3. bölüm / 19
MÜHÜRLÜ GEÇMİŞİN PEŞİNDE/BASILIYOR!Bölüm 3
Bölümler 19Şu an: Bölüm 3
- 1 Bölüm 1867 kelime
- 2 Bölüm 21.443 kelime
- 3 Bölüm 32.247 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 42.602 kelime
- 5 Bölüm 52.655 kelime
- 6 Bölüm 61.039 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 82.611 kelime
- 9 Bölüm 91.493 kelime
- 10 Bölüm 10716 kelime
- 11 Bölüm 11704 kelime
- 12 Bölü, 121.190 kelime
- 13 Bölüm 141.116 kelime
- 14 Bölüm 15587 kelime
- 15 Bölüm 151.115 kelime
- 16 Bölüm 17493 kelime
- 17 Bölüm 18547 kelime
- 18 Bölüm 192.133 kelime
- 19 Bölüm 201.116 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ormandaki dondurucu rüzgar, ince kıyafetlerimin arasından sızıp kemiklerimi bir bıçak gibi kesiyordu.
Islak yaprakların ve tekinsiz ağaç dallarının yüzümü kanatmasına aldırış etmeden koşmaya çalışıyordum. Arkamdan gelen muhafızların at nal sesleri, ormanda yankılanan meşale ışıkları ve bağrışmaları giderek yakınlaşıyordu.
Midemdeki amansız kramp, ayaklarımdaki kesikler ve dermanı kalmamış bedenim beni durdurmak için adeta yalvarıyordu.Dayan Eliza... diye fısıldadım kendi kendime. Göğsüm körük gibi inip kalkıyor, nefesim gecenin ayazında yoğun bir buhar gibi yayılıyordu.
Sakın durma! O soğuk, yalanlarla dolu saray duvarlarının arasında bir piyon gibi ölmektense bu karanlık ormanda son nefesimi veririm daha iyi. Dayan...
Annenin izini bulmadan, sana bu hayatı yaşatanların tahtını başlarına yıkmadan pes edemezsin. Çok az kaldı Eliza, az daha gayret et!
Ancak iradem, tükenen bedenime yetmiyordu. Bacaklarım titremeye başladı, zihnim karanlığa çekildi. Şakaklarıma saplanan dehşet bir ağrıyla başım döndü. Görüşüm bulanıklaşırken dizlerimin bağı tamamen çözüldü. Islak toprağa doğru yığılırken son gördüğüm şey, sık ağaçların arasından süzülen hafif bir ateş ışığı, burnuma çalınan odun dumanı kokusu ve devasa bir adamın gölgesi oldu.Başardın... ya da yakalandın...
Göz kapaklarım kurşun gibi ağırlaşırken dünya tamamen karardı.Gözlerimi tekrar açtığımda ne ıslak toprağın dondurucu soğuğu vardı ne de başımın üstünde sallanan tekinsiz ağaç dalları. Burnuma çam odununun, cızırdayan taze etin ve hafif bir kekik kokusunun buğusu geldi. Sırtımın altındaki yumuşak postun üzerinde yavaşça kıpırdandım. Midemden yükselen amansız açlık krampı ve şakaklarıma saplanan dehşet ağrıyla inleyip elimi başıma götürdüm.
"Bak sen... Bizim kaçak nihayet dünyamıza dönmeye karar verdi," dedi alaycı, tonlaması sinir bozacak kadar kendinden emin bir erkek sesi.Başımı zorlukla sesin geldiği yöne çevirdim. Ateşin tam karşısındaki kütüğe kurulmuş, alnına dökülen koyu siyah saçları, keskin çene hattı ve karşısındakini çileden çıkaracak kadar çekici bakan kehribar gözleriyle bir adam duruyordu..
Ateşin diğer tarafında duran, beline kadar uzanan gür kahverengi saçlı kız kollarını göğsünde birleştirip yarım bir tebessümle öne atıldı:"Nihayet ayıldı kız! Senin o dahi beyne sığmayan ukalalıklarını dinlemeden önce bir nefes alsaydı bari, Valer. Malum, senin çeneni çekmek baygınlıktan daha zor.
"Valer, kıza doğru çarpık bir gülümsemeyle bakıp oturduğu kütükte öne eğildi. Kehribar gözlerinde alaycı bir kıvılcım çaktı. "Lafa bak... Bırak da kız kendisi karar versin Hüma. Yine her zamanki gibi sırf bana muhalefet olmak için araya giriyorsun, tam bir baş belasısın."
"Senin şu 'dünyanın merkezi benim' havalarının yanında benim belam hafif bile kalır ukala," dedi Hüma alaycı bir göz süzmeyle.Hüma, konuşurken elindeki devasa fırlatma bıçağını parmaklarının arasında inanılmaz bir hızla döndürdü. Bıçağın gümüş çeliği ateşin ışığında bir şimşek gibi çaktı. Grubun en güçlü, en tehlikeli ve ölümcül savaşçılarından biri olduğu her halinden belliydi. Ardından bana dönüp sırıttı:
"Selam bu arada! Ben Hüma. Dere kenarında seni o hâlde görünce heykelsi bir zarafet gördük ama neyse ki canlı çıktın."
O sırada ateşin başındaki turuncu dalgalı saçlı kız yayı yanına koyup kollarını kavuşturdu. Zümrüt yeşili gözlerini üzerime dikti; yüzünde dehşet bir öfke yoktu ama beni burada istemediği her halinden belliydi."Tamam, yeter bu kadar konukseverlik," dedi kız, huzursuz bir tonla. "Ben Layra. Grubun lideriyim. Açık söyleyeyim; peşindeki muhafız ordusunu görünce seni bu kampa getirmek hiç içimden gelmedi. Şehrin girişinde devriyeler iki katına çıkarılmış durumda ve senin gibi ne olduğu belirsiz biri yüzünden grubumu riske atmak hiç işime gelmiyor.
"Grubun en minyonu olan sarışın kız kıpır kıpır bir neşeyle yanıma çömelip dumanı tüten kaseyi bana doğru uzattı. Layra'ya zerre aldırmadan kulağıma doğru fısıldadı:"Sen bakma ona, Layra'yı boş ver sen... Bak, güzelce çorbanı iç. Ben Elowen! Grubun şifacıyım. Çorbanın içine taze nane de kattım, sana hemen derman getirir."Layra, Elowen'in bu umursamaz ve tatlı tavrı karşısında derin bir iç çekip gözlerini devirdi.
Bir şey söylemek istedi ama vazgeçip kollarını kavuşturdu.O sırada ateşin gölgesinde oturan, devasa omuzları ve sırtındaki çifte baltasıyla ortamın en cüsseli ve sessiz adam, derin, gür ve sakin bir sesle söze girdi.
Elindeki eti tahta tabağa bırakıp Layra'ya baktı:"Kızı darlama Layra. Ormanda peşindeki atlıları tek başına atlattı. Kolay pes etmeyen birine benziyor, grupta bi süre kalmasının bize bir zararı olmaz.ben bora Buarada "Bora'nın o az ama öz, ağırlığı olan lafından sonra Layra itiraz etmedi, sadece başını sallamakla yetindi.
Çorbadan bir yudum alıp Elowen'a gülümsedim. Ardından gruptekileri süzüp duruşumu bozmadım:
"Sizlere yük olmak gibi bir derdim yok. Adım Eliza. Ve peşime taktığım o muhafız ordusunun sahibi... geçen haftaya kadar öz babam sandığım Kral."Bu sözüm üzerindeki o hafif hava bir anda kesildi.Valer kaşlarını çatıp dikkatle süzdü:
"Geçen haftaya kadar mı?""Evet," dedim gözlerimi ateşin turuncu alevlerine dikerek. "Yıllardır o sarayın soğuk duvarları arasında kilitli tutuluyordum. Geçen hafta yatağımda gizlenmiş eski bir mektup buldum."Derin bir nefes aldım, boğazıma oturan düğümle yüzleşerek devam ettim:"Mektubu okuduğumda öğrendim ki yıllardır babam bildiğim o acımasız Kral da annem bildiğim Kraliçe de benim öz ailem değilmiş! Ben tahtın soyunu sürdürmek için bebekken çalınmışım. Annemin hayatta olup olmadığını bile bilmiyorum... Mektupta sadece çalındığım yazıyordu."Hüma kaşlarını hafifçe kaldırıp alaycı bir kıkırdamayla araya girdi:
"Vay be... Yani kaçmak yerine paşa paşa tahtı geçip, o sahte kralı ve kraliçeyi uykularında gebertip sonra da anneni aramaya koyulmak çok daha mantıklıydı aslında. Neden bu kadar zahmete girdin ki?"Tam o anda aklıma kaçtığım gecenin kaosu geldi ve hafifçe gülümsedim:
"Planım tam olarak öyle işleyecekti aslında. Ama kaçarken o şımarık sahte 'kardeşim' önüme çıktı. Bana yine o üstenci tavırlarıyla emretmeye kalkınca dayanamayıp yüzüne öyle bir tokat yapıştırdım ki... Kızın çığlığı bütün koridorda yankılandı. Muhafızlar dökülünce de tahta geçme planını erteleyip camdan atlamak zorunda kaldım."Ateşin etrafındaki atmosfer bir anda dağıldı. Hüma duyduğu bu detayla neşeyle bir kahkaha patlattı:
"İşte şimdi seni sevmeye başladım Prenses! Tokat atmak her zaman en iyi kaçış kurgusudur."Hüma'nın gözlerindeki alaycı gülümseme yerini çocuksu bir heyecana bıraktı: "Bekle bir dakika... Sen şimdi gerçekten koskoca bir prensessin, öyle mi? Yani o ipekli, kat kat, devasa kabarık elbiselerden giyiniyordun?"Hüma'nın gözlerindeki bu parıltı Valer'i tamamen şaşırtmıştı. Valer, oturduğu kütüğün üzerinde kalakalıp kehribar gözlerini açarak şaşkınlıkla Hüma'ya baktı:"Ne? Sen... Kabarık elbise mi seviyorsun? Sert kız imajının arkasında bir prenses hayali mi yatıyordu gerçekten?"
"Kes sesini ukala!" dedi Hüma, Valer'e doğru ters bir bakış fırlatarak. Ama hemen bana dönüp yüzünde bambaşka bir hayranlıkla devam etti:
"Bana bak Eliza, benim çocukluğumdan beri gizli hayalim ne biliyor musun? Şöyle devasa, tarlatanlı, giyince kapılardan sığamayacağın kadar kabarık bir prenses elbisesi giymek! Düşünsene, sarayda yürüyorsun ve elbisenin altından kimse belindeki altı tane gizli hançeri fark edemiyor... Mükemmel bir kamuflaj! İleride o sahte krallığı bastığımızda bana bir tane kabarık elbise sözün olsun, anlaştık mı?"Layra hafifçe kıkırdayıp gururla Hüma'nın omzuna vurarak pıspışladı: "Yaraşır Hüma'ma! Benim gül gibi yoldaşıma her şeyin en güzeli, en kabarık olanı yakışır."Elowen da elindeki çorba kepçesini sallayarak heyecanla araya girdi:
"Ben de ben de! Bana da şöyle fırfırlı, sarı bir elbise sözü ver! Hüma'yla saray bahçesinde kabarık elbiselerimizle dolaşırken Valer'in şaşkınlıktan düşen çenesini izlemek harika bir manzara olurdu!"Buğra köşeden hafifçe kıkırdayıp devasa kollarıyla göğsünü kavuşturdu. Valer hâlâ şaşkınlığını atlatamamış hâlde kafasını sallarken Layra bakışlarını tekrar bana çevirdi. Yüzündeki o tebessüm yerini liderane bir ciddiyete bıraktı."Güzel... Kardeşini tokatlayıp muhafızları ayağa kaldırdığına göre o sahte Kral şu an Doğu Sınırı'nı ablukaya almıştır bile. Bu gece yola çıkmamız şart," dedi Layra. Ardından kollarını göğsünde birleştirip doğrudan gözlerimin içine baktı:"Ama asıl mesele şu Eliza... Elinde sadece çalındığını yazan eski bir mektup var. Peki öz anneni nasıl bulacaksın? Elinde bir iz, bir isim ya da gideceğimiz bir ipucu var mı?""Dürüst olmak gerekirse..." dedim, bakışlarımı ateşin cızırdayan alevlerine dikerek.
"Hiçbir fikrim yok. Mektupta ne bir isim yazıyordu ne de gidebileceğim bir yer..."Boğazımdaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştım, ardından bakışlarımı gruptekilere çevirdim: "Bildiğim tek şey o sarayda, o yalanların içinde daha fazla kalamayacakmdım. Kral Manon ile Kraliçe Marona'nın yüzüme baka baka yalan söylemesine daha fazla katlanamazdım."Hüma elindeki fırlatma bıçağını kınını sokup kafasını salladı:
"Tamam da Prenses, koskoca krallıkta sıfır ipucuyla dolaşmak samanlıkta iğne aramaktan farksız."Valer oturduğu kütükte öne eğilip kehribar gözlerini üzerime dikti: "Aslında tek bir yer var..." dedi alaycı bir gülümsemeyle. "İpucunun olduğu tek yer, senin henüz kaçtığın o yer. Sarayın gizli arşivleri, Manon'un özel odası ya da Kraliçe Marona'nın mektupları. Annenin kim olduğuna dair bir kayıt varsa, o da kesinlikle o sarayın duvarları arasındadır."Layra derin bir nefes alıp kollarını göğsünde birleştirdi. Yüzünde ciddi bir düşünce belirdi:
"Valer haklı. Dışarıda kör gibi dolaşmaktansa, en büyük riski alıp saraya gizlice geri dönmek ve ipucu aramak en mantıklısı. Şimdilik aranan bir kaçaksın Eliza, saraya döneceğin Manon'un aklının ucundan bile geçmez."Bora koca baltasını yanına koyup gür sesiyle onayladı:
"Mantıklı. Ama bu gece kimse bir yere gitmiyor. Herkes bitkin. Hava aydınlanmadan biraz dinlenmemiz şart."Yorucu kaçışın ve duygusal yükün ardından grubun geri kalanı postların üzerine kıvrılıp kısa sürede derin bir uykuya daldı.
Valer'in hafif horultusu ve Elowen'ın mışıl mışıl nefes alıp verişi kampın sessizliğine karışıyordu. Bora ise devasa cüssesiyle tüfeğine/baltasına yaslanmış, gözleri kapalı dinleniyordu.İlk nöbeti tutmak için ateşin başındaki kütüğe geçtim. Çok geçmeden Layra elindeki yayyla yanıma gelip sessizce oturdu. Gözleri ormanın karanlığını tarıyordu ama duruşunda o ilk baştaki sertlik yoktu."Uyuyamadın mı?" diye sordum kısık bir sesle."Nöbet sıramız," dedi Layra, hafifçe gülümseyerek. Bakışlarını ateşin korlarına çevirdi. "Sana karşı biraz sert davrandım Eliza. Ama grubumu korumak zorundayım... Kaçmanın ne demek olduğunu, arkada bıraktığın yalanların yükünü çok iyi bilirim."Layra derin bir nefes alarak bakışlarını ateşin turuncu korlarına dikti. Yüzündeki o her zamanki sert, sarsılmaz ifade bu kez yerini kırılgan bir geçmişin gölgesine bırakmıştı.
"Beni sadece bu grubun lideri sanıyorsun, değil mi?" diye fısıldadı Layra, sesi rüzgarın uğultusuna karışırken. "Aslında ben... Layrel Krallığı'nın ortanca valisiydim. Koskoca bir soydan geliyorum. Zekamla ve hırslımla sarayın göz bebeğiydim."Gözlerini kapatıp geçmişin acı hatıralarını zihninden kovmak ister gibi başını iki yana salladı."Sonra... ablamı zehirlediler. Gözlerimin önünde eriyip gitti. Ablam ölünce vesayet ve taht hakkı doğrudan bana kaldı. O güç, o yetki, tahta oturmak parmaklarımın ucundaydı Eliza... Ama yapmadım. O kanlı tahtın sevdası hiçbir zaman ruhumu doyurmadı."Bakışları sertleşti, sesindeki acı derinleşti:"En korkuncu neydi biliyor musun?
Ablamı zehirleyenlerin kim olduğunu babam da biliyordu, ben de... Fakat babam olacak o adam, sırf komşu krallıkla siyasi ilişkileri bozulmasın, skandal çıkıp tahtı sallanmasın diye cinayetin üstünü örttü! Bırak adalet aramayı, ablama halkın gözü önünde layıkıyla bir cenaze töreni bile yaptırmadı. Onu yok saydı, hatırasını bir çöp gibi kenara attı."Layra'nın yumrukları sıkıldı, parmak boğumları bembeyaz oldu. Bakışlarını doğrudan bana çevirdi; zümrüt yeşili gözlerinde hem derin bir keder hem de sarsılmaz bir bağ vardı.
"O gün anladım ki o yaldızlı saray duvarları, üzerimize giydiğimiz o ipek elbiseler sadece birer altın kafesten ibaret. Taht bana kalmışken o yetkiyi teptim. Lanet okudum babamın tahtına da, onun sahte krallığına da... Gece yarısı sarayın gizli geçidinden kaçtım. Ormanda ne yapacağımı bilmez, kimsesiz ve bir ölü gibi dolaşırken yolu Hüma ile kesişti. Beni o çamurun, o intikam hırsının içinden çekip çıkaran Hüma oldu. Bana yeniden güvenmeyi, bir aile olmayı öğretti."Hafifçe gülümsedi, elini omzuma koyup şefkatle sıktı:
"Yani anlayacağın Eliza... İkimiz de kaçak prensesiz. İkimiz de o soğuk saray duvarlarının yalanlarını kusup özgürlüğü seçtik. Bizi aynı kader buraya getirdi. O yüzden korkma. O saraya geri döneceğiz, senin gerçek ailenin ipucunu o arşivlerden çekip alacağız. Ve ne Manon'un muhafızları ne de o yalancı kraliçe seni benden alabilecek. Çünkü bu sefer arkanda sadece kılıçlar değil, aynı yoldan geçmiş bir kız kardeşin var."Layra'nın bu ağır ve içten itirafı, gece yarısının soğuk rüzgarında zihnime bir kor gibi düşüp yandı.
Anlattığı her kelime, göğsümün ortasındaki o boşluğu doldururcasına içimi titretti. Elimi usulca uzatıp, omzumda duran elinin üzerine koydum ve parmaklarımı sıkıca kenetledim."Biliyor musun Layra..." dedim, sesim fısıltıdan hallice çıkarken. Bakışlarımı ateşin zayıflayan korlarından ayırıp doğrudan zümrüt yeşili gözlerine diktim."Mektubu bulduğum o ilk an, dünyamın başıma yıkıldığını hissettim. Yıllarca babam ve annem sandığım insanların, bana sevgiyle bakarken aslında gözlerimin içine bakarak yalan söylediklerini anlamak... O ipekli saray koridorlarında yürürken kendimi yapayalnız, kimsesiz ve koca bir yalanın ortasında kalmış bir yabancı gibi hissettim.
"Gözlerimden bir damla yaş süzüldü ama hemen elimin tersiyle sildim. Yüzümde acı ama kararlı bir tebessüm belirdi
:"Ama şimdi seni dinleyince... Yalnız olmadığımı anladım. Sen o tahtı, o iğrenç gücü ve yalanları reddedecek kadar cesurmuşsun. Ablan için, kendi özgürlüğün için o yaldızlı kafesi kırıp atmışsın. Ben ise sadece bir yalanı öğrenip kaçan korkak bir kız gibi hissediyordum kendimi.""Korkak değilsin," dedi Layra kararlılıkla. "Kendini sakın küçümseme.""Belki de değildim," diye devam ettim,
gözlerimde ilk kez beliren bir kıvılcımla. "Ama artık ne istediğimi biliyorum. O saraya sadece kaçtığım için değil;
Manon ve Marona'nın yüzüne o yalanlarını çarpmak için geri döneceğim. Gerçekten kim olduğumu, nereden geldiğimi öğreneceğim. Ve senin gibi bir kız kardeşin yanımda olduğunu bilmek bana hayatımda hiç hissetmediğim kadar güç veriyor."Layra'nın yüzünde gurur dolu, sıcak bir tebessüm yayıldı. Sıkıca tuttuğum elini daha da bastırdı: "İşte şimdi tam bir kaçak prenses gibi konuştun Eliza."Etrafımıza kavis çizen gece karanlığına ve ateşin hafif cızırdayan korlarına göz gezdirdik. Kamp alanında ekibin geri kalanı derin uykularındaydı.Ateşin hemen yanı başında, devasa cüssesiyle Boran, o kapı büyüklüğündeki çelik kalkanını başının altına yastık yapmış, bir kaya gibi sarsılmaz bir huzurla uyuyordu. Yanında, grubun neşesi ve şifacısı minyon Elowen dökümlü kıyafetlerine sarınmış, sarışın bukleleri etrafa dağılmış halde masumca büzülmüştü.
Biraz ötede, sırtını çam ağacının gövdesine dayamış olan Valer, kılıcını göğsüne bastırmış halde uykusunda bile o ukala tavrını koruyordu. Karşısındaki kütükte ise Hüma, belindeki altı hançerden iki tanesini bileklerinin hemen dibinde tutarak, her an savaşa sıçrayacak bir esneklikle postun üzerinde yatıyordu.Ağaç dallarının gölgesinde ise iksir uzmanımız Vael, mavimsi pelerinine sarınmış, hemen yanındaki deri çantasındaki hassas cam şişeleri koruyacak şekilde hafifçe büzülerek uyuyordu. Onun biraz ilerisinde, hareketli bıçak ustamız Reno, uykusunda bile elindeki parlatılmış fırlatma bıçağını parmaklarının arasından düşürmemiş, tüfekten fırlamaya hazır bir yay gibi kıvrılmıştı."Şunlara bak," dedim fısıltıyla, neşeyle horlayan Boran'a ve bıçağını sıkıca tutan Reno'ya bakarak. "Hiçbirinin dünyadan haberi yok gibi ama her an savaşa hazırlar."Layra hafifçe kıkırdadı: "Bu ekip böyle Eliza. Hepsinin bir hikayesi, hepsi için burayı ev yapan bir nedeni var. Yarın gece o sarayın surlarına tırmanırken hepsi arkanda duracak.""Hadi," dedim elini son bir kez sıkarak. "Yarın hepsi için çok uzun ve tehlikeli bir gün olacak. Nöbet sıramız bitmek üzere, gidip biraz gözümüzü dinlendirelim."Layra başını salladı. O gecenin karanlığında, sarayın soğuk ve yalan dolu taşlarından uzakta, ilk kez kendimi bir yere ait, korunmuş ve güvende hissediyordum
Bölüm etkileşimi
