Bölümler 35Şu an: 28.Bölüm
- 1 1.Bölüm1.166 kelime
- 2 2.Bölüm922 kelime
- 3 3.Bölüm1.017 kelime
- 4 4.Bölüm1.014 kelime
- 5 5.Bölüm943 kelime
- 6 6.Bölüm967 kelime
- 7 7.Bölüm1.051 kelime
- 8 8. Bölüm823 kelime
- 9 9.Bölüm1.117 kelime
- 10 10.Bölüm1.212 kelime
- 11 11.Bölüm1.055 kelime
- 12 12. Bölüm1.098 kelime
- 13 13.Bölüm1.141 kelime
- 14 14.Bölüm921 kelime
- 15 15.Bölüm1.579 kelime
- 16 16. Bölüm1.204 kelime
- 17 17. Bölüm1.118 kelime
- 18 18. Bölüm1.202 kelime
- 19 19.Bölüm1.056 kelime
- 20 20. Bölüm904 kelime
- 21 21.Bölüm1.006 kelime
- 22 22.Bölüm1.156 kelime
- 23 23. Bölüm853 kelime
- 24 24.Bölüm939 kelime
- 25 25.Bölüm1.185 kelime
- 26 26.Bölüm1.146 kelime
- 27 27.Bölüm828 kelime
- 28 28.Bölüm1.109 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 29.Bölüm953 kelime
- 30 30.Bölüm914 kelime
- 31 31. Bölüm1.031 kelime
- 32 32.Bölüm1.135 kelime
- 33 33.Bölüm1.167 kelime
- 34 34.Bölüm960 kelime
- 35 35.Bölüm1.402 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Neredeyse 2 yıl olmuştu.
Onlarsız geçen her gün daha da acı veriyordu.
Yusuf 7 yaşına gelmişti.
Leyla’nın öldüğü yaşa…
Ben ise 15 yaşıma girecektim.
Geçen yıl ki doğum günüm ağlamakla geçmişti.
Gün boyu babamın aldığı kolyeye bakıp durdum.
Leyla’yla Yusuf’un aldığı elbiseyi sadece o gün onlar aldığında giymiştim.
Bir daha da asla giymedim.
Ne zaman elime alsam Leyla’nın o sözü aklıma geliyordu;
“Abla prenses gibi oldun.” demişti.
Ben hayatımda ilk defa o gün prenses olmuştum.
Bir daha da hiçbir zaman olamadım…
Ama kolyeyi hiç çıkarmıyordum boynumdan.
Bir yandan kırılır diye korkarken bir yandan da boynumda hep kalsın istiyordum.
Bu yılki doğum günüm ve bundan sonrakiler de sessizce ağlamakla geçecekti…
Bu geçen 2 yıl da çok zorlu zamanlar geçirmiştik.
Yusuf hâlâ konuşmuyordu.
Onun sesini, abla deyişini öylesine özlemiştim ki…
Abla kelimesi en sevdiğim sözdü benim.
Leyla öldü, Yusuf sustu.
Abla kelimesi de öylece çekip gitti benden…
Yusuf artık 7 yaşına geldiğinden okullar açılınca okula gidecekti. Kaydını yaptırmıştık gitmek istemediğini yüz ifadesiyle az çok anlatmaya çalışsada buna karşı çıktık, o okuyacaktı ve günün birinde tekrardan konuşacaktı.
Ve ben bunun için elimden ne gelirse onu yapacaktım.
Bana gelecek olursak, ben okulu bıraktım.
Hayallerimi, babam ve Leyla ile birlikte toprağa gömdüm…
Tüm hayallerimden vazgeçtim, sizce ben güçsüz müydüm?
Evet güçsüzdüm.
Öyle hayallerimin peşinden gidecek, ailemi ardımda bırakacak kadar güçlü değildim.
Ama fedakardım ve buna her halimle mecburdum…
Biz kaybettiğimiz iki acının ardından geçen bunca zamanı evde olanlarla, komşuların getirdikleriye, babamın az bir şey kenara ayırdığı ile idare ederek geçirmiştik.
Kiramızı ise çok yakın komşularımız birleştirip ödüyorlardı.
Annem kabul etmese de onlar sağolsun ellerini üzerimizden hiç çekmiyorlardı.
Ben ve Yusuf’a sık sık harçlık verdikleri zamanlar bile oluyordu.
Ama artık böyle olmazdı bizim kendi kazandığımız paraya ihtiyacımız vardı.
E Yusuf okuyacaktı, ev için gerekenler vardı.
Birimizden biri elini taşın altına koyacaktı.
Ya annem ya ben…
Annemin durumu ortadaydı, yeteri kadar yıpranmış olduğundan üstüne birde onun çalışmasına izin veremezdim.
Hem çalışamazdı da, zaten annem artık yaşıyor gibi de değildi.
Hayattan öylesine bıkmış öylesine nefret etmişti ki…
Resmen salmıştı kendini, her şeyden herkesten nefret ediyor gibi bakıyordu.
Beraber oturduğumuzda her daim eskilerden bahsediyordu.
Dedemden, babaannemden, babamdan eskiden olup bitenlerden.
Sık sık bunlardan bahseder olmuştu.
Babamı anlattığı kısımlarda ağlayıp dururdu ama ertesi gün bir daha anlatırdı.
Bir gün dayanamayıp sordum;
“Anne, hep eskilerden bahsediyorsun ama asıl sen şuan nasılsın? Babam ve Leyla öldüğünden beri hep onlarla veya geçmişteki hatıralardan bahsedip duruyorsun peki asıl şu zamanlarda ne hissediyorsun. Artık neler olacak nasıl devam edeceğiz hayata?”
Aslında bunu defalarca kez sormuştum ama hiçbir zaman yanıt alamadım.
Bu söylediklerimden sonra annem yüzüme bakıp yine bir müddet sustu daha sonra gözlerinden yaş dökülerek yerinden hızla kalkıp Leyla’nın bebeğini alıp geri oturdu.
Susuyordu,bu konularda konuşmak istemiyordu.
Ama tekrar;
“Anne böyle yapma, bak bizim de sana çok ihtiyacımız var. Hele de Yusuf’un en çok onun sana ihtiyacı var ve en çok o sana muhtaç.”
Deyince annem konuşmaya başladı;
“Nasıl bir his biliyor musun Fatma?Sanki tüm şehir başıma yıkılmış, herkes üstüme geliyor gibi. Bak günler geçti aylar geçti hatta yıl geçti ama bir nebze acıları azalmadı. Ben hem sevdiğim adamı hem yavrumu toprağa verdim. Bunun acısı yere göğe sığmıyor. Sizinle bile ilgilenemiyorum ben. Artık yetersiz, kötü bir anne olmaktan başka hiçbir şey değilim ama yapamıyorum aklım fikrim hep Leyla’da. Bu da beni kötü, bencil bir anne yapıyor biliyorum. Yusuf’un halini görmüyor muyum sanıyorsun? Görüyorum anlıyorum ama ona veya sana ne zaman sarılsam o gece rüyama Leyla geliyor. Anne beni sevmiyor musun diyor. İçim sıkılıyor, vicdanım sızlıyor artık yapamıyorum kaldıramıyorum Fatma. Ben babanı 17 yaşında sevdim ya 17 yaşında. Öyle zorlu zamanlar geçirdik ki bitti sandık tekrar başladı. Olmaz dedik tekrar oldu. Ama oldu bir şekilde her daim sürekli el ele tutuşabildik. Peki ya şimdi, şimdi nerede Musa’m. Benden çok uzaklarda ve her ne olursa olsun bir daha asla dönemez. Ben bu acıyla devam edemiyorum.”
Ağlayarak anlatmıştı bunları.
Cevap vermemi beklemeden kalktı yerinden tam gidecekken konuşmaya başladım;
“Her ne olursa olsun sen dünyanın en iyi annesisin. Şimdi böyle davranıyor olman çok normal ama bu acıyı tek sen yaşıyor değilsin anne. Ben ve Yusuf’ta aynı gün hem babamızı hem kardeşimizi kaybettik. Bizim adımız yetim kaldı her gören bize yetim gözüyle bakıyor. Bizim için bir tek sen kaldın. Sende sırtını dönünce bir de öksüz mü kalalım? Gerçekten bunu istemezsin değil mi? İşte bizde bunu kaldıramıyoruz anne.”
Annem arkasını dönüp bana öyle bi sarıldı ki orada öylece birbirimize sarılarak ağladık.
Artık yaralarımızı beraber sarıyorduk.
Az bir şeyde olsa annem açılmıştı geçmişe göre daha iyidi.
Sanırım konuşmak iyi gelmişti ona da.
Artık bize sarılırken vicdan azabı çekmiyor sevgisini gösterebiliyordu.
Ya da ben öyle sanıyordum belki de annem içinde yine kendi ile savaşmaya devam ediyordu…
Sonra ben çalışmak istediğimi söyledim anneme.
Annem ise karşı çıkmamıştı.
Çünkü başka çaremiz yoktu.
Şöyle böyle derken ben tarlada çalışmaya başlamıştım.
Zaten babamın eski çalıştığı yer olduğundan işe girmem çok da zor olmamıştı.
Babamın adını duyan herkes rahmetli çok iyi bir insandı diye konuşuyordu.
Babamın ismi yoktu kimse Musa şöyleydi Musa böyleydi demiyor herkes rahmetli diye hitap ediyordu.
Sanki o anlar kalbime bir hançer saplanıyor gibiydi…
Fedakarlık sırası bana gelmişti ve ben her şeyimle fedakarlık yapmaya hazırdım.
Babamın dediği gibi ben aileme ilaç olacaktım.
Tarlada çalışıp az bir şeyde olsa para kazanıyor, eve ekmek getirebiliyordum.
Hayatımız artık böyle sıradan bir şekilde geçer olmuştu.
Sık sık babamın Leyla’nın yanına gidiyorduk.
Kazandığım paradan her daim ufak bir miktarını halama papatya almak için ayırırdık.
Fakirdik, belki paramızın olmadığı bir sürü zaman geçirmiştik. Ama babamın sözü asla yere düşmedi.
O olmasa da her daim ne zaman mezarlığa gitsek papatya alıp, alamazsak bile Yusuf’la arayıp tarayıp demet halinde toplayıp halama götürürdük.
Artık bu bizde bir gelenek haline dönüşmüştü.
Aynı halam gibi benimde en sevdiğim çiçek papatyaydı.
Babam haklıydı sanırım ben giderek halama benziyordum.
Papatyaları o kadar çok seviyordum ki bazen toplarken saçımın kenarına sıkıştırıyordum.
Yine mezarlığa gittiğimiz bir gün annemle Yusuf Leyla’nın mezarının orada dururken sessizce ağlayarak babamla dertleşmiştim.
Bu anlar çok nadir oluyordu.
Çünkü biz üzüldükçe, ağladıkça annem çok daha kötü oluyordu.
Annen için ayakta dik durmaya çalışıyordum.
O duymasın diye sessizce dertleşirdim babamla…
“Babam,canım babam sen gittin gideli günler o kadar anlamsız o kadar değersiz ki gözümde. Meğer her şey seninle, Leyla’yla güzelmiş, meğer her şey siz varken anlamlıymış. O kadar özledim ki seni, sizi. Sana anlatacak bir sürü şeyim birikti baba. En azından bir gün rüyama gelsen olmaz mı?”
Sessizce, çaresizce dökülen gözyaşları ve duadan başka elimden hiçbir şey gelmiyordu.
En nihayetinde onları orada bırakıp tekrar evimize dönüyorduk…
Annemin olmayan şeyleri gördüğü zamanlar azalmıştı ama mezarlığa gittiğimiz günler çok kötü olduğunda bazı geceler tekrardan aynı şeyleri yaşadığımız oluyordu.
Ben büyümüştüm ve bu gibi durumlarla başa çıkmayı öğrenmiştim.
Aslında sadece bir iki yaş geçmişti hayatımdan.
Ama babasız her çocuk erken büyümek zorunda kalırmış.
İşte ben de biraz erken büyümüştüm…
Bölüm etkileşimi
