12. bölüm / 19
MÜHÜRLÜ GEÇMİŞİN PEŞİNDE/BASILIYOR!Bölü, 12
Bölümler 19Şu an: Bölü, 12
- 1 Bölüm 1867 kelime
- 2 Bölüm 21.443 kelime
- 3 Bölüm 32.247 kelime
- 4 Bölüm 42.602 kelime
- 5 Bölüm 52.655 kelime
- 6 Bölüm 61.039 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 82.611 kelime
- 9 Bölüm 91.493 kelime
- 10 Bölüm 10716 kelime
- 11 Bölüm 11704 kelime
- 12 Bölü, 121.190 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Bölüm 141.116 kelime
- 14 Bölüm 15587 kelime
- 15 Bölüm 151.115 kelime
- 16 Bölüm 17493 kelime
- 17 Bölüm 18547 kelime
- 18 Bölüm 192.133 kelime
- 19 Bölüm 201.116 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-Hüma-
Jaden 2. kez içeri girmeden önce, o dondurucu zindanın koyu karanlığında sadece ikimiz vardık. Hücrenin dondurucu soğuğu kemiklerimizi bir bıçak gibi kesiyor, kireçli rutubet kokusu genzimizi yakıyordu. Duvarlardan sızan buzlardan düşen damlalar, donmuş taş zeminde tıp tıp yankılanıyordu. Nefesimiz ağzımızdan duman gibi tüterek havada asılı kalıyor, morarmış parmaklarımız soğuktan hissizleştiği için birbirine zar zor dokunabiliyordu.
Birbirimize sığınmaktan başka hiçbir çaremiz yoktu.
"Layra..." diye fısıldadım, çenemin titremesine engel olamayarak. "Çok soğuk... Bedenimi artık hissedemiyorum."
Layra oturduğu buz gibi zeminde bana biraz daha yaklaştı. Morarmış, titreyen ellerini ellerimin üzerine koyup ısıtmaya çalıştı. Gözlerindeki o sarsılmaz cesaret, zindanın dondurucu karanlığına meydan okuyordu.
Tam o sırada zindanın ağır demir kapısı gıcırtıyla açıldı. O küçük insani anımız, içeri dalan dondurucu bir rüzgarla bir anda yerle bir oldu.
İçeri bu sefer yalnız girmedi Jaden; arkasında adımları dondurucu bir fırtınayı peşinden sürükleyen, kibri bedenine sinmiş Hilara belirdi. Bütün bu kâbusun, ikliklere işleyen bu buzdan zindanın ve Jaden'ın arkasındaki asıl acımasız güç oydu. Hilara, o buzul kadar soğuk bakışlarıyla zindandaki çaresizliğimizi süzüp alaycı bir tebessümle sırıtırken, Jaden sadece onun emrine amade sadık, gıcık bir piyon gibi yanında duruyordu. Hücrenin ortasında, içinde kitleler halinde buz parçalarının yüzdüğü devasa, dondurucu bir su fıçısı duruyordu.
Hilara, Jaden'ın arkasından süzülerek ağır ve asil adımlarla öne çıktı. Bastığı yerdeki kırağılar adımlarıyla çatırdıyordu. Jaden hemen geri çekilip gururla sahibine yol verdi. Hilara, titreyen ve dondurucu soğuktan dudakları morarmış halimize bakıp sadist bir tebessümle öne çıktı. Yüzünde en ufak bir acıma kırıntısı yoktu; aksine hücredeki bu çaresizlikten büyük bir zevk aldığı her halinden belliydi.
"Hâlâ konuşabiliyor musun prenses?" dedi Hilara, sesi dondurucu bir alayla zindanda çınlarken.
Elini aniden kaldırıp ağır ve son derece sert bir tokat indirdi Layra'nın yüzüne. Taş duvarlarda yankılanan o tokadın şiddetiyle Layra'nın başı yana savruldu, soğuktan çatlamış dudağı patlayıp kan donmuş zemine damladı. Hilara ise bu manzaraya bakarak yankılı, karanlık ve acımasız bir kahkaha patlattı.
Ama Layra pes etmedi; başını anında geri kaldırıp kanlı tükürüğünü Hilara'nın elbisesine doğru savurdu. Gözlerinde alev alev yanan bir nefretle:
"Sana asla boyun eğmeyeceğim!" diye haykırdı. "Beni öldürsen de, bu zindanda çürütsen de sana boyun eğmeyeceğim!"
"BIRAK ONU! BANA YAP!" diye fırlamaya çalıştım ben de.
Jaden gözlerini devirip alaycı bir iç çekti. "Çok zorluyorsun prenses," dedi, o sınır bozucu gevşek tavrıyla Layra'ya bakarak. "Sus da rahat rahat otur şurada... Kendin kaşınıyorsun."
Hilara elbisesine bulaşan kanı tiksintiyle süzdü, ardından yüzündeki o eğlenen gülümsemeyi bozmadan Jaden'a dondurucu bir emir verdi: "Sorguyu başlat. İkisini de buza yatır."
Jaden o gıcık sırıtışıyla öne atıldı. Hiç acımadan önce beni, ardından Layra'yı saçlarımızdan kavrayıp ortada duran, içinde buz kalıplarının yüzdüğü devasa fıçıya doğru sürükledi.
Saniyeler içinde ikimizin de başını aynı anda fıçının içindeki dondurucu, buzlu suya gömdü. Suyun dondurucu etkisi kafatasımıza bir çivi gibi saplandı. Kulaklarımızda suyun fokurtusu ve kendi çırpınışlarımız yankılanırken ciğerlerimiz oksijensizlikten patlayacak raddeye geldi. Jaden bizi sudan çekip çıkardığında ikimiz de gırtlağımızı yırtarcasına buzlu suları dışarı püskirttik.
"Ferman nerede?" diye sordu Jaden, soğuk bir fısıltıyla.
Layra ıslak saçlarının arasından nefretle soluyarak, "Cehennemin dibinde!" diye haykırdı.
Jaden hiç istifini bozmadan ellerini çırptı. "Çat, çat, saat! Yanlış cevap!" diye bağırdı ve yankılı, sinir bozucu bir kahkaha patlatarak ikimizin de başını aynı hırsla tekrar dondurucu suya bastırdı! Buzlu suyun altında ciğerlerimiz parçalanarcasına çırpınırken Jaden ikimizi saniyeler sonra hırsla tekrar yukarı çekti.
"Konuşacak mısınız artık, yoksa ciğerlerinizi burada buz kulakçıklarına mı çevireyim?" diye alay etti Jaden.
Ben güçlükle, "Bilmiyoruz... Yemin ederim bilmiyoruz!" diye öksürürken, Layra yüzüne yapışan saçların arasından öfkeyle Jaden'ın yüzüne baktı.
"Cık cık cık, hâlâ tatmin edici değil!" dedi Jaden ve hiçbir uyarı vermeden kafalarımızı üçüncü kez buzlu suyun dibine fırlattı. Bu sefer bizi çok daha uzun süre suyun altında tuttu. Hücrede sadece fıçıdaki suyun çırpınışlarımızla köpürmesi ve Hilara'nın dışarıda yankılanan sadist kahkahaları duyuluyordu. Zihnim kararmaya, bilincim dondurucu soğuğun ve oksijensizliğin altında yok olmaya başladı.
Jaden ikimizi tam nefessizlikten boğulmak üzereyken son bir hamleyle sudan fırlattı. İkimiz de fıçının kenarına tutunup kanlı ve buzlu sular tükürürken Jaden gıcık sırıtışıyla başımı tekrar kavradı. "Son şansınız küçük kızlar..."
Layra artık konuşacak gücü bulamayıp sadece hırladığında, Jaden "Peki, kendi tercihiniz!" diyerek dördüncü kez ikimizi de hırsla suyun karanlığına gömdü. Bu defa ciğerlerimize su kaçana kadar, bedenlerimiz tamamen jöle gibi pelteleşip çırpınmayı kesene kadar bizi suyun altında tuttu.
İkimizi de yarı baygın halde taş zemine fırlattığında bedenlerimiz soğuktan tamamen uyuşmuş, titreme yetisini bile kaybetmişti.
Jaden tam o anda eğilip saçlarımdan tutarak yüzümü yukarı kaldırdı. Şaşkın ve alaycı gözlerle bana bakıp gevşekçe sırıtıttı:
"Sahi Hüma, senin o kadar zehirlenmeden sonra çoktan ölmen lazımdı," dedi Jaden, dondurucu bir fısıltıyla. "O dozda bir zehir normal birinin ciğerlerini dakikalar önce patlatırdı. Hâlâ nasıl nefes alıyorsun, gerçekten şaşırtıcı. Ama merak etme, bu dondurucu su o yarım kalan işi seve seve tamamlayacak."
Hilara sinsi bir adımla yaklaşarak elindeki koyu renkli iksir şişelerini Jaden'a uzattı. "Madem bu kadar dirençli, artık ikinci ödüllerini alabilirler," dedi dondurucu bir sesle.
Jaden ilk şişeyi açıp morarmış çenemi sertçe kavradı ve yakıcı zehri yeniden boğazımdan aşağı döktü. Ardından aynı acımasızlıkla ikinci şişeyi de boğazımdan boşalttı. Sıvı içime indiği an, dondurucu soğuğun ortasında ciğerlerimize erimiş demir dökülmüş gibi çıldırtıcı bir yangın tekrar başladı. Dışarıdaki dondurucu buz ile içimizdeki alev alev yanan zehir birbirine karışıyor, nefes borularımız kilitleniyordu, eniyordu.
Zihnim acının kavurucu dalgası altında ezilirken içimden feryat eden o ses yükseldi:
'Ne yaparsan yap bana yap... Yeter ki bu canavarlar sevdiklerimin yanına yaklaşmasın. Dışarıdakilere, Layra'ya, aileme dokunmasın; varsın bütün bu acı benim göğsümde toplansın. Kendi yaram kanarken bile susardım, sırf kimseye yük olmamak için kendi kabuğuma çekilirdim. Yanağımdan süzülen her damla yaş, o ışıl ışıl, kabarık balo elbisesi hayalimi yakıp kül etse de dayanacağım... Annem, babam, en çok da o 9 yaşındaki küçük afacanım Alp... Kardeşimin kokusu zihnimde kaldığı sürece, sevdiklerim güvende olsun diye bu dondurucu çukurda her acıyı yutacağım!'
Hilara kapıya doğru yürürken son kez dönüp dondurucu soğukta kan ve ıslaklık içinde büzüşmüş halimize baktı.
"Kendi çaresizliğinizde boğulun," dedi Hilara, buz gibi sesiyle emrini mühürleyerek. Jaden ise arkasından o gıcık tavrıyla sırıtmaya devam ediyordu.
İçimdeki zehir organlarımı yakarken, dışarıdaki dondurucu soğuk bedenimi uyuşturmaya başladı. Bütün vücudum sarsılırken zihnimin son köşesinde bembeyaz papatyalar belirdi.
"Papatyalar..." diye fısıldadım, boğazımdan güçlükle süzülen, buharlaşan kanlı nefesle. "Papatyaları çok severdim ben... Toprağın en sert, en buzlu yerinde bile açan papatyaları... Ama sanırım o baharı bir daha göremiyeceğim..."
Layra ıslak ve buz tutmuş bedenine, kendi içindeki yangına hiçe sayıp bana doğru süründü. Titreyen kollarını bedenime doladı ve beni göğsüne bastırarak sımsıkı sarıldı.
"Beni bırak... kaç..." dedim, görüşüm tamamen silinirken. "Ben sadece bir yüküm..."
...kırılsa da beni bırakmayarak daha sıkı sarıldı. "Papatyaları da göreceğiz, o baharı da! Seni bırakmayacağım!"
"Dayan Hüma," dedi sesi titrese de kararlılıkla. "Bize boyun eğdiremeyecekler. Buradan çıkacağız. O tüylü, sıcak battaniyelere tekrar sarılacağız, söz veriyorum."
Hafifçe gülümsedim ama gözlerimden süzülen bir damla yaş yanağımda donacakmış gibi hissettirdi. "Papatyaları özledim Layra... Toprağın en sert yerinde bile inatla açan papatyaları. Şansımız olsaydı, o ışıl ışıl balo elbiselerimizle bahar bahçelerinde koşacaktık... Annemin sesini, babamın bakışını, Alp'in o afacan sarılışını çok özledim."
Layra yaşlı gözlerini benden saklamadan alnını alnıma dayadı. "O baharı göreceğiz Hüma. Alp'e tekrar sarılacaksın. Ben seni burada bırakmayacağım, duyuyor musun beni? Sakın pes etme."
Zehir bedenimi tamamen ele geçirip soğuk ikliklerime kadar işlerken başım Layra'nın omuzuna düştü. Hem de ok yarısı sızlaması arttı. Kirpiklerim buz tutup ağırlaştı. Hilara'nın o çınlayan acımasız kahkahası hâlâ zihnimin derinliklerinde yankılanırken dondurucu, kapkaranlık bir kuyuya gömüldüm.
Bölüm etkileşimi
