederiz olur mu?” demişti.
Yatacaktı, uyanacaktı ama sonra kaldığı yerden devam edecekti.
Babam söz vermişti.
Hem kolye alacağına da söz vermişti ve sonunda tutmuştu.
Ama son verdiği sözü bir daha hiç tutamadı.
Babam ölmüştü, Leyla’m güzeller güzeli kardeşim ölmüştü.
Hayat bizim için işte o gün bitmişti.
O heyecanla babamın işten döneceği saati beklediğimiz zamanlar, Leyla’nın o ilk doğduğu zamanlar, evdeki kavgalarımız, gürültülerimiz, Yusuf’la Leyla’nın çekişmeleri,kahkahalarımız, mutluluğumuz her şeyimiz o gün bitmişti.
Gördüğüm o an yıllarca gözümün önünden de hafızamdan da hiç silinmedi.
İçim o gün öyle bir ürpermişti ki…
Şimdi bunları dile dökmek,yazmak öylesine zor ki…
Babam da annesini babasını kaybetmişti veya annem de annesini kaybedip birde üstüne babası tarafından terk edilmişti.
Onca kayıp vermişlerdi ama bu sanki çok başkaydı.
Ölen dedem,babaannem,halam değil birebir babamdı benim babamdı.
Meğer dünyanın en zor acısıymış; “İnsanın, aynı evin içinde her dakika gördüğü insanı bir daha hiç görememesi…”
Hem annem için de artık bu acı dayanılacak gibi bir şey değildi.
Zaten geçmişte babamla birlikte bir sürü kayıp vermişlerdi.
Şimdi üstüne bir de eş ve evlat acısı eklenmişti…
Benim ve Yusuf’un ise babası ölmüştü.
Yazarken ne kadar kolay öyle değil mi?
Oysa babasız kalmak bir evin çatısız kalması gibiydi.
Üşüyorduk ama dışarısı soğuk olduğu için değil bir daha babamın kollarında hiç ısınamayacak olduğumuz için…
O zamanlar babasız kalmanın ne demek olduğunu anlamamıştım.
Çünkü ne olursa olsun babam gelecek gibi hissediyordum.
Küçük olmak her şeyi oyun zannetmek her şeye hayal dünyasından bakmak gibi bir şeydi.
Babamı ve Leyla’yı o şekilde görmüş olmama rağmen sanki hep gelecekler gibi hissederdim.
Herkes babam adına ağlarken ben bunları en çok babama anlatmak istedim.
Ben bir daha babamla hiç konuşamayacak mıydım?
Leyla’nın sesini bir daha hiç duyamayacak mıydım?
Duyamadım,konuşamadım…
Ben sadece babamı ve kardeşimi kaybetmedim.
Hayallerimi, mutluluğumu, sevincimi, en güzel anlarımı da kaybettim.
Bizim için o günden sonra türküler sustu, oyunlar sonsuza kadar yok oldu ve artık kelimler bile anlamını yitirdi…
Bölüm etkileşimi
