15. bölüm / 19
MÜHÜRLÜ GEÇMİŞİN PEŞİNDE/BASILIYOR!Bölüm 15
Bölümler 19Şu an: Bölüm 15
- 1 Bölüm 1867 kelime
- 2 Bölüm 21.443 kelime
- 3 Bölüm 32.247 kelime
- 4 Bölüm 42.602 kelime
- 5 Bölüm 52.655 kelime
- 6 Bölüm 61.039 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 82.611 kelime
- 9 Bölüm 91.493 kelime
- 10 Bölüm 10716 kelime
- 11 Bölüm 11704 kelime
- 12 Bölü, 121.190 kelime
- 13 Bölüm 141.116 kelime
- 14 Bölüm 15587 kelime
- 15 Bölüm 151.115 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Bölüm 17493 kelime
- 17 Bölüm 18547 kelime
- 18 Bölüm 192.133 kelime
- 19 Bölüm 201.116 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ormanın sık ağaçları arasından geçerken rüzgâr yüzümüzü bir kamçı gibi kesiyordu. Atların nallarından çıkan çamurlu sesler ve ciğerlerimizden süzülen düzensiz nefesler, gecenin uğultusuna karışıyordu.
Valer en önde, atını adeta kırbaçlarcasına acımasızca sürüyordu. Gece rüzgârı pelerinini savururken gözlerini bir an bile karanlıktan ayırmıyordu.
"Daha hızlı!" diye bağırdı Valer, sesi rüzgârın uğultusunu yırtarak arka tarafa ulaştı. "Atların ciğerleri patlayana kadar sürün! O zindanın kapısına vardığımızda Hüma hâlâ nefes almıyor olursa, o sarayı Hilara’nın da Jaden’ın da başına yıkarım!"
Elowen hemen onun sağ çaprazından atını yanaştırdı. Şifa çantasını göğsüne sımsıkı bastırıyordu. "Öfkeni koru Valer ama aklını kaybetme!" diye seslendi rüzgâra karşı. "Zamanla yarışıyoruz! Hüma’ya iki kat doz zehir verilmiş. O zehir kanına bütünüyle karışmadan önce orada olmam lazım. Layra da o dondurucu suların altında zincirli... İkisinin de dayanacak tek bir dakikası bile kalmadı!"
"O buz gibi suları Hilara’nın boğazından aşağı dökeceğim!" diye gürledi Boran. Devasa baltası sırtında her sarsıntıda gıcırdiyordu. "Liderimizi o lağım çukurunda zincirlenmiş bırakmayacağız! Reno, patlayıcıların hazır mı?"
Reno, kucağında sımsıkı tuttuğu deri çantayı koruyarak atını dengede tuttu. "Zindanın batı duvarını tek bir fitille patlatacak kadar kükürt var yanımda Boran! Kapıları baltayla kırmaya çalışırsak muhafızlar Layra’yı ve Hüma’yı canlı bırakmaz. Duvarı delip içeri daldığımız an siz doğrudan hücrelere koşacaksınız!"
Ben ve Aira grubun biraz daha gerisinde, doğu kapısına giden kestirme patikayı kollayarak sürüyorduk atlarımızı. Boynumdaki kolyeyi avcumun içinde o kadar sıkıyordum ki zincirin halkaları etime batıyordu.
‘Benim yüzümden...’ diye çığlık atıyordu içimdeki ses, gözlerimden akan yaşlar rüzgârda savrulurken. ‘Manon’un fermanını buraya getirmeseydim Hilara bu ekibin peşine düşmeyecekti. Hem Layra’yı o dondurucu suların altında zincirlere mahkûm ettim hem de Hüma’yı iki kat zehirle ölüme sürükledim. Hüma’nın o pembe balo elbisesi hayallerini de, Layra’nın güçlü duruşunu da ben çaldım. Eğer ikisine de bir şey olursa bu vicdan azabıyla yaşayamam...’
"Eliza!" diye bağırdı Aira yanımda at sürerken. Sesi titriyor, gözlerini benden kaçırıyordu. "Planı hatırlıyorsun değil mi? Doğu kapısından içeri tek başına gireceksin. Fermanı Hilara’ya uzattığın an bütün muhafızlar sana odaklanacak. Kendini tehlikeye atıyorsun!"
"Başka şansımız yok Aira!" diye karşılık verdim, gözyaşlarımı rüzgâra savurarak. "Bütün o belayı ben getirdim buraya! Hilara fermanı gördüğü an gözü başka bir şey görmeyecek. Siz batı mahzeninden sızıp Layra’yı ve Hüma’yı söküp alana kadar o sarayın altını üstüne getirseler bile oradan ayrılmayacağım!"
"Ben de senin arkanda olacağım," dedi Aira, sesi garipliklerle ve kırık bir suçlulukla yüklüydü. "Doğu kapısındaki okçuları ben indireceğim. Sadece... Çabuk olun. Hüma’nın ve Layra’nın vakti tükeniyor."
Valer başını geriye çevirip bize doğru kükredi: "Konuşmayı kesin! Sarayın kara gölgesi göründü! Kılıçlarınızı çekin, iksirleri hazırlayın! Bu gece o zindandan ya Layra ve Hüma ile çıkacağız... ya da hiçbirimiz oradan canlı dönmeyeceğiz!"
Sarayın kuleleri, sislerin ve çakan şimşeklerin arasından bir dev gibi belirmeye başladığında kasvetli kayalıklar geride kalıyordu. Doğrudan ölümün kucağına, Hilara ve Jaden’ın kurduğu o kanlı tuzağa doğru atlarımızı sürmeye devam ettik.
Sığınağın kapısı devasa bir gürültüyle ardına kadar açıldı ve ekip, gecenin zifiri karanlığına doğru adeta bir fırtına gibi fırladı. Şafak sökmeden o lanetli sarayın surlarına varmak zorundaydık. Zaman, Hüma’nın ve Layra’nın tükenmekte olan nefesleriyle birlikte amansızca akıp gidiyordu.
"Plan gayet açık!" diye kükredi Valer. "Aira ve Eliza doğuya! Biz batı mahzenine! Hüma ve Layra’yı almadan bu saraydan tek bir ruh bile çıkmayacak!"
Ekip ikiye ayrılarak karanlığın içine dağıldı. Ben doğu kapısına doğru adımlarken, Valer, Boran, Reno ve Elowen fırtınanın altından batı mahzenine doğru birer gölge gibi sızdı.
Batı tarafında Reno, parmaklarının arasındaki fitili ateşleyip duvarın dibine fırlattı. Saniyeler sonra devasa bir gürleme sarayın zeminini titretti. Duvarlar savrulan taş parçalarıyla çökerken, Boran dumanların arasından bir fırtına gibi içeri daldı. Önüne çıkan ilk iki muhafızı devasa baltasının tek bir hamlesiyle yere serdi.
"Layra!" diye bağırdı Valer, duman altı olmuş mahzende koşarak.
Zindanın en alt, en karanlık ve nemli köşesine ulaştıklarında gördükleri manzara kanlarını dondurdu. Layra, tavanından buz gibi suların damladığı, zemininde dondurucu su birikintilerinin olduğu tek kişilik hücrede zincirlenmişti. Duvara sabitlenmiş paslı demirler bileklerini kesip kanatmış, vücudu o soğuk suyun içinde yarı baygın halde asılı kalmıştı. Saçları yüzüne yapışmış, dudakları morarmış ve kirpikleri buz tutmuştu.
"Boran, zincirleri kır!" diye haykırdı Valer.
Boran tek bir nida ile baltasını indirdi; kıvılcımlar saçarak kırılan paslı demirlerin ardından Layra’nın halsiz bedeni önüne doğru düştü. Valer, onun soğuktan taş kesilmiş bedenini tam yere çakılmadan kucağına aldı.
Layra, bilinci kapanmak üzereyken zorlukla gözlerini araladı. Dudaklarından sadece fısıltı halinde tek bir sözcük döküldü: "Hüma..."
"Onu da alacağız Layra!" dedi Valer, gözyaşlarını tutamayarak. "Hüma’yı da alacağız, buradayız!"
"Hüma yukarıda! Durmayın, çabuk!" diye bağırdı Elowen, elindeki şifa çantasını kavrayıp merdivenlere doğru atılarak.
Tam o sırada, üst kattaki sorgu odasına giden taş merdivenlerin başından devasa bir demir ızgara büyük bir gürültüyle güm diye aşağı indi. Demir çubuklar taş zemine saplanırken çıkan kıvılcımlar karanlığı aydınlattı. Merdivenlerin yukarısındaki karanlığın içinden Hilara’nın soğuk, alaycı ve zafer kazanmış sesi yankılandı.
"Çok geç kaldınız, zavallı fareler!" dedi Hilara, demir parmaklıkların arkasından aşağıya bakarak. "Hüma için çok geç. İki kat zehir işini çoktan bitirdi, bedeni üst kattaki sorgu odasında soğudu bile. Ve şimdi siz... Bu zindanda Liderinizle birlikte gömüleceksiniz!"
Jaden hemen Hilara’nın yanında belirdi. Elindeki meşaleyi merdivenlerin başındaki devasa demir kapının zincirine doğru tuttu. "Aşağıya biraz daha su salın!" diye haykırdı muhafızlara. "Bırakın o dondurucu su hepsini yutsun!"
Tavandaki devasa su kapakları açıldı ve zindana gürül gürül, buz gibi sular dökülmeye başladı. Su seviyesi hızla yükseliyordu.
"Hayır! HÜMA!" diye kükredi Valer. Layra’yı Boran’ın güçlü kollarına devredip kılıcıyla demir ızgaraya saldırdı. Çeliğin demire vurmasıyla çıkan kıvılcımlar etrafa saçıldı ama ızgarada en ufak bir çizik bile oluşmadı. "Açın şu kapıyı! Hüma’yı vermeden gitmem!"
"Valer, dur!" diye bağırdı Reno, suyun içinde zoraki dengede durmaya çalışarak. "Üst katın yolunu kapattılar! Duvarları kalınlaştırılmış demirle kaplamışlar, patlayıcılarım bu ızgarayı saniyeler içinde sökemez! Eğer şimdi buradan çıkmazsak Layra dondurucu sudan ölecek, biz de burada boğulacağız!"
"Hüma’yı orada bırakamam!" dedi Valer, gözlerinden akan yaşlar yüzüne çarpan su damlalarına karışırken. Demir parmaklıkları elleri parçalanana kadar yumrukladı. "Onu o canilerin elinde bırakamam!"
"Valer, dinle beni!" diye bağırdı Boran, kucağında bilinci gittikçe kapanan Layra’yı sımsıkı tutarak. "Layra elimizde can veriyor! Hüma’yı kurtaramadık... Ama Layra’yı da burada kurban edemeyiz! Geri çekilmek zorundayız!"
Elowen gözyaşları içinde merdivenlere, Hüma’nın cansız bedeninin durduğu o ulaşılmaz üst kata baktı. Panzehir tüpleri elinde çaresizce kalmıştı. "Affet bizi Hüma..." diye fısıldadı içinden. "Yetişemedik..."
Reno, batı duvarındaki patlamayla açılan deliğe doğru hamle yaptı. "Sular yükseliyor, çabuk! Çıkış kapanmadan!"
Valer, demir parmaklıkların arkasındaki karanlığa son bir kez öfke ve çaresizlik dolu bir çığlıkla baktı. Göğsü yaralanmış bir hayvan gibi körük gibi kalkıp iniyordu. Parmakları kan içinde kalmıştı ama Hüma’ya ulaşması artık imkansızdı. Hilara ve Jaden, Hüma’nın bedenini yukarıda tutmayı başarmış, ekibi büyük bir çaresizliğin ortasında bırakmıştı.
"Gidiyoruz..." dedi Valer, sesi tamamen kırılmış ve enkaz haline gelmişti.
Boran, Layra’yı kucağında dışarı taşırken, Reno ve Elowen da arkalarından fırladı. Valer, kılıcını çamurlu suyun içinden çekip son bir kez arkasına baktı ve Hüma’yı o lanetli sarayın karanlık odasında bırakarak, kalbinde hiç kapanmayacak bir yarayla patlamadan kalan o delikten gecenin fırtınasına doğru adımını attı.
Bölüm etkileşimi
