Bölüm 9

Vaveyla Yazarı: aişe hüma

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: Bölüm 9

Tünelin zifiri karanlığı ve rutubetli havası nihayet kırılmaya, yüzümüze tatlı bir gece rüzgârı vurmaya başladığında hepimiz derin bir nefes aldık. Tünelin çıkışı, Sisli Vadi'nin eteklerindeki sık çam ağaçlarının arasına gizlenmiş eski, harap bir avcı kulübesine açılıyordu.
Reno elindeki meşaleyi söndürüp kulübenin tahta kapısını yavaşça itti. "Tamamdı, görünürde kimse yok. Bugünlük bu harabeyle idare edeceğiz gibi duruyor," dedi.
"Harabe mi?" dedi Aira içeri adımını atıp etrafı süzerken. "Valla o tünelin neminden ve sizin çenenizden sonra burası bana krallık sarayı gibi geldi."
Kulübe oldukça eskiydi; ahşap duvarları yer yer yıpranmış, çatısındaki tahtaların arasından gece gökyüzü görünüyordu ama içeride kuru bir şömine ve üzerine oturulabilecek birkaç tahta bank vardı. En önemlisi de dışarıdan bakıldığında sık ağaçlar yüzden kulübeyi fark etmek neredeyse imkânsızdı.
Boran kapının eşiğine devasa gövdesiyle yerleşip kalkanını kenara bıraktı. "Ben kapıda nöbetteyim. İçeri geçin, bu gece güvendeyiz."
"Şükürler olsun," diye mırıldandı Elowen, çantasını hemen tahta masanın üzerine bırakarak. "Hüma, hemen şuraya otur. Yara yerini tekrar kontrol etmem lazım, tünelde yürürken çok zorladın."
Valer, Hüma'nın koluna girmesine fırsat vermeden onu köşedeki saman balyalarının ve tahta bankın olduğu kısma doğru hafifçe yönlendirdi.
"Duydun şifacıyı Bela. Geç otur da devrilip kalma tepemize."
Hüma banka çökerken yüzünü buruşturdu ama hırslı bakışlarını Valer'den ayırmadı.
"Sana inat devrilmeyeceğim Ukala. Ayrıca oturmamı çok düşünüyorsan git şu şömineyi yak da donmayalım şurada."
Valer alaycı bir şekilde sırıtıp cebinden çakmak taşını çıkardı. "Emriniz olur majesteleri. Başka bir arzunuz?"
"Işık kapatılsın, servis hızlı olsun,bide çenen kapalı olsun " dedi Hüma gözlerini devirerek.
Şu ikisi bir gün kavga etmeden durursa gökyüzünden kırmızı kar yağacak kesin, diye geçirdim içimden.
Elowen hızlıca Hüma'nın sargılarını açıp yeni merhemleri sürmeye başlarken, Layra kulübenin küçük penceresinden dışarıdaki vadiyi süzüyordu. Reno ise Valer'in yaktığı şöminenin karşısına geçip ellerini ateşe uzattı.
"Sonunda sıcak bir yer," dedi Reno rahat bir nefes alarak.
"Fermanda yazanı zaten biliyoruz," dedim parşömenin üzerindeki o eski, mührü mumlu mührün kalıntılarına parmağımla dokunarak. "Kırlar Bölgesi... Manon orayı dün ölmeden önce değil, yıllar önce kendi kişisel mülkü ilan etmiş. Mühür eski. Asıl soru şu: Yıllardır kimsenin kural koyamadığı, kuralsız Kırlar Bölgesi'nde Manon'un ne işi vardı? Ve Hilara neden bu eski mührün peşinde?"
"Belki de Kırlar Bölgesi sanıldığı kadar sahipsiz ve kural dışı değildir," dedi Layra, pencere kenarından ayrılmadan, gözlerini karanlık vadiye dikerek. "Manon gibi bir kral, işine yarayacak çorak bir araziye yıllar önce gidip mühür basmaz. Orada sakladığı ya da koruduğu bir şey vardı."
"Ya da Hilara'dan gizlediği bir şey," diye ekledi Aira. Şöminenin yanındaki tahta sandalyeye çekilip kollarını göğsünde birleştirdi. "Hilara dün ölen Manon'un tahtına çöktü ama bu mühür yüzünden Kırlar Bölgesi'ne elini süremiyor. Adamlarını peşimize takmasının sebebi fermanı yok edip oradaki sırrı gömmek."
Reno ellerini ateşte ısıtırken kafasını kaşıdı. "İyi de babacığım, madem sınırda Hilara'nın adamları bekliyor ve Kırlar Bölgesi'ne giremiyoruz... O zaman Manon'un yıllar önce oraya bıraktığı o sırrı nasıl öğreneceğiz?"
"Sınırı geçmemize gerek yok," dedi Valer, kılıcının kabzasıyla oynamayı bırakıp masaya doğru bir adım atarak. Hüma'ya alaycı bir bakış fırlattı. "Kırlar Bölgesi'ne giden tek yol o korunan sınır değil. Sisli Vadi'nin sonundaki tüccar patikası var. Sınır muhafızlarının ruhu bile duymadan içeri sızabiliriz."
Hüma oturduğu banktan Valer'e doğru kaşlarını çatarak baktı. "Yani yine birilerinin burnunun dibinden tehlikeye atlayacağız diyorsun Ukala? Ve bunu bu hâlimle yapmamı bekliyorsun?"
"Seni zorla getiren yok Bela," dedi Valer, yüzünde o gıcık ama kendinden emin tebessümle. "İstersen bu harabede oturup bize çay demlersin. Dönüşte sana elbisesi getiririm."
"Rüyanda görürsün!" dedi Hüma hemen ayağa dikilmeye çalışarak (ama Elowen onu omuzundan tutup geri oturttu). "O patikadan ilk ben yürüyeceğim, gör bak."
"İkiniz de bir durun," dedim fermanı yeniden katlayıp cebime koyarken. "Bugün burada dinleniyoruz. Yarın sabah, Manon'un yıllar önce Kırlar Bölgesi'ne bastığı o mührün ve Hilara'nın saklamaya çalıştığı sırrın peşine düşüyoruz."
"Durun bir dakika," dedi Hüma, şöminenin ışığı yüzüne vururken zihni birden aydınlanmış gibi. Böğründeki sargıya rağmen dikleşip koyu renk gözlerini masadaki fermana dikti. "Parçaları yanlış birleştiriyoruz."
Hepimiz gözlerimizi Hüma'ya çevirdik. Reno elindeki ateşi karıştırma çubuğunu düşürmekten son anda kurtuldu. "Nasıl yani?"
"En azından bir adım öndeyiz," dedi Valer, şöminenin kenarına yaslanıp Hüma'ya baktı. "Kâğıt elimizde. Hilara'nın adamları o sınıra ne kadar asker yığarsa yığsın, ellerinde ipucu olmadan sadece kör gibi dolaşacaklar. Sırrı ilk çözen biz olursak, Kırlar Bölgesi'ndeki o gizemli her neyse önce biz buluruz."
Valer sonra yüzündeki o gıcık ama alaycı tebessümle Hüma'ya doğru bir adım attı. "Aferin Bela, kafan ferman çözmeye çalışıyor en azından. Gerçi vurulmasaydın daha çabuk çözerdin ya, neyse."
Hüma, oturduğu tahta bankta gururla başını kaldırdı, böğründeki acıyı gizlemeye çalışarak koyu renk gözlerini Valer'e dikti. "Vah vah... Hilara koca ordusuyla bir kâğıt parçasının peşinde çaresizce koşuyor demek? Yazık adamcığımıza. Ne dersin Ukala, fermanı çözüp ona bir kopyasını postayla gönderelim mi? Üzülmesin adam,"
Valer alaycı bir tebessümle başını iki yana salladı. "Sen önce ayağa kalkmayı becer de mektubu postalaması kolay. Hilara sırrı çözmeden bizim Kırlar Bölgesi'ne ulaşmamız lazım."
"Ben yürürüm de, senin o ağır zırhınla Sisli Vadi'nin patikasından yuvarlanmayacağın garantisi var mı Ukala?" dedi Hüma dişlerinin arasından.
"Seni sırtımda taşımak zorunda kalmazsam yuvarlanmam," dedi Valer pişkinçe sırıtarak.
"Hilara bu fermanı sırrı saklamak ya da yok etmek için istemiyor," dedi Hüma, masaya doğru hafifçe eğilerek. "Hilara da bu fermanın ne anlama geldiğini çözebilmiş değil! Adam Manon'un tahtına oturdu ama Manon ölmeden önce Kırlar Bölgesi'yle ilgili bütün kayıtları silmiş, geriye sadece bu mühürlü kararı bırakmış. Hilara, Manon'un yıllar önce orada ne dolaplar çevirdiğini çözmek için bu kağıdın peşinde!"
"Mantıklı..." diye fısıldadı Layra pencerenin yanından. "Adamları mağaranın kapısında 'Hilara'nın emri açık, fermanı ne pahasına olursa olsun ele geçirin' diye bağırıyordu. 'Yok edin' demediler, 'ele geçirin' dediler. Vay canına, diye geçirdim içimden. Demek koca krallığı ele geçiren Hilara bile Manon'un yıllar önce Kırlar Bölgesi'ne bastığı o mührün sırrını çözememiş. Adam koskoca kral olmuş ama hâlâ Hüma'nın bir bakışta çözdüğü şeyin peşinde koşuyor."
Aira kollarını göğsünde birleştirip hafifçe gülümsedi. "Yara kafana yaramış bakıyorum. İlk defa mantıklı bir şey söyledin."
"Bunu iltifat olarak alıyorum Aira," dedi Hüma gözlerini devirerek.
"Yani şimdi..." dedi Reno kafasını kaşıyarak, "Bizim neyi aradığımızı bilmediğimiz gibi, bizi kovalayan herifler de neyi aradıklarını bilmiyor mu? Harika! Bilinmeze doğru tam kadro koşuyoruz."
"Rüyanda görürsün!"
Yine başladılar, diye düşündüm kıkırdayarak. Hilara krallığı ele geçirmiş, Kırlar Bölgesi'nin sırrını çözmeye çalışıyor, dünya yıkılıyor ama bizimkilerin derdi hâlâ aynı.
O planı sonra düşünürüz saat daha 7 olabilir ama yatın dinlenmeniz lazım," dedi Elowen araya girip Layra'nın açtığı haritayı katlayarak. "Elowen haklı. Herkesin zihni de bedeni de yorgun. Üstelik Hüma'nın dinlenmesi lazım, yoksa o dağ patikasını rüyasında bile göremez."
"Şifacı haklı," dedi Boran gür sesiyle, kapı eşindeki yerini alarak. "Gözleriniz kapanıyor. Üzerimize eski, yıpranmış pelerinimi çekip gözlerimi kapattım. Yorgunluktan her yerim dökülüyordu ama zihnim bir türlü susmuyordu. Bir süre sonra kulübedeki nefes alışverişleri defne girdi. Hüma'nın hafif mırıldanmaları, Valer'in tahta banktaki gıcırtılı hareketi derken içerisi derin bir sessizliğe gömüldü. Tam ben de uykuya dalmak üzereydim ki kulübenin dışındaki ahşap duvardan gelen hafif ayak seslerini duydum.
Biri dışarı çıkmıştı.
Gözlerimi araladım. Meşalenin sönmek üzere olan cılız közleri içeriyi hafifçe aydınlatıyordu. Layra ve Aira yerlerinde yoktu.
Merakıma yenik düşerek pelerinimi çaktırmadan kenara kaydırdım. Sessiz adımlarla, kapının hemen yanındaki kırık ahşap yarığına doğru yaklaştım ve dışarıya kulak kabarttım. Gece rüzgârı çam ağaçlarını uğuldatıyordu ama onların fısıltıları net bir şekilde kulağıma çalınıyordu.
"Umarım ne yaptığınızın farkındasınızdır Layra," dedi Aira. Sesi buz gibi, son derece sert ve tavizsizdi.
"Neyden bahsediyorsun Aira?" dedi Layra, o her zamanki ifadesiz ve soğukkanlı tonuyla.
"Şundan bahsediyorum," dedi Aira dişlerinin arasından.
"Sen ve Eliza kendinizi bir hikâyenin kahramanı sanıyorsunuz! Manon'un eski gizemlerinin, dağ tepesindeki gözlemevlerinin peşine düşmüş durumdasınız. Ama bu grup bir kütüphane kulübü değil! Dışarıda bizi doğramak isteyen yüzlerce muhafız var, Hüma böğründeki ok yarasıyla zür yürüyor, Reno her an paniklemeye hazır."
Nefesimi tuttum. Kalbim güm güm atmaya başladı.
"Sırf Eliza o kâğıttaki bilmeceyi çözecek, siz de Manon'un sırrını patlatacaksınız diye bütün grubu bile bile tehlikeye atamayız," diye devam etti Aira, hışımla bir adım atarak. "Bu ferman yüzünden hepimiz öleceğiz!"
Sırf sizin merakınız ve hırsınız yüzünden grubu ölüme sürüklüyorsunuz."
"Fermanı Hilara'ya teslim edersek yaşayacağımız mı sanıyorsun Aira?" dedi Layra istifini bozmadan. "Adam arkasında tek bir tanık bile bırakmaz. Kaçış yolumuz yok, ilerlemek zorundayız."
"Sorun ilerlemek değil Layra!" dedi Aira sesi yükselmesin diye kendini zor tutarak. "Sorun, Eliza ve senin bu işi kişisel bir bulmacaya çevirmeniz! Herkesin canı pamuk ipliğine bağlı. Yarın o dağa tırmanırken birimiz daha vurulursa, Eliza'yı da fermanı da dinlemem, o kağıdı ateşe ilk ben atarım. Bunu sakın unutma."
Gözlerimi büyüttüm...
Kulübenin ahşap duvarına sırtımı yaslayıp karanlıkta donakaldım. Aira hakkımda böyle mi düşünüyordu yani? Ben sadece hepimizi kurtarmaya, bu fermanın neden bu kadar önemli olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ama dışarıdan bakılınca... Herkesi sırf bir merak uğruna ateşe atıyormuşum gibi mi görünüyordu?
Aira'nın sert adımlarla içeri doğru yaklaştığını duyunca hemen samanların üzerine geri dönüp yerime sindim ve gözlerimi kapattım.
Ahşap kapı hafifçe gıcırdadı. Aira içeri girip köşesine çekildi.
Hemen yan tarafımda, samanların üzerinde yatan Hüma gözleri kapalı olmasına rağmen hafifçe kıpırdandı ve
uykulu bir sesle mırıldandı: "Sessiz olun... Aira yine çene çalıyor demi Ukala..."
Valer tahta banktan derin bir iç çekti, gözleri Hüma'nın üzerindeydi. "Uyu Bela uyu... Sabah seni o dağa sürüyeceğim nasıl olsa."
"Rüyanda görürsün..." dedi Hüma ve sesi tamamen kısıldı.
Göğsümdeki fermana elimi götürdüm. Aira'nın fısıltıları zihnimde yankılanırken, bu gece uykunun bana uğramayacağını artık çok iyi biliyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 4beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.