Bölüm 14

Vaveyla Yazarı: aişe hüma

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: Bölüm 14

Sığınağın tam ortasındaki ahşap masada duran o mühürlü siyah kâğıda bakarken nefesim boğazımda tıkandı.
Ellerim titreyerek kâğıdın kenarlarını kavradım.
Jaden’ın o sinir bozucu, kibirli el yazısıyla dizilmiş kelimeler zihnimde bir idam kararı gibi yankılandıkça, saraydan kaçıp aralarına sığındığım bu ekibin gözlerimin önünde paramparça oluşunu çaresizce izledim. Mektupta dondurucu bir alayla şu satırlar kazınmıştı:
"Sevgili Dostlar,Arayışınızın ne kadar beyhude olduğunu bildirmek için bu küçük notu gönderme gereği duyduk.
Zindanlarımızın dondurucu soğuğu ve misafirperverliğimiz Hüma ile Layra’ya biraz 'ağır' gelmiş olmalı.
Özellikle Hüma’nın o inatçı direnişine hayran kaldık. Beden dayanıklılığı ve ruhu o kadar güçlüydü ki, normal bir insanı saniyeler içinde kül edecek olan o yakıcı zehirden bir değil, tam iki şişe içirmek zorunda kaldık.
Lideriniz Layra ise zindanın dondurucu soğuğunda zincirlenmiş durumdaydı; Hüma’nın acı içindeki çırpınışlarını izlerken iradesini kırmak için o dondurucu soğuk suyu kafasından aşağı defalarca boşalttık. İşkencelerimiz eşliğinde Hüma’nın zorlanan kalbine ve tükenen nefesine tanıklık etti.Boşuna planlar yapıp kendinizi yormayın.
Hüma’ya iki kat doz zehir verildi... Ve bu satırları okuduğunuz sıralarda, Layra’nın gözyaşları ve buz gibi suların çığlıkları arasında Hüma o karanlık hücresinde ölmek üzere...
Son nefesini vermesi an meselesi.
Yasinizi tutmaya başlayabilirsiniz.
— J. & H."
Gözlerimden süzülen yaşlar tutunamayıp masadaki parşömenin üzerine birer birer düştü. İki şişe zehir... Layra’ya yapılan o acımasız işkence ve Hüma’nın tek başına, o soğuk taşların üzerinde can çekişiyor oluşu...
Göğsümdeki acı, genzimi yakan amansız bir vicdan azabıyla katlanarak büyüyordu.‘Benim yüzümden...’ diye geçirdim içimden, hıçkırıklarım boğazıma bir bıçak gibi düğümlenirken. ‘Hepsi benim taşıdığım lanetli ferman yüzünden oldu!
Saraydan kaçıp aralarına sığınmasaydım, Manon’un fermanını buraya getirmeseydim Hilara bu ekibin peşine düşmeyecekti. Hem Liderimiz Layra esir düşüp dondurucu sularla işkence gördü hem de Hüma benim getirdiğim o bela yüzünden iki kat zehri içti... Hüma daha dün bana dertlerini anlatırken, gözlerindeki o çocuksu ışıkla kabarık balo elbiselerini giyip dans etme hayali kurduğunu söylemişti. O hayalleri, o pembe düşleri benim yüzümden bir zindanın dondurucu soğuğuna gömüldü!’"Benim yüzümden..." diye fısıldadım, sesim odadaki o ağır sessizliği yırttı.
"Hüma’nın hayallerini de, Layra’nın özgürlüğünü de ben çaldım..."Ama bu sırada sığınaktaki asıl kıyamet, Valer’in içinde kopuyordu.
Mektuptaki o zehir zemberek satırlar beynine birer çivi gibi çakılırken, kınındaki uzun kılıcını çektiği gibi masanın üzerindeki haritaları tek bir vahşi darbeyle yere savurdu. Hırsla, göğsünü kafesinden sökmek istercesine kendi bağrını yumruklamaya başladı.Hüma’ya bakarken yüzünden hiç eksik o ukala, alaycı tebessümünden, o tehlikeli ve umursamaz duruşundan geriye hiçbir şey kalmamıştı. İçindeki o kaskatı zırh tek bir saniyede paramparça olmuştu; geriye sadece canından can koparılan, çaresizlikten delirmenin eşiğine gelmiş darmadağın bir adam kalmıştı. Ormanda Jaden’ın oku tam ona saplanacakken Hüma’nın hiç tereddüt etmeden, kendi canını hiçe sayarak öne atılıp o oku böğrüne yemesi... O an kızın dudaklarından süzülen kanı avuçlarında hissettiği o korkunç saniye zihninde yeniden patladı.O gün, o ormanda, o ok Hüma’nın tenine saplandığı an Valer kendi kalbinin de durduğunu anlamıştı. Hüma’ya hep "bela" diye takılışı, onunla uğraşmayı dünyadaki her şeyden çok sevmesi aslında içine attığı o büyük yangının gizli adresiydi. Ona sırılsıklam aşık olduğunu, o inatçı, kafa tutan yeşil gözlere, o her tehlikede diklenen cesur ruhuna körkütük bağlandığını kendine bile tam itiraf edememişti. Şimdi ise o bela dediği kadın, o canından çok sevdiği kız, iki şişe zehirle karanlık bir hücrede can çekişiyordu.
"BENİM YÜZÜMDEN!" diye kükredi Valer.
Sesi sığınağın demir ve taş duvarlarında yankılanıp hepimizin yüreğini dağladı.Dizlerinin üzerine öyle bir düştü ki, taş zeminin çıkardığı ses odadaki tüm nefesleri kesti. Kılıcının kabzasına iki eliyle sarılıp başını yere eğdi, hıçkırıkları boğazından kopan vahşi, boğuk birer iniltiye dönüştü:"O ok bana gelecekti! Benim yerime o vuruldu...
O yara yüzünden zayıf düşmeseydi o canilerin tuzağına düşmeyecekti! Ben onu koruyamadım, ellerimin arasından kayıp gitmesine engel olamadım!"Gözyaşları demir kabzaya damlarken, omuzları sarsıla sarsıla ağlıyordu. Hayatında ilk defa bu kadar çaresiz, bu kadar kalkanı düşmüştü."Ona bir daha sarılamayacak mıyım?" diye fısıldadı, sesi acıdan tanınmaz haldeydi.
"Bana o inatçı bakışlarıyla diklenip 'ukala' demeyecek mi?
Ben onsuz ne yaparım, sesini duymadan, kokusunu içime çekmeden bu dünyada nasıl nefes alırım?
Hüma... Gülümsemesi yarım kalanım...
Ben sensiz nasıl yaşarım be bela?! Ölüyor...
Benim yüzümden gözümün önünde eriyip gidiyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum!"
Valer’in kendini yiyip bitiren, ruhunu parça parça eden o kahredici feryatları odadaki herkesin ciğerini yaktı. Grubun koruyucu babası Boran, devasa cüssesiyle yere yığılmış, Valer'in omzunu sıksa da kendi gözyaşlarına engel olamıyordu. İksircimiz Reno gümüş bıçağını düşürmüş, duvara sırtını vererek sessizce çökmüştü.Şifacımız Elowen ise acıdan kavrulsa da o sarsılmaz iradesiyle öne atıldı ve Valer’in omuzlarından tutup sarstı. "
Kendini paralamayı kes Valer!" dedi Elowen, sesi hem sert hem de gözyaşlarıyla titreyerek.
'Ölmek üzere' diyorlar, öldü demiyorlar! Hüma hâlâ nefes alıyor!
Onun seni ne kadar çok sevdiğini, o inatla hayata tutunmaya çalıştığını biliyorsun. Zamanında ulaşırsam o zehri söküp alacağım. Layra’yı o buz gibi sulardan, Hüma’yı ölümün pençesinden almadan kimse pes etmeyecek!"Elowen’ın sözleri Valer’in o dipsiz karanlığını dağıtmasa da, içine körüklenmiş vahşi bir intikam ateşi düşürdü. Yavaşça ayağa kalktı; yüzü kireç gibi beyazdı, gözyaşları yanaklarında kurumuştu ama bakışları artık bir ölüm makinesinden farksızdı. Kılıcını hırsla kınından geçirdi."Yaşayacak," dedi Valer, sesi zift gibi koyu ve demir gibi keskindi.
"Ona o kabarık balo elbisesini giydirip dans edeceğime dair kendime söz verdim. O kızı benden alamazlar. Hilara’yı da o zindanları da başlarına yıkarım!"
Boran, devasa baltasını omuzuna kavradı. "Hemen çıkıyoruz Valer! Kapıları baltalarla kırıp geçeceğiz. Ne Hüma’yı ölüme terk ederiz ne de liderimiz Layra’yı o dondurucu suların altında zincirli bırakırız!"
Elowen çantasına tüp tüp panzehirleri ve iksirleri doldururken elleri hâlâ acıyla titriyordu. Zümrüt yeşili gözlerini bize çevirdi: "Hüma’nın kalbi hâlâ vuruyordur, hissettiklerime güvenin! Ama o iki şişe zehri bedeninden sökmek için hemen oraya ulaşmam lazım.
Reno, sis ve patlayıcı iksirlerini hazırla!"Reno masaya saray zindanlarının kroki çizimini sertçe vurarak söze girdi. "Gizli su kanallarından sızarsak zaman kazanırız. Hilara bizim paniğe kapılmamızı bekliyor."Ben de boynumdaki kolyeği sıkarak öne atıldım.
"Manon’un fermanını yem olarak kullanacağız," dedim kararlı bir sesle. "Hilara bu kâğıdın peşinde. Sarayın doğu kapısından içeri tek başıma girip fermanı vereceğimi söyleyerek Hilara’yı oyalayacağım. Bütün muhafızlar bana odaklandığı an, Valer, Boran ve Elowen batı mahzeninden sızıp zindana patlayacak. Hüma ölmeden ve Layra daha fazla işkence görmeden onları söküp alacaksınız!"Aira odanın en arkasında durmuş, kollarını dolamış halde bizi izliyordu. Bütün bu zamanla yarışan çıldırtıcı hazırlığı dinlerken yüzündeki o solgun maskeyi korumaya çalışıyordu.
Ama gözlerindeki dehşet verici vicdan azabı saklanacak gibi değildi. Hilara ile yaptığı o gizli anlaşma yüzünden Hüma’nın şu an can çektiğini, en yakın dostu Layra’nın kafasından buz gibi sular döküldüğünü bildikçe içten içe mahvoluyordu."
Ben..." dedi Aira, sesi pürüzlü ve kırık çıkarak. "Ben de doğu kapısında Eliza’ya gözcülük ederim. Çabuk olun... Hüma’nın vakti tükeniyor."‘Lütfen dayan Hüma...’ diye geçirdi içinden Aira, tırnaklarını avucuna geçirecek kadar sıkarken. ‘Sadece fermanı alıp Eliza’yı gönderecekler sanmıştım. Sana iki şişe zehir içireceklerini nereden bilebilirdim? Sakın ölme... Layra beni asla affetmez.’Zamanımız tükeniyordu. Herkes silahlarını kuşanıp sığınaktan fırladı. Şafak sökmeden o zindana girmiş olmalıydık. Valer, Hüma’nın can çektiği düşüncesiyle adeta kontrolden çıkmış bir kasırga gibi en önde koşuyordu.

Onları kurtaracaktık; ne pahasına olursa olsun.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.