Bölüm 5

Vaveyla Yazarı: aişe hüma

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: Bölüm 5

Drenaj tüneline ilk giren Aria’nın ardından bıraktığı o yoğun rutubet ve çürük deniz yosunu kokusu, tünele adım atar atmaz genzimizi yaktı.
Surların üzerinden uğuldayan rüzgârın sesi yerini damlayan suların yankısına ve Yutucu Deniz’in kayaları döven boğuk gürültüsüne bırakmıştı.Tünel o kadar dardı ki Boran geniş omuzlarını hafifçe eğerek yürümek zorunda kalıyor, devasa kalkanı zaman zaman taş duvarlara sürterek boğuk sesler çıkarıyordu.
"Yavaş olun," diye fısıldadı Aria önümüzden. Karanlığın içinde bir gölge gibi kayıyor, adımları tek bir ses bile çıkarmıyordu. "Zemin kayan. Aşağı fırlayacak tek bir taş bile yukarıdaki nöbetçileri uyandırır."Reno, kimyasal tüplerinin tıkırtısını engellemek için çantasını göğsüne bastırmış halde öne sokuldu. Paslı demir ızgaranın önüne geldiklerinde tüplerden birini çıkarıp mantar tapasını dişleriyle söktü."Pekala güzellikler, mucizeyi izleyin," diye mırıldandı Reno sırıtarak.
Yeşilimsi, köpüren sıvıyı kalın demir parmaklıklara döktü.Cızırdayan bir sesle birlikte demirler adeta mum gibi erimeye, etrafa keskin, morumsu bir duman yayılmaya başladı. Reno zekice bir hamleyle tünelin nemli toprağını eriyen yere bastırarak dumanın yukarı yükselmesini engelledi. Parmaklıklar sadece birkaç saniye içinde bir insanın geçebileceği genişlikte ufalanıp gitti."Geçiyoruz," dedi Layra. Bakışları tek tek üzerimizde dolaştı, sesi o zifiri karanlıkta hepimize bir omurga kazandıracak kadar sağlamdı.
"Hüma, Valer; sağ kanat sizde. Ses çıkardığınız an o kulenin tüm muhafızları tepenize biner. Zamana oynayın."Hüma kılıcının kabzasını sıktı, başıyla onayladı. Valer ise Hüma’nın hemen arkasına geçip onun hizasına geldi. "Merak etme Lider," dedi Valer sesi her zamanki flörtöz ama bu kez son derece ciddi bir ton alırken. "Gölgesinden bile hızlı olacağım.""Sadece çeneni kapalı tut Valer, o bana yeter," diye mırıldandı Hüma, kılıcını hafifçe çekip sağ koridora doğru süzülmeden önce bu ikisini ciddi manada sevmiştim .
Bakışları anlığına Valer’inkiyle kesiştiğinde aralarındaki o örtülü güven havadaki gerilimi bir saniyeliğine kırdı."Elowen, Boran, Reno... Siz orta koridoru temizleyip mutfağa giden yolu açık tutacaksınız," diye devam etti Layra. Ardından bana döndü. Zümrüt yeşili gözleri karanlıkta ışıltıyordu.
"Eliza, benimlesin. Arşiv Kulesi’ne giden gizli merdivenler meşalelerin hemen arkasında.""Hazırım," dedim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu ama elim kılıcımın üzerinde artık titremiyordu.
Sağ kanattan yükselen ilk metal tıkırtısı ve Hüma ile Valer’in muhafızların dikkatini çekmek için bilerek fırlattığı taşların sesi koridorda yankılandı. Sağ taraftaki nöbetçilerin ayak sesleri o yöne doğru kaymaya başladığı an Layra elimden tuttu.
"Şimdi!"Tünelin sonundaki taş merdivenlere doğru fırladık. Elowen arkamızdan 'Kör Sis' tozunu koridora savurdu; hemen ardından muhafızların boğuk öksürükleri ve yere serilen bedenlerinin sesi geldi.Sağ kanattan, sarayın sağ kanadından ansızın kılıç şakırtıları ve boğuk bağırışlar yankılandı. Hüma ve Valer fırtınayı koparmaya başlamıştı."İşlerini iyi yapıyorlar," diye fısıldadı Layra, adımlarını aksatmadan. "Bütün muhafız gücü sağ kanada kayıyor.
Reno ve Elowen de mutfak koridorunu kapatmıştır. Zamanımız kısıtlı Eliza, hızlı olmalıyız."Merdivenlerin sonuna geldiğimizde karşımıza ağır, demir işlemeli devasa bir meşe kapı çıktı: Arşiv Kulesi.Layra kapının kilidini inceledi.
"Bunu kırmak gürültü çıkarır..."Daha sözünü bitirmeden, belindeki ince hançeri söküp kilit mekanizmasının arasına soktu. Birkaç saniyelik hassas bir kurcalamanın ardından tok bir tık sesi koridorda yankılandı. Kapı yavaşça, gıcırtıyla içeri doğru süzüldü.İçerisi buram buram eski parşömen, toz ve kurutulmuş mürekkep kokuyordu. Tavana kadar uzanan devasa ahşap raflar, Solos Krallığı’nın asırlık sırlarını, mühürlü belgelerini ve kanlı geçmişini barındıran yüzlerce ciltle doluydu. Kulenin yüksek pencerelerinden içeri giren ay ışığı, odanın ortasındaki devasa mermer masayı aydınlatıyordu."Aramaya başla," dedi Layra, kapının eşiğinde durup koridoru kollamaya başlarken.
"Ailene dair ne varda bulduğun her şeyi al... önemli şeyler üst raflarda olmalı."Mermer masanın üzerindeki tozlu parşömenleri, ağır ciltli kitapları hırsla kenara savuruyordum. Ellerim titriyor, rafların arasında çılgın gibi aileme, mühürlü geçmişime dair tek bir iz arıyordum. Ancak ne kadar çok sandık açarsam açayım, karşıma çıkan tek şey Manon’un değersiz vergi kayıtları ve krallığın resmi yazışmalarıydı.Göğsüm daralmaya başladı. Nefesim boğazımda düğümleniyordu.Hayır, hayır! Burada olmalı! Bunca yolu bu soğuk mermer tozlarını yutmak için gelmiş olamam! Layra bana güvendi, ekip aşağıda hayatını riske atıyor... Hüma ve Valer kılıçların önüne atladı, Aria karanlıkta yolumuzu açtı. Bense elinde hiçbir şey olmayan çaresiz bir çocuk gibi duruyorum! Nerede bu kanıtlar?! Neden benim geçmişim hep bir sır olarak kalmak zorunda?!Gözlerime dolan sıcak yaşlar görüşümü bulandırmaya başladı. Tutmaya çalıştım ama başaramadım; bir damla yaş yanağımdan süzülüp tozlu masanın üzerine düştü. Hıçkırığımı bastırmak için elimi ağzıma kapattım. Çaresizlik içimi bir çığ gibi kaplıyordu. Dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu, masanın kenarına tutunarak ayakta kaldım."Yok..." diye fısıldadım, sesim kırık ve çaresizdi.
"Layra, hiçbir şey yok... Aradığımız ferman burada değil."Layra tam yanıma adımlayıp omuzuma dokunacaktı ki, kulenin ağır meşe kapısının arkasından gelenmeşale ışığı ve zırh tıkırtıları odanın içindeki havayı bir anda buz kesti."
Hızlıca baktınız ama yeterince derinlere inemediniz ağlak prenses," dedi karanlığın içinden yükselen o sinir bozucu, gıcık ses.Kapının eşiğinde, o iddialı saray elbisesinin üzerine geçirdiği bencil tavırlarıyla "Prenses" Hilara duruyordu. Yüzündeki o alaycı, ukala gülümseme meşalelerin ışığında parıldıyordu. Arkasında ise kuleye çıkan merdivenleri kapatmış onlarca muhafız vardı. Her zamanki gibi o çekilmez, küstah edasıyla bize bakıyordu.Hilara... O gıcık, kibirli prenses.
Yine tam zamanında bindi tepeme. Ağlamamı, çaresizliğimi gördü ve bunu bana karşı kullanmak için can atıyor. Ama hayır, onun o sinir bozucu suratının karşısında diz çökmeyeceğim.
Hilara gıcık bir tavırla burnunu kıvırdı, gözlerini süzerek bana doğru baktı. Yüzündeki o küstah ifade daha da belirginleşti:
"Ağlıyor musun gerçekten? Ah, kıyamam... Zaten babam Kral Manon seni o tahta geçirmek için deliler gibi aratıyordu! Sarayda kimse seni sevmiyor Eliza, anlıyor musun? Hiç kimse! Kendine yeni arkadaşlar bulmuşsun bakıyorum ama dikkat et de onların kellilerini almak zorunda kalmayayım...
"Hilara birkaç adım öne çıktı, gümüş işlemeli elbisesinin eteklerini hafifçe kaldırarak süzüldü. Yüzündeki gıcık gülümseme yerini koyu bir kibire bıraktı:"Ama merak etme ağlak prenses, seni ihbar etmeyeceğim. Çünkü o taht benim hakkımdı zaten! Hep de öyleydi! Sen bir prenses bile değilmişsin zaten! "Cümlesini bitirir bitirmez kulenin taş duvarlarında yankılanan, tiz ve sinir bozucu bir kahkaha patlattı.Tiz kahkahası kulaklarımda çınlarken damarlarımdaki kanın çekildiğini hissediyorum.
Bu gıcık kızın karşısında ağlamak yok artık. O taht onun olsun ya da olmasın, benim kim olduğumu bu sarayın duvarlarına kazıyacağım.Gözyaşlarımı elimin tersiyle hızla sildim. Kılıcımı kınından çekerken çıkan o keskin metal sesi Hilara’nın kahkahasını bıçak gibi kesti."O Kral olacak adama, yani babana söyle!" diye bağırdım, gözlerimi Hilara’nın o sinir bozucu gözlerine dikerek. "O saraya bir daha asla dönmeyeceğim! Ne senin o sahte tahtına, ne de onun emirlerine muhtacım!"Layra yanımda kılıcını Hilara’ya doğrulturken ben bir adım daha öne çıktım:
"İhbar etsen de etmesen de umurumda değil Hilara! O kahkahalarını zindan duvarlarına sakla. Çünkü o laf kalabalığını bırakıp kılıcını çekmediğin sürece, o süslü elbiselerin ve sahte unvanınla sadece boş konuşan gıcık bir kızdan ibaret kalacaksın!"Hilara kaşlarını çatıp gıcık bir tebessümle kollarını göğsünde birleştirdi:"Göreceğiz Eliza... Bakalım o cesaretin ne kadar sürecek” Bişey bulmuştum üzerinde mühür vardı , ne bilmiyordum ama hemen aldım.
"Muhafızlar, tutun şunları! Buradan tek bir adım bile atmalarına izin vermeyin!"Yüzündeki o küstah ifadenin yerini panik aldı ya, işte bu bana yeter.
Artık ağlayan ya da çaresiz hisseden o kız değilim. Elimde gerçek var, arkamda da bana inanan ekibim. Ekibim güzel kelimeydi belki onlara bağlanmamalıydım ama olmuştu, belki de yıllarca görmediğim sevgiyi burada bu ekiple 1 günde görmüştüm.
Layra anında öne atılıp kılıcını Hilara’nın savurduğu darbeye karşı koydu. İki kılıcın çarpışmasıyla çıkan kıvılcımlar loş kuleyi bir anlığına aydınlattı."Sana buradan çıkacağımızı söylemiştim Hilara!" diye gürledi Layra, zümrüt yeşili gözleri hırsla parlayarak. "Eliza, belgeyi koru! Merdivenlere doğru!"Muhafızlar dar kapıdan içeri doluşmaya çalışırken Layra belinden çıkardığı son 'Kör Sis' bombasını kule merdivenlerinin girişine doğru fırlattı. Saniyeler içinde odayı yoğun, morumsu bir duman kapladı.
Muhafızların boğuk öksürükleri ve birbirine çarpan zırh sesleri arasında Hilara’nın öfke dolu bağırışları yankılanıyordu:
"Sizi gidi hamam böcekleri ! Bu saraydan canlı çıkamayacaksınız!"
"Rüya görmeye devam et Hilara!" diye bağırdım dumanın içinden, sesimdeki o sarsılmaz güven kendi kulağıma bile yabancı geliyordu.Layra ile birlikte dumanın kör ettiği muhafızların arasından birer gölge gibi sıyrılıp döner merdivenlere doğru fırladık. Taş merdivenleri ikişer ikişer inerken aşağıdan Hüma ve Valer’in kılıç sesleri ile Reno’nun patlayan kimyasal tüplerin gümbürtüsü geliyordu.
"Geliyorlar!" diye bağırdı Hüma alt kattan. Belindeki kılıçları ustalıkla çevirip önündeki muhafızı geriye savurdu. Gözleri bana kaydığında yüzünde devasa bir rahatlama belirdi. "Buldunuz mu?!""Bulduk!" dedim, nefes nefese merdivenlerin son basamağını atlarken.
"Mühürlü belge bende!"Valer koyu saçlarını geriye itip kılıcının üzerindeki kanı sildi, o tanıdık, ukala tebessümünü takındı: "Aferin Kaçak Prenses. Şimdi şu gıcık sarayı başlarına yıkıp gitme zamanı!"Aria, drenaj tünelinin girişinde pusmuş bizi bekliyordu.
"Çabuk olun! Fırtına kopmak üzere, sular yükselmeden çıkmalıyız!"Liderimiz Layra kılıcını kınını sokup ekibin önüne geçti: "Tamamdır ekibim, görev tamamlandı! Drenaj tüneline, hemen!
"Arkada bıraktığımız Arşiv Kulesi'nden Hilara’nın öfke dolu çığlıkları yükselirken, biz Solos Krallığı’nın karanlık and dar tüneline doğru kararlı adımlarla fırladık. Bu gece o saraydan bir kaçak olarak girmiştim ama elimdeki gerçekle, gerçek bir prenses olarak çıkıyordum...
Drenaj tünelinin rutubetli, karanlık dar koridorlarında koşarken arkamızdan yükselen patlama sesleri Yutucu Deniz’in uğultusuna karışıyordu. Tünelin çıkışındaki kayalıklara ulaştığımızda gecenin buz gibi deniz rüzgârı yüzümüze çarptı.
Ancak tam tünelden açık havaya çıktığımız an, Valere doğru bir ok geldi ve Hüma hemen, hiç düşünmeden atladı, Hüma’nın adımları tökezledi ve dizlerinin üzerine düştü."Hüma!"
Valer bir ok gibi fırlayıp onu düşmeden son anda tuttu.
Hüma’nın sol böğründeki zırhı parçalanmıştı ve kıyafetine sızan koyu kırmızı kan azımsanmayacak kadar ciddiydi.
Hilara’nın muhafızlarıyla sağ kanatta dövüşürken aldığı darbe oldukça derindi.Valer, Hüma’yı kayalıkların kuytu bir köşesine yavaşça oturturken elleri titriyordu.
Yüzündeki o alaycı tavırdan eser kalmamış, bakışlarını derin bir endişe kaplamıştı.
"Sana arkamı kolla dedim Hüma, kendini öne atıp hedef ol demedin!" diye bağırdı Valer, öfkesini gizleyemeyerek. "Yaran hafif değil, çok fazla kan kaybediyorsun! Bir kere de laf dinle, bir kere de dikkatli ol!" Yüzü bembeyazdı ve çok telaşlıydı
Hüma acıyla dişlerini sıktı, yüzü bembeyaz olmuştu. Yine de Valer’e karşı dik durmaya çalıştı:
"Kör ok darbesi işte, abartma Valer..." dedi Hüma, kesik nefeslerinin arasından. "Sadece deri yırtıldı. Hem senin o gümüş işlemeli pelerininden daha az zarar gördü giysilerim.
Ayrıca... Hilara'nın o rüküş saray elbisesini gördün mü? O rüküşlüğün yanında benim şu halim bile katbekat daha iyi duruyor."
"Hâlâ elbiseden bahsediyorsun!" diye gürledi Valer, üzerindeki pelerini söküp Hüma’nın yarasına bastırırken. "Senin bu umursamazlığın beni çıldırtacak!"
"Bana bağırmayı kes ukala!" dedi Hüma sert bir sesle. "Ben kendi başımın çaresine bakabilirim."Valer kaşlarını çatıp gözlerinin içine baktı: "Neredeyse böğründen ok derbesi aldın, ne yapmamı bekliyorsun? Arkama geçip izleyeyim mi?"
"Benim için paniklemeyi bırak da kılıcını düzgün tut," diye kestirip attı Hüma.
O sırada Layra derin bir nefes alarak kolunu tuttu. Fark ettik ki sadece Hüma değil, saraydan çıkarken muhafızların kalkan darbesiyle Layra da sol kolundan yaralanmıştı. Zırhının kol kısmı yırtılmış, hafifçe kan sızıyordu.Elowen çantasındaki şifalı otları çıkarıp Hüma’nın yanına çömeldi.
"Hiç korkmayın, Hüma'yı ben iyileştiririm. Büyülü otlar ve kan durdurucu merhemim bu derin yarayı sabaha kadar kapatır."Layra da Elowen’in omzuna dokundu: "Elowen’e katılıyorum. Hüma en iyi ellerde."Elowen yaraları sarmak için hazırlık yaparken gözleri zırhımın altında sakladığım doğum belgesine kaydı:
"Peki Eliza... Kral Manon seni neden o taht çıkarmak istiyor? Hilara 'Seni tahta geçirmek için aratıyor' dedi. Seni öldürmek yerine neden tahtı sana devretmek istesin ki?
"Elowen’in sorusu zihnindekilerle çarpıştı. Manon beni bir tehdit olarak görse de tahtın gerçek varisi olarak beni oraya oturtmak zorundaydı. Solos’un üzerindeki o kadim mühür ancak gerçek kanla bozulabilirdi...Boran öne çıktı:
"Bu geceyi Uluorman’ın sınırındaki gözden uzak bir handa geçirelim. Bir handa kalsak hem yaraları tamamen sarar hem de Solos’un bu kirli oyununu rahatça konuşuruz."Oh, ne güzel... Valla hiç yürüvezdim zaten, ayağıma sağlık ukala! Böyle taşınmak harika bir şeymiş.Bunu duyduğumda dayanamayıp hafifçe güldüm. Ağzımdan kaçan o kıkırdama, gecenin kasvetli havasında bir anlığına yankılandı.Onlara baktıkça içim ısınıyordu.
Şu halimize bakın... Biri ölümden dönüyor ama hâlâ laf yetiştiriyor, diğeri öfkeden delirecek gibi olsa da onu incitmekten korkarak sıkıca tutuyor. Layra önümüzde bir gölge gibi kararlı adımlarla yürüyor, Aria ve Reno arkamızı kolluyor, Boran kalkanıyla hepimize siper oluyor. Bunca tehlikenin, saray entrikalarının ve kanlı kılıçların arasında... Ben bu insanları ne kadar çok seviyordum böyle? Onlar sadece bir ekip değilse de, hayatım boyunca o soğuk Solos Sarayı’nda aradığım ama hiç bulamadığım gerçek ailemdi benim.
Yol boyunca gruptaki gerginlik sadece yaralardan ibaret değildi. Aria adımlarını yavaşlatıp benim yanıma hizalandı. Bakışları zırhımın altındaki kabarık parşömen izindeydi, hemen ardından etrafı süzdü."Saraydan bu kadar kolay sıyrılmış olmamız imkânsız," dedi Aria kısık bir sesle.
"Hilara bizi ihbar etmeyeceğini söyledi ama o kızın sözüne güvenilmez. Ayrıca... Hana doğru gidiyoruz ama Eliza’yı orada birileri tanır mı dersiniz? Kral Manon’un fermanları, aranıyor ilanları her yol üstü hanına çoktan ulaşmıştır."Reno belindeki kimyasal tüpleri düzeltirken Aria’ya katıldı: "Aria haklı. Solos Krallığı sınırından henüz tamamen çıkmadık. Yol üzerindeki hancılar, tüccarlar ya da ödül avcıları... Eliza’nın yüzünü tanıyan biri çıkarsa kendimizi yeni bir kuşatmanın ortasında buluruz.""Kapüşonunu hiç çıkarma Eliza," dedi Layra arkamızdan kararlı bir sesle. "Hana girdiğimizde siz doğrudan üst kattaki odaya geçeceksiniz. Hancıyla ben konuşacağım. Kimse yüzünü görmediği sürece güvendeyiz."Valer, Hüma’yı sıkıca tutarken öfkeyle mırıldandı:
"O gıcık Hilara yüzünden şimdi çalı çırpı arasında saklanarak ilerliyoruz. Bir de üstüne Eliza’nın tanınma riski var... Eğer o hana vardığımızda üzerimize bir muhafız sürüsü gelirse bu sefer kimseyi canlı bırakmam."Hüma hafifçe başını kaldırıp Valer’e baktı:
"Sen önce adımlarına dikkat et ukala. Beni düşürmeden şu hana ulaştır da gerisini hallederiz."Ormanın en karanlık köşesinde, yıpranmış ahşap tabelasında "Sessiz Fener" yazan köhne bir han belirdi.
Pencerelerinden sızan loş sarı ışık, dışarıdaki zifiri karanlığı güçsüzce deliyordu.Layra’nın talimatıyla Eliza olarak kapüşonumu iyice yüzüme çekip ekibin ortasında içeri süzüldüm. Hanın alt katı sarhoş tüccarlar ve yorgun yolcularla doluydu. Şansımıza kimse yüzüme dikkatli bakmadı. Layra hızlıca hancıya birkaç gümüş para atıp en üst kattaki tenha odaya çıkmamızı sağladı.Ahşap kapıyı arkamızdan kilitlediğimizde derin bir nefes aldık
. Hüma’yı hemen odadaki tek geniş yatağa yatırdılar.
Elowen çantasından çıkardığı merhemler ve sargı bezleriyle Hüma’nın böğründeki kanamayı durdurmak için işe koyuldu.
Valer ise bir an olsun Hüma’nın başından ayrılmıyor, kılıcı elinde odanın kapısını gözlüyordu.Ben ise köşedeki masada oturan Layra’nın yanına geçtim. Kolundaki yırtık deri zırhı ve kurumuş kanı temizlemek için hancının getirdiği bir kap sıcak su ile temiz bez aldım.
"Bırak kolunu ben açayım Layra," dedim yavaşça. "Seninkine bakalım.""Sorun değil Eliza, hafif bir sıyrık," dese de itiraz etmesine izin vermeden deri kolluğun bağcıklarını çözdüm. Kanlı kumaşı yavaşça kenara sıyırdığımda, taze yaranın hemen arkasında, dirseğinden omuza doğru uzanan beyazlamış ve sertleşmiş deri dokusunu fark ettim.Bezi ılık suya batırıp taze kanı temizlediğimde gözlerime inanamadım...
Bu sadece taze bir sıyrık değildi; Layra’nın kolu boyunca uzanan, derin bir kılıç ya da hançer darbesinden kalma upuzun, derin bir yara iziydi. Derinin üzerinde belirgin, kabarık bir hat şeklinde yükselen bu iz, yıllar önce alınmış ama derinliği yüzünden asla tam iyileşmemiş gibi duruyordu.İzi gördüğüm an elimdeki bezi suya düşürdüm. Bakışlarımı o uzun ve karanlık çizgiden ayırmadan başımı kaldırıp Layra’ya baktım.
"Bu... Bu da ne Layra?" diye fısıldadım, şaşkınlıkla uzun yarayı süzerek.Layra bakışlarını kolundaki uzun yara izine indirdi. Zümrüt yeşili gözlerinde derin bir hüzün belirdi ama kolunu çekmedi. Sadece hafifçe başını salladı.
"Bunun hikâyesini biliyorsun Eliza..." dedi Layra, sesi odanın sessizliğinde yankılanarak. "Bunu bana Layrel Krallığı’ndan kaçarken bıraktılar. Bana kim olduğumu ve oradan neden kaçtığımı asla unutturmayan tek iz bu."Masa üzerindeki parşömenin altın sarısı mührü, odayı aydınlatan tek mumun cılız ışığında adeta parıldıyordu. Layra, kolundaki yırtık deri kolluğu yavaşça düzeltip uzun yara izini örttükten sonra gözlerini masaya serdiğim belgeye dikti. O sırada Elowen, Hüma’nın böğründeki derin yaraya şifalı otlardan hazırladığı merhemi sürmeyi bitirmiş, son sargıyı sıkıcı bağlayarak masaya doğru adımlamıştı.
Hüma acıyla dişlerini sıktı, yatak örtüsünü buruşturdu ama Valer’e çaktırmamak için yine de ses çıkarmadı.Elowen elindeki bezleri kenara bırakıp masanın başındaki sandalyeye oturdu."Peki Eliza..." dedi Elowen, sesinde dizginleyemediği büyük bir şaşkınlık ve merakla.
"Hilara saray kulesinde sana 'Kral Manon sarayda bile değil, krallık sınırlarının ötesinde bir yerlerde... Ama seni öldürmek için değil, tahta geçirmek için aratıyor' dediğinde yüzündeki o kendinden emin ifade boşuna değildi. Yıllardır seni sürgün eden, peşine muhafızlar takan Manon sarayda bile yokken, tahtı sana devretmek için neden ordularını seferber etsin ki? Aklım almıyor, bu işte devasa bir çelişki var."Boran devasa kalkanını yere vurdu, odadaki zemin hafifçe titredi.
"Masa üzerindeki gerçek niyet belirsizliğini koruyor olabilir ekibim. Kralın sarayda olmayışı durumu daha da tehlikeli kılıyor. Cevabını bilmediğimiz bu sorular, tedbiri iki katına çıkarmamız gerektiğinin en büyük kanıtıdır."Of... Bu karanlık sırları nasıl bulacağız?Hüma yatakta hafifçe doğrulup o muzip ama dik başlı tebessümüyle bana baktı: "Unutma Eliza, karanlık olmasa yıldızlar olmazdı."Elowen bu sözü duyar duymaz neşeyle gözlerini parıldattı, Hüma'ya katılarak kollarını iki yana açtı ve küçük şifacı adımlarıyla kendi etrafında dönüp dans eder gibi bir hava yakaladı:
"Aynen öyle! Biz de bu karanlığın ortasındaki yıldızlarız!"Layra parşömenin üzerindeki elini benim elimin üzerine koydu. Gözlerinde sarsılmaz bir kararlılık ama aynı zamanda derin bir gizem vardı:"Şimdilik bu soruların cevabı karanlıkta kalacak Eliza. Manon’un nerede olduğunu da, neyin peşinde koştugunu da henüz bilmiyoruz. Ama şafak vakti Eski Direnişçiler kampına ulaştığımızda, o karanlığı aydınlatmak için ilk adımı atacağız."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 7beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.