1. bölüm / 19
MÜHÜRLÜ GEÇMİŞİN PEŞİNDE/BASILIYOR!Bölüm 1
Bölümler 19Şu an: Bölüm 1
- 1 Bölüm 1867 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 21.443 kelime
- 3 Bölüm 32.247 kelime
- 4 Bölüm 42.602 kelime
- 5 Bölüm 52.655 kelime
- 6 Bölüm 61.039 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 82.611 kelime
- 9 Bölüm 91.493 kelime
- 10 Bölüm 10716 kelime
- 11 Bölüm 11704 kelime
- 12 Bölü, 121.190 kelime
- 13 Bölüm 141.116 kelime
- 14 Bölüm 15587 kelime
- 15 Bölüm 151.115 kelime
- 16 Bölüm 17493 kelime
- 17 Bölüm 18547 kelime
- 18 Bölüm 192.133 kelime
- 19 Bölüm 201.116 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
MÜHÜRLÜ GEÇMİŞİN PEŞİNDE
Bir mektupla hayatımın mahvolacağını bilemezdim
Saçlarımı geriye savurup oturduğum yerden doğrulduğum sırada kapıya doğru yöneldim. Tam o anda dadım Mariya’nın sert ama telaşlı sesini duydum:"Eliza!""Geliyorum!" diye seslendim arkama bile bakmadan."Hadi, çabuk ol! Annenle baban gelmek üzere!"Biliyordum; günlerdir bu anı bekliyordum zaten. Annemle babamı pek göremezdim; ya komşu krallıklara diplomatik ziyaretlere giderlerdi ya da saray işlerinin arkasına saklanırlardı.
Yemek salonuna geçip masadaki ağır, ahşap sandalyelerden birini çekerek oturdum. Kafamı kardeşlerime doğru çevirdim. Üçü her zamanki gibi kendi aralarında şakalaşıyor, kahkahalar atıyordu. Hiçbir zaman beni aralarına almazlardı. Sarayın yüksek aynaları beni dışarıdan "en şanslı kız" gibi gösteriyordu belki de; ancak o soğuk aynaların ardındaki hüznü görebilen tek bir göz bile yoktu
. Bu koca taş binada kendimi ait hissettiğim tek bir ruh bile bulamıyordum.Mariya yanıma kadar eğilip kulağıma fısıldadı:"Unutma, bugün kılıç dersin var."Sessizce başımla onayladım. Annemle de babamla da hiçbir zaman içten bir bağ kuramamıştım. Konuşmalarımız neredeyse her zaman taht ve sorumluluk meselelerinden ibaretti ama yine de onlara karşı içimde derin bir sevgi taşıyordum. Tam düşüncelere dalmışken salonun büyük kapıları açıldı ve neşeli bir ses yankılandı:
"Biz geldik!"Kardeşlerim hemen yerlerinden fırlayıp onlara sarıldılar. Ben de yüzüme zoraki bir tebessüm yerleştirip onları izledim. Masaya oturduklarında koyu bir sohbet başladı. Bir süre konuşmalara katılmadım; nedense göğsümün ortasında belirsiz, soğuk bir huzursuzluk çöreklenmişti. Yine de kendimi toparlayıp söze girdim.
Annem masayı süzüp gülümseyerek, "Bakalım benim kuşlarım biz yokken neler yapmış?" diye sordu.Hemen lafa atıldım:"Bolca kraliyet meselelerini inceledim. Asiller, zanaatkarlar ve kırlar hakkında pek çok yeni bilgi edindim. Kılıç ve okçuluk derslerim baya fazla arttığı için biraz fazla yoruluyorum ama döndüğünüz için çok mutlu oldum," dedim neşeyle.Annemle babam birdenbire tuhaf, ürkütücü bir gerginlikle birbirlerine baktılar. Gözlerindeki o anlık panik ifadesini anlamaya çalışırken babam araya girdi. Sesi aniden buz kesmişti:"Biz kılıç derslerinin artırılması için bir talimat vermedik. Sen geleceğin kraliçesi olacaksın. Askerlerin olacak; kendini savunacak kadar öğrenmen yeterli.
"Tam itiraz edecekken annem lafı kestirip attı ve bakışlarını yanımdaki ikizime çevirdi:"Neyse... Sen ne yaptın, Hilara?""Ben her zamanki gibiyim," dedi Hilara umursamaz bir edayla.Hilara benim ikiz kardeşimdi. Aynı anda doğmuştuk ama aramızdaki uçurum dünyalar kadardı. İkizim olmasına rağmen sır sırdaşa değil, en büyük rakibime dönüşmüştü. Normalde konuşmayı, parlamayı çok severdi ama tahta benim geçecek olmamı bir türlü kabullenemediği için ne zaman taht konusu açılsa aramızdaki o görünmez duvar daha da kalınlaşırdı.
Annemle babam da onun bu kıskançlığına alıştığı için ses çıkarmadılar."Benim dersim var, size iyi eğlenceler," diyerek masadaki ağır havadan kaçarcasına kalktım ve kılıç eğitimi aldığım salona doğru ilerledim.
Sarayda tek sığınağım zihnimi ve bedenimi zorladığım o derslerdi. Okçulukta da kılıçta da harikaydım; çünkü kendimi bildim bileli tek yaptığım şey çalışmaktı. Koridorun köşesini döndüğümde Mariya’nın kapıda beklediğini gördüm."Hadi geç kalacaksın," dedi.Nefesimi toplayıp antrenman salonunun ağır kapısını ittim. Birkaç Saat Sonra -Gece yarısı olmuştu. Taş salonda ikimiz de ter içindeydik ama pes etmeye niyetim yoktu. Eğitmenim kılıcının ucunu yere indirip etrafımda ağır adımlarla dönmeye başladı. Çeliğin taş zemine sürtünürken çıkardığı o yırtıcı ses, odadaki tek melodiydi."Tekniğin pürüzsüz, hamlelerini kusursuz uyguluyorsun," dedi sesi buz gibi bir ciddiyetle. "Ama sorunun bu zaten. Sen hafızanla dövüşüyorsun Eliza, ruhunla değil. Sadece bir sonraki adımı tahmin etmeye çalışıyorsun."Nefes nefese, "Sanki ezber yapmış gibisin diyorsun..." dedim. "Ama tüm darbelerini karşılıyorum!"Sözümü bitirir bitirmez üzerime atıldı. Kılıcı yukarıdan amansızca indi. Refleksle kılıcımı kaldırıp
Sözümü bitirir bitirmez üzerime atıldı. Kılıcı yukarıdan amansızca indi. Reflesle kılıcımı kaldırıp darbeyi göğüsledim. Çelik çeliğe çarpıp kıvılcım saçarken yüzünü yüzüme yaklaştırdı: "Gücüme gücünle karşılık veriyorsun, bu bir hata! Bırak gücüm boşluğa aksın, sen o boşluktan sız. Kuralları sil at; beni burada söküp atmak istermiş gibi gel üzerime!"
Bu sözler içimdeki yorgunluğu bir anda ateşe dönüştürdü. Kılıcımı savurup bu sefer ilk hamleyi ben yaptım. Öne fırlayıp çeliğimi onun namlusunun üzerine kaydırdım, gücünün boşa gitmesini sağladım. Hızla yana dönüp keskin bir hamle çıkardım. Dudaklarında takdir dolu yarım bir gülümseme belirdi. "Güzel... Ezberi bıraktın. Bugünlük bu kadar yeter. Kılıçta gerçekten iyisin, artık daha çok okçuluğa yoğunlaşmalısın. Git ve dinlen."
Başımı eğerek onu onayladım ve salondan çıktım. Odama girip dürüca banyoya geçtim. Ahşap dolabımı açıp üzerime rahat bir şeyler giydim. Tam yatağa doğru yönelecektim ki yastığın üzerinde duran o yabancı zarfı fark ettim. Kaşlarımı çattım. Duşa girmeden önce orada bir şey olmadığına adı gibi emindim. Vakit kaybetmeden zarfı yırtarcasına açtım. İçindeki kağıtta tek bir cümle yazılıydı: "Bu sırrı daha fazla saklayamazdım kraliçe marona ile kral manon senin gerçek annen ile baban değil sana sadece bunu açıklayabilirim ÖZÜR DİLERİM..."
Kimden geldiğini bile bilmediğim bu mektupla öylece odanın ortasında kaldım, inanacak mıydım? Tabiki hayır ama kim, kim odama girip bunu bırakma cüretinde bulundu? Aklımızdaki soruları düşünmeden önce kafamı toplamalıydım. Su içmek için kapıyı açıp mutfağa ilerledim mutfaktan mırıltılar geliyordu, normalde bu saatte herkes çoktan yatmış olurdu. Adımlarımı yavaşlattım ve köşeye sindim. Annemin fısıltısı duyuluyordu. "Neden ekstra kılıç dersi alıyor? Güçlenip kaçmak için mi?" Diyordu annem telaşla sonra babam söze girdi: "Saçmalama bi tane kılıç dersinden şüphelenme hemen. Öğrenmedi, öğrenmeyecek." Babamın sesi sakindi: "Evet, tamam, biliyorum. Onun annesi babası olmadığımızı hiçbir zaman bilmeyecek. Bunu ondan saklayacağız."
Duyduklarım karşısında kanım çekildi. Nasıl yani mektup gerçek miydi? Hemen sessizce geri odama yöneldim kapıyı sessizce kilityip sırtımı kapıya yasladım titreyen ellerimle yüzümü kapattım. Şimdi ne yapacaktım? Ailemi mi arayacaktım? Yoksa hiç birşey olmamış gibi devam mı edecektim? Kafamın içinde binlerce soru vardı uyuyup yarın düşünmeye karar verdim çünkü çok yorgundum yastığa kafamı koyduğum gibi derin bi uykuya daldım..
Bölüm etkileşimi
