16. bölüm / 19
MÜHÜRLÜ GEÇMİŞİN PEŞİNDE/BASILIYOR!Bölüm 17
Bölümler 19Şu an: Bölüm 17
- 1 Bölüm 1867 kelime
- 2 Bölüm 21.443 kelime
- 3 Bölüm 32.247 kelime
- 4 Bölüm 42.602 kelime
- 5 Bölüm 52.655 kelime
- 6 Bölüm 61.039 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 82.611 kelime
- 9 Bölüm 91.493 kelime
- 10 Bölüm 10716 kelime
- 11 Bölüm 11704 kelime
- 12 Bölü, 121.190 kelime
- 13 Bölüm 141.116 kelime
- 14 Bölüm 15587 kelime
- 15 Bölüm 151.115 kelime
- 16 Bölüm 17493 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Bölüm 18547 kelime
- 18 Bölüm 192.133 kelime
- 19 Bölüm 201.116 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Valer-
Yağmur yüzümü keskin bir bıçak gibi yırtıp geçerken, çizmelerim çamurun ve buz gibi suyun içine gömülüyordu. Kılıcım elimde ağırlaşmıştı ama parmaklarım soğuktan değil, göğsümün tam ortasına oturan o ağır sancıdan kilitlenmişti. Arkama, o lanetli sarayın göğe yükselen kasvetli gölgesine son bir kez baktım. Batı mahzeninden fışkıran suların ve patlamanın dumanları fırtınalı rüzgârda dağılıyordu.
İçim dökülüyordu. Göğsümün ortasında, sadece bir yoldaşı kaybetmenin ötesinde, hayatımdaki en anlamlı parçayı yitirmiş bir adamın enkazı vardı.
O gitmişti.
Boran önümde adımlıyordu. Kucağında bilinci kapanmamış, dudakları morarmış Layra’yı taşıyordu. Layra hâlâ nefes alıyordu... Onu o dondurucu zindandan çekip almayı başarmıştık. Ama bu kurtuluş bana zafer gibi gelmiyordu. Varlığıyla dünyamı değiştiren o kızı o karanlık mahzenin üstündeki odada bırakmıştım.
"Valer! Yürü, durma!" diye bağırdı Reno arkadan, atlara doğru koşarken. "Sular çıkış yolunu kapatıyor, acele et!"
Ayaklarım gitmek istemiyordu. Zihnim o demir ızgaranın arkasında, o taş merdivenlerin başındaki çaresizliğime çakılı kalmıştı. Parmaklarımın kanı hâlâ o soğuk demirlerde duruyordu; tırnaklarımı etime geçire geçire yumruklamıştım o paslı parmaklıkları. Hilara’nın o alaycı, buz gibi sesi kulaklarımda zehirli bir yılan gibi fısıldıyordu: "Hüma için çok geç... Bedeni sorgu odasında soğudu bile."
Yalan söylüyor olmalıydı... Yalan söylemek zorundaydı! Hüma öylece gidemezdi. Ben henüz onun o takılmalarına, alaycı gülüşüne doyamamıştım. Her fırsatta bana takılan, gözlerinin içine baktığımda o kendine has ışığıyla etrafı aydınlatan o kız, bir sarayın soğuk odasında tek başına, benim yanımda yokken son nefesini vermiş olamazdı! Elowen’in elinde sımsıkı tuttuğu panzehir tüplerine baktım; hepsi doluydu, hepsi işe yaramaz birer cam parçasından ibaretti artık. Benim için hayattaki herkesten farklı olan o kızın damarlarına yaşamı aktaramamıştım. Onu o karanlıkta, o canilerin elinde yalnız başına ölüme terk etmiştim.
Aira ve Eliza fırtınanın içinden atlarıyla yanımıza doğru fırladılar. Eliza’nın gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü, boynundaki fermanı sımsıkı tutuyordu. Yüzündeki o mahvolmuş ifadeyi gördüm ama tek bir kelime bile edecek dermanım yoktu.
"Hüma..." dedi Eliza, sesi hıçkırıklarla kırılarak. "Hüma nerede Valer? Nerede o?"
Cevap veremedim. Dudaklarım bir daha hiç konuşmayacakmış gibi titredi. Bakışlarımı çamura devirdim. Gözlerimden akan sıcak yaşlar yağmura karışırken, hayatımda ilk kez bu kadar küçük, bu kadar işe yaramaz hissettim. Onu koruyamayan bir adamın çaresizliğiyle dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu.
"Ona yetişemedik Eliza..." dedi Elowen arkadan, sesi rüzgârda kırılarak. "Yetişemedik..."
Eliza’nın elindeki ferman çamura düşerken Aira başını öne eğdi. Kimse tek bir kelime bile edemiyordu artık; sadece gece, yağmur ve kalbime batan o devasa sessizlik vardı.
Atımın yanına varıp dizginleri tuttum. Ellerim zangır zangır titriyordu. Hüma’ya söz vermiştim... O kabarık balo elbisesini giydiğinde karşısında durup hayranlıkla gözlerinin içine bakacaktım. Birlikte atışacaktık, yine bana kızacak ama ben gözlerimi ondan alamayacaktım... Şimdiyse arkamda, o zalimlerin ellerinde tek başına kalmış dünyamı bırakarak kaçıyordum.
O gitmişti.
"Affet beni..." diye fısıldadım sarayın heybetli surlarına doğru. Sesim fırtınanın uğultusunda erip gitti. "Seni orada bıraktığım için, sana senin yerinde bende ne kadar farklı olduğunu tam olarak gösteremediğim için affet beni Hüma..."
Atımın üstüne fırladım ve dizginleri acımasızca çektim. Yağmurun ve gecenin zifiri karanlığının içine doğru atımı sürerken, ruhumu, içimdeki o en değerli duyguları ve geleceğimi o sarayın soğuk odasında, Hüma’nın kimsesiz bedeninin yanında bıraktım.
Bölüm etkileşimi
