2. bölüm / 19
MÜHÜRLÜ GEÇMİŞİN PEŞİNDE/BASILIYOR!Bölüm 2
Bölümler 19Şu an: Bölüm 2
- 1 Bölüm 1867 kelime
- 2 Bölüm 21.443 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 32.247 kelime
- 4 Bölüm 42.602 kelime
- 5 Bölüm 52.655 kelime
- 6 Bölüm 61.039 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 82.611 kelime
- 9 Bölüm 91.493 kelime
- 10 Bölüm 10716 kelime
- 11 Bölüm 11704 kelime
- 12 Bölü, 121.190 kelime
- 13 Bölüm 141.116 kelime
- 14 Bölüm 15587 kelime
- 15 Bölüm 151.115 kelime
- 16 Bölüm 17493 kelime
- 17 Bölüm 18547 kelime
- 18 Bölüm 192.133 kelime
- 19 Bölüm 201.116 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi araladım yataktan kalkıp aynaya yöneldim sanki hiç uyumamışım gibi gözaltım mos mordu bitmiş görünüyordum hemen özenmeden hazırlandım ve kahvaltıya indim herkes çoktan inmiş kahvaltıya başlamışlardı masaya geçtimHerkesin garip bakışları üzerimdeydi ama neşeli bi hava vardı bu neşeli havayı hilara bozdu
“ Ne oldu? Taht meseleleri ağır geldi herhalde? Zaten bekliyordum , tahta geçmek herkesin harcı değildir.” Dedi yarım bi gülüşle bişey demedim cevap vermedim yemeğimi yemeye devam ettim sonra annem atıldı söze “ Galiba ağır geldi ama biraz hızlı ol solya krallığı sana emanet olacak ve ülkeler arasındaki tartışmalara yetişemiyoruz “ dedi yapmacık bi gülümseme ile başımla onaylayıp masadan kalktım ” ben doydum izninizle “ odama doğru yürüdüm koridoru dönerken kardeşimim sandığım hilaranın ayak sesini duydum “ Annemin karşısında nasıl rezil oldun ama “ dedi dudaklarına alaycı bi ifade bırakarak “kendini bu sarayda tek ders alan kendini geliştiren mi sanıyorsun ? En az senin kadar bende sert eğitildim o tahta kolayca geçebileceğini sanıyorsan yanılıyorsun ,o tahtı sırtlanacak kapasite bende var ve bende o tahta ben geçmeliyim sen kendini kandırıyorsun !
”Benim tahta geçmemi ben seçmemiştim ki! O konforlu dünyasından bana meydan okumaya bayılıyordu , bu sefer içimdeki tüm barajlar yıkıldı. Üzerine doğru öyle bir adım attım ki geriledi gözlerimi doğrudan gözlerime diktim ve haykırdım:“haklısın “ dedim kelimeleri yüzüne çarparak “evet sende yetiştirildin , sende eğitim aldın ! Ama aramızda bir uçurum var , görmüyor musun senin bi Ailen var ve seni sevdi ! Kardeşlerin sevdi , hep el üstünde tutuldun ! Peki kendi dadın ?Soruyorum sana , dadın hayatında bi kere sana ceza verdi mi ha verdi mi ?
Bir an duraksadı bişey söylicek gibi oldu ama devam ettim :“Sen o sıcak odanda , sevgi dolu kolların arasınayken ben aç bırakıldığımı , odalara kitlendiğimi bilirim ,ben ağlarken sen el bebek gül bebek yaşatılıyordun
!!Maria sadece 1 ders kaynattım bana kızma açım nolurAklıma gelenlerle gözlerimi yumdum ve devam ettim “
Şimdi karşıma geçmiş bana güç taşlıyorsun ! Tahtımı istiyorsun al senin olsun !”Ben arkamı dönüp gidecekken alaycı bir kahkaha attı .küçümseyen gülüşü duvarlarda yankılandı “Hadi ama! Yeme beni yok neymiş ? Al taht senin olsun muymuş , kimi kandırıyorsun ? Beni aptal sanıyorsun ama yanılıyorsun , ne o çektiğin acılar ne de o güç sevgin sana tahtı vermeyecek ayrıca benim gibi seni de bir ailen var biz ikiziz ikiz! Sen istediğin kadar konuş ben senin hep rakibin olucam !”sonra patladım ve tokadı patlattım , oh canıma deysin aferin kız bana !
Güldü eve güldü kıza tokat atıyorum hâlâ gülüyor !
Deli bu deli, beni de delirtti!Sonra birden bire bağırdı bana bakıp ” Bunun bedelinin ödiceksin” diye fısıldadı sonra tekrar bağırdı “ELİZA BANA TOKAT ATTI !” Herkes başımıza toplanınca tekrar patladım“Evet attım , ve bundan çok memnunum!” Diyiverdim kral hemen” Odana”” dediği için odama yöneldim Kapıyı açıp içeri girdim hemen ardından kral girdi “cezalısın “ dedi sadece ve muhafıza yöneldi
“Kapısını kilitleyin ” dedi ve bana yöneldi “özür yok mu “ Ne özrü?!” diye bağırdım ben de onun kadar sert bir tonla. "Senin o şımarttığın, sarayda üzerime saldıran mahluktan mı özür dileyeceğim?!"Babamın -kralın- gözleri şaşkınlıkla açıldı, çenesi seğirdi. "Sesinin tonuna dikkat et Eliza! Sen bu krallığın prensesisin, sokak serserisi gibi milletin içinde tokat atamazsın! Haddini bil!"
"Haddimi mi bileyim?!" diye haykırdım, üzerime doğru attığı adımlara inat ben de onun üzerine yürüyerek. "Yıllardır beni bu saraya hapsedip bir süs eşyası gibi davranırken sen haddini bildin mi peki?! Ben senin kölen değilim! O kıza az bile yaptım, bir daha karşıma çıkarsa bir daha vururum!"Babam elini kaldırıp masaya öyle sert bir yumruk indirdi ki odadaki camlar çınladı.
"Yeter!" diye gürledi, sesi duvarlarda yankılanarak. "Seni bu odadan hiç çıkarmayayım da gör gününü! Bir Kral'ın emrine karşı gelmek neymiş öğreneceksin!"Gözlerimin tam içine baktı, gözlerinde ne bir babalık merhameti vardı ne de şefkat. Sadece güç sevdası..."Özür dileyeceksin dediysem dileyeceksin!" diye bağırdı son kez.Gözlerimi bir an bile kaçırmadan, sinirden titreyen bedenimi dikleştirdim. Yüzüne karşı avazım çıktığı kadar bağırdım:
"DİLEMİYORUM! ÖZÜR FALAN DİLEMİYORUM! BANA DAHASINI YAPAMAZSIN!"Ben söyleyene kadar yemek vermeyin” somurttun bu ne ya ? Sanki bişey yaptım alt tarafı çok küçük bi tokat .Pişman falanda değilim oda cırrık kuşu gibi boş konuşuyordu ! Kral odadan çıktı ve kapı kilitlendi . Beni yine kilitlemişlerdi , bilmiyorlardı Ama bilmiyorlardıkı beni hapsettikleri sandıkları herşey içimdeki öfkeyi bir silaha dönüştürüyorduYatağıma oturdum aklımda çok soru vardı . Kral neden beni seçmişti? Kendi öz kızı varken , neden ben ?Onlar şuan benim burda öfkelendiğimi düşünüyorlardı ama yanılıyorlardı .
Sadece nasıl kaçacağımı düşünüyordum, ceza genellikle 1 hafta sürüyordu .Günlerdir odadaydım ve sadece su veriyorlardı ! Açtım aç!
Aşırı derecede halsizdim ama planımı yapmıştım kaçmak için kapıları kırmaya gerek yoktu elimi kolumu sallaya sallaya çıkıcaktım bu saraydan.
Odamdaki demir şamdanın altındaki gümüş kaplamayı söktüm,parmağımı kesip kanımı gümüşün üzerine akıttım . Gümüş kanımdaki minareler ve odada yaktığım kükürtlü mum artıklarıyla reaksiyona girip siyah bi renk aldı. Dışarıdan bakan biri için bu “Kraliyet soyuna ait zehir “ belirtisiydi bu zehir herkesde bulunmazdıHiç vakit kaybetmeden kapının tam dibine geçtim kapının altından baktığımda tek kişi olduğunu gördüm
“Lütfen , lütfen hekimi çağır ” dedim ağlamaklı bi sesle "sa-sanırım bana bişeyler oluyor kendimi kötü hissediyorum “ , ama kimseye söyleme kral bunu duyarsa “ zorlukla devam ediyormuş gibi sesler çıkarttım” cezayı size keser” Muhafızın adım seslerini duydum ve sonra içeriye hekim kael girdi “Hemen kapıyı kapatın bu bulaşıcı bi hastalık olabilir”hemen kaelin çantasına küçük şişeyi koydum ,kapı kapanınca hemen kael’e döndüm“Sessiz ol kael , babam beni zehirledi bu planlıydı senin çantana bi şişe koydu ama ben her şeyi duydum ”
fısıldayarak devam ettim “Babam suçu sana atacak kael, ama dediğimi yaparsan bu olmaz”Kaelin yüzündeki renk çekildi“Ne yapmalıyım ?”Kael'in titreyen ellerine uzanıp o küçük şişeyi kararlı bir hareketle çekip aldım.
"O planı unut, şimdi benim kurallarımla oynuyoruz,"
dedim imalı bir tebessümle. "Şimdi o yastıkları alıp yatağa yerleştireceksin. Dışarıdan bakan biri sanki ben orada yatıyormuşum sanacak.Sonra da o sedyeyi alıp, sanki durumum aşırı acilmiş gibi koşa koşa acil hastalıklar bölümüne götüreceksin."Kael yutkunarak fısıldadı: "Peki o zehir neden sende kalıyor?""Sana bir şey olmasını istemiyorum," dedim gözlerimi kısıp şişeyi cebime atarken. "Zehir haberi babama gidecek. Biliyorsun, babam beni gerçekten seviyor... Bu haberi aldığı an yıkılacak, arkamdan çaresizce ağlayıp yalvaracak.
Sen de tüm bu drama en ön sıradan tanık olacaksın."Hafifçe kıkırdayıp devam ettim:"Siz o tarafta tam bir kargaşa yaşarken, ben de fırsat bu fırsat evden kaçacağım. Sen de herkese 'Prenses kaçtı!' diye haber vereceksin.
Böylece senin başın yanmayacak, prensesin kaçtığını herkes öğrenmiş olacak... Sen görevini yapacaksın, ben de dışarıda başımın çaresine bakmış olacağım. Herkes için en temizi!"Kael kapıyı açıp sedyeyi feryat figan koridora sürüklediği an, yükselen bağrışlar ve muhafızların ağır bot sesleri sarayın taş duvarlarında yankılanmaya başladı. Bütün dikkatin acil servis koridoruna kaydığı o kargaşa anında, hemen yan odadaki nöbetçi odasına süzüldüm. Askıda duran ağır, siyah deri nöbetçi ceketini hızla üzerime geçirdim; miğferi başıma geçirip saçlarımı altına sıkıştırdığımda gölgelerin içindeki herhangi bir muhafızdan farksızdım.Ancak kaçmak hiç de elini kolunu sallayarak yürümek kadar kolay olmayacaktı.
Alt kata inen mermer merdivenlerde, olayı haber alıp kılıçlarını çekmiş halde yukarı koşan üç iri yarı saray muhafızıyla burun buruna geldim. Yüreğim boğazımda atıyordu. Miğferin siperliğini hafifçe öne eğip sesimi kalınlaştırarak ve panik havası vererek bağırdım:"Aşağıda durmayın! Prensese zehir verilmiş, Kael yardım için bağırıyor, çabuk yukarı!"Muhafızlar tereddüt etmeden yanımdan fırtına gibi geçip üst kata tırmandı. Soluğumu tutarak merdivenleri tamamladım. Fakat asıl engel devasa avlu kapısındaydı. Ana kapı, kargaşa sebebiyle yarı yarıya kapatılmıştı ve kapı nöbetçileri gelen giden her askeri sorguluyordu.
Soğukkanlılığımı korumaya çalışarak kapıya doğru ilerledim. Tam ağır ahşap kanadın arasından süzülecekken, nöbetçi amirinin sert eli zırhımın omzuna indi:
"Dur bakalım! Sen kimlerdensin? Bu saatte dışarı çıkış emrini kim verdi?"Zaman durmuş gibiydi. Göğsümdeki zehir şişesinin varlığı ceketimin altında bir ağırlık oluşturuyordu. Yüzümü karanlıkta tutarak, "Dış devriye amiri acele destek istedi, sur dibinde şüpheli bir hareketlilik var!" dedim tok bir sesle.Nöbetçi amiri gözlerini kısıp yüzüme doğru yaklaştı. Tam miğferimin altındaki prenses yüzümü(ve bebeksi güzellikteki neyse) fark etmek üzereydi ki,
üst kattan Kael’in ve diğerlerinin gürültülü feryatları avluya kadar ulaştı. Amir bir anlık dikkatsizlikle başını yukarı çevirdi. O tek saniyelik duraksamayı fırsat bilip omzumu elinden kurtardım ve kendimi kapının aralığından dışarı, serin geceye fırlattım.
"Hey! Dur!" diye bağırdı arkamdan amir.Sarayın bahçesini geçen patikada var gücümle koşmaya başladım. Deri ceket ve ağır botlar hareketlerimi zorlaştırıyor, her adımda nefesimi kesiyordu. Arkamda meşalelerin ışığı birer birer yanmaya, çanlar acı acı çalmaya başladı.Saray surlarının çıkışına ulaştığımda arkamdaki muhafızın sesi gürledi(hayvan erif ):
"O bir nöbetçi değil! Pelerin yere düştü... Prenses! Prenses kaçtı!"
Jetonları nihayet düşmüştü. Kapıdaki muhafızlar ve arkadan gelen nöbetçiler peşime düşerken, koruluğun kenarında ağır miğferi ve üzerimdeki muhafız ceketini söküp attım. Peşimdeki ayak sesleri ve meşale ışıkları yaklaşırken gölgelerin, ağaçların ve zifiri karanlığın koynuna daldım.
Nefes nefese, karanlığın içinde kaybolurken dudaklarımda mağrur bir tebessüm belirdi. Yakalamak için çok geç kalmışlardı;
babam arkamda gözyaşlarıyla kalacak, ben ise dışarıda başımın çaresine bakacaktım. Peşimdeki adamları da atlatmam gerekiyordu ama en azından özgürdüm
Bölüm etkileşimi
